(4857 S. K. m. 20) (HG 27.09.2006 T. 2006/9-652 E. 2006/575 K.) (HGK. 20.10.2004 T. 2004/9-510 E. 2004/557 K.)
Dava: Davacılar yetkili sendika vekili aracılığı ile, iş sözleşmesinin geçerli neden olmadan feshedildiğini belirterek feshin geçersizliğine ve işe iadesine karar verilmesini istemiştir.
Mahkemece, bozma sonrası yapılan yargılamada davanın reddine karar verilmiştir.
Hüküm süresi içinde davacılar avukatı tarafından temyiz edilmiş olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi B.Kar tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:
Karar: Davacılar yetkili sendika vekili aracılığı ile, iş sözleşmesinin geçerli neden olmadan feshedildiğini belirterek feshin geçersizliğine ve işe iadesine karar verilmesini talep etmiştir.
Mahkemece feshin geçersizliğine ve davacının işe iadesine dair ilk karar maddi hata istemi sonrası Dairemizin 13.02.2006 gün ve 2005/34485 Esas, 2006/3089 Karar sayılı ilamı ile 4857 sayılı İş Kanunu'nun 18. maddesi uyarınca feshin geçersizliği ve işe iade istenebilmesinin koşullarından biri, işyerinde 30 ve daha fazla işçini çalışmış olmasıdır. İş güvencesi kapsamında kalmanın koşullarından bir olan bu olgunun, mahkemece araştırılması gerekir. Öncellikle tarafların bu konudaki delilleri toplanmalı, ilgili kurumdan kayıtlar getirtilmeli, işyerinde 30 işçi çalışmadığı anlaşılırsa, bu nedenle davanın reddine karar verilmelidir. İşyerinde 30 ve daha fazla işçi çalıştığı belirlendiği takdirde ise, davacılar hakkında açılan kamu davasını beklenmeli ve sonucuna göre karar verilmelidir. Yazılı şekilde feshin geçersiz olduğunun kabulü hatalıdır gerekçesi ile bozulmuştur.
Bozma sonrası, mahkemece, iş mahkemeleri kararlarına karşı karar düzeltme talebinde bulunulamayacağı gerekçesi ile eski kararda direnilmesine karar verilmiş, ancak direnme kararının HUMK.'nun 388. maddesine uygun verilmediği, kısa karar ve gerekçeli kararda hüküm oluşturulmadığı gerekçesi ile Hukuk Genel Kurulu'nun 27.09.2006 gün ve 2006/9-652-575 sayılı ilamı ile bozulmasına karar verilmiştir.
Hukuk Genel Kurulu kararı sonrası, bozma gereği işlem yapması gereken, mahkeme bu kez yeni bir hüküm kurarak, davanın davacı tarafça takip edilmediği, bozma ilamında belirtilen eksik hususların ikmal edilmediği, davanın mahiyeti gereği en kısa zamanda sonuçlanması gerektiği, davacılar hakkında açılan kamu davasının sonuçlanmasının uzun süreceği, davacıların ilerde dava açma haklarının bulunduğu gerekçesi ile davanın reddine karar vermiştir.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 20.10.2004 gün ve 2004/9-510E.2004/557 K sayılı ilamı uyarınca, 4857 Sayılı yeni İş Kanununun 20.maddesi: İş sözleşmesi feshedilen işçi, fesih bildiriminde sebep gözetilmediği veya gösterilen sebebin geçerli bir sebep olmadığı iddiası ile fesih bildiriminin tebliği tarihinden itibaren bir ay içinde iş mahkemesinde dava açabilir. Toplu iş sözleşmesinde hüküm varsa veya taraflar anlaşırlarsa, uyuşmazlık aynı sürede özel hakeme götürülür. Feshin geçerli bir sebebe dayandığını ispat yükümlülüğü işverene aittir. İşçi feshin başka bir sebebe dayandığını iddia ettiği takdirde, bu iddiasını ispatla yükümlüdür. Dava seri muhakeme usulüne göre iki ay içinde sonuçlandırılır, mahkemece verilen kararın temyizi halinde Yargıtay bir ay içinde kesin olarak karar verir. Özel hakemin oluşumu çalışma esas ve usulleri bu yönetmelikle belirlenir. Hükmünü getirmiştir. Madde ile iş aktinin feshinin geçersizliğine ilişkin açılacak bir davanın seri yargılama usulüne göre kısa süre içerisinde sonuçlandırılması düşüncesi, işçinin emek gelirinden olanaklar ölçüsünde çok kısa bir süre yoksun kalması ilkesinden kaynaklanmış ve bu nedenle de Yargıtay Özel Dairesince verilecek kararın kesin olması amaçlanmıştır. Genel Kurulun önüne gelen uyuşmazlık, 4857 sayılı İş Kanununun yukarıya alınan 20/3 maddesinde yer alan mahkemece verilen kararın temyizi halinde Yargıtay ilgili Dairesinin vereceği kararın kesin olması kuralından ne anlaşılması gerektiği noktasında toplanmaktadır. Yerel mahkeme, yukarıda da belirtildiği üzere, Yargıtay'ın ilgili Dairesinin önüne gelen hükmü bozup geri çeviremeyeceği, uygun bulmaması durumunda kendisinin davayı kesin biçimde sonuçlandıracağı düşüncesindedir. Şu hususta kuşku duyulmaması gerekmektedir; temyiz üzerine önüne gelen kararı inceleyen Özel Daire, dosya içeriğini kendisini sonuca götürecek mahiyette gördüğü takdirde kararını kesin olarak verecektir. Ancak, Özel Daire dosya içeriğini, kesin olarak karar vermeye yeterli bulmadığında eksikliklerin giderilmesi amacıyla hükmü bozacak ve giderilmesini yerel mahkemeden isteyebilecektir. Bir başka anlatımla, Yargıtay Özel Dairesinin bu uyuşmazlığı nihai olarak neticelendirebilmesi için, iş akdinin feshinin haklı bir sebebe dayanıp dayanmadığı olgusunun, dosya içeriğinden tam olarak anlaşılır olması gerekir. Madde ile kesin olarak karar vermeden amaçlanan, yerel mahkemenin dosyasının içeriğinin Özel Daireyi karara götürecek nitelikte olmasıdır. Çünkü Yasa, iş akdinin feshinin haklı bir sebebe dayanıp dayanmadığının belirlenebilmesi için taraflara kanıtlama külfeti yüklemiştir. Önemli olan, tarafların iddia ve savunmaları doğrultusunda belirttikleri olguların, dayanakları olan bilgi ve belgelerin karara esas olmak üzere dosyaya yansıtılmış olmasıdır. Mahkemece, taraflarca ileri sürülen olgular ve dayanağı delillerin toplanması koşuluyla verilecek karar, Yargıtay'ca gerektiğinde tekrar ele alınıp kesin sonuca bundan sonra ulaşılabilecektir.
Yukarda açıklanan Hukuk Genel Kurul kararı gereği, feshin geçersizliği ve işe iade ile ilgili davada, yerel mahkemenin Yargıtay Özel Dairesince kararı araştırmaya yönelik bozulduğunda, bu kararın gereklerinin yerine getirmesi gerekir. Mahkemece Dairemiz bozma kararları yerine getirilmediği gibi, bu kez davacı tarafça takip edilmediği, bozma ilamında belirtilen eksik hususların ikmal edilmediği, davanın mahiyeti gereği en kısa zamanda sonuçlanması gerektiği, davacılar hakkında açılan kamu davasının sonuçlanmasının uzun süreceği, davacıların ilerde dava açma haklarının bulunduğu gerekçesi ile davanın reddine karar verilmesi hatalıdır. Kaldı ki feshin geçersizliği istemli dava, 4857 sayılı İş Kanunu'nun 20. maddesi uyarınca fesih bildirim tarihinden itibaren bir aylık süre içinde açılmalıdır. Bu süre hak düşürücü süredir. Gerekçe de açıklandığı üzere davacının ilerde böyle bir dava açma hakkı bulunmamaktadır.
Sonuç: Temyiz olunan kararın yukarıda yazılı sebepten BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine, 12.05.2008 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy