(2004 S. K. m. 67)
Dava: Davacı, itirazın iptali ile % 40 icra inkar tazminatının ödetilmesine karar verilmesini istemiştir.
Yerel mahkeme, istemi hüküm altına almıştır.
Hüküm süresi içinde davalı avukatı tarafından temyiz edilmiş olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi F. B. tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, Gereği konuşulup düşünüldü:
Karar: Davacı, davalıya ait iş yerinde 12.05.2005-16.10.2008 tarihleri çalıştığını, ücretinin ödenmemesi nedeni ile iş akdini haklı sebebe dayalı feshettiğini, kıdem tazminatı ve ücret alacağının tahsili amacıyla Gaziantep 8. İcra Müdürlüğünün 2008/535 E. sayılı dosyası üzerinden başlattığı icra takibinin davalının haksız itirazı sebebiyle durduğunu ileri sürerek, itirazın iptaliyle takibin devamına karar verilmesini ve alacağın %40 oranında icra inkar tazminatının hüküm altına alınmasını talep etmiştir.
Davalı vekili, davacının şirketten aldığı borca mahsup edilmek sureti ile tüm ücret alacaklarının ödendiğini ileri sürerek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
Yerel mahkemece kanaatine varılarak davanın kabulüne karar verilmiştir.
Hüküm süresi içerisinde davalı vekili tarafından savunma haklarının kısıtlandığı ve icra inkar tazminatına hükmedilmesinin hatalı olduğu ileri sürülerek temyiz edilmiştir.
1- Taraflar arasında davalı vekiline delillerini bildirmesi hususunda usulünce süre tanınıp tanınmadığı ve savunma hakkının kısıtlanıp kısıtlanmadığı noktasında uyuşmazlık bulunmaktadır.
Savunma hakkı Anayasa (m.36) ile güvence altına alınmış olup, Hakim, tarafları dinlemeden veya iddia ve savunmalarını bildirmeleri için kanuna uygun biçimde imkan tanımadan hükmünü veremez.
Somut olayda, davalı vekili 15.01.2009 tarihli duruşmada cevap dilekçesiyle delil listesini ibraz etmek hususunda süre verilmesini talep etmiştir. Mahkemece aynı tarihli duruşmada 1 numaralı ara kararla taraflara yazılı ve sözlü tüm delillerini bildirmeleri için 20 günlük kesin süre verilmiş ise de 3 numaralı ara kararla davalı vekiline vekaletnamesini harçlandırması cevaplarını sunması varsa delillerini bildirmesi hususunda 15 gün süre tanınmıştır.
Davalı tarafa delillerini sunması hususunda verilen sürenin kesin olduğu ve 20 gün olarak belirlendiği 1 numaralı ara kararla belirtilmiş olmasına rağmen, 3 numaralı ara kararda delilleri bildirilmek hususunda verilen sürenin 15 gün olarak gösterilmesi ve kesin olduğunun belirtilmemesi her iki ara kararının çelişkili olması sonucunu doğurmaktadır.
H.U.M.K.nun 163 üncü maddesi hükmüne göre kesin mehil sebebiyle bir hakkın düşmüş sayılabilmesi için kesin süreye konu olan işlerin yapılması için gerekli olan giderlerin ara kararında açıkça belirtilmesi, süreye konu işin süre verilen tarafın gücü dahilinde bulunması ve kesin süreye uyulmaması durumunda kesin süre verilen tarafın nasıl bir sonuçla karşılaşacağının açık bir şekilde anlatılması gerekir.
Mahkemece, kesin süreye dair verilen ara karar çelişkili olup H.U.M.K.nun 163 üncü maddesine uygun değildir. Usul ve yasaya uygun olmayan kesin süreyle davalının hukuki dinlenme hakkı ihlal edilerek hüküm kurulması hatalıdır.
2- İşçilik alacaklarıyla ilgili olarak yapılmış olan icra takibine itiraz üzerine açılan itirazın iptali davasında yargılama ve icra inkar tazminatına karar verilmesinin gerekip gerekmediği husus taraflar arasındaki diğer uyuşmazlık noktasını oluşturmaktadır.
Genel haciz yoluyla ilamsız icra takiplerinde borçlunun itirazı üzerine takip durur ve alacaklının takibin devamını sağlamaya yarayan imkanlarından biri İcra İflas Kanunun 67 nci maddesinde öngörülen itirazın iptali davasıdır.
İtirazın iptali davası, takip alacaklısı tarafından itiraz etmiş olan takip borçlusuna karşı açılır. İcra takibinde yer alan ve borçlu tarafından itiraza uğrayan kısım davanın konusunu oluşturur. Borcun tamamına ya da bir kısmına itiraz hallerinde olduğu gibi imzaya itirazla faize itiraz edilmesi durumunda da itirazın iptali davası açılabilir.
İcra İflas Kanununun 68 ve 68 (a) maddelerinde sözü edilen belgelerden birine sahip olmayan alacaklı, itirazın giderilmesini sağlayabilmek için yalnız itirazın iptali yoluna başvurabilir.
Borçlu ödeme emrine itiraz etmemiş ya da itiraz geçerli değilse alacaklının itirazın iptali davası açmasında hukuki yarar yoktur.
İtirazın iptali davası süreye tabidir. Alacaklı itirazın kendisine tebliğinden itibaren bir yıl içinde davayı açabilir.
İcra takibi konusu alacak (davası) iş mahkemesinin görevine girmekte ise, itirazın iptali davası da iş mahkemesinde açılır (Kuru, Baki: İcra ve İflas Hukuku, İstanbul Kasım 2004, s. 223.). Buna göre davada 5521 Sayılı İş Mahkemeleri Kanunun 7 nci maddesi uyarınca sözlü yargılama usulü uygulanır.
İtirazın iptali davasında, işçilik alacaklarıyla ilgili olarak tahsil hükmü kurulması mümkün olmaz. Yargılama sonunda icra takibine itirazın kıdeme ya da tamamen iptaliyle takibin devamına ya da davanın reddine dair karar verilmelidir.
İtirazın iptali davasında dava konusunun ıslah yoluyla arttırılması mümkün olup, arttırılan kısım yönünden tahsil davası olarak hüküm kurulmalıdır. Davaya konu miktarın ıslah yoluyla arttırılması itirazın iptali davasının niteliğini değiştirmez ve tamamını tahsil davasına dönüştürmez.
İtirazın iptali davasında borçlunun haksızlığına karar verilmesi halinde ve alacaklının talep etmiş olması şartıyla, borç miktarının Yasada gösterilen orandan az olmamak kaydıyla icra inkar tazminatına hükmedilir. İcra inkar tazminatına karar verilebilmesi için alacağın belirli ya da belirlenebilir olması gerekir. Özellikle, işçinin kıdemi, ücreti gibi hesap unsurları, işverence bilinen ya da belirlenebilecek hususlardır. 4857 Sayılı İş Kanununun 8 ve 28 inci maddelerinin işverene bu gibi konularda belge düzenleme yükümü yüklediği de gözden uzak tutulmamalıdır. Ancak, hak tartışmalı ise icra inkar tazminatına hükmedilemez (Yargıtay HGK. 04.03.2009 gün 2009/9-57 E, 2009/110 K).
Borçlu belirli bir alacak için yapılan icra takibinde borcun bir kısmına itiraz etmek istediğinde, itiraz ettiği kısmı açıkça göstermek zorundadır. Borçlu buna uymaz ve borcun tamamına itiraz ederse, itirazın iptali davası sonucunda borçlu olduğu miktar bakımından icra inkar tazminatı ödemekle yükümlüdür (Yargıtay 9. H.D. 04.04.2008 gün 2007/14360 E, 2008/7511 K.).
Alacağın likit olması şartıyla, itirazın iptali davası sonunda borçlunun itirazının kısmen kabulü halinde dahi, kabul edilen kısım bakımından icra inkar tazminatına hükmedilmelidir.
İcra inkar tazminatı, asıl alacak bakımından söze konu olur. İşlemiş faiz istemi yönünden icra inkar tazminatına hükmedilmesi mümkün değildir.
İcra takibinde işlemiş faiz için de takip tarihinden itibaren faiz talep edilmiş olması durumunda, itirazın iptaliyle takibin devamına karar verilmesi, faize faiz yürütülmesi anlamına gelir ki, B.K.nun 104/son ve 3095 Sayılı Kanunun 3 üncü maddesi uyarınca faize faiz yürütülmesi mümkün olmaz. Bu halde, asıl alacak bakımından takip tarihinden itibaren faiz yürütülmesine karar verilmek suretiyle, faize faiz yürütülmeyecek şekilde hüküm kurulmalıdır.
Somut olayda, davacı ücretlerinin ödenmemesi nedeni ile iş akdinin haklı sebeple feshettiğini, davalı taraf ise şirketten aldığı borca mahsup edilmek suretiyle davacının tüm ücret alacaklarının ödendiğini ileri sürmektedir.
İcra takibine konu alacakların varlığı tartışmalı olup, ihtilafın çözümü yargılamayı gerektirdiğinden alacak likit sayılmaz. Bu sebeple İcra İflas Kanunu'nun 67/2 nci maddesine göre icra inkar tazminatına hükmedilmesi hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.
Sonuç: Temyiz olunan kararın yukarda yazılı sebepten bozulmasına, peşin alınan temyiz harcının istenmesi halinde ilgiliye iadesine, 15.09.2011 tarihinde oybirliğiyle karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy