(818 S. K. m. 158, 159, 160, 161, 325) (4857 S. K. m. 21)
Dava: Davacı ve karşı davalı eğitim gideri alacağının ödetilmesine, davalı ve karşı davacı ise borçlu olmadığının tespitine karar verilmesini istemiştir.
Yerel mahkeme, asıl davayı kısmen hüküm altına almış, karşı davayı ise reddetmiştir.
Hüküm süresi içinde davacı ve davalılardan D., avukatı tarafından temyiz edilmiş olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi N. D. tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:
Karar: 1- Dosyadaki yazılara, toplanan delillerle kararın dayandığı kanuni gerektirici sebeplere göre, davacı-birleşen davanın davalısının ve davalı-birleşen davanın davacısı işçinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yerinde değildir.
2- Davacı-birleşen davanın davalısı banka vekili dava dilekçesinde, davalı-birleşen davanın davacısı işçiye banka tarafından bankacılık okulunda eğitim verildiğini, işçinin eğitimini bitirdikten sonra imzaladığı taahhütname ve Bankacılık Okulu Yönetmeliğinin 20. maddesi uyarınca eğitim süresinin 3 katı kadar mecburi hizmet yapmakla yükümlü olduğunu, ancak işçinin mecburi hizmet süresini tamamlamadan istifa ederek işten ayrıldığını, bankanın eğitim için birçok masraf yaptığını, işçinin imzaladığı taahhütname ve yönetmelik hükmü uyarınca eğitim giderlerinden payına düşeni ödemekle yükümlü olduğunu iddia ederek eğitim gideri ile bunun işlemiş avans faizi ve BSMV toplamı olan 14.345,76.-YTL'in davalı işçi ile ona kefil olan diğer davalılardan müteselsilen tahsiline karar verilmesini talep etmiş; davalı işçi tarafından açılan ve daha sonra bu dava ile birleştirilen menfi tespit davasının ise reddini istemiştir.
Davalı-birleşen davanın davacısı işçi vekili, banka tarafından istenen alacağın dayanağı olan taahhütnamenin hangi maddesine dayandırıldığının belli olmadığını, ancak ister taahhütnamenin 3. maddesine, ister 4. maddesine dayandırılsın tek taraflı cezai şart niteliğinde olduğundan bu hükmün geçerli olmadığını, ayrıca taraflar arasında hizmet akdi kurulmuş olduğundan ödenen ücretin istenemeyeceğini, mesnetsiz davanın reddi gerektiğini savunmuş, açtığı ve bu dava ile birleştirilen menfi tespit davasında ise bankaya borçlu olmadıklarının tespitini istemiştir.
Diğer davalılar davaya cevap vermemişlerdir.
Mahkemece bilirkişi heyeti tarafından tanzim edilen ek rapor benimsenerek bankanın davasının kısmen kabulüne, 12.722,00.-TL'nin temerrüt tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline, birleşen menfi tespit davasının ise reddine karar verilmiştir.
Hüküm her iki taraf vekilince temyiz edilmiştir.
İş sözleşmesinde kararlaştırılan cezai şartın koşullarının oluşup oluşmadığı ve indirim hususu taraflar arasında uyuşmazlığı oluşturmaktadır.
Cezai şart öğretide, mevcut borcun ifa edilmemesi veya eksik ifası halinde ödenmesi gereken mali değeri haiz ayrı bir edim olarak tanımlanmıştır (Tunçomağ, Kenan: Türk Hukukunda Cezai Şart, İstanbul 1963).
Borçlar Kanunu'nun 158-161. maddeleri arasında düzenlenmiş olup, İş Kanunlarında konuya dair bir hükme yer verilmemiştir. İş Hukuku açısından Borçlar Kanunu'nun sözü edilen hükümlerini uygulamakla birlikte dairemizce bazı yönlerden İş Hukuku'na özgü çözümler üretilmiştir. İş Hukukunda işçi yararına yorum ilkesinin bir sonucu olarak sadece işçi aleyhine yükümlülük öngören cezai şart hükümleri geçersiz sayılmış ve bu yönde yerleşmiş içtihatlar öğretide de benimsenmiştir. Yine, Yeni Borçlar Kanunu Tasarısı'nın 419. maddesinde Hizmet sözleşmelerine sadece işçi aleyhine konulan ceza koşulu geçersizdir şeklinde kurala yer verilmiştir.
Cezai şartın işçi ve işveren hakkında ve iki taraflı olarak düzenlenmesi gereği, işçi aleyhine kararlaştırılan cezai şartın işveren aleyhine kararlaştırılandan daha fazla olmaması sonucunu da ortaya koymaktadır. Başka bir anlatımla, işçi aleyhine olarak belirlenen cezai şartın, koşulları ve ceza miktarı bakımından işverenin sorumluluğunu aşması düşünülemez. İki taraflı cezai şartta işçi aleyhine bir eşitsizlik durumunda, cezai şart hükmü tümden geçersiz olmamakla birlikte, işçinin yükümlülüğü işverenin sorumlu olduğu miktarı ve halleri aşamaz.
İşçiye verilen eğitim karşılığı belli bir süre çalışması koşuluna bağlı olarak kararlaştırılan cezai şartın tek taraflı olarak değerlendirilemez. İşçiye verilen eğitim bedeli kadar cezai şartın karşılığı bulunmakla eğitim karşılığı cezai şart hükmü belirtilen ölçüler içinde geçerlidir.
Belirli süreli iş sözleşmesinin süresinden önce feshi koşuluna bağlı cezai şartın sonuç doğurabilmesi için öncelikle taraflar arasındaki iş sözleşmesinin belirli süreli olup olmadığının tespiti gerekir. Bundan başka asgari süreli iş sözleşmelerinde aynı türde hükümler konulması mümkündür.
4857 sayılı İş Kanunu'nun 21. maddesinde, kesinleşen işe iade kararı üzerine işçinin başvurusuna rağmen bir ay içinde işe başlatılmaması durumunda, işçiye en az dört aylık ve en çok sekiz aylık ücreti tutarında tazminat ödeneceği öngörülmüştür. Aynı maddenin son fıkrasında ise, sözü edilen düzenlemenin mutlak emredici olduğu ve sözleşmelerle hiçbir şekilde değiştirilemeyeceği hükme bağlanmıştır. Bu itibarla iş güvencesine tabi işçiler yönünden toplu iş sözleşmesinin iş güvencesi sağlayan hükümlerinin yasanın bu düzenlemesi karşılığında bir değeri kalmamıştır.
Borçlar Kanunu'nun 161. maddesine göre taraflar cezanın miktarını seçmekte serbesttirler. Buna göre belirli süreli iş sözleşmesinin kalan süresine ait ücretlerinin ya da bunun katlarının ödenmesi gerektiği yönünde ceza miktarı belirlenmesi mümkündür. Böyle bir cezai şart hükmü, Borçlar Kanunu'nun 325. maddesine göre talep konusu yapılabilecek olan sözleşmenin kalan süresine ait ücret isteğinden farklıdır. Bu durum, konuya dair yasal düzenlemenin tekrarı mahiyetinde de değildir. Gerçekten tarafların iradesi özel biçimde cezai şart düzenlemesi yönünde ortaya çıkmış olmakla, iradeye değer verilmeli ve cezai şart hükümlerine göre çözüme gidilmelidir. Bu arada işçinin bakiye süre ücreti ölçüt alınarak kararlaştırılmış olan cezai şarttan başka sözleşmenin kalan süresine ait ücretlerin de Borçlar Kanunu'nun 325. maddesine göre talep edilip edilemeyeceği soruna değinmek gerekir ki, ifaya eklenen cezai şart çözüme gidilmesi ve buna göre koşulların varlığı halinde sözleşmenin kalan süresine ait ücretlerin ayrıca talep edilebileceği belirtilmelidir. Gerçekten, Borçlar Kanunu'nun 158/II. maddesine göre, borcun belli zaman ve yerde ifa edilmemesi hali için cezai şart kararlaştırılmışsa, alacaklı hem ifa hem de cezai şartı talep edebilecektir.
Borçlar Kanunu'nun 161/son maddesinde fahiş cezai şartın hakim tarafından tenkis edilmesi gerektiği hükme bağlanmıştır. İş Hukuku uygulamasında işçi aleyhine cezai şart düzenlemeleri bakımından konunun önemi bir kat daha artmaktadır. Şart ve ceza arasındaki ilişki gözetilerek işçinin iktisadi açıdan mahvına neden olmayacak çözümlere gidilmelidir. İşçinin belli bir süre çalışması şartına bağlanan cezalardan, sözleşme kapsamında çalışılan ve çalışması gereken sürelere göre oran kurularak indirime gidilmelidir.
Somut olayda davacı işçi için harcanan eğitim giderleri bilirkişi tarafından tam olarak tespit edilmiştir. İşverence bankacılık okulunun toplam giderleri olduğu belirtilen maliyet çizelgesi ve buna ilişkin belgeler sunulmuştur. Ancak sözü edilen belgelerde, öğrenci ve personel maaşları, reklam giderleri, beklenmeyen gider, gece ekibi ve benzeri harcama kalemlerinin de yer aldığı görülmektedir. Eğitim süresi içinde işçiye ödenen ücretlerin eğitim masraflarına eklenmesi ve işverence geri alınması mümkün değildir.
Davacı vekili bilirkişi raporuna karşı ayrıntılı biçimde itirazlarda bulunmuş ve emsal dosyalarda bilirkişilerce düzenlenen raporlarda hesaplama farklılıklarına dikkat çekilmiştir.
Mahkemece işverence sunulan belgedeki maliyet unsurları tek tek değerlendirilip, davacı adına yapılmış olan eğitim giderleri belirlenmelidir. Aynı veya başka bir bilirkişiden rapor alınmalı, işverene karşı açılan davalarda benzer konularda kesinleşen kararlardaki hesap yöntemleri de değerlendirilmek suretiyle eğitim giderleri tespit olunmalı ve sonucuna göre alacak ve menfi tespit davalarındaki talepler değerlendirilmelidir. Bu nedenle eksik inceleme ile yazılı şekilde karar verilmesi hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.
Sonuç: Temyiz olunan kararın yukarıda yazılı sebepten BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine, 14.02.2011 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy