(1086 S. K. m. 159, 163) (1475 S. K. m. 14) (4857 S. K. m. 17, 32, 57)
Dava: Davacı, kıdem ve ihbar tazminatı, yeni iş arama izni ücreti, fazla çalışma ücreti, izin ücreti, ulusal dini bayram ücreti ile ödenmeyen sosyal haklar alacaklarının ödetilmesine karar verilmesini istemiştir.
Yerel mahkeme, isteği kısmen hüküm altına almıştır.
Karar: Hüküm süresi içinde davacı avukatı tarafından temyiz edilmiş olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi E. A. E. tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:
A) Davacı İsteminin Özeti:
Davacı, davalı iş yerinde 22/06/1998 ile 15/11/2005 tarihleri arasında çalıştığını, iş aktine işveren tarafından son verildiğini kıdem tazminatı, ihbar tazminatı, yeni iş arama izin ücreti, fazla çalışma ücreti alacağı, izin ücreti alacağı, bayram tatili alacağı ve ödenmeyen sosyal haklarını faizi ile birlikte davalıdan tahsilini talep etmiştir.
B) Davalı Cevabının Özeti:
Davalı taraf, davacının 12/11/2005 tarihinden itibaren sebepsiz iş yerinden ayrıldığını ve bir daha dönmediğini savunarak davanın reddini istemiştir.
C) Yerel Mahkeme Kararının Özeti:
Mahkeme; toplanan delillere göre davanın kısmen kabulü ile davacı işçinin yıllık ücretli izin alacağı, bayram tatili alacağı ile fazla mesai alacağı taleplerini kabul edip, kıdem tazminatı, ihbar tazminatı, iş arama izni ve sosyal hak taleplerinin ise reddine dair karar vermiştir.
D) Temyiz:
Karar süresi içerisinde davacı tarafça temyiz edilmiştir.
E) Gerekçe:
1- Davaların kısa zamanda sonuçlandırılması, adaletin bir an önce tecellisi için, taraflarca veya Mahkemelerce yapılması gereken bir kısım adli işlemler sürelere bağlanmıştır. Bilindiği üzere bu sürelerin bazılarını kanun bizzat belirlerken bir kısmını işin özelliğine, tarafların durumlarına göre belirlemesi için hakime bırakmıştır. Kanuni süreler açıkça belirtilen ayrıcalıklar dışında kesindir. Bu nedenle HUMK. nun 159. maddesinde açık hükmünde belirtildiği gibi kanunun tayin ettiği süreler hakim tarafından azaltıp çoğaltılamaz. Buna karşın, aynı yasanın 163. maddesine göre hakimin belirlediği süreler ise kural olarak kesin değildir. Hakim tayin ettiği süreyi henüz dolmadan azaltıp çoğaltacağı gibi, süre geçtikten sonra da tarafın isteği üzerine yeni bir süre tanıma yoluna da gidebilir. Bu takdirde verilen ikinci süre kesindir. Ancak, hakim kendi belirlediği sürenin kesin olduğuna da karar verebilir. Kesin sürenin tayin edilmesi halinde, karşı taraf yararına usulü kazanılmış hak doğacağı da kuşkusuzdur. Hemen belirtmek gerekir ki, ister kanun, isterse hakim tarafından tayin edilmiş olsun kesin süre içerisinde yerine getirilmeyen bir işlemin bu süre geçtikten sonra yerine getirilmesine yasal olanak yoktur. Böylece kesin sürenin kaçırılması; o delile veya hakka dayanamamak gibi ağır sonuçları birlikte getirmekte, bazen davanın kaybedilmesine dahi neden olmaktadır. Bu itibarla geciken adaletinde bir adaletsizlik olduğu düşüncesinden hareketle, davaların yok yere uzamasını veya uzatılmak istenmesini engellemek üzere konan kesin süre kuralı, kanunun amacına uygun olarak kullanılmalı, davanın reddi için bir araç sayılmamalıdır. Öncelikle, kesin süreye ilişkin ara kararı her türlü yanlış anlaşılmayı önleyecek biçimde açık ve eksiksiz yazılmalı, yapılacak işler teker teker belirtilmelidir. Bunun yanında verilen süre yeterli, emredilen işler, gerekli ve yapılabilir nitelik taşımalı, ayrıca hakim süreye uyulmamanın sonuçlarını açıkça anlatmalı, tarafları uyarmalıdır. Mahkemece tarafın yatırması gereken giderler kalem kalem tebligat ücreti, tanık masrafı olarak hiçbir kuşkuya yer bırakmayacak şekilde belirlenmelidir. Öte yandan, kesin süre tarafların yanında hakimi de bağlayacağından uyulmaması halinde gereği hakim tarafından hemen yerine getirilmelidir.
Gerek öğreti ve gerekse yerleşik yargısal kararlarda, kanıtlama yükümlülüğü altında bulunan tarafa, kesin önel konusu usulü işlemleri hiçbir duraksamaya yer vermeyecek biçimde tek tek açıklanmalı, keşif için yapılması zorunlu olan giderler parasal olarak saptanıp bildirilmeli, ödeme için verilen süre belirtilmeli ve bu hususların yerine getirilmemesi halinde doğacak sonuçlar da ihtar olunmalıdır.
Somut olayda davacıya tüm delillerini ve tanık listesini sunup tebligat masrafıyla birlikte ibraz etmesi için 02/08/2006 tarihli celsede mahkemece süre verildiği ve davacı tarafın Kartal 2.İş Mahkemesi aracılığıyla muhabere üzerinden 28/08/2006 havale tarihli dilekçesi ile delil listesi gönderdiği ve tanıkların duruşmada hazır edileceği de belirtildiği, muhabere ile gönderdiği delil listesinin 29/11/2006 tarihli celsede dosyasına gelmediği ve 29/11/2006 tarihli celsede davacı tarafa tanıkları açısından 02/08/2006 tarihli celsedeki ara karar yönünden işlem yapmak üzere kesin süre verildiği anlaşılmıştır.
Yukarıda belirtilen yasal düzenlemeler ve ilkeler dikkate alındığında verilen sürelerin yasanın aradığı anlamda hukuki sonuç doğuracak kesin süre niteliği taşımadığı anlaşılmıştır.
Mahkemece önceki celse ara kararına atıf yapılarak 29/11/2006 tarihli celsede, davacıya kesin mehil verilmiş ise de, verilen kesin sürede tanıklar için davetiye ve tanık ücretleri gösterilmediğinden ve yasal sonuçları hatırlatılmadığından(aksi halde tanık dinletmekten sarfınazar edeceği de ihtarda belirtilmediğinden) kesin mehil sonuçlarını doğurmayacaktır.
Davacı gösterdiği tanıkların dinlenilmesinden vazgeçmemiş, mahkemece 22/05/2007 tarihli celsede davacı tanıklarının gelmemesi nedeniyle kesin sürenin gerekleri yerine getirilmediğinden tanıkların dinlenmesinden vazgeçilmiş sayılmasına karar verilmiştir. Bu durumda davacı tanıkları dinlenmeden hüküm kurulması hatalıdır.
Mahkemece davacı tarafa usulüne uygun şekilde kesin süre verilerek sonucuna göre tüm taleplerin usuli kazanılmış hak ilkesi dikkate alınarak belirlenmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması hatalı olup hükmün bu sebeple bozulması gerekmiştir.
F) Sonuç:
Temyiz olunan kararın, yukarıda yazılı sebepten dolayı BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine 12.06.2012 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy