(1475 S. K. m. 14) (625 S. K. m. 32) (4857 S. K. m. 8, 32) (818 S. K. m. 323)
Dava: Davacı, kıdem, ihbar ve kötüniyet tazminatı alacaklarının ödetilmesine karar verilmesini istemiştir.
Yerel mahkeme, isteği kısmen hüküm altına almıştır.
Hüküm süresi içinde davacı ve davalılardan Modern Bilim Dersanesi avukatlarınca temyiz edilmiş olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi M.Güven tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:
YARGITAY KARARI
A) Davacı İsteminin Özeti:
Davacı vekili, davacının davalıya ait işyerinde 15.09.1995'den 14.06.2008 tarihine kadar Türk dili ve edebiyat öğretmeni olarak, son üç yıldır da müdür yardımcısı olarak çalıştığını, ancak davalının, davacının iş akdini haksız olarak fesh ettiğini, tazminatlarını ödemediğini iddia ederek, bu nedenle kıdem, ihbar ve kötüniyet tazminat alacaklarının yasal faiziyle birlikte davalıdan alınmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
B) Davalı Cevabının Özeti:
Davalı Modern Bilim Dersanesi vekili, davacının yaz dönemi derslerine girmeyerek hizmet akdini haklı bir sebep yokken ihlal ettiğini, davacının dersane açma hazırlığı içinde olduğunun kanıtının gazete ilanları olduğunu, imzalı ücret bordrolarının fahiş ücret iddiasını çürüttüğünü, belirli süreli iş sözleşmelerinde ihbar tazminatına hükmedilemeyeceğini, davacının iş akdini davalı işyerini terketmek suretiyle feshettiği, davalı kurum bünyesinde yıllık ücretli izin olarak her tatil kapsamı alanında değerlendirildiğini ve davacının yıllık izin haklarının çalıştırıldığı süre içersinde kendisine kullandırıldığını, açıklanan nedenlerle davanın reddini talep etti.
Davalı SGK vekili husumet itirazında bulunmuştur.
C) Yerel Mahkeme Kararının Özeti:
Davacının davalıya ait işyerinde imzalamış olduğu birer yıllık dönemler için geçerli özel öğretim kurumlarında görev alan öğretim elemanlarına mahsus iş sözleşmeleri gereği davalı işverene ait 11088 nolu dershane işyerinde 15.09.1995 tarihi itibariyle Türk dili ve edebiyat öğretmeni olarak çalışmaya başladığı ve bu çalışmasının 14.06.2008 tarihine kadar aralıksız sürdüğü, taraflar arasında yukarıda da belirtildiği üzere 4 adet belirli süreli hizmet sözleşmesi bulunduğu, davacının çalışmaya devam ettiği sırada kendi isteği ile davalı işyerinden ayrılmasını gerektiren herhangi bir sebep bulunmadığı, davacının çalışmaya devam ettiği bir sırada izinsiz ve haklı bir neden olmaksızın sözleşme süresi bitmeden işyerinden ayrılmasının hayatın olağan akışına uygun düşmediği, davacının kendi isteği ile işyerinden ayrıldığına dair ileri sürülen delil ve tanık anlatımlarına itibar edilmediği, dolayısıyla davacının iş akdinin kendi isteği ile değil davalının isteği üzerine işyerinden ayrıldığı ve davacının iş akdinin davalı işveren tarafından sona erdirildiği, bu şekilde de davacının kıdem tazminatına hak kazanacağı; her ne kadar davacı 2.000,00 TL ücret aldığını bildirmiş ise de bu hususta tanık anlatımlarının olmadığı gibi davacının davalı tarafından dosyaya sunulan tüm evraklardaki imzaların kendisine ait olması, tanık anlatımlarının da davacının asgari ücretle çalıştıklarını beyan etmesi ve bu hususun da imzası inkar edilmeyen bordrolarla doğrulanması nedeniyle davacının asgari ücretle çalıştığı ve tazminatının bu miktar üzerinden hesaplanması gerektiği sonuç ve kanaatine yerel Mahkemece varılarak davacının kıdem tazminatına ilişkin davasının kısmen kabulüne; davacı ile işveren arasındaki sözleşmenin belli bir süreli iş sözleşmesi olmasından dolayı davacının ihbar tazminatı talep edemeyeceğinden bu talebin reddine; yine iş sözleşmesinin davalı işveren tarafından kötü niyetle fesh edildiğine dair dosyada herhangi bir delil olmadığından davacının davalı işverenden talep etmiş olduğu kötü niyet tazminatının reddine; davalı SGK İl Müdürlüğünün bu davada sıfat ehliyetinin bulunmadığı anlaşıldığından davacı tarafından davalı SGK aleyhine açılan davanın husumet yönünden reddine yerel Mahkemece karar verildi.
D) Temyiz:
Kararı, davacı vekili ile davalı şirket vekili temyiz etmiştir.
a) DAVALI İŞVEREN DERSANENİN TEMYİZ NEDENLERİ:
Karara dayanak teşkil eden, sadece olasılıklar üzerine verilen yetersiz bilirkişi raporuna dayanarak verildiği,
Davacının haksız yere kendi istifası sonucu işi bıraktığının dosya içersinde yazılı belgelerle ve tanık beyanlarıyla sabit olduğunu,
625 sayılı Özel Öğretim Kurumları Kanunun 32 b/f.1 hükmüne göre belirli süreli iş sözleşmesi yapılması zorunluluğu nedeniyle davacı ile müvekkili arasında yapılan 1 yıl süreli iş sözleşmesinin süresi henüz dolmadan, sözleşme hükümlerine aykırı bir şekilde hiçbir mazeret göstermeksizin davacının görevi başında bulunmadığını,
Davacının, sözü edilen süreçte yeni bir dersane kurmak amacıyla Birebir Dersanesi kurucusu ve öğretmeni olacağına ilişkin yerel gazete reklamları ile uğraş içinde olduğunun bu gazete ilanları ile sabit olduğunu,
Davacının, müvekkiline çektiği ihtarnamenin müvekkilini zor durumda bırakmak amacı ile hareket ettiğinin kanıtı olduğunu,
Davacı ve davalı tanıklarının, davacının görev saatleri içinde işyerinde olmadığı ve görevi kendi isteğiyle bıraktığını beyan ettikleri gibi dosya içersinde delilleri içindeki tutanaklar ile de bu hususun sabit olduğunu,
İşverenin iş akdini feshederken bunu yazılı bildirimle yapması gerektiğinin kural olduğunu, davacıya, işveren davalı tarafından her hangi bir yazılı bildirim gösterilmediğini ve kararda bu konuya değinilmediğini.
Davacının açmış olduğu davasında davaya konu edilen Hiçbir iddiasını ispat edemediğini, bunlara rağmen Mahkemenin kıdem tazminatına hükmetmesinin yasaya aykırı olduğunu belirterek ve re'sen gözetilecek nedenlerle kararın bozulmasını talep etti.
b) DAVACININ TEMYİZ NEDENLERİ:
Mahkemenin, itiraz ettikleri bilirkişi raporuna göre karar verdiğini,
Mahkemenin kıdem tazminatına asgari ücret üzerinden karar verirken ülke gerçeklerini göz ardı ettiğini, davanın 2004 yılında ödediği kredinin 1.031,00 TL olduğunu, buna rağmen tanık beyanlarına itibar edilip araştırma yapılmadan müvekkilinin asgari ücretle davalı işyerinde çalıştığının kabulünün hatalı olduğunu,
Yasal düzenlemede özel eğitim kurumlarında görev alan öğretim görevlilerinin iş sözleşmelerinin en az bir yıllık yapılacağı, yasadan dolayı belirli süreli yapılan iş sözleşmelerinin belirsiz süreli zincirleme sözleşme halini aldığını, bu nedenle müvekkilinin ihbar tazminatı talebinin reddedilmesinin hatalı olduğunu,
Dosya içerisinde davalı işverenin kötü niyetini gösterecek deliller mevcut olmasına rağmen Mahkemece yokmuş gibi kabul edilerek kötüniyet tazminatının reddinin hatalı olduğunu,
Davalı kurumun davada sıfat ehliyetinin bulunmadığı gerekçesi ile reddedilmesini, temyiz nedenleri olarak göstererek ve ayrıca re'sen gözetilecek nedenlerle kararın bozulmasını talep etti.
E) Gerekçe:
1- Davalı şirketin tüm, davacının aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yerinde değildir.
2- Taraflar arasında işçiye ödenen aylık ücretin miktarı konusunda uyuşmazlık bulunmaktadır.
4857 sayılı İş Kanununda 32 nci maddenin ilk fıkrasında, genel anlamda ücret, bir kimseye bir iş karşılığında işveren veya üçüncü kişiler tarafından sağlanan ve para ile ödenen tutar olarak tanımlanmıştır.
Ücret kural olarak dönemsel (periyodik) bir ödemedir. Kanunun kabul ettiği sınırlar içinde tarafların sözleşme ile tespit ettiği belirli ve sabit aralıklı zaman dilimlerine, dönemlere uyularak ödenmelidir. Yukarıda değinilen Yasa maddesinde bu süre en çok bir ay olarak belirtilmiştir.
İş sözleşmesinin tarafları, asgarî ücretin altında kalmamak kaydıyla sözleşme özgürlüğü çerçevesinde ücretin miktarını serbestçe kararlaştırabilirler. İş sözleşmesinde ücretin miktarının açıkça belirtilmemiş olması, taraflar arasında iş sözleşmesinin bulunmadığı anlamına gelmez. Böyle bir durumda dahi ücret, Borçlar Kanunun 323 üncü maddesinin ikinci fıkrasına göre tespit olunmalıdır. İş sözleşmesinde ücretin kararlaştırılmadığı hallerde ücretin miktarı, işçinin kişisel özellikleri, işyerindeki ya da meslekteki kıdemi, meslek unvanı, yapılan işin niteliği, iş sözleşmesinin türü, işyerinin özellikleri, emsal işçilere o işyerinde ya da başka işyerlerinde ödenen ücretler, örf ve adetler göz önünde tutularak belirlenir.
4857 sayılı Yasanın 8 inci maddesinde, işçi ile işveren arasında yazılı iş sözleşmesi yapılmayan hallerde en geç iki ay içinde işçiye çalışma koşullarını, temel ücret ve varsa eklerini, ücret ödeme zamanını belirten bir belgenin verilmesi zorunlu tutulmuştur. Aynı yasanın 37 nci maddesinde, işçi ücretlerinin işyerinde ödenmesi ya da banka hesabına yatırılması hallerinde, ücret hesap pusulası türünde bir belgenin işçiye verilmesinin zorunlu olduğu hükme bağlanmıştır. Usulünce düzenlenmiş olan bu tür belgeler, işçinin ücreti noktasında işverenden sadır olan yazılı delil niteliğindedir. Kişi kendi muvazaasına dayanamayacağından, belgenin muvazaalı biçimde işçinin isteği üzerine verildiği iddiası işverence ileri sürülemez. Ancak böyle bir husus ileri sürülsün ya da sürülmesin, muvazaa olgusu mahkemece resen araştırılmalıdır. (Yargıtay 9.HD. 23.9.2008 gün 2007/27217 E, 2008/24515 K.).
Çalışma belgesinde yer alan bilgilerin gerçek dışı olmasının da yaptırıma bağlanmış olması, belgenin ispat gücünü arttıran bir durumdur. Kural olarak ücretin miktarı ve ekleri gibi konularda ispat yükü işçidedir. Ancak bu noktada, 4857 sayılı Kanunun 8 inci ve 37 nci maddelerinin, bu konuda işveren açısından bazı yükümlülükler getirdiği de göz ardı edilmemelidir. Bahsi geçen kurallar, iş sözleşmesinin taraflarının ispat yükümlülüğüne yardımcı olduğu gibi, çalışma yaşamındaki kayıt dışılığı önlenmesi amacına da hizmet etmektedir. Bu yönde belgenin verilmiş olması ispat açısından işveren lehine olmakla birlikte, belgenin düzenlenerek işçiye verilmemiş oluşu, işçinin ücret, sigorta pirimi, çalışma koşulları ve benzeri konularda yasal güvencelerini zedeleyebilecek durumdadır. Çalışma belgesi ile ücret hesap pusulasının düzenlenerek işçiye verilmesi, iş yargısını ağırlıklı olarak meşgul eden, işe giriş tarihi, ücret, ücretin ekleri ve çalışma koşullarının belirlenmesi bakımından da önemli kolaylıklar sağlayacaktır. Bu bakımdan ücretin ispatı noktasında delillerin değerlendirilmesi sırasında, işverence bu konuda belge düzenlenmiş olup olmamasının da araştırılması gerekir.
Çalışma yaşamında daha az vergi ya da sigorta pirimi ödenmesi amacıyla zaman zaman, iş sözleşmesi veya ücret bordrolarında gösterilen ücretlerin gerçeği yansıtmadığı görülmektedir. Bu durumda gerçek ücretin tespiti önem kazanır. İşçinin kıdemi, meslek unvanı, fiilen yaptığı iş, işyerinin özellikleri ve emsal işçilere ödenen ücretler gibi hususlar dikkate alındığında imzalı bordrolarda yer alan ücretin gerçeği yansıtmadığı şüphesi ortaya çıktığında, bu konuda tanık beyanları gözetilmeli ve işçinin meslekte geçirdiği süre, işyerinde çalıştığı tarihler, meslek unvanı ve fiilen yaptığı iş bildirilerek sendikalarla, ilgili işçi ve işveren kuruluşlarından emsal ücretin ne olabileceği araştırılmalı ve tüm deliller birlikte değerlendirilerek bir sonuca gidilmelidir.
Somut olayda, ücret, taraflar arasında çekişmelidir. Davacı aylık 2.000,00 TL ücret aldığını iddia etmiş, davalı ise asgari ücretle çalıştığını savunmuştur.
Davacı 12 yılı aşkın hizmeti bulunan müdür yardımcısı görevini yürüten nitelikli çalışan olup bordrolardan işyerindeki tüm çalışanların asgari ücret üzerinden ücret aldığı görülmektedir.
Mahkemece, yukarıdaki ilkeler doğrultusunda araştırma yapılarak davacının ücreti tam olarak belirlenip alacakları buna göre hesaplanması gerekirken asgari ücret seviyesinden yapılan hesaplamaya itibar edilerek yazılı şekilde hüküm kurulması bozmayı gerektirmiştir.
F) Sonuç:
Temyiz olunan kararın, yukarıda yazılı sebepten dolayı BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine 15.12.2011 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy