(1086 S. K. m. 72, 75, 159, 160, 161, 162, 163, 414, 415) (6100 S. K. m. 24, 25, 94)
Dava: Davacı, toplu iş sözleşmesi uyarınca alacağın ödetilmesine karar verilmesini istemiştir.
Yerel mahkeme, isteğin reddine karar vermiştir.
Hüküm süresi içinde davacı avukatı tarafından temyiz edilmiş olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi İ. P. tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:
YARGITAY KARARI
Davacı, davalı işyerinde çalışmakta iken, emekli olduğu, Çelik İş Sendikasına üye iken daha sonra Türk Metal İş Sendikasına üye olduğu, 2003 yılı itibari ile toplu iş sözleşmesinin tarafı Çelik İş Sendikasına toplu iş sözleşmesinden yararlanmak amacı ile dayanışma aidatı ödemeye başladığı davalının tüm işçilere 01.01.2003-01.07.2003 tarihleri arasındaki toplu iş sözleşmesi ücret farklarını ödediğini, sadece kendisinin yararlandırılmadığına yakacak yardımının ödenmediğini, ücret zammı, ikramiye sosyal yardım gibi hükümlerden yararlandırmadığını ileri sürerek toplu iş sözleşmesi uyarınca ücret zammı, ikramiye kömür v.s alacakların hüküm altına alınması istemiştir.
Davalı, Çelik İş sendikası ile arasında akdedilen 01.01.2003-31.12.2004 dönemine ilişkin 6. Dönem TİS'nin 05.07.2003 tarihinde bağıtlandığını, bu tarihte davacının Çelik İş sendikasına üye olmadığını, bu nedenle sözleşmeden yararlanmasının mümkün olmadığını, 08.07.2003 tarihli dilekçesi ile dayanışma aidatı ödeyerek yararlanmak istediğini, talep tarihinden itibaren toplu iş sözleşmesinden yararlandırıldığını, 01.01.2003-01.07.2003 dönemine ilişkin toplu iş sözleşmesinden yararlanma talebinin açıkça yasaya aykırı olduğunu 08.07.2003 tarihinden itibaren toplu iş sözleşmesinden yaralanabileceğini, bu tarihten sonra da yararlandığını, isteğin yerinde olmadığını savunmuştur.
Mahkemece, verilen ara kararı gereğince kesin süre ve yapılan ihtarata rağmen bilirkişi ücreti ve dosya gidiş-dönüş talimat masrafının davacı tarafından yatırılmamış olması nedeniyle davacının bilirkişi inceleme talebinden vazgeçmiş sayıldığı, bu nedenle davacının davasını ispat edemediği gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiştir.
Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 163. maddesinde biri Yasal öteki hakim tarafından tanınan iki türlü sürenin varlığı kabul edilmiş ve bu sürelere uyulmayan hallerde karşılaşılacak sonuç açıklanmıştır. Yukarıda sözü edilen maddeye göre yasal süre veya hakim tarafından tanınan süre içinde yapılması gereken işlem ilgili tarafça yapılmazsa hakkın düşeceği kabul edilmiştir. Yasal süre içinde yapılması gereken şeyin ne olduğu yasalarda yazılmış ve gösterilmiştir. Hakimin tanıdığı süre içinde yapılması istenilen işlemin ne olduğu ise hakimin bu yöne ilişkin bulunan ara kararında her halde açıklanmış olmalıdır. Hakimin süreye ilişkin ara kararının tereddüt uyandırmayacak, yorumu zorunlu kılmayacak, yanlış anlamayı önleyecek, ilgili tarafından kolaylıkla anlaşılacak derecede açık, sade ve sınırlı olması gereklidir. Bu hususla ilgili ara kararı konusu, kapsamı ve sınırları bakımından orta halli bir kişinin rahatlıkla anlayabileceği kadar açık olmalıdır. Pek az kişinin akıl erdirebileceği muğlak ifadeli bir ara kararının sade vatandaş tarafından anlaşılması olanağı yoktur. Özetle hakimin kesin süreye ilişkin ara kararında ilgili tarafın yapması gerekli görülen işler, sade bir dil kullanılarak kolayca anlaşılabilir biçimde birer birer ve açıkça gösterilmiş olmalıdır.
Türk Yargı sistemine göre hakim kendiliğinden bir davayı inceleyip, uyuşmazlığı çözemez. Bunun kaçınılmaz sonucu olarak da, tarafların istekleri ile bağlı tutulmuştur. (HMUK. 72, 75) Bu yolla, delillerin taraflarca hazırlanması prensibinden hareket olunarak ilgililer, dinletmek istedikleri tanıklar ile bilgisine başvurulmasını diledikleri bilirkişilerin keşif ve benzeri incelemelerin gerektirdiği masrafları karşılamakla yükümlü tutulmuşlar, buna uymamaları halinde de isteklerinden vazgeçmiş sayılacakları öngörülmüştür. (HMUK. 414) Usulün 159-163. maddeleri ise bu konuda tamamlayıcı hüküm olarak uygulanır.
Kendiliğinden yapılması gereken işlemlerde ise HUMK.'un 415. maddesi uyarınca giderlerin taraflardan birine veya her ikisinin ödenmesine karar verilebilir. Belirlenen süre içinde işleme ait gider ödenmez ise ilerde ilgilisinden alınmak sureti ile Devlet Hazinesi'nden ödenmesine karar verilmesi gerekir.
Somut olayda, davacı vekiline 07.04.2008 tarihinde, bilirkişi incelemesi yapılması için verilen kesin mehile ilişkin ara kararda masraf miktarı bakımından açıklık bulunmamaktadır. Bu durumda usulüne uygun bir kesin süre verildiğinin kabulü mümkün değildir.
Öte yandan dosyada mevcut delil durumuna göre karar verilebilip verilemeyeceği de tartışılmamıştır.
Mahkemece kesin mehile uyulmaması nedeni ile davanın reddine karar verilmiş olması hatalıdır.
Sonuç: Temyiz olunan kararın yukarıda yazılı sebepten BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine, 25.11.2011 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy