(4857 S. K. m. 17, 18, 19, 20, 21, 25)
Dava: Davacı, feshin geçersizliğini ve işe iadesini karar verilmesini istemiştir.
Yerel mahkeme, isteği hüküm altına almıştır.
Hüküm süresi içinde davalı avukatı tarafından temyiz edilmiş olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi S. Göktaş tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü:
Karar: Davacı işçi, iş sözleşmesini geçerli neden olmadan işverence fesh edildiğini ileri sürerek feshin geçersizliğini ve işe iadesine karar verilmesini, işe başlatılmama halinde ödenmesi gereken tazminat ile boşta geçen süre ücretinin belirlenmesini istemiştir.
Davalı işveren, Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonuna devredilen E. A.Ş.nin hakim ortağı D. B. ile T.C. arasındaki gizli anlaşmanın ortaya çıkmasından sonra B.ve M. Gurubunun medya sektöründe faaliyet gösteren 63 adet şirketinin yönetim ve denetimlerinin TMSF'ye devredildiğinin, davacının TMSF ile ihtilaflı durumda olan T. C. ve C. M. Gurubu vekili olarak dava ve takip işlerinde çalışmış olması ayrıca T. C.'in kişisel vekaleti ile leh ve aleyhine açılmış bulunan davalarda vekil olarak dava ve takip işlerinde T. C.'i temsil etmesi nedeniyle iş sözleşmesinin İş Kanunu'nun 17 ve 18. maddeleri uyarınca feshedildiğini belirterek davanın reddine karar verilmesi gerektiğini savunmuştur.
Mahkemece iş sözleşmesinin davalı işveren tarafından geçerli neden olmadan feshedildiği gerekçesi ile davanın kabulüne karar verilmiştir.
Dosya içeriğine göre davalı şirkete iş sözleşmesini tabi, avukat olarak çalışan davacının sözleşmesi davalı işverence İş Kanunu'nun 17. ve 18. maddeleri uyarınca tazminatları ödenmek suretiyle feshedilmiştir. 4857 sayılı İş Kanunu'nun 19. maddesi uyarınca aynı Yasanın 18. maddesi kapsamında kalan işçinin iş sözleşmesini geçerli nedenle feshetmek isteyen işveren, fesih bildirimini yazılı olarak yapmak ve fesih sebebini açık ve kesin bir şekilde belirtmek zorundadır. Sözü edilen hükümdeki zorundadır ifadesi feshin yazılı yapılmasına ilişkin şekli şartın mutlak emredici olduğunu göstermektedir. Somut olayda, davacı işçi iş sözleşmesinin feshini davalı işverence 3.4.2007 tarihinde sözlü olarak yapılmasından iki gün sonra ihbar ve kıdem tazminatının ödendiği sırada yazılı fesih bildirimi imzalatıldığını açıklamıştır. Dosyada mevcut 5.4.2007 tarihli fesih bildirimi davacı tarafından feshin 3.4.2007 tarihinde sözlü olarak yapıldığına yönelik şerh konulmak suretiyle imzalanmıştır. Dinlenen davacı tanıkları da iş sözleşmesinin 3.4.2007 tarihinde sözlü olarak feshedildiğini açıklamışlardır. Keza gerek ibranamede gerekse tazminat hesap formunda iş sözleşmesinin 4.4.2007 tarihinde sona erdiğini belirtilmiş olması da yazılı tebligatın sonradan yapıldığını göstermektedir. Buna göre iş sözleşmesinin feshi İş Kanunun 19. maddesinde öngörülen yazılılık koşuluna aykırı olarak yapılmıştır. Fesihten iki gün sonra davacıya yazılı fesih bildiriminin tebliğ edilmiş olması söz konusu emredici düzenlemeye uygun işlem yapıldığı anlamına gelmez. Gerçekten fesih bildiriminin yazılı olup olmadığı fesih tarihi dikkate alınarak belirlenmelidir. Davacıya iş sözleşmesinin feshedildiği 3.4.2007 tarihinde yazılı tebligat yapılmadığı açıktır.
Öte yandan, davalı işveren iş sözleşmesini 4857 sayılı İş Kanunu'nun 25. maddesinde belirtilen haklı nedene dayanarak derhal fesih yolunu tercih etmemiş; fesih bildiriminde açıkça İş Kanunun 17. ve 18. maddelerinden söz ederek ihbar ve kıdem tazminatı ödemek suretiyle, bildirimi fesih yoluyla iş sözleşmesini sonlandırmıştır. İşçinin davranışlarından kaynaklanan nedenlerle iş sözleşmesinin bildirimli fesih halinde 4857 İş Kanunu'nun 19. maddesinin emredici hükmü uyarınca fesihden önce işçiden savunmasının alınması gerekir. Somut olayda davacıdan fesihden önce savunmasının alındığı iddia ve ispat edilmiş değildir.
4857 sayılı İş Kanunun 21/son maddesinde yer alan Bu maddenin birinci, ikinci ve üçüncü fıkra hükümleri sözleşmeler ile hiçbir suretle değiştirilemez; aksi yönde sözleşme hükümleri geçersizdir. kuralı ile aynı Kanunun 18, 19 ve 20. maddelerine göre İş Güvencesine ilişkin hükümler kamu düzenine ilişkin olup, söz konu hükümler kapsamında işe iade davası açma hakkını ortadan kaldıran işlemlere değer verilemez. Başka bir anlatımda, işe iade davasından önceden feragat mümkün değildir. Öte yandan, ibraname borcun tam ya da kısmen ifa edilmeden sona ermesini sağlayan bir hukuki işlemdir. İşçinin işçilik alacakları konusunda ibraname imzalamış olması işe iade davası açmasına engel değildir. Kaldı ki, somut olayda davacı işçi dava haklarının saklı olduğu ihtirazi kaydı ile ihbarnameyi imzalamış bulunmaktadır.
Davalı işverenin feshi sadece şekli yönden değil, esas bakımından da geçerli bir nedene dayanmamaktadır. Sözü edilen vekaletnamelerin sadece davacıya değil, davalı şirketin tüm avukatlarına verildiği C. Grubuna yapılan hizmetler için davalı işverence davacıya ek bir ücret dahi ödendiği anlaşılmaktadır. Bu durum, dava dışı T. C. ve şirketlerine ait vekalet alınmasının davacının isteğiyle gerçekleşmediğini; aksine davalı şirketin bilgi ve talimatı ile yapıldığını göstermektedir. El koyma tarihine kadar davalı şirketçe bilinen ve istenen bu durumun iş sözleşmesine aykırılığı TMSF tarafından şirkete el konulduğu 1.4.2007 tarihinden sonra başlamıştır. Davalı şirketin bilgisi ve talimatı ile alındığı anlaşılan T. C. ve şirketlerine ait vekaletlerin TMSF tarafından şirkete el konulmadan önce fesih nedeni yapılması mümkün değildir. Davacının 1.4.2007-3.4.2007 tarihleri arasında iş verenin güvenini kötüye kullanma anlamına gelebilecek bir eylemin varlığı ileri sürülmüş değildir. Bu durumda feshin son çare olması kapsamında davacıya TMSF ile ihtilaflı olan adı geçen şahıs ve şirketlerine ait vekaletten çekilmesi için uygun bir süre verilmeli, davacının vekaletten çekilme konusunda direnmesi halinde feshe başvurulması gerekirdi. El koyma tarihinden iki gün gibi kısa bir süre içinde ihtar verilmeden iş sözleşmesinin feshi objektif iyiniyet kurallarına uygun düşmemektedir.
Üzerinde durulması gereken önemli bir husus da davacı ile davalı şirket arasında bir vekalet sözleşmesi değil, iş sözleşmesinin bulunduğudur. Bu nedenle, konunun iş sözleşmesi bağlamında tartışılması ve değerlendirilmesi gerekmektedir. Somut olayda, iş sözleşmesi ile çalışan bir işçinin işverenin bilgi ve talimatı ile başka bir şirkette çalışması söz konusudur. Bu çalışma ödünç iş ilişkisi bağlamında gerçekleşebileceği gibi, iki grup arasında çıkar birliği gereği yapılmış olabilir. Davalı ile C. Grubu arasında gizli anlaşma olduğunun tespit edilmesi üzerine TMSF şirketlere el koymuştur. Davalı işverenin el koymadan sonra fesih tarihine kadar davacıya C. Grubunun vekaletinden çekilmesi yönünden ikinci bir talimatı bulunmamaktadır. Bu nedenle fesih tarihi itibariyle davacının iş sözleşmesine aykırı ve kasti bir eylemin varlığından söz edilemez. Olay vekalet sözleşmesi bağlamında ele alındığında bir avukatın aynı anda iki tarafın vekili olma gibi bir olgu söz konusu değildir. Gerçekten fesih tarihi itibari ile davalı şirket ile T. C. veya şirketleri arasında açılmış ve devam eden bir dava bulunduğu iddia edilmemiştir. Ortada bir dava ve menfaatleri çakışan iki taraf bulunmadığına göre Avukatlık Kanununa ve Avukatlık mesleği ilkelerine aykırı bir durumdan da söz edilemez.
Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerle feshin geçersizliğine ve davacının işe iadesine yönelik mahkemece verilen karar isabetli olduğundan, davalının temyiz itirazlarının reddi ile, kararın bu ilave gerekçe ile ONANMASINA, aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine, 05.12.2008 gününde oyçokluğu ile karar verildi.
KARŞI OY:
Davacı, medya sektöründe faaliyet gösteren Davalı kuruluşta avukat olarak, 05.10.2005-03.04.2007 tarihleri arasında belirsiz süreli iş sözleşmesi ile çalışmakta iken, 01.04.2007 tarihinde yönetimin TMSF'ye devredilmesi üzerine, iş sözleşmesinin gerekçesiz ve sözlü olarak haksız feshedildiğini ileri sürerek 4857 sayılı Yasanın 20/3. maddesi gereğince geçersiz sebeple yapılan feshin geçersizliğinin tespiti ile, işe iadesinin ve boşta geçen süreye ait 4 aylık ücret ve diğer haklarının tahsiline, işe iade istemi kabul edilmediğinde, 8 aylık brüt ücret tutarı, işe başlatmama tazminatının belirlenmesine karar verilmesini talep etmektedir.
Davalı taraf cevap dilekçesinde özetle, Davacının iş akdinin yazılı ve gerekçeli olarak 05.04.2007 tarihinde feshedildiğini ve davacının 06.04.2007'de sulh ve ibraname belgesini imzaladığını, 4857 sayılı İş Kanunu'nun 19. maddesine uygun şekilde fesih gerekçesinin açıkça belirtildiğini, iş yeri çalışma ve süresine ait hareket formunda davacının 05.04.2007 günü saat 18.27'ye kadar çalıştığının görüldüğünü, davacının iş akdini feshini, geçerli nedene dayandığını, 4857 sayılı Yasanın 18. maddesindeki; İş yerin ve işin gerekleri kavramın her işyeri için özel olarak incelenmeli, her iş yeri ve işin kendine özgü yapısı olduğu göz önünde bulundurulmalıdır. hükmünden hareketle davacının iş sözleşmesi, iyiniyetle davranılarak, hakedilen yasal hakları verilmek suretiyle, 4857 sayılı Yasanın 17. ve 18. maddeleri gereğince feshedildiğini, feshin bu sebeple geçerli olduğunu, aksi halde baro tarafından cezai ve disiplin kurallarının aykırılıktan müeyyideler uygulanması gerekeceği şeklinde karşıt iddialarda bulunarak, davanın reddi gerektiğini ileri sürmüştür.
Davacının iş akdinin işverence feshine neden olan olaylara gelince; TMSF'nin 30.3.2007 tarihi ve 2007/138 Fon Kurulu sayılı kararı ile M. Grubu şirketlerinin yönetim denetimi TMSF tarafından devralınmış, bağlı şirketler için yeni bir yönetim kurulu ve denetim kurulu atanmıştır. Bu durum TMSF'nin resmi internet sitesinde 1.4.2007 tarihinde kamuoyuna duyurulmuştur. M. Grubu şirketlerinin eski sahibi olan T.C., şirketlerin yeniden kendi yönetimine verilmesi ve TMSF kararının iptali için, önce Danıştay'da açtığı davanın görevsizlik ile sonuçlanması üzerine İstanbul İdare Mahkemesi'nde davalar açmış olup, işbu davalar derdesttir.
İşbu davalar nedeni ile TMSF ile T. C. ve C. Grubu arasındaki ihtilaf, resmi bir nitelik kazanmıştır. Davacı, 17.1.2007 tarihinde T. C.'in özel vekaletini almakla, TMSF'nin karşısında yer aldığından Avukatlık Kanununun ilgili hükümleri gereğince aynı anda her iki tarafın vekili olamayacağından iş akdi feshedilmiştir.
Davacının iş akdi fesih yazısında Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu ile ihtilaflı durumunda bulunan T. C. ve C. M. Grubu vekili olarak dava takip işlerinde çalışmış olmanız ayrıca T. C.'in kişisel vekaleti ile leh ve aleyhine açılmış davalarda vekil olarak dava takip işlemlerinde T. C.'i temsil etmeniz; M. Grubuna dahil firmaların temettü hariç ortaklık hakları ile yönetim ve denetimi devralan TMSF ile müvekkiliniz T. C. arasında yasal husumet olmasından ötürü işin, işletmenin gereklerine dayalı olarak 4857 sayılı İş Kanunu'nun 17.ve 18. maddeleri gereğince ve Avukatlık Kanunu'nun ilgili maddeleri uyarınca aralarında husumet bulunan taraflardan her ikisinin vekil olarak temsil edebilmenizin mümkün olmaması nedenleri ile vekaletiniz iptal edilmiş 5.4.2007 tarihi itibariyle iş sözleşmesine son verilmek zorunda kalınmıştır... şeklinde düzenlenmiş olup, iş akdinin hangi gerekçelerle feshedildiği açıkça izah edilip, bu belge davacıya iş yerinde 5.4.2007 tarihinde tebliğ edilmiş ise de, davacı tebliğden imtina ederek, evrak üzerine feshin sözlü olarak 3.4.2007 tarihinde yapıldığına ilişkin el yazısı ile şerh düşülmüştür. denilmektedir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy