(1475 S. K. m. 14) (4857 S. K. m. 1, 2, 8, 17, 32) (6762 S. K. m. 319) (5521 S. K. m. 1)
Dava: Davacı, kıdem ve ihbar tazminatı, izin ücreti alacağı alacaklarının ödetilmesine karar verilmesini istemiştir. Yerel mahkeme, istemi hüküm altına almıştır.
Hüküm süresi içinde davalı şirket avukatı tarafından temyiz edilmiş olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:
Karar: A- Davacı İsteminin Özeti: Davacı vekili, davacının finansman, ekonomik analiz, para piyasası ve politikası konularında başarılı bir İş deneyimine sahip uzman bir kişi olduğunu, davalı şirket nezdinde çalışmaya başlamadan önce başka bir şirkette finansman müdürü olarak çalıştığını, davalı şirket nezdinde genel müdür yardımcısı olarak 12.3.2007 tarihinde aylık 4.000,00.-TL maaşla sigortasız çalışmaya başladığını, davalı şirketin içinde bulunduğu ekonomik kriz gerekçe gösterilerek 8.6.2007 tarihinde haksız ve hukuka aykırı olarak işten çıkartıldığını, davacının davalı şirkette çalıştığı süre boyunca ücret olarak sadece 3.500,00.-TL kendisine ödendiğini, bakiye kalan kısmın ise ödenmediğini iddia ederek bakiye ücret alacağının faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini istemiştir.
B- Davalı Cevabının Özeti: Davalı vekili, davacının davalı şirkette çalıştığına dair hiçbir belge ve kaydın bulunmadığını, davacıyla davalı şirket arasında sadece iyi bir dostluk ve samimiyet olduğundan fikir alış verişlerinde bulunulduğunu ve çok ender olmak üzere davacının davalı şirkete geldiğini ancak maaşlı çalışmadığını, zira davacının şirkette ne aktif, ne pasif hiçbir şekilde görev almadığını belirterek davanın reddini istemiştir.
C- Yerel Mahkeme Kararının Özeti: Mahkemece, toplanan kanıtlar ve bilirkişi raporuna dayanılarak, davacıyla davalı arasında İş sözleşmesi olduğu ve İş ilişkisi bulunduğunun davacı tarafından ispatlanamadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
D- Temyiz: Kararı davacı vekili temyiz etmiştir.
E- Gerekçe: 1- Dosyadaki yazılara, toplanan delillerle kararın dayandığı kanuni gerektirici sebeplere göre davacı vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yerinde değildir.
2- Davacıyla davalı arasında İş sözleşmesi ve İş ilişkisi bulunup bulunmadığı uyuşmazlık konusudur.
4857 Sayılı İş Kanununun 1. maddesinin 2. fıkrası gereğince, 4. maddedeki istisnalar dışında kalan bütün işyerlerine, işverenlerle işveren vekillerine ve işçilerine, çalışma konularına bakılmaksızın bu Kanunun uygulanacağı belirtilmiştir.
Kanunun 2. maddesinde bir İş sözleşmesine dayanarak çalışan gerçek kişi işçi, işçi çalıştıran gerçek veya tüzel kişiyle tüzel kişiliği olmayan kurum ve kuruluşlar işveren olarak tanımlanmıştır. İşçi ve işveren sıfatları aynı kişide birleşemez.
Yasanın 8. maddesinin 1. fıkrasına göre İş sözleşmesi, bir tarafın (işçi) bağımlı olarak İş görmeyi diğer tarafın (işveren) da ücret ödemeyi üstlenmesinden oluşan sözleşmedir. Ücret. İş görme ve bağımlılık İş sözleşmesinin belirleyici öğeleridir. İş sözleşmesini eser ve vekalet sözleşmelerinden ayıran en önemli ölçüt bağımlılık ilişkisidir. Her üç sözleşmede, İş görme edimini yerine getirenin İş görülen kişiye (işveren-eser sahibi veya temsil edilen) karşı ekonomik bağımlılığı vardır.
İş sözleşmesini belirleyen ölçüt hukuki-kişisel bağımlılıktır.
Gerçek anlamda hukuki bağımlılık işçinin işin yürütümüne ve işyerindeki talimatlara uyma yükümlülüğünü içerir. İşçi edimini işverenin karar ve talimatları çerçevesinde yerine getirir İşçinin işverene karşı kişisel bağımlılığı ön plana çıkmaktadır.
İş sözleşmesinde bağımlılık unsurunun içeriğini, işçinin işverenin talimatlarına göre hareket etmesi ve İş sürecinin ve sonuçlarının işveren tarafından denetlenmesi oluşturmaktadır. İşin işverene ait işyerinde görülmesi, malzemenin işveren tarafından sağlanması, İş görenin işin görülme tara bakımından İş sahibinden talimat alması, işin İş sahibi veya bir yardımcısı tarafından kontrol edilmesi, işçinin bir sermaye koymadan ve kendine ait bir organizasyonu olmadan faaliyet göstermesi, ücretin ödenme şekli, kişisel bağımlılığın tespitinde dikkate alınacak yardımcı olgulardır. Bu belirtilerin hiçbiri tek başına kesin ölçüt teşkil etmez, işçinin işverenin belirlediği koşullarda çalışırken kendi yaratıcı gücünü kullanması ve işverenin istemi doğrultusunda işin yapılması için serbest hareket etmesi bağımlılık ilişkisini ortadan kaldırmaz. Çalışanın işyerinde kullanılan üretim araçlarına sahip olup olmaması, kar ve zarara katılıp katılmaması, karar verme özgürlüğüne sahip bulunup bulunmaması bağımlılık unsuru açısından önemlidir.
İş sözleşmesinde işçi işveren için belirli veya belirsiz süreli olarak çalışır. Vekalet sözleşmesinde ise vekil kural olarak uzmanlığı bakımından İş sahibinin talimatlarıyla bağlı değildir.
İş sözleşmesinin varlığı ücretin ödenmesini gerektirir. Oysa vekalet için ücret zorunlu bir öğe değildir. Vekalet sözleşmesine dair hükümlerde İş sözleşmesinin aksine sosyal nitelikte edimlere ve koruma yükümlülüklerine rastlanmaz. Vekil bağımsız olarak İş görür, bu sebeple faaliyetini sürdüreceği zamanı belirlemede kısmen de olsa serbestliğe sahiptir. Bütün zamanını tek bir müvekkile özgülemek zorunda olmayan vekil, farklı kişilerle vekalet sözleşmeleri yapabilir. Ekonomik olarak tek bir işverene bağımlı değildir.
Tüzel kişilerde yönetim hakkıyla emir ve talimat verme yetkisi organlarını oluşturan kişiler aracılığıyla kullanılır. Tüzel kişiler yönünden tüzel kişinin kendisi soyut işveren, tüzel kişinin organını oluşturan kişiler ise somut işveren sıfatını haizdir. Ticaret şirketleriyle tüzel kişilerde somut işveren sıfatını taşıyan organ bir kurul olabileceği gibi tek başına bir kişiye verilen yetki çerçevesinde gerçek kişinin de organ sıfatını kazanması mümkündür.
Limitet, hisseli komandit ve kolektif şirketlerde yönetim yetkisi şirket ortaklarından birine bırakıldığında, bu kişi müdür sıfatıyla kişi-organ sayılır.
Türk Ticaret Kanununun 319. maddesine göre, anonim şirketler yönünden yönetim ve temsil yetkisinin yönetim kurulu üyelerine bırakılması halinde, bu kişi veya kişiler kişi-organ sıfatını kazanır. Şirketi temsil ve yönetime yetkili kişi-organ sıfatını taşıyan kişiler işveren konumunda bulunduklarından işçi sayılmazlar.
Bu belge 5070 Sayılı Kanun hükümlerine göre elektronik olarak imzalanmıştır.
5521 Sayılı İş Mahkemeleri Kanununun 1. maddesine göre, İş mahkemelerinin görevi İş Kanununa göre işçi sayılan kimselerle işveren veya işveren vekilleri arasında İş akdinden veya İş Kanununa dayanan her türlü hak iddialarından doğan hukuk uyuşmazlıklarının çözülmesidir. İşçi sıfatını taşımayan kişinin talepleriyle ilgili davanın, İş mahkemesi yerine genel görevli mahkemelerde görülmesi gerekir.
Somut olayda davalı tarafın açıklamalarına, tanık beyanlarına, dosyada yer alan elektronik posta çıktılarına ve toplanan diğer delillere göre taraflar arasında İş sözleşmesi ve İş ilişkisi bulunduğu anlaşıldığından uyuşmazlık konusu alacağa dair taraf delilleri toplanıp değerlendirilerek sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, taraflar arasında işçi işveren ilişkisinin varlığının ispat edilemediği gerekçesiyle istemin reddine karar verilmiş olması isabetli görülmemiştir.
Sonuç: Temyiz olunan kararın yukarda yazılı sebeplerden BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istenmesi halinde ilgiliye iadesine, 20.02.2012 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy