(4857 S. K. m. 8, 32, 37)
Dava: Davacı, ücret fark, ilave tediye ile ikramiye fark alacaklarının ödetilmesine karar verilmesini istemiştir.
Yerel mahkeme, isteği hüküm altına almıştır.
Hüküm süresi içinde davalı avukatı tarafından temyiz edilmiş olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi Y. T. tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:
YARGITAY KARARI
A) Davacı İsteminin Özeti:
Davacı fark ücret, ikramiye ve ilave tediye isteklerinde bulunmuştur.
B) Davalı Cevabının Özeti:
Davalı davanın reddini savunmuştur.
C) Yerel Mahkeme Kararının Özeti:
Mahkemece istek gibi hüküm kurulmuştur.
D) Temyiz:
Kararı yasal süresi içinde davalı temyiz etmiştir.
E) Gerekçe:
1- Dosyadaki yazılara toplanan delillerle kararın dayandığı kanuni gerektirici sebeplere göre davalının aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yerinde değildir.
2- Taraflar arasında işçiye ödenen aylık ücretin miktarı konusunda uyuşmazlık bulunmaktadır.
4857 sayılı İş Kanununda 32 nci maddenin ilk fıkrasında, genel anlamda ücret, bir kimseye bir iş karşılığında işveren veya üçüncü kişiler tarafından sağlanan ve para ile ödenen tutar olarak tanımlanmıştır.
Ücret kural olarak dönemsel (periyodik) bir ödemedir.
Kanunun kabul ettiği sınırlar içinde tarafların sözleşme ile tespit ettiği belirli ve sabit aralıklı zaman dilimlerine, dönemlere uyularak ödenmelidir. Yukarıda değinilen Yasa maddesinde bu süre en çok bir ay olarak belirtilmiştir.
İş sözleşmesinin tarafları, asgarî ücretin altında kalmamak kaydıyla sözleşme özgürlüğü çerçevesinde ücretin miktarını serbestçe kararlaştırabilirler.
İş sözleşmesinde ücretin miktarının açıkça belirtilmemesi, taraflar arasında iş sözleşmesinin bulunmadığı anlamına gelmez. Böyle bir durumda dahi ücret, Borçlar Kanunun 323 üncü maddesinin ikinci fıkrasına göre tespit edilmelidir. İş sözleşmesinde ücretin kararlaştırılmadığı hallerde ücretin miktarı, işçinin kişisel özellikleri, işyerindeki ya da meslekteki kıdemi, meslek unvanı, yapılan işin niteliği, iş sözleşmesinin türü, işyerinin özellikleri, emsal işçilere o işyerinde ya da başka işyerlerinde ödenen ücretler, örf ve adetler göz önünde tutularak belirlenir.
4857 sayılı Yasanın 8 inci maddesinde, işçi ile işveren arasında yazılı iş sözleşmesi yapılmayan hallerde en geç iki ay içinde işçiye çalışma koşullarını, temel ücret ve varsa eklerini, ücret ödeme zamanını belirten bir belgenin verilmesi zorunlu tutulmuştur.
Aynı yasanın 37 nci maddesinde, işçi ücretlerinin işyerinde ödenmesi ya da banka hesabına yatırılması hallerinde, ücret hesap pusulası türünde bir belgenin işçiye verilmesinin zorunlu olduğu hükme bağlanmıştır. Usulünce düzenlenmiş olan bu tür belgeler, işçinin ücreti noktasında işverenden sadır olan yazılı delil niteliğindedir. Kişi kendi muvazaasına dayanamayacağından, belgenin muvazaalı biçimde işçinin isteği üzerine verildiği iddiası işverence ileri sürülemez. Ancak böyle bir husus ileri sürülsün ya da sürülmesin, muvazaa olgusu mahkemece resen araştırılmalıdır. (Yargıtay 9.HD. 23.9.2008 gün 2007/27217 E, 2008/24515 K.).
Çalışma belgesinde yer alan bilgilerin gerçek dışı olmasının da yaptırıma bağlanması, belgenin ispat gücünü arttıran bir durumdur.
Kural olarak ücretin miktarı ve ekleri gibi konularda ispat yükü işçidedir. Ancak bu noktada, 4857 sayılı Kanunun 8 inci ve 37 nci maddelerinin, bu konuda işveren açısından bazı yükümlülükler getirdiği de göz ardı edilmemelidir.
Bahsi geçen kurallar, iş sözleşmesinin taraflarının ispat yükümlülüğüne yardımcı olduğu gibi, çalışma yaşamındaki kayıt dışılığı önlenmesi amacına da hizmet etmektedir. Bu yönde belgenin verilmemesi ispat açısından işveren lehine olmakla birlikte, belgenin düzenlenerek işçiye verilmemesi, işçinin ücret, sigorta primi, çalışma koşulları ve benzeri konularda yasal güvencelerini zedeleyebilecek durumdadır.
Çalışma belgesi ile ücret hesap pusulasının düzenlenerek işçiye verilmesi, iş yargısını ağırlıklı olarak meşgul eden, işe giriş tarihi, ücret, ücretin ekleri ve çalışma koşullarının belirlenmesi bakımından da önemli kolaylıklar sağlayacaktır. Bu bakımdan ücretin ispatı noktasında delillerin değerlendirilmesi sırasında, işverence bu konuda belge düzenlenip, düzenlenmediğinin de araştırılması gerekir.
Çalışma yaşamında daha az vergi ya da sigorta pirimi ödenmesi amacıyla zaman zaman, iş sözleşmesi veya ücret bordrolarında gösterilen ücretlerin gerçeği yansıtmadığı görülmektedir.
Bu durumda gerçek ücretin tespiti önem kazanır.
İşçinin kıdemi, meslek unvanı, fiilen yaptığı iş, işyerinin özellikleri ve emsal işçilere ödenen ücretler gibi hususlar dikkate alındığında imzalı bordrolarda yer alan ücretin gerçeği yansıtmadığı şüphesi ortaya çıktığında, bu konuda tanık beyanları gözetilmeli ve işçinin meslekte geçirdiği süre, işyerinde çalıştığı tarihler, meslek unvanı ve fiilen yaptığı iş bildirilerek sendikalarla, ilgili işçi ve işveren kuruluşlarından emsal ücretin ne olabileceği araştırılmalı ve tüm deliller birlikte değerlendirilerek bir sonuca gidilmelidir.
Somut olayda; 04.03.1987 tarihinde davalı iş yerinde çalışmaya başlayan davacı taraf işçi sendikasına üye olduğunu iddia ederek, 01.01.1997-31.12.2004 tarihlerinde işyerinde uygulanan dört TİS zamlarının kendisine eksik uygulandığını, 01.01.2005 sonrası dönem artışlarının da sözleşmenin devamlılığı ilkesine aykırı olarak geç ve eksik yatırıldığı iddiasıyla TİS deki temerrüt tarihlerinden itibaren fark ücret, fark ikramiye ve fark ilave tediye isteklerinde bulunmuştur.
Davalı tüm zamların tam ve zamanında yatırıldığını savunmuştur.
Mahkemece istek gibi hüküm kurulmuştur.
Davacı ortaokul mezunu, mevsimlik işçi olup 20.20.2001 tarihinde daimi kadroya alınmıştır. Hükme esas alınan bilirkişi raporunda 01.01.1997 tarihinde ücretinin 1.68 TL olduğu belirtilmesine rağmen bu ücrete ayrıca 01.01.1997 tarihinde yürürlüğe giren TİS zamları uygulanarak fark ücret hesabı yapılmıştır. 01.01.1997 de başlayan TİS zamları 31.12.1996 tarihindeki ücreti üzerine uygulanmalı ayrıca mevsimlik işçi olduğundan TİS in mevsimlik işçilere uygulanmayan kıdemlilik zammı gibi zamları uygulanmadan, tüm yıl çalışmadığı anlaşıldığından çalıştığı süre kadar hesap yapılmalı, davalının ödediği ücret ile hesaplanan arasında bir fark doğduğunda bunun nedeni denetlenebilir şekilde açıklanmalıdır.
3- Davacı 29.07.2004 tarihinde taraf sendika üyeliğinden çekilip başka bir sendikaya üye olmuştur. Böyle olunca bu tarihten sadece bir ay sonrasına kadar dava dilekçesinde yazılı TİS den yararlanabileceği halde 31.12.2004 tarihine kadar TİS den yararlandırılması ve fark alacak hesaplanması hatalıdır.
4- Hükme esas alınan bilirkişi raporunda dava tarihi olan 2008 yılına kadar TİS in hizmet akti olarak devam ettiği kabul edilerek hesap yapılmış ve mahkemece de bilirkişi raporuna itibar edilerek hüküm kurulmuştur. Davacı TİS sona ermeden taraf sendika üyeliğinden istifa ettiğine göre artık bu TİS in hizmet akti olarak devam etmesi mümkün değildir. Davacı taraf sendikadan istifa etmemiş ve TİS hizmet akti olarak devam etse dahi her altı ayda bir, biten TİS de olduğu gibi % 5 ücret zammı uygulanarak hesap yapılması, her ay temerrüt tarihi belirlenmesi ve en yüksek işletme kredisi faizi uygulanması olanağı yoktur. Hükme esas alınan bilirkişi raporu bu yönlerden de yerinde değildir.
F) Sonuç:
Temyiz olunan kararın yukarıda yazılı sebepten BOZULMASINA, 25.06.2012 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy