(5411 S. K. m. 133)
Dava: Davacı, banka zararının tahsiline karar verilmesini istemiştir.
Yerel mahkeme, davayı reddetmiştir.
Hüküm süresi içinde davacı avukatı tarafından temyiz edilmiş olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi B.Ünal tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:
Karar: 1- Dosyadaki yazılara toplanan delillerle kararın dayandığı kanuni gerektirici sebeplere göre, davacının aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yerinde değildir.
2- Mahkemece, davanın reddine karar verilmiş ve davalı yararına nispi vekalet ücretine hükmedilmiştir. 5411 sayılı Bankacılık Kanunun 133 maddesinde
bu madde kapsamında açılan veya açılacak davalar ile kanuni halef sıfatıyla takip edilen davalarda, lehine hükmedilen tarafa vekalet ücreti maktu olarak belirlenir hükmü düzenlenmiştir. Buna göre, reddedilen miktar için davalı yararına maktu vekalet ücretine hükmedilmesi gerekirken nispi vekalet ücreti tayini hatalı olup karar bu nedenle bozulmalıdır. Ancak yapılan bu yanlışlığın giderilmesi yeniden yargılamayı gerektirmediğinden hükmün HUMK' nun 438/VII maddesi gereğince aşağıdaki şekilde düzeltilerek onanmasına karar vermek gerekmiştir.
Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerle mahkeme kararının hüküm kısmının üçüncü bendinde yazılı 15.783,44 YTL avukatlık ücretinin ibaresinin hükümden çıkarılarak; yerine Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre belirlenen 575,00 TL vekalet ücretinin şeklinde yazılmasına ve hükmün düzeltilmiş bu şekli ile onanmasına, 04.06.2009 tarihinde oyçokluğu ile karar verildi.
Karşı Oy Yazısı
Dava, davalının sonradan davacı TMSF 'ye devredilmiş olan Milli Aydın Bankası TAŞ (Tarişbank) ın Söke Şube Müdürlüğü sırasında yeterli teminat olmadan mevzuata aykırı ve usulsüz kredi kullandırmaktan kaynaklanan zararın giderilmesi istemine ilişkindir.
Mahkemece kredi borçluları ve kefilleri hakkındaki takiplerin devam ettiği, bu kredilerle ilgili davacının aciz vesikası alıp kredi borçlularından alacağını tahsil etmesinin imkansız hale geldikten sonra usulsüz kredi açtığı ileri sürülen davalıya davanın yöneltilmesi gerektiği belirtilerek bu işlemler yapılmadan doğrudan davanın açılamayacağı gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiştir.
Oysa ki, kredi borçlusu ile krediyi mevzuata aykırı şekilde kullandırdığı ileri sürülen davalının davacıya karşı farklı hukuki sebeplere dayalı olarak müteselsilen sorumlu bulundukları yasa gereği olup; aynı zarardan (borçtan) birden fazla kişinin birlikte (müteselsil ) sorumluluğunun söz konusu olduğu hallerde alacaklının alacağının tamamını borçlulardan yalnız birinden talep edebileceği gibi hepsinden birlikte de talep edebilir. Borçlulardan biri hakkında takip yapılması ya da dava açılması borç ifa edilmediği müddetçe tahsilde tekerrüre düşmemek kaydı ile diğer borçlar hakkında takip yapılmasına ve dava açılmasına engel değildir. Esasen müteselsil borçlara karşı aynı yada farklı hukuki sebeplere dayanılarak ayrı ayrı talepte bulunmayı engelleyici bir kural bulunmamaktadır. H.G. Kurulunun 4.12.2008 gün ve E 2008/4-782, K. 2008/789 sayılı kararı da aynı yöndedir. Bu nedenle mahkemece işin esasının incelenmesi ve tahsilde tekerrüre yol açmaması yönü de gözetilerek bir sonuca varılması gerekirken yazılı gerekçe ile davanın reddi hatalıdır.
Ayrıca belirtmek gerekir ki bir an için davada işin esasının incelenebilmesi için aciz vesikasının gerekli olduğu kabul edilse dahi aciz vesikası dava koşulu olmayıp davada bekletici ön mesele yapılacak bir husus olduğundan aciz vesikasının ibrazının beklenmesi yerine usul ekonomisi ilkesi de göz ardı edilerek davanın yazılı şekilde sonuçlandırılmış olması doğru olmamıştır.
Yukarıda açıklanan nedenlerle hükmün bozulması gerektiği görüşünde olduğundan sayın çoğunluğun aksi düşünce ile oluşturduğu onama kararına katılamıyorum. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy