(4857 S. K. m. 2, 41, 44, 46) (6772 S. K. m. 1) (1086 S. K. m. 383, 409) (5521 S. K. m. 8) (7201 S. K. m. 12, 20, 21, 35) (5510 S. K. m. 80, 105)
Dava: Davacı, fazla çalışma, hafta sonu, bayram tatili, ilave tediye alacaklarının ödetilmesine karar verilmesini istemiştir. Yerel mahkeme, isteği hüküm altına almıştır. Hüküm süresi içinde davalı avukatı tarafından temyiz edilmiş olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi N. D. tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:
Karar: Davacı vekili davacının Kayseri Büyükşehir Belediyesi'ne nakli yapılana kadar 19.07.2001-01.07.2005 tarihleri arasında çalıştığını, çalıştığı süre içinde fazla çalışma, pazar tatili, dini bayram ve milli bayram tatili alacaklarının ödenmediğini, çalışma saatlerinin 06.30-19.00 arası olduğunu, pazar günü de çalışıldığını, dini bayramların 1. günü hariç tüm dini ve milli bayramlarda çalışıldığını, ilave tediyelerin ödenmediğini belirterek fazla çalışma, hafta sonu (pazar) tatili, bayram tatili alacakları ile ilave tediye alacaklarının faizi ile birlikte tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı belediye davaya cevap vermemiştir.
Mahkemece alınan bilirkişi raporuna itibar edilerek davacının davalı belediyede 19.07.2001-15.06.2005 tarihleri arasında çalıştığı, son yevmiyesinin 24.42-TL olduğu, haftanın 6 günü günde 3 saat fazla mesai yaptığı, iki haftada bir gün tatil yaptığı, dini bayramların 1. günü hariç milli ve dini bayramlarda çalıştığı, pazar günü dönüşümlü çalıştığı, ilave tediye alacaklarının ödendiğine ilişkin belge sunulmadığını belirterek fazla çalışma, hafta sonu (pazar) tatili, bayram tatili ve ilave tediye alacaklarının faizi ile birlikte tahsiline karar verilmiştir.
Temyiz dilekçesine ekli vekaletname ibraz eden davalı belediye vekili davalı Belediyeye yapılan tebligatların usulsüz olduğunu, davacının taleplerinin zaman aşımına uğradığını, davacının davalı belediyede alacağı bulunmadığını, aksi düşünülse bile mahkemenin fazla çalışma alacağından hakkaniyet indirimi yapmamasının yasaya aykırı olduğunu, hesaplamaya esas alınan günlük 3 saat fazla çalışmanın kamu kurumu olan davalı belediyede yapıldığını kabul etmenin mümkün olmadığını ve resen nazara alınacak nedenlerle bozulmasını talep etmiştir.
1-) Dosyadaki yazılara toplanan delillerle kararın dayandığı kanuni gerektirici sebeplere göre, davalının aşağıdaki bentlerin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yerinde değildir.
2-) Davalıya yapılan usulüne uygun olup olmadığı taraflar arasında uyuşmazlık konusudur.
Yargılamanın sağlıklı bir biçimde sürdürülebilmesi, iddianın ileri sürülmesi, savunmanın yapılabilmesi ile delillerin eksiksiz olarak toplanılıp tartışabilmesi öncelikle tarafların yargılamadan haberdar edilmeleri ile olanaklıdır. Hasımsız davalar hariç olmak üzere dava dilekçesi ile duruşma gün ve saati karşı tarafa tebliğ edilmeden ve taraf teşkili sağlanmadan, davaya bakılamaz, yargılama yapılamaz.
Dava ile ilgili olan kişilerin davaya ilişkin bir işlemi öğrenebilmesi için, tebligatın usulüne uygun olarak yapılması, duruşma gün ve saatinin muhataba bildirilmesi gerekmektedir. Duruşma günü ile tebligatın çıkarıldığı tarih arasında makul bir süre olmalıdır. Aksi takdirde tarafların hukuksal dinlenme ve savunma hakkı kısıtlanmış olur. Duruşma gün ve saatinin kalemden öğrenilmesine yönünde usul ve tebligat hukukunda düzenleme olmadığından, bu yönde verilen bir karar yasaya aykırı kabul edilecektir.
Aksine düzenleme olmadıkça mahkeme kararının taraflara tebliği gerekir. 5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu'nun 8. maddesine göre iş mahkemelerinde verilen kararlarda temyiz süresi tefhim veya tebliğden itibaren 8 gündür. Mahkemece karar yüze karşı tefhim edildiğinde, tefhim edilen kısa kararın HUMK.'un 383 ve devamı maddeleri ne uygun olması gerekir. Aksi takdirde usulüne uygun tefhimden söz edilemeyecek, temyiz süresi gerekçeli kararın tebliğ inden itibaren başlayacaktır.
Yargılama sırasında yapılan tebliğlerle ilgili tebliğ mazbatalarının ve tebligatla ilgili diğer belgelerin dosyaya konulması gerekir.
Tebligat Kanunu ve bu kanunun uygulanması için çıkarılan tüzüğün hükümleri tamamen şeklidir ve titizlikle uygulanması gerekir. Dolayısı ile bir davada yapılan tebligatların usulüne uygun olarak yapılıp yapılmadığını hakim doğrudan, kendiliğinden denetlemelidir.
Adreste tebligat esası kabul edildiğinden, tebligatın tebliğ yapılacak gerçek veya tüzel kişinin bilinen en son adresinde yapılmalıdır. Adresten kastedilen bir kimsenin oturduğu veya çalıştığı yerdir. Asıl olan tebligatın, tebligat evrakında belirtilen adrese götürülerek muhatabın kendisine yapılmasıdır. Adres niteliğinden bulunmayan yerlere, örneğin inşaat halinde tebligat yapılmamalıdır. Tebligat evrakına adresin doğru ve okunaklı olarak yazılması gerekir. Bir kişinin adresinden başka bir yerde tebligat yapılabilmesi o kişinin tebligatı kabul etmesine bağlıdır. Ev adresine çıkarılan tebligatın, ev adresinde yapılamaması halinde iş adresine yapılırsa geçerli kabul edilmelidir.
Aksine hüküm bulunmadıkça tebligat giderlerini tebliğin yapılmasını isteyen peşin olarak ödemelidir. Tebliğ gideri verilen süre içinde yatırılmaz ise, tebliğ isteyen kişi bu işleminden vazgeçmiş sayılır. Dava dilekçesinin karşı tarafa tebliği için tebliğ gideri peşin verilmemiş ve verilen makul süre içinde yattırılmaz ise, dava hakkında HUMK.'un 409. maddesi uyarınca işlem yapılması gerekir.
Tebligat yapılacak kişi, tebliğ evrakında belirtilen adreste bulunmaması ve bu nedenle tebligat yapılaması halinde adres araştırması yapılmalıdır.
Tebligatın muhatabı adresinden oturmakla birlikte, tebliğ yapıldığı sırada kendisi veya kendisi adına tebliği alacak kimseler adreste bulunmaz, kısaca adres kapalı ise, adreste bulunmama nedeninin komşu, yönetici, kapıcı, muhtar, ihtiyar heyeti, meclis üyesi, zabıta veya memurlardan öğrenilmesi, tebliğ tutanağına yazılması ve beyanına başvurulan kişiye imzalatılması, imzadan çekinilmesi halinde tebliğ mazbatasına bunun da yazılması ve tebliğ evrakını dağıtan memurun imzalaması gerekir. Dağıtım saatinden sonra muhatap veya tebliği alacak kimseler dönecek ise, tebliğin Tebligat Kanunu'nun 21. maddesine göre, birkaç gün adreste yoklar ise aynı kanunun 20. maddesine göre yapılacaktır. 21. maddeye göre yapılan tebligatta, 2 no.lu ihbarnamenin kapıya yapıştırıldığı tarih tebliğ tarihi sayılırken, 20. maddeye göre tebliğde, tebliğ 2 no.lu ihbarnamenin kapıya yapıştırıldığı tarihten itibaren 15 gün sonra tebliğ edilmiş sayılacaktır. 2 no.lu ihbarname kapıya asılması dışında tebliğ evrakının dağıtım yapan memur tarafından muhtar, ihtiyar heyeti üyeleri, zabıta amir veya memurlarından birine imza karşılığı teslim edilmelidir. Kapıya yapıştırılan ihbarnameye de tebliğ evrakının teslim edildiği görevlinin adı ve soyadı yazılmalıdır. Tebliğ evrakını alan bu kişiler, tebligat evrakını muhataba teslim etmelidir. Ayrıca bu işlemlerden sonra tebliğ olunacak kişiye keyfiyetin haber verilmesi için en yakın komşularından birine, varsa yönetici veya kapıcıya bildirim yapılması zorunludur. Tebligat işlemlerinde bu sıraya uyulmalıdır. Aksi halde tebliğ usulsüz ve geçersiz olur.
Tebligat kural olarak muhataba yapılmalıdır. Muhatap, adresinde bulunmadığı takdirde onun yerine tebligatı kabule yetkili kişilere yapılması gerekir. Muhatabın konut adresinde süreklilik arz edecek şekilde konutta birlikte oturan aile halkından biri veya varsa birlikte oturan hizmetçi tebligatı almaya yetkili kişilerdir. Yetkili kişilerin görünüşe nazaran 18 yaşından aşağı olmaması ve bariz bir surette ehliyetsiz bulunmaması gerekir. Tebligat yapılacak gerçek kişi işyeri, işletme veya iş sahibi ise, işyerinde bulunmaması halinde daimi işçisine yapılan tebligat geçerli olacaktır.
Tebligat yapılacak kişi veya adına kendisine tebligat yapılacak kimse adreste bulunmakla birlikte tebliğden imtina ederlerse, bu durum tebliğ evrakına yazılmak şartı ile tebliğin Tebligat Kanunu'nun 20. maddesi uyarınca yukarda belirtilen şekilde yapılmalıdır. Yalnız bu durumda komşu, yönetici veya kapıcıya haber verilmesine gerek yoktur.
Tebligat yapılacak kişinin nereye gittiği ve ne zaman döneceği belli değilse, tebligatı alacak kişi ölmüş veya gösterilen adreste daimi olarak ayrılmış ve yeni adresi de tebligat memurunca saptanmamış ise tebligat evrakına bu durum açıkça yazılmalı ve tebligat evrakı bila tebliğ çıkış merciine iade edilmelidir.
Daha önce usulüne uygun tebligat yapılan adresin değiştirilmesi halinde, kişinin yeni adresini bildirmesi gerekir. Yeni tebligatlar artık yeni adrese yapılmalıdır. Bildirilmez veya yeni adrese tebligat yapılamadığı takdirde, Tebligat Kanunu'nun 21. maddesi uyarınca önceki bilinen adresine yapılacaktır.
Tebligat Kanunu'nun 35/son. maddesi ile daha önce tebligat yapılamayan adrese de aynı madde uyarınca tebliğ yapılma olanağı getirilmiştir. Buna göre taraflar arasında yapılan, imzası resmi makamlar önünde ikrar olunmuş sözleşmelerde belirtilen adresler ile kamu kurum ve kuruluşları ve kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarına, ticaret sicillerine ve esnaf ve sanatkarlar sicillerine verilen en son adreslerdeki değişiklikler hakkında da 35. madde hükümlerin uygulanmalıdır.
Vekaletname sunulduktan sonra tebligatların vekile yapılması gerekir. Vekil ile takip edilen davada asil duruşmada bizzat bulunsa dahi tebliğin ona değil, vekiline yapılması zorunludur.
Vekile çıkarılan tebligat, kendisine veya kendisi yerine sekreteri veya katibine tebliğ edilmelidir. Ancak isticvap, yemin gibi şahsa bağlı işlemlerde, tebligatın vekile değil, bizzat bu işlemi yapacak asile yapılması yasal zorunluluktur.
Tebligatın muhataba yapılabilmesi için, muhatabın medeni hakları kullanma ehliyetine, kısaca fiil ehliyetine sahip olması gerekir. Fiil ehliyetine sahip olmayan kişilere tebligat yapılamaz. Tebligatın kanuni temsilcisine yapılması gerekir. Ancak bir meslek veya sanatla uğraşan ve ayırt etme gücüne sahip küçükler veya kısıtlılar, bu meslek ve sanatın icrasından doğan borçlardan bizzat sorumlu olduklarından, bizzat bu konuda kendilerine tebligat yapılması tebliği usulsüz ve geçersiz kılmaz.
Tebligat Kanunu'nun 12. maddesi uyarınca Tüzel kişilere tebliğ, yetkili temsilcilerine, bunlar birden fazla ise yalnız birine yapılır. Temsile yetkili kişinin herhangi bir nedenle tebliğ yapıldığı sırada işyerinde bulunamadıkları veya bizzat alamayacak durumda oldukları takdirde, kendisinden sonra gelen bir kimse veya evrak müdürüne, bu durumda olanaklı değil ise, tüzel kişinin o yerdeki memur veya işçilerinden birine yapılmalıdır. Bu sıraya uyulması gerekir. Aksi takdirde usulsüz tebligat söz konusudur. Tüzel kişiliği olmayan, ancak 4857 sayılı İş Kanunu'nun 2. maddesi anlamında işveren olan kamu kurum ve kuruluşları adına çıkarılan tebligatın kurumun yetkili temsilcisine tebliği gerekir (Dairemizin 03.11.2008 gün ve 2008/4948 Esas, 2008/29807 Karar sayılı ilamı).
Somut uyuşmazlıkta, davalı belediyeye gönderilen dava dilekçesi ekli duruşma gün ve saatini bildirir davetiye tebliği muhasebeciye yapılmıştır. Bu hali ile tebligatı alacak belediyeyi temsile yetkili belediye başkanı, olmadığı takdirde vekiline yapılamama nedeni belirtilmeden tebligat evrakının doğrudan muhasebeciye tevdii sureti ile yapılan tebligat usul ve yasaya uygun değildir. Davalı vekilinin bu yöne ilişkin temyiz itirazı yerinde olup kararın bu yönden bozulması lazımdır.
3-) Uyuşmazlık konularından biri de fazla çalışma alacağı ve ücretin hesaplama tarzına dair olanıdır. Fazla çalışma yaptığını iddia eden işçi bu iddiasını ispatla yükümlüdür. Ücret bordrolarına ilişkin kurallar burada da geçerlidir. İşçinin imzasını taşıyan bordro sahteliği ispat edilinceye kadar kesin delil niteliğindedir. Bir başka anlatımla bordronun sahteliği ileri sürülüp kanıtlanmadıkça, imzalı bordroda görünen fazla çalışma alacağının ödendiği varsayılır.
Fazla çalışmanın ispatı konusunda işyeri kayıtları, özellikle işyerine giriş çıkışı gösteren belgeler, işyeri iç yazışmaları, delil niteliğindedir. Ancak, fazla çalışmanın bu tür yazılı belgelerle kanıtlanamaması durumunda tarafların dinletmiş oldukları tanık beyanları ile sonuca gidilmesi gerekir. Bunun dışında herkesçe bilinen genel bazı vakıalar da bu noktada göz önüne alınabilir. İşçinin fiilen yaptığı işin niteliği ve yoğunluğuna göre de fazla çalışma olup olmadığı araştırılmalıdır.
İmzalı ücret bordrolarında fazla çalışma ücreti ödendiği anlaşılıyorsa, işçi tarafından gerçekte daha fazla çalışma yaptığının ileri sürülmesi mümkün değildir. Ancak, işçinin fazla çalışma alacağının daha fazla olduğu yönündeki ihtirazi kaydının bulunması halinde, bordroda görünenden daha fazla çalışmanın ispatı her türlü delille söz konusu olabilir. Buna karşın, bordroların imzalı ve ihtirazi kayıtsız olması durumunda dahi, işçinin geçerli bir yazılı belge ile bordroda yazılı olandan daha fazla çalışmayı yazılı delille kanıtlaması gerekir. İşçiye bordro imzalatılmadığı halde, fazla çalışma ücreti tahakkuklarını da içeren her ay değişik miktarlarda ücret ödemeler inin banka kanalıyla yapılması durumunda da ihtirazi kayıt ileri sürülmemiş olması, ödenenin üzerinde fazla çalışma yapıldığının yazılı delille ispatlanması gerektiği sonucunu doğurmaktadır.
Somut olayda, davacının fazla çalışma yaptığı tanık beyanlarına dayanılarak kabul ve bilirkişi tarafından buna göre hesaplama yapılmıştır. Mahkemece fazla çalışma alacağına hükmedilirken belli oranda hakkaniyet indirimi yapılmaması doğru olmamıştır. Öte yandan davalı belediye başkanlığından gönderilen davacının imzasını taşıyan ücret bordrolarında bazı aylarda fazla mesai karşılığı ücret tahakkuku görünmektedir. Yine dosyaya mübrez puantaj kayıtları bulunmaktadır. Mahkemenin hükmüne esas aldığı bilirkişi tarafından tanzim edilen raporda fazla mesai tahakkuku mevcut dönem bordrolarının ve puantaj kayıtlarının irdelenip irdelenmediği anlaşılmamaktadır. Ayrıca davacı vekili dava dilekçesinde mesai saatlerini 06.30-19.00 olarak bildirmesine ve buna göre fazla çalışma alacağı talebinde bulunmasına rağmen bilirkişinin talebi aşar şekilde mesai saatlerini 06.30-19.30 olarak kabul edip buna göre hesaplaması yapması ve mahkemenin de buna göre fazla çalışma alacağına hükmetmesi de yerinde değildir.
4-) Hafta tatili alacağından indirim yapılıp yapılmayacağı da niza konusudur.
Hafta tatili çalışmalarının uzun bir süre için hesaplanması ve miktarın yüksek çıkması halinde Dairemizce son yıllarda indirim yapılması gerektiği istikrarlı uygulama halini almıştır. Ancak, hafta tatili çalışmasının takdiri delil niteliğindeki tanık anlatımları yerine, yazılı belgelere ve işveren kayıtlarına dayanması durumunda böyle bir indirime gidilmemektedir.
Somut olayda davacının hafta tatilinde çalıştığı tanık beyanlarına dayanılarak kabul ve bilirkişi tarafından buna göre hesaplama yapılmıştır. Mahkemece hafta (pazar) tatili alacağına hükmedilirken belli oranda hakkaniyet indirimi yapılmaması doğru olmamıştır. Öte yandan davalı belediye başkanlığından gönderilen davacının imzasını taşıyan ücret bordrolarında bazı aylarda pazar mesaisi karşılığı ücret tahakkuku görünmektedir. Yine dosyaya mübrez puantaj kayıtları bulunmaktadır. Mahkemenin hükmüne esas aldığı bilirkişi tarafından tanzim edilen raporda hafta (pazar) tatili tahakkuku mevcut dönem bordrolarının ve puantaj kayıtlarının irdelenip irdelenmediği anlaşılmamaktadır.
5-) Ulusal bayram ve genel tatil alacağından indirim yapılıp yapılmayacağı ve ücretin hesabında dikkate alınacak hususlar da niza konularından bir başkasıdır.
Ulusal bayram ve genel tatil çalışmalarının uzun bir süre için hesaplanması ve miktarın yüksek çıkması halinde Dairemizce son yıllarda hakkaniyet indirimi yapılması gerektiği istikrarlı uygulama halini almıştır. Ancak, ulusal bayram ve genel tatil çalışmalarının takdiri delil niteliğindeki tanık anlatımları yerine, yazılı belgelere ve işveren kayıtlarına dayanması durumunda böyle bir indirime gidilmemektedir.
Somut olayda davacının ulusal bayram ve genel tatil günlerinde çalıştığı tanık beyanlarına dayanılarak kabul ve bilirkişi tarafından buna göre hesaplama yapılmıştır. Mahkemece genel tatil alacağına hükmedilirken belli oranda hakkaniyet indirimi yapılmaması doğru olmamıştır.
Öte yandan davalı belediye başkanlığından gönderilen davacının imzasını taşıyan ücret bordrolarında bazı aylarda resmi tatil mesaisi karşılığı ücret tahakkuku görünmektedir. Yine dosyaya mübrez puantaj kayıtları bulunmaktadır. Mahkemenin hükmüne esas aldığı bilirkişi tarafından tanzim edilen raporda resmi tatil tahakkuku mevcut dönem bordrolarının ve puantaj kayıtlarının irdelenip irdelenmediği anlaşılmamaktadır.
6-) İlave tediye alacağının hesaplama biçimi de taraflar arasında uyuşmazlık konusudur. 6772 sayılı Devlet ve Ona Bağlı müesseselerde Çalışan İşçilere İlave Tediye Yapılması hakkındaki Kanun 1. maddesinde ilave tediye alacağının nasıl hesaplanacağı ve kesinti yapılıp yapılmayacağı belirtilmiştir. Buna göre aylık olarak bu alacağın hesaplanmasında, fazla mesai, evlilik, çocuk zamları veya primleri, ayni yardımlar, hafta ve genel tatil ücretleri gibi esas ücrete dahil olan ödemeler dikkate alınmaz Bu düzenleme nedeni ile ilave tediye alacağının bir ay için 26 gün üzerinden hesaplanması gerekir.
İlave tediye alacağından sigorta primleri kesilmez. Ancak 01.10.2008 tarihinde yürürlüğe giren 5510 sayılı yasanın 80/c ve 105. maddeleri uyarınca ücretin eki niteliğindeki bu ödeme, 1.10.2008 tarihinden itibaren sigorta prim kesintisine tabidir.
İlave tediye alacağı, ödeme tarihinde işçinin işinden ayrılmış olup olmadığına bakılmaksızın hak edilen yıl içinde o yerde veya aynı idare, teşekkül ve müesseseye ait muhtelif yerlerde geçmiş olan hizmetlerinin toplamı oranında ve son çalıştığı yerde ödenir. İşçi tam yıl çalışmamış ise, ilave tediye o yıl için kıstelyevm esasına göre hesaplanıp ödenecektir.
İşçinin ilave tediye alacağına, esas olacak çalışma süresinin hesaplanmasında iş sözleşmesinin devamı müddetine rastlayan yasal ve idari izinler, hastalık izinleri, hafta tatili ile ulusal, bayram ve genel tatil günleri, çalışılmış gibi hesaba katılır.
Somut olayda davacı lehine mahkeme tarafından hüküm altına alınan geçmiş 3 yıla ait ilave tediye alacağının tümü davacının son ücreti üzerinden hesaplanmıştır. Geçmiş yıllara ait ilave tediye alacaklarının ait olduğu dönem ücretleri üzerinden hesaplanması gerekirken tamamının son ücret üzerinden hesaplanması da hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.
Sonuç: Temyiz olunan kararın yukarıda yazılı sebeplerden BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine, 11.10.2010 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy