(2709 S. K. m. 90) (1086 S. K. m. 434, 435, 465) (492 S. K. m. 28) (YHGK. 27.01.2010 T. 2010/19-49 E. 2010/10 K.)
Dava: Davacı, zararın ödetilmesine karar verilmesini istemiştir. Yerel mahkeme, istemi kısmen hüküm altına almıştır.
Hüküm duruşmalı olarak davalılar avukatı tarafından temyiz edilmiş ise de; H.U.M.K.nun 435. maddesi gereğince duruşma isteğinin süreden reddine ve incelemenin evrak üzerinde yapılmasına karar verilmiş olmakla Tetkik Hakimi Ş. Ç. tarafından düzenlenen rapor sunuldu, dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:
Karar: Davacı işveren dava dilekçesinde, Başkent Üniversitesine bağlı İzmir Zübeyde Hanım Uygulama ve Araştırma Merkezinde davalıların birlikte eylemleri sonucu zarara uğradığını ileri sürerek, fazlaya dair hakları saklı tutularak 813.473, 58TL tazminatın ödetilmesi isteğinde bulunmuştur.
Yapılan yargılama sonunda mahkemece, 581.139, 42TL zararın davalılardan müştereken müteselsilen tahsiline dair karar verilmiştir. Karar harcı olarak da 31.381,53 TL'nin yatırılması hükme bağlanmıştır.
Kararı davalılar yasal süresi içinde temyiz etmiştir. Mahkemece temyiz eden davalılara 31.745,58 TL karar harcı ile 7.937,00 TL temyiz harcı ve 130,00 TL posta giderinin yatırılması için H.U.M.K.nun 434/3 üncü maddesi uyarınca ayrı ayrı muhtıra çıkarılmıştır.
Davalılardan S. A., muhtırada geçen miktarların çok yüksek olması sebebiyle malvarlığı ve gelir durumları itibarıyla sözü edilen tutarların yatırılmasının mümkün olmadığını ileri sürerek, adli yardım talebinde bulunmuş ve harç alınmaksızın temyiz incelemesinin yapılmasını talep etmiştir.
Davalılardan S. A. yönünden 2.7.2008 tarihli ek kararla, yargılama sırasında davalının vekil aracılığıyla temsil edildiği, adli müzaheretten yararlanası gerektiği yönünde bir delil ibraz edilmediği gerekçesiyle adli yardım isteğinin reddine dair hüküm kurulmuştur.
Öncelikle belirtmek gerekir ki, adli yardım talebinin temyiz aşamasında ileri sürülmesine hukuken bir engel bulunmamaktadır. Davalılardan G. Ü. açısından yargılama sırasında adli yardım talebinde bulunulmamış olması, temyiz aşamasında bu yönde başvuru yapılamayacağı şeklinde değerlendirilmemelidir. Yargıtay H.G.K. da konuyla ilgili kararında, adli yardım talebinin kanun yollarına müracaat aşamasında yapılabileceğini kabul etmiş, ilk derece mahkemesinin bu yönde delilleri değerlendirerek usulü işlemleri tamamlaması gerektiği hükme bağlanmıştır (Yargıtay HGK 27.01.2010 gün 2010/19-49 E, 2010/10 K). H.U.M.K.nun 465 inci maddesinde, Kendisiyle ailesini maişetçe ehemmiyetli zarurete düşürmeksizin masarifi lazimeyi kısmen veya tamamen ifadan aciz olan kimselerle müessesatı hayriye iddia ve müdafaalarında veya icraya ve ihtiyati tedbirlere müracaatlarında haklı olduklarına dair delil gösterirlerse müzahereti adliyeye nail olabilirler" şeklinde düzenlemeye yer verilmiş, takip eden maddelerde, adli yardımlara dair esaslar ele alınmıştır.
Dava konusu olayda davalılardan talep edilen maddi tazminat miktarı 813.473,58 TL olup, mahkemece 581.139,42 TL zararın tahsiline dair hüküm kurulmuştur. Adli yardım talebinde bulunan davalının dosya içeriğiyle sabit olan gelir durumu dikkate alındığında temyiz aşamasındaki adli yardım talebinin kabulüne karar verilmelidir.
Özelikle kararın temyizi aşamasında oldukça yüksek miktarda karar ve temyiz harcının yatırılmasının istenmesi ve verilen sürede yatırılmaması üzerine kanun yoluna başvuru hakkının ortadan kaldırılması, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 6 ncı maddesinde sözü edilen adil yargılama hakkının ihlali niteliğindedir. Benzer bir olayda Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararında, başvurucudan istenen mahkeme harcının çok yüksek miktarda olması durumunda devletin mahkeme harcı almaktaki menfaatiyle başvuranın mahkemeler vasıtasıyla hakkını korumaktaki çıkarları arasında adil bir denge bulunmadığı kabul edilmiş ve başvuran yararına ihlalin varlığı sonucuna varılmıştır (AİHM, 19.6.2001 gün, başvuru No: 28249/95, Kreuz/Polonya).
Yine Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin bir kararında, başvurucuyu harç ödemekle yükümlü tutmanın kendisine aşırı bir yük getirmesi halinde, mahkemeye başvuru hakkının özünün zedelendiği kabul edilmiştir (AİHM, 26.06.2007 gün, başvuru no: 25321/02, Ülger/Türkiye).
Türkiye Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesini onaylamış olup, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin yargı yetkisini de kabul etmiştir. Anayasanın 90. maddesinde, Usulüne göre yürürlüğe konulmuş Milletlerarası andlaşmalar kanun hükmündedir. Bunlar hakkında Anayasaya aykırılık iddiasıyla Anayasa Mahkemesine başvurulamaz. (Ek cümle: 7.5.2004 - 5170 S.K./7. madde Usulüne göre yürürlüğe konulmuş temel hak ve özgürlüklere dair milletlerarası andlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi sebebiyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda milletlerarası andlaşma hükümleri esas alınır şeklinde kurala yer verilmiştir. Böyle olunca, adil yargılama hakkının ihlal edilmemesi bakımından somut olayda davalılara adli yardım hakkı sağlanmalıdır.
Öte yandan, Harçlar Kanununda 6009 Sayılı Kanun ile 23.7.2010 tarihinde değişiklik yapılmış olup, anılan Kanunun 28 inci maddesine göre, bakiye karar ve ilam harcının ödenmemiş olması, hükmün tebliğe çıkarılmasına, takibe konulmasına ve kanun yollarına başvurulmasına engel oluşturmaz. Mahkemece anılan hüküm de bir değerlendirmeye tabi tutularak karar verilmelidir.
Yapılan bu açıklamalara göre, davalılardan S. A. yönünden mahkemece verilen 2.7.2008 tarihli ek kararın ortadan kaldırılmasına karar vermek gerekmiştir. Bundan başka, davalılardan S. A. açısından ileri sürülen adli yardım talebi kabul edilmeli bu yönlerde usulü işlemler tamamlanarak bir karar verilmelidir.
Sonuç: Temyiz olunan kararın yukarda açıklanan sebeplerle BOZULMASINA, bozma nedenine göre davalılardan M. A.'ın tüm temyiz itirazlarıyla davalı S. A.'in diğer temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, peşin alınan temyiz harcının istenmesi halinde ilgiliye iadesine, 23.11.2010 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy