(818 S. K. m. 101, 107)
Dava: Yerel mahkeme, isteği kısmen hüküm altına almıştır.
Hüküm süresi içinde taraflar avukatlarınca temyiz edilmiş olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi İ. P. tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:
Karar: Davacı, davalı belediyede, iş sözleşmesinin feshedildiği 15.11.2006 tarihine kadar sağlık memuru olarak çalıştığını, ancak ücretinin vasıfsız işçi kadrosundan ödendiğini, sendika üyesi olduğunu, TİS hükümlerinden yararlandığını, dolayısıyla ücret farkı alacağının bulunduğunu ileri sürerek ücret farkının 07.03.2002 tarihinden itibaren en yüksek işletme kredi faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesi gerektiğini ileri sürerek ücret farkı alacağının hüküm altına alınmasını istemiştir.
Davalı, davacının Sağlık Bakanlığı'nda sağlık memuru olarak görev yaptığını, kesinleşen ve infaz edilen cezası nedeni ile memuriyetle ilişiğinin kesildiğini, iş başvurusunda Sağlık Koleji ve diğer ön lisans ve lisans bölümü diplomalarının belirtilmediğini, Bakanlığın onay vermediği bir kadro unvanı için görevlendirme yapılamayacağını ve ücret ödenemeyeceğini, düz işçi kadrosunda bir değişiklik olmadığını, iş sözleşmesinin 15.11.2006 tarihi itibariyle davacı tarafından tek taraflı olarak feshedildiğini, Sağlık Bakanlığındaki memuriyeti ve yaşı dikkate alınarak temizlik işçiliği v.s. hizmet uygun görülmeyip ihtiyaç duyulduğunda diğer personelle birlikte kısa süreli olarak kurbanlık satış yerlerinde, futbol turnuvalarında, semt polikliniklerinde görevlendirildiğini, geçici görevlendirmelerin birkaç gün olduğunu, söz konusu görevlendirmelerin 2004-2006 arası olup kalifiye işçinin yeterli olmaması nedeni ile başkanlık oluru ile sağlık memuru olarak görevlendirildiğini TİS. 23. madde uyarınca fiilen 3 aydan fazla bu görevde çalışması gerektiğini, çalıştığı süre içinde ücret farkı isteminde bulunmadığını, isteğin reddi gerektiğini savunmuştur.
Mahkemece, davacının Basın Yayın Yüksek Okulu mezunu olarak eski hükümlü niteliği ile iş talebinde bulunduğu, düz işçi olarak atandığı, sendika üyesi olduğu, TİS.'den yararlandığı, 03.10.2006 günlü dilekçesi ile ücret ve diğer alacaklarının zamanında ödenmemesini gerekçe göstererek 15.11.2006 tarihinde iş akdini feshettiği, belediyenin sağlık ekibinde görevlendirildiği, tutanakları denetim elemanı/sağlık memuru olarak imzaladığı, TİS.'e göre yapılan işin niteliği itibariyle sağlık memurlarının bulunduğu grupta yer aldığı ve bunların haklarından yararlanması gerektiği, ücret farkından kaynaklanan bir kısım haklarının dava tarihi itibariyle 5 yıllık süreyi doldurması nedeni ile zamanaşımına uğradığını, alınan bilirkişi raporuna göre ıslah yapılması üzerine davalı tarafın yeniden zamanaşımı definde bulunduğu, ıslah tarihi itibariyle geriye dönük 5 yıllık alacakların zamanaşımına uğradığı, netice itibariyle davacının yaptığı iş ve aldığı ücret nedeniyle doğan ücret farkı alacağının 2407,06 YTL olduğu kanaati ile isteğin kısmen kabulüne karar verilmiş; dava ve ıslah tarihinden itibaren en yüksek işletme kredisi faizine hükmedilmiştir.
Kararı taraf vekilleri temyiz etmiştir.
1- Dosyadaki yazılara, toplanan delillerle kararın dayandığı kanuni gerektirici sebeplere göre tarafların aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yerinde değildir.
2- Taraflar arasında dava konusu edilen, hüküm altına alınan alacağa uygulanacak faizin tarihi hususunda uyuşmazlık vardır.
Muacceliyet, alacaklının borçludan borçlanılan edimi talep ve dava edebilme yetkisidir. Borç muaccel olmadan borçlu temerrüdü söz konusu olmaz.
Temerrüt, en kısa tanımıyla, alacaklı tarafından talep edilebilir (muaccel) hale gelmiş bir borcun ifasındaki gecikmedir ve kural olarak, bu tür (muaccel) bir borcun borçlusu, alacaklının ihtarı ile temerrüde düşer (BK. m. 101/1). Başka bir ifadeyle, temerrütten söz edilebilmesi için, öncelikle muaccel bir borcun ve alacaklının o borca yönelik ihtarının bulunması gerekir. Kural böyle olmakla birlikte, borçlunun temerrüde düşmesi için alacaklının ihtarının gerekmediği bazı durumlar da vardır: Örneğin, ifa günün taraflarca birlikte kararlaştırıldığı (BK. m. 101/2), borçlunun borcu ifa etmeyeceğini bildirmiş olduğu veya hal ya da durumundan bu sonuca varılabildiği (BK. m. 107/1) hallerde, temerrüdün gerçekleşmesi için alacaklının ihtarına gerek yoktur.
Somut olayda, mahkemece dava konusu edilen alacağa dava ve ıslah tarihinden itibaren faize hükmedilmiştir. Ancak, davacının dosya arasında bulunan davadan önce davalı işverene hitaben yazdığı 22.09.2006 tarihli dilekçe ile dava konusu edilen ücret farklarının ödenmesini istemiştir. Söz konusu bu dilekçenin dava tarihinden önce davalıyı temerrüde düşürecek nitelikte olup olmadığı, dilekçenin davalıya ulaştırılıp, ulaştırılmadığı dava konusu alacak bakımından temerrüdün davadan önce gerçekleşip gerçekleşmediği araştırılmamıştır.
Mahkemece söz konusu dilekçe ile davalının davadan önce temerrüde düşürülüp düşürülmediği araştırılarak, sonucuna göre faiz başlangıç tarihinin belirlenmesi gerekirken eksik inceleme ile karar verilmesi hatalı olup, bozmayı gerektirmiştir.
Sonuç: Temyiz olunan kararın yukarıda yazılı sebepten BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine, 28.04.2011 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy