(1475 S. K. m. 14) (4857 S. K. m. 17, 32, 57) (818 S. K. m. 21, 23, 24, 25, 26, 27, 28, 29, 30, 31) (YHGK 21.10.2009 T. 2009/9-396 E. 2009/441 K.) (YHGK 08.03.2006 T. 2006/9-20 E. 2006/52 K.) (YHGK 26.04.2006 T. 2006/9-150 E. 2006/247 K.)
Dava: Davacı, ihbar, kıdem tazminatı, ücret genel tatil fazla çalışma parasının ödetilmesine karar verilmesini istemiştir.
Yerel mahkeme, istemi hüküm altına almıştır.
Hüküm süresi içinde davalı avukatı tarafından temyiz edilmiş olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi F. E. tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:
Karar: Davacı vekilinin davacının davalı işyerinde 20.06.2006 - 04.01.2008 tarihleri arasında çalıştığını, iş akdinin işverence haksız olarak feshedildiğini, bu sebeple toplam 1.050,00-YTL işçi alacağının fazla hakları saklı tutularak faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili davayı kabul etmediklerini, davacının 01.01.2007 - 31.12.2007 tarihleri arasında Kat Personeli olarak asgari ücretle davalı işyerinde çalıştığını, tüm işçi alacaklarının ödendiğini, ibraname imzalattırıldığını, bu sebeple haksız ve yersiz açılan davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
Yerel mahkemece davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Hüküm süresi içerisinde davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
1- Dosyadaki yazılara toplanan delillerle kararın dayandığı kanuni gerektirici sebeplere göre davalı vekilinin aşağıda belirtilen bendlerin kapsamı dışında kalan tüm temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir.
2- Taraflar arasında düzenlenen ibranamenin geçerliliği olup olmadığı uyuşmazlık konusudur.
İbra sözleşmesi, İsviçre B.K.nun 115 inci maddesinde düzenlendiği halde Türk B.K.nda bu yönde bir düzenlemeye yer verilmemiştir. Bununla birlikte ibraname, bir borcun tam ya da kısmen ifa edilmeden sona ermesini sağlayan özel sukut nedeni olarak kabul edilmelidir. Bu noktada ibra sözleşmesinin ödeme yönünde bir anlaşma olmadığı, borcun sona erme şekillerinden biri olduğu belirtilmelidir.
İş Hukukunda ibra sözleşmesi ibraname adıyla yaygın bir uygulama alanı bulmaktadır. İbra sözleşmesinin tanımı, şekli ve hükümlerinin B.K.nunda düzenlenmesi gerekliliğinin ötesinde, İş Hukukunun işçiyi koruyucu özelliği sebebiyle İş Kanunlarında normatif hüküm olarak ele alınması gerektiği açıktır.
İşçi, emeği karşılığında aldığı ücret ve diğer parasal haklarıyla kendisinin ve ailesinin geçimini temin etmektedir. Bu açıdan bakıldığında bir işçinin nedensiz yere işvereni ibra etmesi hayatın olağan akışına uygun düşmemektedir. İş Hukukunda ibra sözleşmeleri dar yorumlanmalı ve borcun asıl sona erme nedeni ifa olarak ele alınmalıdır. Borcun sona erme şekillerinden biri olan ibra sözleşmelerine İş Hukuku açısından sınırlı biçimde değer verilmelidir.
Yeni B.K. tasarısında bu konuya değinilmiş ve 419 uncu maddesinde, işçi ve işveren ilişkileri açısından ibra sözleşmesine dair bazı kurallara yer verilmiştir. Bahsi geçen düzenleme de, işçilik alacaklarını sona erdiren ibra sözleşmelerinin sınırlı biçimde ele alınması gerektiğini göstermektedir. Bu itibarla B.K.nun irade fesadını düzenleyen 23-31 inci maddeleri arasında düzenlenmiş olan irade fesadı hallerinin İş Hukukunda ibra sözleşmeleri bakımında çok daha titizlikle ele alınması gerekir. İbra sözleşmesi yapılırken taraflardan birinin esaslı hataya düşmesi, diğer tarafın ya da 3. şahsın hile ya da korkutmasıyla karşılaşması halinde ibra iradesine değer verilemez.
Öte yandan B.K.nun 21 inci maddesinde sözü edilen aşırı yararlanma (gabin) ölçütünün de ibra sözleşmelerinin geçerliliği noktasında değerlendirilmesi gerekir.
İş ilişkisinin devamı sırasında düzenlenen ibra sözleşmeleri geçerli değildir. İşçi bu dönemde tamamen işverene bağımlı durumdadır ve iş güvencesi hükümlerine rağmen iş ilişkisinin devamını sağlamak ya da bir kısım işçilik alacaklarına bir an önce kavuşabilmek için iradesi dışında ibra sözleşmesi imzalamaya yönelmiş sayılmalıdır.
İbra sözleşmesi, varlığı tartışmasız olan bir borcun sona erdirilmesine dair bir yol olmakla, varlığı şüpheli ya da tartışmalı olan borçların ibra yoluyla sona ermesi de mümkün olmaz. Bu sebeple işveren tarafından işçinin hak kazanmadığı ileri sürülen bir borcun ibraya konu olması düşünülemez. Savunma ile ve işverenin diğer kayıtlarıyla çelişen ibra sözleşmelerinin geçersiz olduğu kabul edilmelidir.
Miktar içeren ibra sözleşmelerinde ise, alacağın tamamen ödenmiş olması durumunda borç ifa yoluyla sona ermiş olur. Buna karşın kısmi ödeme hallerinde Dairemizin kökleşmiş içtihatlarında ibraya değer verilmemekte ve yapılan ödemenin makbuz hükmünde olduğu kabul edilmektedir.
Miktar içermeyen ibra sözleşmelerinde ise geçerlilik sorununu titizlikle ele alınmalıdır. İrade fesadı denetimi uygulanmalı ve somut olayın özelliklerine göre ibranamenin geçerliliği konusunda çözümler aranmalıdır (Yargıtay 9. H.D. 27.06.2008 gün 2007/23861 E, 2008/17735 K.).
H.G.K.nun 21.10.2009 2009-9/396-441 Sayılı kararında da "Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dosyadaki tutanak ve kanıtlara, bozma kararında açıklanan gerektirici nedenlere ve özellikle dosya içinde bulunan ve davacının imzasını taşıyan ibranamede, kıdem tazminatı, ihbar tazminatı, ücret alacağı, izin ücreti ve ikramiye alacağı yönünden miktar belirtilerek döküm yapılmış olmasına ve bu kalemlerin ödenmediği yönünde bir iddia ve uyuşmazlık bulunmamasına, bunun dışındaki resmi tatil (hafta sonu ve genel tatil) ile fazla mesai ücretleri kalemleri yönünden ise, miktar belirtilmemekle birlikte, ibranamede tek tek ve açıkça gösterilerek bunların da ödendiğinin belirtilmiş olmasına, davacının ibranamenin imzalanması sırasında iradesinin fesada uğratıldığı yönünde bir iddia ve ispatın bulunmamasına, bu durumda söz konusu belgenin geçerli olduğunun kabul edilmesinin gerekmesine, H.G.K.'nun 08.03.2006 gün ve 2006/9-20-52 Sayılı kararı; 26.04.2006 gün ve 2006/9-150-247 Sayılı kararlarının da aynı yönde olmasına göre, H.G.K.'nca da benimsenen özel daire bozma kararına uyulması gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Bu sebeple direnme kararı bozulmalıdır" denmiştir.
Somut olayda mahkemece ibranameye değer verilemeyeceği kanaatine ulaşılarak hüküm kurulmuş ise de ibraname aslı getirtilip davacı asile sorularak, ibranamedeki imzaya itiraz edildiği takdirde imzanın aidiyetinin tespiti gerekmektedir. İmzanın davacıya ait olmadığının tespiti halinde şimdiki gibi, imzanın davacıya ait olması halinde davacıdan ibranameye karşı diyecekleri sorularak sonucuna göre karar verilmesi gerekirken eksik araştırmayla yazılı şekilde karar verilmesi hatalı olup bozmayı gerekmiştir.
Sonuç: Temyiz olunan kararın yukarda yazılı sebepten BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istenmesi halinde ilgiliye iadesine, 14.03.2011 tarihinde oybirliğiyle karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy