(1086 S. K. m. 330, 331, 332) (6762 S. K. m. 83) (2004 S. K. m. 72, 170/B) (4721 S. K. m. 6)
Dava: Davacı, borçlu olmadığının tespitine karar verilmesini istemiştir. Yerel mahkeme, davanın reddine karar vermiştir.
Hüküm süresi içinde davacı avukatı tarafından temyiz edilmiş olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi Ş. K. tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:
Karar: Davacılar vekili: Müvekkillerinin keşideci ve dualist olduğu takip dayanağı bononun, işe gidiş sırasında davalı şirkete teminat olarak verildiğini ileri sürerek borçlu olmadığının tespitini istemiştir.
Davalı vekili: Davacı Ö.'in müvekkili şirkette pazarlamacı olarak çalıştığını, işten ayrıldığı sırada pazarlaması için teslim edilen malların büyük bir kısmını iade etmeyerek, karşılığında dava konusu bonoyu verdiğini ileri sürerek davanın reddini istemiştir. Mahkemece, icra dosyasında davacının ödeme taahhüdünde bulunduğu senede karşı senetle ispat kuralı gereğince davacının yazılı delil sunmadığını belirtilerek davanın reddine karar verilmiştir. Karar davacılar vekilince temyiz edilmiştir.
Dava, icra takibinden sonra İİK. nun 72/111 maddesi uyarınca açılmış olumsuz tespit davasıdır. Borçlu, kendisine karşı, bir icra takibi başladıktan sonra ve henüz borcu ödememiş durumda iken, bu davayı açmakta hukuki yararı bulunması koşulu ile borçlu olmadığının tesbiti için olumsuz tespit davası açabilir. Takibin kesinleşmesi olumsuz tespit davası açılmasına engel değildir. Kambiyo senetlerine dayanan haciz yolu ile takiplerde olumsuz tesbit davası açma olanağı İİK madde 170/b'de açıkça öngörülmüştür. Öncelikle bu yönü ile davacıların olumsuz tesbit davası açması mümkündür.
Olumsuz tesbit davasında ispat yükü davacıya düşebileceği gibi davalıya da düşer. Kambiyo senetleri hakkında açılan tespit davalarında, senedin dayanağı olduğu ileri sürülen hukuki ilişki ile senet metnindeki borç sebebi karşılaştırılarak, ispat yükünün kime düşeceği saptanır. Somut olayda, davacılar dava konusu senedin teminat olarak verildiğini, davalı ise davacı keşideci Ömer'e satması amacıyla verilen ve iade edilmeyen malların karşılığı verildiğini savunmuştur. Senetteki ihdas nedeni nakden olarak yazılmıştır. Böylece, her iki yan, bildirimleriyle aralarındaki ilişkide, bu bononun nakden olmadığında uyum içinde olduklarına göre, MK'nun 6. maddesi hükmü göz önünde tutularak ispat yükünün davacılara ait olduğunun kabulü gerekir.
İcra tehdidi altında, haciz sırasında verilen ödeme taahhüdü tek başına, kambiyo senedi borçlularının, borçlu olduğunu göstermez.
Davacılar, davalı yanın ticari defterlerine dayanmıştır. İspat yükü kendisine düşen taraf, HUMK'na göre caiz olan diğer deliller ile birlikte karşı tarafın ticari defterlerine de dayanırsa, karşı tarafın ticari defterlerinin ibrazı ve bunun sonuçları HUMK. m 330-332 hükümlerine tabidir. Bunun yanında ispat yükü kendisine düşen tarafın delillerini karşı tarafın ticari defterlerine hasrederse, bu halde artık TTK. nun 83/II maddesindeki özel hükümler uygulanarak sonuca gidilir. Bunun yanında, yukarıda belirtilen iki halde de ticari defterlerin ibrazında, davalının ticari defterlerinde savunması doğrultusunda bir kaydın bulunmaması bonoyu hukuki değerden düşürmez.
Davacılar, davalı ticari defterlerine ve yasal deliller diyerek yemin deliline dayanmış olmakla öncelikle davacılara delillerini karşı tarafın ticari delillerine hasredip etmediği sorularak, bunun sonucuna göre yukarıda belirtilen şekilde davalı ticari defterlerinin celbi ile, bilirkişiden dava konusu bononun ticari defterlere kayıtlı olup olmadığı ne olarak kayıtlı olduğu hususunda rapor alınması, sonuca ulaşılamaması durumunda davacılara yemin hakkını kullanıp kullanmayacakları sorularak sonuca gidilmesi gerekir iken, eksik inceleme ile karar verilmesi doğru görülmemiş, kararın bu nedenle bozulması gerekmiştir.
Sonuç: Temyiz olunan kararın yukarıda yazılı sebepten BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine, 04.11.2010 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy