(4857 S. K. m. 17, 27, 34, 53, 54, 59) (1475 S. K. m. 52)
Dava: Davacı, izin ücreti alacağının ödetilmesine karar verilmesini istemiştir.
Yerel mahkeme, isteğin reddine karar vermiştir.
Hüküm süresi içinde davacı avukatı tarafından temyiz edilmiş olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi Ş.Kırmaz tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:
KARAR: 1-Dosyadaki yazılara toplanan delillerle kararın dayandığı kanuni gerektirici sebeplere göre, davacının aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yerinde değildir.
2-Davacı dava dilekçesinde çalışma süresi boyunca yılık izinlerinin kanuna uygun şekilde kullandırılmadığını iş sözleşmesini de bu sebeple kendisinin feshettiğini ileri sürerek kıdem tazminatı isteğinin hüküm altına alınmasını istemiştir.
Davalı cevap dilekçesinde davacının izinlerini parçalı kullanmasının kendi tercihi olduğunu işverenin bu konuda bir baskısı veya talebi olmadığını aynı departmandaki diğer arkadaşlarının izinlerini hep 2 veya 3 er hafta olarak kullandıklarını feshin akabinde 46 günlük izin alacağı ücretinin ödendiğini savunmuştur.
Mahkemece talep etmesine rağmen hak ettiği izinlerin kullandırılmadığı açık ve somut bir şekilde isbat edilemediği gerekçesiyle feshin haklı nedene dayanmadığı kabul edilerek davanın reddine karar verilmiştir.
Karar davacı tarafından temyiz edilmiştir.
Uyuşmazlık feshin haklılığı noktasındadır.
4857 Sayılı İş Kanununun 59. maddesinde, iş sözleşmesinin, herhangi bir sebeple sona ermesi halinde, işçiye kullandırılmayan yıllık izin sürelerine ait ücretlerin son ücret üzerinden ödeneceği hükme bağlanmıştır. Yıllık izin hakkının ücrete dönüşmesi için iş sözleşmesinin feshi şarttır. Bu noktada ilişkinin sona erme şeklinin ve haklı olup olmadığının önemi bulunmamaktadır.
İşçinin işe iade davası açması durumunda, izin ücretinin talep edilip edilemeyeceği davanın sonucuna göre belirlenmelidir. Gerçekten işçinin dava sonucu işe başlatılması durumunda, önceki fesih ortadan kalkmış olmakla ve iş ilişkisi devam ettiğinde 4857 Sayılı İş Kanununun 59. maddesi uyarınca izin ücreti istenemez. İşçinin işe başvurusuna rağmen yasal bir aylık işe başlatma süresi içinde işe alınmaması halinde ise işe başlatmama anı fesih tarihi olarak kabul edildiğinden, izin alacağı bu tarihte muaccel olur.
Yıllık izinlerin kullandırıldığı noktasında ispat yükü işverene aittir. İşveren yıllık izinlerin kullandırıldığını imzalı izin defteri veya eşdeğer bir belge ile kanıtlamalıdır. Bu konuda ispat yükü üzerinde olan işveren, işçiye yemin teklif edebilir.
Aktin feshi halinde kullanılmayan yıllık izin sürelerine ait ücret işçinin kendisine veya hak sahiplerine ödenir. Böylece, iş sözleşmesinin feshinde kullanılmayan yıllık ücretli izin hakkı izin alacağına dönüşür. Bu sebeple zamanaşımı da, iş sözleşmesinin feshinden itibaren işlemeye başlar.
4857 Sayılı İş Kanununun 54. maddesinde, yıllık ücretli izine hak kazanmak için gerekli sürenin hesabında işçilerin, aynı işverenin bir veya çeşitli işyerlerinde çalıştıkları sürelerin birleştirilerek göz önüne alınacağı hükme bağlanmıştır. Bu durumda işçinin daha önce aynı işverenin bir ya da değişik işyerlerinde geçen hizmetlerinin yıllık izne hak kazanma ve izin süreleri hesabı yönlerinden dikkate alınması gerekir. Kamu kurum ve kuruluşlarında geçen hizmetlerin de aynı gerekçeyle izin hesabı yönünden birleştirilmesi gerekir. Bununla birlikte, işçiye önceki feshe bağlı olarak kullanmadığı izin ücretleri tam olarak ödenmişse, bu dönemin sonraki çalışma sürelerine eklenerek izin hesabı mümkün olmaz. Ancak, önceki çalışma döneminde izin kullandırılmak veya fesihte karşılığı ödenmek suretiyle tasfiye edilmeyen çalışma süreleri de aynı işverenin bir ya da değişik işyerlerindeki çalışmalara eklenir. İşçinin aralıklı olarak aynı işverene ait işyerinde çalışması halinde önceki dönemin kıdem tazminatı ödenerek feshedilmiş olması, izin yönünden sürelerin birleştirilmesine engel oluşturmaz. Yine, önceki çalışılan sürede bir yılı doldurmadığı için izne hak kazanılmayan arta kalan süreler de, işçinin aynı işverene ait işyeri ya da işyerlerindeki sonraki çalışmalarına eklenerek yıllık izin hakkı belirlenir. Yıllık izin, özde bir dinlenme hakkı olup, aralıklı çalışmalarda önceki dönem zamanaşımına uğramaz.
İş sözleşmesinin işverence feshedilmesi halinde 17. maddede belirtilen yasal ya da arttırılmış bildirim önelleri ile 27. madde uyarınca işçiye verilmesi gereken iş arama izinleri, yıllık ücretli izin süreleri ile iç içe girmez. Kanundaki bu düzenleme karşısında işçi tarafından ihbar önelli fesih halinde bildirim öneli ile yıllık izin süresinin iç içe girebileceği kabul edilmelidir.
Kanunda, iş sözleşmesinin feshinde ödenmesi gereken izin ücreti için kesin bir ödeme günü belirlenmiş değildir. Sözleşmenin feshi anı, yıllık ücretli izin hakkının ücrete dönüşmesi, bir başka anlatımla izin ücretine hak kazanma zamanı olarak Kanunda belirtilmiştir. İş sözleşmesinin feshedildiği tarihte izin ücreti muaccel olur, ancak faiz başlangıcı bakımından işverenin ayrıca temerrüde düşürülmesi gerekir.
Dairemizce, iş sözleşmesinin feshinde ödenmesi gereken izin ücreti, geniş anlamda ücret içinde değerlendirilmemiş ve 4857 Sayılı İş Kanununun 34. maddesinde sözü edilen bankalarca mevduata uygulanan en yüksek faize karar verilemeyeceği kabul edilmiştir (Yargıtay 9.HD. 24.10.2008 gün 2007/30158 E, 2008/28418 K.). O halde, izin ücreti için uygulanması gereken faiz, yasal faiz olmalıdır.
Sözleşmenin feshi üzerine ödenmesi gereken izin ücretinden taktiri indirim yapılması doğru değildir.
İşe iade davası sonunda işçinin işe başlatılmadığı tarihte iş sözleşmesi feshedilmiş sayıldığından izin ücreti hesabında işçinin işe başlatılmadığı tarihte alması gereken ücret dikkate alınmalıdır.
İşverenin işçiyi işe başlatması durumunda, iş ilişkisi kesintisiz devam ettiğinden, kullandırılmayan izin ücretine de hak kazanılması söz konusu olmaz. Daha önce işçiye kullandırılmayan izinler karşılığı olarak ödenmiş olan izin ücretleri de işverence geri istenebilir. 4857 Sayılı İş Kanununun 53. maddesinde işçinin yıllık ücretli izin hakkından vazgeçemeyeceği kurala bağlandığına göre, işçinin daha önce ödenen izin ücretinin işe iade sonunda işçinin işe başlaması halinde işçinin kullanmadığı izin hakkına sayılması da doğru olmaz.
Yıllık izin hakkı anayasal temeli olan bir dinlenme hakkı olup, işçinin iş sözleşmesinin devamı sırasında ücrete dönüşmez ve bu haktan vazgeçilemez. İşçinin iş sözleşmesinin devamı süresinde kullanmadığı yıllık izinlere ait ücreti istemesi mümkün değildir. Bu nedenle, işçinin iş sözleşmesinin devamı sırasında izin hakkının bulunduğunun tespitini istemesinde hukuki menfaati vardır.
Somut olayda izin talep ve kayıt formu başlığı altında davacı tarafından imzalı izin belgeleri mevcuttur. Söz konusu izin formlarına göre davacı ;
1997 de 5 gün
1998 de 10 gün (5+5)
1999 da 8 gün ( 1+7 )
2000 de 21 gün ( 1+1+1+1+5+7+5 )
2001 de 17 gün ( 5+10+2 )
2002 de 21,5 gün (2+1+0.5+1+5+10+1+1)
2003 de 20.5 gün (1+2+1+1+1+10+2+1+1.5 )
2004 de 20 gün (3+1+1+1+1+2+5+5+1 )
2005 de 20 gün (1+1+11+2+3+1+1)
2006 da 2 gün (1+1 ) şeklinde izinlerini kullanmış ve akdin davacı tarafından feshedilmesinin ardından kullanmadığı 46 gün karşılığı izin ücreti 20.4.2008 tarihin de ödenmiştir.
Davacı feshin ardından işvereni Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığına şikayet etmiştir. İşveren vekili müfettişe vermiş olduğu ifade de kendi istemi doğrultusunda belirlenen süreler kadar izin kullandığını, iş yoğunluğu veya teknik yetersizlikten ötürü istediği ayda ya da istediği kadar izin verilmemiş olabileceğini ama bunun istisnai olduğunu, işyerinde izin kurulunun bulunmadığını beyan etmiştir. Düzenlenen inceleme raporunda izinlerin yasaya aykırı kullandırıldığı ve fesih tarihi itibariyle 46 gün izin hakkı bulunan davacının iş sözleşmesinin feshinin haklı nedene dayandığı belirtilmiş ve İş Kanunu 103.maddesine göre yıllık izinlerinin kanuna aykırı şekilde kullandırıldığı gerekçesiyle işveren aleyhine idari para cezası verilmiştir.
Dosya içeriğinde bulunan delillerden davacının çalışma süresi boyunca yıllık ücretli izinlerinin gerek 1475 Sayılı Kanun'un 52/2 maddesi gerekse 4857 Sayılı Kanun'un 56/3. maddesindeki düzenlemeye aykırı olarak bölünmek suretiyle 1-2-3-5-7 günlük bölümler halinde kullandırıldığı ve fesih tarihi itibariyle davacının hak kazanıp da kullanmadığı 46 günlük izin hakkı bulunduğu anlaşılmaktadır.
Yasal düzenlemede ücretli izinlerin tarafların anlaşması ile 1475 Sayılı Kanun döneminde 12 gün 4857 Sayılı Kanun döneminde 10 günden az olmamak üzere bölünebileceği öngörülmüştür. Ancak somut olayda gerek 1475 Sayılı Kanun'un 52/2. gerekse 4857 Sayılı Kanun'un 53. maddesine uygun bir ücretli izin kullanımı bulunmamaktadır. Yıllık ücretli izin hakkı anayasal bir hak olup uluslararası sözleşmelerle korunmuştur. 1475 Sayılı Kanun'un 52/2.fıkrasında belirtilen şekilde 12 günden az, 4857 Sayılı Kanun'un 56/3. maddesindeki düzenlemeye aykırı olarak 10 günden aşağı verilen ücretli izinler işçinin dinlenme hakkını tam olarak kullanmasını engeller. Öte yandan davacının yıllık ücretli izinlerinin bir kısmının işverence kullandırılmadığı da açıktır. Bu noktada iş sözleşmesinin feshi haklı olup kıdem tazminatı isteğinin kabulü gerekirken reddedilmesi hatalıdır.
Sonuç: Temyiz olunan kararın yukarda yazılı sebepten BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istenmesi halinde ilgiliye iadesine, 09.12.2010 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)