(1475 S. K. m. 14) (4857 S. K. m. 17, 41, 44, 46, 47) (818 S. K. m. 53) (1086 S. K. m. 275)
Dava: Davacı, kıdem, ihbar tazminatı, fazla çalışma ücreti, hafta tatili ücreti, bayram, genel tatil ücreti ve ikramiye alacaklarının ödetilmesine karar verilmesini istemiştir.
Yerel mahkeme, isteği kısmen hüküm altına almıştır.
Hüküm süresi içinde davalı avukatı tarafından temyiz edilmiş olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi Ş.Çil tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:
Karar: Davacı işçi 01.08.1995-15.05.2001 tarihleri arasında İzmir bölge sorumlusu olarak çalıştığını, asılsız ithamlarla iş akdinin haksız feshedildiğini ileri sürerek kıdem ve ihbar tazminatlarının hüküm altına alınmasını istemiştir.
Davalı işveren 1475 sayılı İş Kanunu'nun 17/2. maddesi uyarınca hizmet, sorumluluk ve sadakat borcunu yerine getirmeyerek şirketin 250.000,00 TL zararına sebebiyet vermesi nedeniyle iş sözleşmesinin feshedildiğini savunmuştur.
Mahkemece ceza davasında beraat etmiş olması ve işverence 6 iş günlük hak düşürücü süreye uyulmaksızın iş sözleşmesinin feshedildiği gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.
Karar davalı tarafından temyiz edilmiştir.
Öncelikle davacının iş sözleşmesinin hak düşürücü süre içinde feshedilip feshedilmediğini tespiti yönünden dosya içeriğindeki inceleme yeterli değildir. Davalı işveren M. İ. adındaki işçinin suiistimal niteliğindeki eyleminin anlaşılmasının ardından 2 ay süreyle davacı ile bu şahıs arasında karşılıklı telefon görüşmelerinin yapılması ve banka hesaplarında karşılıklı hareketliliğini olması sebebiyle davacıdan 02.05.2001 ve 03.05.2001 tarihlerinde yazılı savunma alındığını, 14.05.2001 tarihinde toplantıya çağırıldığını ve aynı gün sözleşmesinin feshedildiğini savunmuştur. Davacının savunmalarını içeren yazıların feshe yetkili makama ulaşma tarihleri dosyadan anlaşılamamaktadır. Bu itibarla 6 iş günlük hak düşürücü sürenin geçip geçmediği mahkemece yeterince araştırılmamıştır. Bu itibarla öncelikle hak düşürücü sürenin geçip geçmediği yönünden gerekli araştırmaya gidilmelidir. Sürenin geçtiği belirlendiğinde şimdiki gibi isteklerin kabulüne karar verilmelidir. Aksi halde aşağıdaki gibi araştırmaya gidilmelidir.
Davalı işveren şirketlerinde satış müdürü olarak çalışan M. İ.'nin müşteriden nakden tediye veya borca karşılık teşkil eden çekleri teslim alırken kesmiş bulunduğunu ve bir nüshasını müşteri firmada bıraktığı tahsilat makbuzları üzerindeki tarihlerde tahrifat yaptığını, böylece nakdi tediye veya çekleri şirketlerine teslim etmediğini, şirkete ödeme amaçlı ciro veya keşide edilmiş çekleri şahsi alacağı gibi şahsi cirosuyla nakde çevirdiğini, davacı Olcay ile şirketin Ankara ve İzmir Bölge sorumlularının da M.'ın yaptığı yolsuzluklardan haberdar olduklarını ama şirketi uyarmadıkları gibi yolsuzluklara da yardımcı olduklarını, nakden tahsilatlarda aynı surette makbuz tarihlerinde tahrifatla nakdin olması gereken tarihten sonra tahsil edildiği zannı uyandırdıklarını, günü geldiğinde karşılıklı olarak banka hesap akışlarıyla müşteri firma adına havaleler çıkartmak suretiyle geçmiş hesapların kapatılması hususunda yardımlaştıkları ve elde edilen haksız kazancı paylaştıkları, bu surette suçlara iştirak ettiklerini belirterek bu olaylar sebebiyle satış müdürü ile davacı dahil bölge sorumlularının iş sözleşmelerinin feshedildiğini ileri sürmüştür.
İstanbul 13. Asliye Ceza Mahkemesi'ne hizmet nedeniyle emniyeti suiistimal suçunu işledikleri gerekçesiyle davacı ile diğer bölge sorumluları ve satış müdürü aleyhine dava açılmıştır. Yapılan yargılama neticesinde satış müdürü Murat İdi dışındaki sanıkların atılı suçu işlediklerine dair mahkumiyetlerine yeter kesin ve inandırıcı delil elde edilemediği gerekçesiyle beraatlarına karar verilmiştir.
Hizmet nedeniyle emniyeti suiistimal suçuna ilişkin ceza mahkemesinde yapılan yargılama neticesinde emekli banka müdüründen alınan bilirkişi raporunda sanık Murat İdi'nin hizmet nedeniyle emniyeti suiistimal suçunu işlediği, diğer sanıkların sanık M.'ın şifahi talimatıyla hareket ettikleri, sanık M. tarafından kendilerine havale şeklinde gönderilen paraları şirkete tahsilat şeklinde gönderdiklerinin belirlendiğini, sanıkların davaya konu işlemlerde hep birlikte hareket ettiklerine dair belge ve bilgiye rastlanmadığından üzerlerine atılı suçun unsurlarının oluşmadığını belirtilmiştir.
Davacı ve dava dışı diğer sanıklar aleyhine hizmet sebebiyle emniyeti suiistimal suçundan açılan davada zamanaşımı sebebiyle davanın ortadan kaldırılmasına karar verilmiştir.
Davalı vekili davacının diğer sanıklarla (satış sorumluları) yapmış olduğu menfaat-para akışlarına, paylaşımına, şirket adına yapılan tahsilatların öncelikle M. İ. adına hesaba aktarıldığına ve daha sonra elde edilen kazancın tüm sanıklarca paylaşımına delil teşkil etmek üzere hesap akışlarına ilişkin banka hesap ekstrelerinin getirtilmediğini şirketlerinin tahsilatlarında kullandığı makbuz suretleri üzerinde davacının oynama yapıp yapmadığı, asılsız makbuz hazırlayıp şirket muhasebesine teslim edip etmediği hususlarının belirlenmesi için şirket defterleri tahsilat makbuzları vs üzerinde bilirkişi incelemesi taleplerinin değerlendirilmediğini savunma haklarının delilleri toplanmadan karar verildiği için kısıtlandığını ifade etmiştir.
Borçlar Kanunu'nun 53. madde uyarınca delil yetersizliği nedeniyle verilen beraat kararı hukuk hakimini bağlamaz. Ceza mahkemesi kararı kusurun takdiri ve zararın miktarını tayin hususunda dahi hukuk hakimini takyit etmez.
Davalının davacının iş akdinin feshine neden olan eylemleri ile ilgili ciddi iddiaları söz konusudur. Davalının iddialarına ilişkin uzman bilirkişiden rapor alınmadan, davacının doğruluk ve bağlılığa uymayan hareketleri bulunup bulunmadığı şüpheye yer vermeyecek şekilde tespit edilmeden, davalının somut iddiaları araştırılmadan yazılı şekilde savunma hakkı kısıtlanarak davanın kabulü hatalıdır.
Mahkemece, üniversitelerin ticaret hukuku kürsüsünden seçilecek hukukçu bir bilirkişi ile bankacı ve mali müşavirden oluşan bilirkişi heyetince iddiaya konu işyeri kayıtları, makbuzlar ve banka hesap ekstreleri üzerinde yerinde inceleme yapılmak suretiyle alınacak raporun sonucu tüm dosya içeriği ile birlikte değerlendirilerek bir sonuca varılması gerekirken eksik inceleme ile karar verilmesi hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.
Sonuç: Temyiz olunan kararın yukarıda yazılı sebepten BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine, 23.05.2011 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy