(6100 S. K. m. 141)
Dava: Taraflar arasındaki, kıdem ve ihbar tazminatı, izin ücreti, fazla çalışma ücreti, hafta tatili ücreti ile bayram ve genel tatil ücreti alacaklarının ödetilmesi davasının yapılan yargılaması sonunda; ilamda yazılı nedenlerle gerçekleşen miktarın faiziyle birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine ilişkin hüküm süresi içinde duruşmalı olarak temyizen incelenmesi davalılar avukatınca istenilmesi üzerine dosya incelenerek işin duruşmaya tabi olduğu anlaşılmış ve duruşma için 17.04.2012 Salı günü tayin edilerek taraflara çağrı kağıdı gönderilmişti. Duruşma günü davalılar adına Avukat M. I. - N. T. geldi. Karşı taraf adına kimse gelmedi. Duruşmaya başlanarak hazır bulunan avukatın sözlü açıklaması dinlendikten sonra duruşmaya son verilerek Tetkik Hakimi Ş. Ç. tarafından düzenlenen rapor sunuldu, dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü:
YARGITAY KARARI
1- Dosyadaki yazılara, toplanan delillerle kararın dayandığı kanuni gerektirici sebeplere göre davalıların aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yerinde değildir.
2- Davacı vekili 12.05.2009 tarihinde ıslah dilekçesiyle dava konusu miktarları artırmış, davalı vekili yasal süresi içinde zamanaşımı defini ileri sürmemiştir. Ancak süre geçtikten sonra 08.01.2009 tarihli dilekçede ıslaha konu miktarlar yönünden zamanaşımı defi ileri sürülmüş, dilekçe takip eden ilk oturumda 26.03.2009 tarihinde duruşmada okunmuştur. Davacı vekili hazır bulunduğu halde açıkça zamanaşımı definin süresinde yapılmadığına itiraz etmemiş, genel olarak beyanda bulunmuştur. Davacı vekili daha sonra 30.03.2009 tarihli dilekçe ile zamanaşımı definin süresinde yapılmadığını bildirmiştir. Zamanaşımı definin süresinde yapılmadığı yönünde ilk oturumda beyanda bulunulmadığı için ıslaha karşı ileri sürülen zamanaşımı defi geçerli sayılmalı ve bilirkişi raporunun ilgili seçeneği mahkemece bir değerlendirmeye tabi tutularak karar verilmelidir.
3- Davalılar arasında işyeri devri ya da organik bağ olmayıp mahkemece her iki davalı yönünden ayrı ayrı sorumluluğa dair karar verildiği halde avukatlık ücreti ile yargılama giderlerinden davalıların müştereken müteselsilen sorumlu tutulması hatalıdır. Her davalı bakımından kabul ve redde göre ayrı ayrı hüküm kurulmalıdır.
Sonuç: Temyiz olunan kararın, yukarıda yazılı sebeplerle dolayı BOZULMASINA, davalılar yararına takdir edilen 900.00 TL duruşma avukatlık parasının karşı tarafa yükletilmesine, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine, 17.04.2012 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.
KARŞI OY
Zamanaşımı savunması, HUMK'nun 187. maddesinde açıklanan ilk itirazlardan olmadığından cevap süresi içinde (şifahi yargılama usulü uygulanan iş mahkemelerinde 5521 sayılı yasanın 7.maddesi ve HUMK.'nun 478. maddesi uyarınca ilk oturuma kadar) ileri sürülmesi zorunluluğu yoktur. Ancak, cevap süresi geçtikten sonra ileri sürülen zamanaşımı savunmasının gözönünde bulundurulabilmesi için karşı tarafın, savunmanın genişletildiği yönünde itirazda bulunmamış olması şarttır. Zira HUMK'nun 482. maddesi uyarınca; taraflar ittifak etmedikçe neticei iddialarını (ya da savunmalarını) değiştirip genişletemezler (Aynı mahiyette HUMK md 185 - 202 /2 md ).
Somut olayda, süresinden sonra (08.01.2009 tarihli dilekçe ile) zamanaşımı defi ileri sürülmüş takip eden ilk oturumda (26.03.2009) İş bu dilekçenin mahkemece okunması üzerine davacı vekili: davalı tarafın itirazları yersizdir şeklinde itiraz iradesini açıkça dile getirmiş, bununla da yetinmeyip 30.03.2009 tarihli yazılı beyanında da: davanın başında ilk itiraz olarak zamanaşımında bulunması gerekirken bulunmamıştır. Zamanaşımı itirazını kabul etmemiştir. Davalı vekili 10 günlük sürede zamanaşımı itirazında bulunması gerekirken bulunmamıştır. Bu nedenle itiraz ediyor ve kabul etmiyoruz. Zamanında yapılmayan zamanaşımı itirazı sayın mahkemece dikkate alınmaz diyerek oturumdaki itirazını kararlılıkla vurgulamıştır. Kaldı ki 6100 sayılı HMK'nun 141. maddesinde de, süresinde yapılmayan savunmanın geçerli olabilmesi için karşı tarafın açıkça itirazı değil, aksine açıkça kabulü öngörülmüştür.
Bu durumda davacının, süresinde ileri sürülmeyen zamanaşımı define olur ve rızası bulunmadığı açık olduğu halde Dairemizin sayın çoğunluğu tarafından, davacının süresinde zamanaşımı define karşı çıkmadığı böylece defin geçerli olduğu yönündeki bozma gerekçesinin hukuka uygun olmadığı kanaatiyle bu yöne ilişkin bozma nedenine katılmıyorum. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy