(4857 S. K. m. 21, 24) (818 S. K. m. 49)
DAVA: Taraflar arasındaki, kazanç kaybı alacağı ile manevi tazminat alacağının ödetilmesi davasının yapılan yargılaması sonunda; ilamda yazılı nedenlerle gerçekleşen miktarın faiziyle birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine ilişkin hüküm süresi içinde temyizen incelenmesi taraflar avukatlarınca istenilmesi ve davacı avukatınca da duruşma talep edilmesi üzerine dosya incelenerek işin duruşmaya tabi olduğu anlaşılmış ve duruşma için 13.4.2010 Salı günü tayin edilerek taraflara çağrı kağıdı gönderilmişti. Duruşma günü davalı adına Avukat ........ ile karşı taraf adına Avukat ........ geldiler. Duruşmaya başlanarak hazır bulunan avukatların sözlü açıklamaları dinlendikten sonra duruşmaya son verilerek Tetkik Hakimi ........ tarafından düzenlenen rapor sunuldu, dosya incelendi. gereği konuşulup düşünüldü:
YARGITAY KARARI
1-Dosyadaki yazılara, toplanan delillerle kararın dayandığı kanuni gerektirici sebeplere göre, tarafların aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yerinde değildir.
2-Davacı işçi iş sözleşmesinin kişilik haklarını da ihlal eden haksız bir suçlama sonucu feshedildiğini, feshin ardından 8 süreyle işsiz kaldığını, işe iade davasında 4 aylık boşta geçen süre için ücreti ödenmişse de kalan 4 ayı için de son ücret üzerinden maddi tazminat talep ettiğini belirterek bu davayı açmıştır.
Davalı işveren işe iade davasında hükme bağlanan 4 aylık boşta geçen süre ücret ve diğer haklarının ödendiğini maddi tazminatın koşullarının oluşmadığını belirterek davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, herhangi bir gerekçeye yer verilmeksizin 4 aylık ücret tutarında tazminat isteğinin kabulüne karar verilmiştir.
Kararı bu yönden davalı vekili temyiz etmiştir.
Davacı işçiye işe iade davasında hükme bağlanan 4 aya kadar boşta geçen süreye ait ücret ve diğer haklarının ödendiği hususu taraflar arasında tartışmasızdır. Bu davada, 4 ayın dışına kalan boşta geçen süre için tazminat isteğinde bulunulmuştur.
4857 sayılı İş Kanununun 21. maddesin 3. fıkrasında işçinin kararın kesinleşmesine kadar boşta geçen süre içinde en çok 4 aya kadar ücret ve diğer haklarının ödeneceği hükme bağlanmıştır. Aynı maddenin son fıkrasında ise, maddenin birinci, ikinci ve üçüncü fıkrası hükümlerinin sözleşmelerle değiştirilemeyeceği kuralı öngörülmüştür. Bu durumda sözü edilen düzenlemeler kamu düzeniyle ilgili olup, boşta geçen sürenin 4 aydan sonraki süresi için istekte bulunulması mümkün değildir.
Mahkemece maddi tazminat adı altındaki bu isteğin reddi gerekirken yazılı şekilde kabulüne dair karar verilmesi hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.
3- Davacı işçi, iş sözleşmesinin fesih nedenine ve bağlı olarak ihlal edilen kişilik hakları sebebiyle 40.000,00TL tutarında manevi tazminat isteğinde bulunmuş, mahkemece isteğin 5.000,00TL olarak kabulüne karar verilmiştir.
Kararı bu yönden her iki taraf vekili de temyiz etmiştir.
Uyuşmazlığın normatif dayanağı Borçlar Kanununun 49. maddesidir. Sözü edilen hükümde, “Şahsiyet hakkı hukuka aykırı bir şekilde tecavüze uğrayan kişi, uğradığı manevi zarara karşılık manevi tazminat namıyla bir miktar para ödenmesini dava edebilir. Hakim, manevi tazminatın miktarını tayin ederken, tarafların sıfatını, işgal ettikleri makamı ve diğer sosyal ve ekonomik durumlarını da dikkate alır” şeklinde kurallara yer verilmiştir.
Somut olayda davacı işçi evli ve çocuklu bir bayan olup, işyerinde genel müdür ile aralarında ilişki olduğu gerekçesiyle iş sözleşmesi feshedilmiştir. Fesih yazısında açıkça bu olguya dayanılmış ve yapılan araştırma sonucu olayın taraflarca ve tanıklarca doğrulandığı ifade edilmiştir.
Davacı işçi işe iade davası açmış ve ilk derece mahkemesi kararında, amiri tarafından cinsel tacize uğrayan işçinin durumu yetkilileri bildirmesi üzerine iş sözleşmesinin feshedildiği, her iki şahsın aralarında ilişki olduğu yönünde bir delilin olmadığı gerekçesiyle feshin geçersizliğinin tespiti ile işe iadesine karar verilmiştir. Davalının temyizi üzerine kesinleşen karara dayalı olarak davacı işçi yasal süresi içinde işverene başvurmuş, işverence işe başlatılmamıştır.
Davacı işçinin amiri konumundaki kişinin cinsel tacizlerine maruz kaldığını bildirmesi üzerine işverence olayla ilgili soruşturma yapıldığı kanıtlanabilmiş değildir. Bu durum işyerinde insan kaynakları müdürü olarak görev yapan davalı tanığının anlatımlarından anlaşılmaktadır.
Davacının yönetim kuruluna iletilen talebinin ardından davalı işveren olayı soruşturmamış ve davacının iş sözleşmesinin feshi yoluna gitmiştir. Ancak bu arada olay gerçekmiş gibi davacı işçiye yapılan fesih bildiriminde açıkça olaydan söz edilmiştir.
4857 sayılı yasanın 24/II- d bendinde işçinin diğer bir işçi ya da üçüncü kişiler tarafından işyerinde cinsel tacize uğraması halinde bunu işverene bildirmesine rağmen gerekli önlemlerin alınmamış olması işçi yönünden haklı fesih nedeni olarak gösterilmiştir.
Yasa koyucu, işyerinde cinsel tacize uğrayan işçinin durumu işverene bildirmesinin ardından konuyla ilgili önlem alma ve işçiyi koruma yükümünü işverene bırakmıştır.
Davalı işveren bu yönde bir çaba içine girmediği gibi, aksine davacı işçinin iş sözleşmesini ağır ve haksız ithamlarla feshetme yoluna gitmiştir.
Asılsız şahsiyete yönelik fesih gerekçeleri ile davacı işçinin ağır manevi zarara uğradığı açık olup, tarafların ekonomik ve sosyal durumu gözetildiğinde mahkemece verilen 5.000,00TL manevi tazminat somut olay yönünden yetersizdir.
Mahkemece davacının manevi zararlarını karşılayabilecek daha yüksek bir miktarda manevi tazminata hükmedilmesi için kararın bozulması gerekmiştir.
SONUÇ: Temyiz olunan kararın yukarıda yazılı sebepten BOZULMASINA, Davacı yararına takdir edilen 750.00 TL. duruşma avukatlık parasının davalıya, Davalı yararına takdir edilen 750.00 TL. duruşma avukatlık parasının davacıya yükletilmesine, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine, 13.04.2010 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)