(4857 S. K. m. 6) (2004 S. K. m. 67)
Dava: Davacı, itirazın iptali ile icra inkar tazminatı ödetilmesine karar verilmesini istemiştir. Yerel mahkeme, davanın reddine karar vermiştir. Hüküm süresi içinde davacı avukatı tarafından temyiz edilmiş olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi Ş. Ç. tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:
Karar: Davacı işçinin iş sözleşmesinin işverence feshedilmiş, süresi içinde feshin geçersizliğinin tespiti ile işe iade davası açılmış ve yapılan yargılama sonunda işe iadeye dair karar verilmiştir. Davacı işçi, kesinleşen kararın tebliğinden itibaren 10 gün içinde işe başlatılması yönünde talepte bulunmuştur. Davalı işveren bir aylık yasal başlatma süresinin son günlerinde işçiye gönderdiği bildirimde, Özelleştirme Yüksek Kurulunun 30.6.2006 gün ve 2006/50 sayılı kararı ile işyerinin satılarak özelleştirildiğini bildirmiş, kuruma ait hiçbir işyeri kalmadığı için de işe iadenin imkansız hale geldiğinden söz ederek işe başlatmanın mümkün olmadığını açıklamıştır. Davacı işçi işe başlatmama tazminatı ile boşta geçen süreye ait ücret ve diğer haklar için ilamsız icra takibinde bulunmuş, davalı işveren takibe kısmen itiraz etmiştir. Temyize konu bu davada ise davacı işçi, itirazın iptali ile icra inkar tazminatı isteklerinde bulunmuştur.
Mahkemece, işyerinin resmi bir makam tarafından kapatılması ve başvuru tarihinde çalıştırılacak bir işyeri olmaması sebebiyle, işe iade noktasında ifa imkansızlığının bulunduğu gerekçesiyle işe başlatmama tazminatına hak kazanılamayacağı ve yine toplu iş sözleşmesi gereğince ödenmesi gereken iaşe bedelinin fiilen çalışmaya bağlı olarak olduğu, 4 aya kadar boşta geçen süre bakımından iaşe bedeli istenemeyeceği gerekçesiyle itirazın iptali isteğinin reddine dair karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili süresi içinde temyiz etmiştir.
Sözleşmenin kurulmasından sonra ortaya çıkan ifa imkansızlığı; doğa olayları, kamu makamlarının engellemeleri veya üçüncü kişinin eylemleri gibi önceden kestirilemeyecek, aşılamayacak zorlayıcı nedenlerle gerçekleşmişse, borçlu, normun koruma amacı dışında kalan böylesine atipik bir rizikodan sorumlu tutulamaz. Borçlu ifası imkansızlaşmış borcundan kurtulmuş olur (Borçlar Hukuku, Genel Bölüm, Serozon Rona, İfa Engelleri Haksız Zenginleşme, C.III, İstanbul 1998, s 137,138). İfa imkansızlığı ile ilgili olarak
Dairemizin, mahkeme kararında da sözü edilen 22.1.2004 gün ve 2004/22636 E, 2004/534 K. sayılı kararında, TMSF tarafından el konulan banka işyerinde çalışan işçinin iş sözleşmesinin feshi ifa imkansızlığı ile ilişkilendirilmiş ve işçinin iş sözleşmesinden doğan cezai şarta hak kazanamayacağı kabul edilmiştir. Ancak daha sonra 2005 yılında verilen başka bir kararda, TMSF tarafından el konulan başka bir banka ile işçi arasında imzalanmış olan belirli süreli iş sözleşmesinin feshi halinde ifa imkansızlığının söz konusu olmadığı hükme bağlanmıştır (Yargıtay 9.HD. 27.9.2005 gün 2005/8555 E, 2005/31427 K). Bahsi geçen Dairemiz kararının gerekçesinde, bankanın faaliyetlerinin durdurulması ve TMSF tarafından el konulmasında banka yönetiminin kusurlu olduğu, bu durumun da ifa imkansızlığına yol açmayacağı ifade edilmiştir.
Dosya içindeki bilgi ve belgelere göre davacı işçi, davalı şirketin Murgul işletmesine bağlı Hopa Tesis Müdürlüğünde iş sözleşmesinin feshine kadar çalışmıştır. İşyerinin özelleştirme kapsamına alınması sebebiyle iş sözleşmesi feshedilmiş, işe iade davasında görüldüğü bir aşamada 30.6.2006 tarihinde davacının çalıştığı işyeri özelleştirme yoluyla satılmıştır. Davacının işe iade yönünde 11.6.2007 tarihinde başvurusu üzerine davalı işveren, 10.7.2007 tarihli cevap yazısında işyerinin satılması sebebiyle işe başlatmanın mümkün olmadığını açıklamıştır.
Davalı işverene ait olan ve davacının da iş sözleşmesinin feshine kadar çalıştığı Hopa Tesis Müdürlüğü işyerinin 30.6.2006 tarihinde satılarak el değiştirdiği taraflar arasında tartışmasızdır. Bu arada davalı şirketin tasfiyesi kararı alınmış ve tasfiye işlemleri için şirket yönetim kuruluna yetki verilmiştir. Somut olayda üzerinde durulması gereken konu davalı şirketin tasfiyesi değil, işyeri devridir. Gerçekten, davacının bir süre çalıştığı işyeri özelleştirme uygulamaları çerçevesinde satılarak el değiştirmiştir. Bu işlem işe iade davasında yargılamanın devam ettiği bir aşamada gerçekleşmiştir. 4857 sayılı İş Kanununun 6. maddesinde, işyeri veya işyerinin bir bölümünün hukuki bir işleme dayalı olarak başka birine devri halinde, devir tarihinde işyerinde veya bir bölümünde mevcut olan iş sözleşmelerinin bütün hak ve borçları ile birlikte devralana geçeceği hükme bağlanmıştır. Davacının iş sözleşmesi devir tarihinden önce feshedilmiş olsa da, süresi içinde işe iade davası açılmakla iş sözleşmesi devam etmektedir. İşe iade davası sonunda feshin geçerli bir nedene dayanmadığı tespit edilmiş olmakla işveren feshi ortadan kalkmış durumdadır. Davacının işe iade yönünde başvurusunu yaptığı anda işyerinin davalı işverene ait olmaması sonucu etkilememelidir. Nitekim işe iade davasının yargılaması sırasında gerçekleşen işyeri devrine rağmen, işe iade hükmü davalı işveren hakkında kurulmuştur. İşyerinin devredilmesinin ardından davalı şirketin tasfiye sürecine girmiş olması ve davalının işçi çalıştırabileceği başkaca bir işyerinin bulunmaması da işe iade noktasında ifa imkansızlığı anlamına gelmez. İşçinin devralan işveren yanında işe başlatılması imkan dahilindedir. Bu noktada işe başvuru anında işyerinin kapatılmış olması ve faaliyetin sonlandırılması da önemsizdir. Davalı işverenin işe başlatmamanın sonuçlarından sorumlu tutulması gerekir. İşe başlatmama tazminatı bakımından itirazın iptali gerekirken isteğin reddi hatalı olmuştur.
Öte yandan, toplu iş sözleşmesinin 58. maddesinde düzenlenen ve işçilere çalışılan her gün için iaşe bedeli ödenmesini öngören hükmün 4 aya kadar boşta geçen süre için uygulanamayacağı yönünde mahkeme kararı da yerinde değildir. İşe iade davasında kararın kesinleşmesine kadar ve en çok 4 aya kadar süre, çalışılmış gibi değerlendirilmelidir. Böyle olunca, kararın kesinleşmesine kadar en çok 4 aya kadar süre içinde davacının iade bedeline hak kazandığının kabulü gerekir.
Sonuç: Temyiz olunan kararın yukarıda yazılı sebepten BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine, 08.07.2008 gününde oyçokluğu ile karar verildi.
KARŞI OY
Dosyadaki yazılara, toplanan delillere, kararın dayandığı gerektirici nedenlere gore usul ve yasaya uygun olan hükmün ONANMASI gerektiği düşüncesinde olduğumdan sayın çoğunluğun oluşturduğu bozma kararına katılamıyorum. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy