(4857 S. K. m. 20, 21, 22)
Dava: Davacı, feshin geçersizliğine ve işe iadesine karar verilmesini istemiştir.
Yerel mahkeme, isteği reddetmiştir.
Hüküm süresi içinde davacı avukatı tarafından temyiz edilmiş olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi S. Göktaş tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:
Karar: Davacı işçi, iş sözleşmesinin geçerli neden olmadan işverence feshedildiğini ileri sürerek feshin geçersizliğine ve işe iadesine karar verilmesini, işe başlatılmama halinde ödenmesi gereken tazminat ile boşta geçen süre ücretinin belirlenmesini istemiştir.
Davalı vekili, davacının kendi isteği ile çalışmakta olduğu Nevşehir fabrikasından İzmir İçki fabrikasına nakledilmesini kabul ettiğini, buna dair dilekçe verdiğini, şirkete ait Ankara, İstanbul ve İzmir fabrikalarının gerek piyasa koşulları, rekabet şansının arttırılması, üretim maliyetleri ve gerekse bu fabrikaların mülkiyetinin kendilerine ait olmaması sebebiyle kapatıldıklarını, anılan fabrikaların kapatılacağının davacının bilgisi dahilinde olduğunu, davacının dilekçesindeki talebi gözetilerek fabrika kapatılıncaya kadar yeni bir yer değişikliği külfetiyle karşılanmaması için iş sözleşmesinin feshedildiği tarihe kadar geçici görevli olarak çalıştığını, feshin geçerli nedene dayandığını, ayrıca davacının sendika ile protokole bağlanan 3 aylık ek iş güvencesi tazminatının davadan sonra aldığını ve işvereni ibra ettiğini, bu şekilde işe iade davasından feragat edildiğini, davanın reddi gerektiğini savunmuştur.
Mahkemece öncelikle taraflar arasında ihtilaflı konunun feshin geçersizliği veya iş güvencesi tazminatının ödenmesi olmadığı, iddianın iş yasasında hükme bağlanan alt sınırlar dikkate alınsa bile ödenen 3 aylık iş güvencesi tazminatı arasındaki fark olduğunu, bu iddianın temelinde işe iade davasının vazgeçilmez olduğu iddiasının bulunduğu, işe iade davalarında ikale dışında dava açma süresinin geçirilerek vazgeçilmesinin mümkün olduğu düşünülmekte ise de, dava açıldıktan sonra da dava içi ve dava dışı sulh niteliğindeki anlaşma ile vazgeçilmesinin mümkün olduğu, davacının dava açtıktan sonra işveren ve üyesi olduğu sendikanın yaptığı protokole uygun olarak iş güvencesi tazminatını alarak işvereni ibra ettiği, her ne kadar 4857 sayılı İş Kanunu'nun 21. maddesinde öngörülen ve 4 ila 8 ay arasında belirlenen iş güvencesi tazminatı hükümlerinin değiştirilmesi olanağı yok ise de, vazgeçilmesi veya daha az miktarda ödenmesi konusunda tarafların anlaşabileceği, davacının sulh niteliği olan ibraname ile işvereni ibra ettiği, 21. madde deki sınırlardan bahsederek fark talebinde bulunmasının yerinde olmadığı gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiştir.
Her şeyden önce davacı işçinin dava konusu istemi, feshin geçersizliğine ve işe iadesine karar verilmesinden ibarettir. Davacının feshin sonuçlarını en az düzeye indirmek amacı ile işveren ve sendika arasında davadan sonra protokole bağlanan tazminatın eksik ödenmesi nedeni ile fark talebi bulunmadığından, mahkemece hukuki vasıflandırmada hata yapılarak bu şekilde davanın reddi hatalıdır. Somut uyuşmazlıkta asıl sorun ve nitelendirme, davacının feshin geçersizliği ve işe iade istemli olarak açtığı bu davada, dava sonrası ancak fesih öncesi protokol ile davacıya 4857 sayılı İş Kanunu'nun 21 ve 22. maddeleri kapsamında 3 aylık iş güvencesi tazminatı ödemesinin ve davacının bu nedenle işvereni ibra etmesinin feshin geçersizliği ve işe iade isteminden feragat etmeyi kapsayıp kapsamadığı noktasında toplanmaktadır.
Fesih bildirim tarihine göre dava bir aylık hak düşürücü süre içinde açılmıştır. Dava açıldıktan sonra, davacının üyesi bulunduğu sendika ile davalı işverenin 26.12.2006 tarihli protokol ile iş sözleşmeleri 31.12.2006 tarihinde feshedilecek olan toplam 319 işçiye feshin olumsuz sonuçlarından en az düzeyde etkilenmek üzere yasal haklarının dışında 3 aylık çıplak net maaşları tutarından teşvik ödemesi yapılacağı konusunda anlaştıkları, davacının da 28.12.2006 tarihli ibraname ile bu protokol gereği yasal haklarını ek olarak 4857 sayılı İş Kanunu'nun 21 ve 22. maddelerinde yer alan yasal haklarına karşılık 3 aylık çıplak ücret tutarındaki tazminatı, 28.12.2006 tarihli ibraname ile aldığı ve doğmuş ve doğacak hiçbir hakkının kalmadığını kabul ederek imzaladığı anlaşılmaktadır.
Yukarda açıklandığı gibi, burada temel sorun, davadan sonra feshin geçersizliğine bağlanan ve işe başlatılmak için işçinin başvurusu ile işverenin işe başlatmaması şartına bağlanan, işe başlatmama tazminatı karşılığı ödenen 3 aylık ücret tutarındaki ödemeyi alan ve bu nedenle işvereni ibra eden davacı işçinin, bu ibrasının feshin geçersizliği ve işe iade isteğinden vazgeçmeyi içerip içermediğidir.
4857 sayılı İş Kanunu'nun 21. maddesinin son fıkrasında, bu maddenin birinci, ikinci ve üçüncü fıkra hükümlerinin sözleşmeler ile hiçbir suretle değiştirilemeyeceği, aksi yönde sözleşme hükümlerinin geçersiz olacağı belirtilmiştir. Maddenin birinci fıkrasının son cümlesinde de "işçiyi başvurusu üzerine işveren bir ay içinde işe başlatmaz ise, işçiye en az dört aylık ve en çok sekiz aylık ücreti tutarında tazminat ödemekle yükümlü olacağı" düzenlenmiştir. Görüldüğü gibi, iş güvencesi hükümleri kapsamında feshin geçersizliğine bağlanan işe başlatmama tazminatı miktarının yasal sınırlar dışında belirlenmesi olanağı bulunmamaktadır. Ayrıca belirtmek gerekir ki, asıl olan feshin geçersizliği ve işe iade istemi olduğundan, bunun sonucuna bağlanan ikincil nitelikteki işe başlatmama tazminatının önceden yada dava açıldıktan sonra ödenmiş olması, doğrudan feshin geçersizliği istemini ortadan kaldıran bir olgu değildir. Dava açıldıktan sonra sendika ile işveren arasında düzenlenen ve işçiyi bağlamayan protokol ile iş güvencesi hükümlerini bertaraf eden 3 aylık ücret tutarında iş güvencesi tazminatının ödenmesi ve davacının işvereni ibra etmesi, feshin geçersizliği isteminden vazgeçme olarak nitelendirilemez. Kaldı ki ibranamede davacı işçinin 3 aylık brüt ücret tutarındaki bedeli aldığı ve işvereni bu konuda ibra ettiği belirtilmiştir. Burada açıkça feshin geçersizliği isteminden vazgeçme olmadığı gibi, dava açıldıktan sonra mahkeme huzurunda bir feragat işlemi de bulunmamaktadır.
Dosya içeriğine göre, davalı işverence önceden kapatılacağı bilinen İzmir'deki işyerine nakledilmeleri için davacı ve diğer işçilerden matbu nakil dilekçeleri alındığı, ancak fiilen nakledilmedikleri ve Nevşehir'deki işyerinde çalışmaya devam ettikleri, daha sonra İzmir'deki işyerinin kapatıldığı gerekçesi ile iş sözleşmelerinin feshedildiği, ancak davacının fiilen çalıştığı dava konusu işyerinde iş sözleşmelerinin feshini gerektirir ekonomik bir neden bulunmadığı, feshin geçerli nedene dayanmadığı anlaşılmaktadır. Davanın kabulü yerine yazılı şekilde ve vasıflandırmada hata yapılarak reddine karar verilmesi isabetsizdir.
Belirtilen nedenlerle, 4857 sayılı İş Kanunun 20.maddesinin 3.fıkrası uyarınca, hükmün bozulmak suretiyle ortadan kaldırılması ve aşağıdaki gibi karar verilmesi gerekmiştir.
Sonuç: : Yukarıda belirtilen nedenlerle;
1-Yerel mahkemenin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararının bozularak ortadan kaldırılmasına,
2-İşverence yapılan feshin geçersizliğine ve davacının işe iadesine,
3-Davacının yasal sürede işe başvurmasına rağmen, işverenin süresi içinde işe başlatmaması halinde ödenmesi gereken tazminat miktarının fesih nedeni ve kıdemi dikkate alınarak 6 aylık ücreti olarak belirlenmesine,
4-Davacının işe iade için işverene süresi içinde başvurması halinde hak kazanılacak olan ve kararın kesinleşmesine kadar en çok dört aylık ücret ve diğer haklarının davacıya ödenmesi gerektiğinin belirlenmesine, davacının işe başlatılması halinde varsa ödenen ihbar ve kıdem tazminatının bu alacaktan mahsubuna,
5-Harç peşin alındığından yeniden alınmasına yer olmadığına,
6-Davacı vekille temsil edildiğinden, karar tarihinde yürürlükte olan tarifeye göre 500.YTL vekalet ücretinin davalıdan alınıp davacıya verilmesine,
7-Davacı tarafından yapılan (38.00) YTL yargılama giderinin davalıdan alınıp davacıya verilmesine, davalının yaptığı yargılama giderinin üzerinde bırakılmasına,
8-Peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine, kesin olarak, oybirliği ile, 17.11.2008 tarihinde karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy