(4857 S. K. m. 25) (1475 S. K. m. 14, 17)
Dava: Davacı, kıdem tazminatı alacağının ödetilmesine karar verilmesini istemiştir.
Yerel mahkeme, isteğin reddine karar vermiştir.
Hüküm süresi içinde davacı avukatı tarafından temyiz edilmiş olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi Ş. Çil tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, Gereği konuşulup düşünüldü:
Karar: Davacı işçi 1998 yılından 18.09.2005 tarihine kadar davalıya ait işletmede aralıksız olarak çalıştığını, düştüğü akıl hastalığının etkisiyle iki kişinin öldürülmesi sebebiyle tutuklandığını, iş sözleşmesinin bu sebeple feshedildiğini, eylemi akıl hastalığına duçar olması sebebiyle işlediği için kıdem tazminatının ödenmesi gerektiğini ileri sürerek kıdem tazminatı ödetilmesini talep etmiştir.
Davalı işveren davacının işyerinde iki güvenlik görevlisini bıçaklayarak öldürdüğünün sabit olduğunu, bu sebeplerle davacının iş sözleşmesinin Toplu İş Sözleşmesinin 84 üncü maddesi ve 4857 Sayılı İş Kanunu'nun 25. maddesine dayanılarak haklı olarak feshedildiğini savunmuştur.
Mahkemece davacı hakkında 18.09.2005 tarihinde Y. E. ve H. İ. Ö.'ü öldürmek suçundan açılan kamu davasında sanığın cezai ehliyetinin bulunmaması sebebiyle C.M.K.223/4-b madde gereğince ceza verilmesine yer olmadığına şeklinde karar verildiği, bu suçtan dolayı 18.09.2005 tarihinde tutuklandığı, 26.05.2008 tarihinde tahliye olduğu, 4857 Sayılı Kanunun 25/4. bendine uyan bu fesihte işçinin ihbar ve kıdem tazminatlarını talep edemeyeceği gerekçesiyle isteğin reddine karar verilmiştir.
Kararı yasal süresi içinde davacı vekili temyiz etmiştir.
İşçinin iş sözleşmesinin işveren tarafından, haklı veya zorlayıcı sebeplerle feshedilip feshedilmediği bu bakımdan kıdem tazminatı hakkının olup olmadığı yönlerinden taraflar arasında uyuşmazlık söz konusudur.
4857 Sayılı İş Kanunu'nun 25. maddesinin IV. bendinde, işçinin gözaltına alınması veya tutuklanması halinde devamsızlığın aynı Kanunun 17. maddesinde sözü edilen bildirim süresini aşması durumunda işverenin derhal fesih hakkının olduğu hükme bağlanmıştır.
4857 Sayılı İş Kanunu'nda işverenin derhal fesih hallerinin düzenlendiği 25. maddeye IV. bent eklenmek suretiyle işçinin gözaltına alınması veya tutuklanması durumu özel olarak ele alınmıştır. Konu, 1475 Sayılı İş Kanunu döneminde anılan Kanunun 17/III maddesi kapsamında zorlayıcı sebep sayılmakta ve bir haftadan sonra işverenin derhal fesih hakkı doğmaktaydı. 4857 Sayılı Kanunun 25/IV maddesinde ise bu gibi haller ayrıca düzenlenmiş ve işverenin fesih hakkının 17. maddede yazılı olan bildirim sürelerinin bitiminde ortaya çıkacağı kurala bağlanmıştır. Buna göre, tutuklanan bir işçinin tutukluluk süresi bildirim önellerini aşmadıkça, iş sözleşmesi işverence derhal feshedilemez.
Bildirim önellerinin sözleşme hükmüyle arttırılmış olması halinde, 4857 Sayılı İş Kanunu'nun 25/IV maddesi uygulaması yönünden arttırılmış sürelerin dikkate alınması gerekir. Başka bir anlatımla işverenin derhal fesih hakkı ancak tutukluluk süresinin arttırılmış ihbar önellerini aşması halinde ortaya çıkar.
4857 Sayılı İş Kanunu'nun 40. maddesinde, işçinin 25/IV. bendi kapsamında çalışılamayan süre için ücret ödenmesine dair bir kurala yer verilmemiştir. Bu halde işçinin gözaltına alınması veya tutuklanması sebebiyle çalışamadığı süre için ücret talep hakkı yoktur.
İş Kanunu'nun 25/IV bendine uyan fesihlerin geçerli nedene dayandığı açıktır. Şu halde göre geçerli fesih imkanı bildirim süresinin aşılması halinde ortaya çıkar.
İşçinin gözaltına kaldığı veya tutuklu olduğu sürenin ihbar önelini aşması halinde 4857 Sayılı İş Kanunu'nun 25/IV maddesi uyarınca fesheden işverenin bildirim şartına uyma, ihbar tazminatı yükümlülükleri bulunmamakla birlikte, kıdem tazminatı ödemesi gerekir.
Mahkemece tutukluluk sebebiyle işçinin iş sözleşmesinin feshinde kıdem tazminatı hakkının olmayacağı belirtilerek sonuca gidilmesi hatalıdır. 1475 Sayılı Kanunun yürürlükte olan 14 üncü maddesine göre 4857 Sayılı İş Kanunu'nun 25/2 maddesi dışında kalan sebeplerle işveren feshinde kıdem tazminatı ödenmelidir.
Öte yandan davacının işçinin tutuklamaya konu olan suçu işyerinde işlediği ölen kişilerin de davalı işverenin işçileri oldukları anlaşılmaktadır. İşyerinde işlenen bu suç sebebiyle işveren feshinin haklı olup olmayacağının değerlendirilmesi gerekir. 4857 Sayılı İş Kanunu'nun 25/2 f bendinde işçinin, işyerinde, yedi günden fazla hapisle cezalandırılan ve cezası ertelenmeyen bir suç işlemesi haklı fesih nedenleri arasında gösterilmiştir. Yine aynı maddenin d bendine göre işçinin işverene yahut onun ailesi üyelerinden birine yahut işverenin başka işçisine sataşması işverene haklı fesih imkanı verir.
Somut olayda davacı işçi duçar olduğu akıl hastalığının etkisiyle sözü edilen eylemi işlemiş olup bu husus ceza mahkemesinde verilen kararla kesinleşmiştir. O halde davacı işçinin sözü edilen eyleminden hukuki olarak sorumlu tutulması da mümkün değildir. İşverence yapılan fesih haksız olup davacı işçiye kıdem tazminatı ödenmelidir. Mahkemece davanın kabulü gerekirken yazılı şekilde reddine karar verilmesi hatalı olmuştur.
Kaldı ki, mahkeme gerekçesinde iş sözleşmesinin İş Kanunu'nun 25/IV maddesine dayalı olarak feshettiğini kabul etmiş olup, davalı vekili kararı gerekçe yönünden temyiz etmemiştir. Bu durumda kabul edilen fesih şekline göre davacı işçi kıdem tazminatına hak kazanmıştır.
Sonuç: Temyiz olunan kararın yukarda yazılı sebepten BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istenmesi halinde ilgiliye iadesine, 06.06.2011 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy