(818 S. K. m. 105)
Dava: Davacı, munzam zarar alacağının ödetilmesine karar verilmesini istemiştir.
Yerel mahkeme, isteği kısmen hüküm altına almıştır.
Hüküm süresi içinde davalı avukatı tarafından temyiz edilmiş olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi F. B. tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:
YARGITAY KARARI
A) Davacı İsteminin Özeti:
Davacı, davalı bankaya bağlı olarak 15/06/1969 - 29/07/1987 tarihleri arasında çalıştığını, iş akdinin davalı işverence haksız olarak feshedildiğini, İstanbul 7.iş Mahkemesinin 1997/379 E sayıl dosyası üzerinden kıdem ve ihbar tazminatlarının tahsili amacı ile açtığı davanın kabul ile sonuçlanarak kesinleştiğini alacaklarının tahsili amacı ile başlattığı icra takibi sonucunda, davalı banka tarafından kıdem ve ihbar tazminatlarının faizi ile birlikte 63.60 YTL olarak ödendiğini, uzun yıllar geçtikten sonra aldığı bu meblağın zararını karşılamaktan uzak olduğunu ileri sürerek munzam zararının davalıdan tahsilini istemiştir.
B) Davalı Cevabının Özeti:
Davalı, davacının kıdem ve ihbar tazminatını uzun zaman sonra almış olması ile müvekkili bankanın eylemi arasında uygun illiyet bağının bulunmadığını, davacının para alacağını zamanın alması halinde ne şekilde kullanacağını açıklamamış olması nedeni ile somut bir zarardan bahsedilemeyeceğini savunarak, davanın reddini istemiştir.
C) Yerel Mahkeme Kararının Özeti:
Mahkemece, toplanan kanıtlar ve bilirkişi raporuna dayanılarak, davacının iş akdinin işveren tarafından 29/07/1987 tarihinde haksız feshedildiği, hak kazandığı kıdem ve ihbar tazminatlarının 24/01/2005 tarihinde gecikmeli ödenmesi nedeni ile davacının mağduriyetinin doğduğu ve munzam zararının oluştuğu gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
D) Temyiz:
Kararı davalı taraf temyiz etmiştir.
E) Gerekçe:
Taraflar arasında davacı işçinin hak kazandığı kıdem ve ihbar tazminatının ödenmesindeki gecikme nedeni munzam zararının doğup doğmadığı hususunda uyuşmazlık bulunmaktadır.
Borçlar Kanunu 105 maddesi uyarınca alacaklı, para borcunun vaktinde ifa edilmemesi yüzünden uğradığı zarar, yasal temerrüt faizinden fazla ise, aradaki farkın ödenmesini de borçludan isteyebilir.
Munzam zarar alacaklısı öncelikle temerrüde uğrayan alacağının geç ifa edilmesinden dolayı faizle karşılanamayan zararını ve miktarını zarar ile borçlu temerrüdü arasındaki uygun illiyet bağını ispat etmek durumundadır.
Borçlu, ancak temerrüdündeki kusursuzluğunu kanıtlamakla sorumluluktan kurtulabilir.
Munzam zararının gerçekleşmiş, ölçülebilir ve somut(gerçek) bir zarar olması gerekir. Sadece, yüksek enflasyon, serbest piyasadaki faiz oranlarının yüksek oluşu alacaklıyı faizi aşan munzam zarara yönelik iddiasına ilişkin ispat yükünü ortadan kaldırmaz. Burada davacının ispatlamak zorunda olduğu husus, enflasyon ve yüksek faizler değil, kendisinin şahsen ve somut olarak geç ödemeden dolayı gördüğü zarar olgusudur. Örneğin alacağını zamanında tahsil edememekten ötürü, başkasına olan borcunu ödemek için daha yüksek oranda faizle borç aldığını, alacaklı olduğu parayı zamanında alsa idi yabancı para ile ödemek durumunda olduğu borcunu, geçen süre içinde gerçekleşen bu fark sebebiyle daha yüksek kurdan ödemek zorunda kaldığını kanıtlamak durumundadır.
Kar kaybı da munzam zarar değildir.
Somut olayda, davacının iş akdi 28.07.1987 tarihinde, kredileri teminat altına alan ipoteklere ilişkin düzenlenen ekspertiz raporlarında, gayrimenkul değerlerinin bilinçli olarak yüksek tutulduğu gerekçesi ile feshedilmiştir.
Davacının İstanbul 7. İş Mahkemesinin 2001/608 Esas, 2004/251 Karar dosyası üzerinden iş akdinin haksız feshedildiğini ileri sürerek açtığı dava sonucunda, kıdem ve ihbar tazminatı isteminin kabulüne karar verilmiştir.
İş akdinin feshinden önce vadeli olarak satın aldığı taşınmazın vadesine karşılık gelen çekleri zamanında ödeyememesi nedeni ile icra takibine uğradığını ve maddi manevi tazminat hakkının doğduğunu ileri sürerek, kıdem, ihbar ve manevi tazminat taleplerinin kabulünün talep etmiştir.
İlgili kararın kesinleşmesinden sonra, İstanbul 14. İcra Müdürlüğünün 2005/115 E sayılı takip dosyası üzerinden kıdem ve ihbar tazminatları faizleri ile birlikte toplam 63.60 TL olarak 24.01.2005 tarihinde ödenmiştir.
Davacı fesih tarihinden 17 yıl sonra kıdem ve ihbar tazminatını tahsil etmesi nedeni ile munzam zararının doğduğunu ileri sürmektedir.
Dava dilekçesinde uzun yıllar geçtikten sonra aldığı meblağın zararını karşılamaktan uzak olduğunu, yalnızca döviz artışı ile yapılan basit bir hesaplama ile bile bu meblağın 40.000.TL sine ulaşacağını, yüz kızartıcı suçlama nedeni ile işten çıkarılması sebebi ile uzun süre işsiz kaldığını ve ekonomik zorluklara nedeni ile miras yolu ile kendisine intikal eden gayrimenkulleri sattığını, ileri sürmektedir. Bu durumda davacının zararını somutlaştırdığından söz edilemez.
Hükme esas alınan bilirkişi raporunda TEFE-TÜFE, altın ve döviz gibi ekonomik yatırım araçları fiyatlarındaki artış oranları ortalamasına göre zararın hesaplanması yapılmıştır.
Mahkemece hükmedilen davacının ispat edilmiş bir zararı değil, dolaylı yönden ekonomik yatırım araçlarının ortalaması olup, belirlenen miktarın munzam zarar olarak kabul edilmesi mümkün değildir. Nitekim Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 23.02.1994 gün ve 1993/5-600 Esas, 1994/80 Karar sayılı kararı da bu doğrultudadır. Açıklanan nedenlerle davanın reddi yerine kabulüne karar verilmesi hatalı olup, bozmayı gerektirmiştir.
F) Sonuç:
Temyiz olunan kararın, yukarıda yazılı sebepten dolayı BOZULMASINA, 28.03.2012 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy