(4857 S. K. m. 21) (2004 S. K. m. 67)
Dava: Davacı, itirazın iptali ile takibin devamına icra inkar tazminatının tahsiline karar verilmesini istemiştir.
Yerel mahkeme, davanın reddine karar verilmiştir.
Hüküm süresi içinde davacı avukatı tarafından temyiz edilmiş olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi F.Benli tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:
Karar: Davacı davalı işveren aleyhine açmış olduğu işe iade davasının kabul edilerek kesinleştiğini, yasal süresi içinde davalı işveren başvuruda bulunmasına rağmen işe iadesini sağlamadığını, bu nedenle işe başlatmama tazminatı ile boşta geçer sürelere ilişkin hakları yönünden davalı işveren aleyhine başlatılan icra takibinin davalının haksız itirazı nedeni durduğunu ileri sürmüş ve itirazın iptali ile takibin devamına, karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı vekili; davacının vekili aracılığı ile işe iade başvurusunda bulunduğunu, bu hususta düzenlenen ihtarnamede yazılı adrese davacının işe başlaması için çağrı yapıldığını, davacının işe başlamaması nedeni ile icra takibinin haksız olduğunu ileri sürerek davanın reddini talep etmiştir.
Yerel mahkemece, davacının davalı iş veren tarafından süresinde yapılan çağrıya rağmen işe dönmediği kanaatine varılarak davanın reddine karar verilmiştir.
Hüküm süresi içerisinde davacı tarafça; işe iade talebinin kabul edildiği hususunun işçiye usulüne uygun şekilde bildirilmediği ve işçi işe kabulüne rağmen işe başlamasa dahi boşta geçen süre için hak kazandığı ücretlerin ödenmesi gerektiği ileri sürülerek temyiz edilmiştir.
1- Dosyadaki yazılara toplanan delillerle kararın dayandığı kanuni gerektirici sebeplere göre, davacının aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yerinde değildir.
2- İşe iade davası sonunda işçinin başvurusu, işverenin işe başlatmaması ve buna bağlı olarak işe başlatmama tazminatı ile boşta geçen süreye ait ücret konularında taraflar arasında uyuşmazlık bulunmaktadır.
4857 SK'nun 21. Maddesine göre, işçinin kesinleşen mahkeme kararının tebliğinden itibaren 10 iş günü içerisinde işe başlamak için başvurması gerekir. İşe iade başvurusunun işçinin avukatı tarafından yapılması imkan dahilindedir. İşe iade davasında davayı vekaletname ile takip etmiş olan avukat tarafından yapılan başvuru, kesinleşen işe iade kararının yerine getirilmesi anlamında değerlendirilmelidir.
4857 SK'nun 21. maddesinde söz edilen işe başlama talebinin şahsa sıkı sıkıya bağlı olduğundan söz edilemez. Başvuru, işe başlama yönünde bir irade açıklaması olup, aynı anda işçinin işe iade edilmesi gibi bir durum söz konusu değildir, işçinin şahsen Ya da yetkili avukatı tarafından yapılan başvuru üzerine işverence işçinin bir aylık süre içerisinde işe başlatılması mümkündür, işverence işçinin işe davet edilmesi halinde bizzat iş görme edimini yerine getirmek üzere işçinin belirlenen günde hazır olması gerekir. Görüldüğü üzere bizzat işçi tarafından yerine getirilmesi gereken iş görme ediminin başkasına devri mümkün olmaz.
İşçinin iş görme ediminin başkasına devrinin mümkün olmaması nedeni ile, davalı işverenin davetini 4857 SK'nun 21. maddesi gereğince bizzat davacının kendisine tebliğ etmesi gerekir
Somut olayda; işe iade kararı 08.12.2006 tarihinde kesinleşmiştir. İşe iade davasını takip eden davacı vekili, Beyoğlu 2. Noterliğinin 12.12.2006 tarih 31072 sayılı ihtarnamesi ile davacı işçinin 10 günlük yasal süre içerisinde işe başlatılmasını talep etmiştir. İhtarname davalı işverene 20.12.2006 tarihinde tebliğ edilmiştir.
Davalı işveren, davacı vekilinin adresine, Bakırköy 22. Noterliği aracılığı ile işe başlama isteğinin kabul edildiğine ilişkin çağrı belgesi düzenleyerek göndermiş ve bu belgenin muhatap avukatın daimi işçisi A.G. imzasına 04.01.2007 tarihinde tebliğ edildiği şerh edilmiştir.
Her ne karar, işe başlama isteğine ilişkin düzenlenen ihtarnamede davacı işçinin adresi gösterilmemiş ise de, davalı işverenin, işçinin adresini özlük dosyası ve iş yeri kayıtlarından tespit etmesi mümkündür. İşçinin iş görme ediminden sorumlu tutulabilmesi için, işçinin bizzat kendisine davetini tebliğ zorunluluğu bulunan işverenin, işçinin vekiline yapmış olduğu tebliğe dayanarak, yasal süre içerisinde çağrı yaptığına ilişkin savunmasına itibar edilerek davanın reddine karar verilmiş olması hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.
Sonuç: Temyiz olunan kararın yukarıda yazılı sebepten BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine, 30.09.2010 gününde oybirliğiyle karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy