(818 S. K. m. 23, 31)
Dava: Davacı, davalı B. İnşaat Taahhüt ve Tic. Ltd. Şti. ne ait iş yerinde çalışmakta iken, iş yerinin diğer davalı B. İnşaat Turizm Taahhüt San. ve Tic. Ltd. Şti'ne devredildiğini, devir tarihinde davalıların kedisine iş garantisi vermeleri nedeni ile ibranamesi imzalandığını ancak iş veren tarafından işe alınmayarak iş akdinin haksiz feshedildiğini ileri sürerek kıdem ve ihbar tazminatı ile bir kısım işçilik alacaklarının tahsilini talep etmiştir.
Karar: Davalılar vekili tarafından; davacının B. İnşaat Taah. ve Tic Ltd Şti'ne bağlı olarak 25.05.2000-31.12.2004 tarihleri arasında çalıştığı, iş yerini devralan şirkette çalışmayı kabul etmeyerek iş akdini kendi isteği ile sonlandıran davacının kıdem ve ihbar tazminatına hak kazanamayacağı, tazminat ve işçilik alacaklarının ödendiğinin ibraname ile sabit olduğu ileri sürülerek davanın reddi talebinde bulunulmuştur.
Yerel Mahkemece; davanın iş akdinin davalı B. İnşaat Taahhüt ve Tic Ltd Şti tarafından haklı bir neden olmaksızın sona erdirildiği, davacının hak etmiş olduğu kıdem tazminatının Pamukbank Kadıköy Şubesi 8565456-57 ve 58 sayılı çekler ile, fazla mesai ve yıllık izin ücretlerinin ise 31.12.2004 tarihli ibraname ile ödendiği kanaatine varılarak ihbar tazminatı isteminin kabulüne, diğer taleplerinin reddine karar verilmiştir.
Hüküm süresi içerisinde davacı tarafça temyiz edilmiştir.
1. Dosyadaki yazılara, toplanan delillere kararın dayandığı kanuni gerektirici sebeplere göre, davacının aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yerinde değildir.
2. Taraflar arasında düzenlenen ibranamenin yıllık izin alacağı yönünden geçerliliği olup olmadığı uyuşmazlık konusudur.
İbra sözleşmesi, İsviçre Borçlar Kanunu'nun 115. maddesinde düzenlendiği halde Türk Borçlar Kanunu'nda bu yönde bir düzenlemeye yer verilmemiştir. Bununla birlikte ibraname, bir borcun tam ya da kısmen ifa edilmeden sona ermesini sağlayan özel sükut nedeni olarak kabul edilmelidir. Bu noktada ibra sözleşmesinin ödeme yönünde bir anlaşma olmadığı, borcun sona erme şekillerinden biri olduğu belirtilmelidir.
İş Hukukundan ibra sözleşmesi ibraname adıyla yaygın bir uygulama alanı bulmaktadır. İbra sözleşmesinin tanımı, şekli ve hükümlerinin Borçlar Kanunu'nda düzenlenmesi gerekliliğin ötesinde, İş Hukuku'nun işçiye koruyucu özelliği sebebiyle İş Kanunlarında normatif hüküm olarak ele alınması gerektiği açıktır.
İşçi, emeği karşılığında aldığı ücret ve diğer parasal hakları ile kendisini ve ailesinin geçimini temin etmektedir. Bu açıdan bakıldığında bir işçinin nedensiz yere işvereni ibra etmesi hayatın olağan akışına uygun düşmemektedir. İş Hukuku'nun da ibra sözleşmeleri dar yorumlanmalı ve borcun asıl sona erme nedeni ifa olarak ele alınmalıdır. Borcun sona erme şekillerinden biri olan ibra sözleşmelerine İş Hukuku açısından sınırlı biçimde değer verilmelidir.
Yeni Borçlar Kanunu tasarısında bu konuya değinilmiş ve 419. maddesinde, işçi ve işveren ilişkileri açısından ibra sözleşmesine dair bazı kurallara yer verilmiştir. Bahsi geçen düzenleme de, işçilik alacaklarını sona erdiren ibra sözleşmelerinin sınırlı biçimde ele alınması gerektiğini göstermektedir. Bu itibarla Borçlar Kanunu'nun irade fesadını düzenleyen 23-31. maddeleri arasında düzenlenmiş olan irade fesadı hallerinin İş Hukuku'nda ibra sözleşmeleri bakımından çok daha titizlikle ele alınması gerekir. İbra sözleşmesi yapılırken taraflardan birinin esaslı hataya düşmesi, diğer tarafın ya da üçüncü şahsın hile ya da korkutmasıyla karşılaşması halinde ibra iradesine değer verilemez.
Miktar içeren ibra sözleşmeleri de, alacağın tamamen ödenmiş olması durumunda borç ifa yoluyla sona ermiş olur. Buna karşın kısmi ödeme hallerinde dairemizin kökleşmiş içtihatlarında ibraya değer verilmemekte ve yapılan ödemenin makbuz hükmünde olduğu kabul edilmektedir.
Miktar içermeyen ibra sözleşmelerinde ise geçerlilik sorununu titizlikle ele alınmalıdır. İrade fesadı denetimi uygulanmalı ve somut olayın özelliklerine göre ibranamenin geçerliliği konusunda çözümler aranmalıdır. (Yargıtay 9.HD.27.06.2008 gün 2007/23861 E, 2008/17735 K.)
Somut olay yönünden; davalı tarafça delil olarak ibraz edilen 31.12.2004 tarihli ibranamede, davacının her ne kadar Başka alacağım kalmamış olup işvereni ibra ederim şeklinde matbu beyanı bulunmakta ise de, yıllık izin alacağı yönünden ibraname ile bütünlük arz eden bordronun incelenmesinde, yıllık izin alacağı yönünden ibraname ile bütünlük arz eden bordronun incelenmesinde, yıllık izin alacağı olarak davacıya ödeme yapılan miktarın açıkça gösterildiği anlaşılmaktadır.
Mahkemece, ibranamenin yıllık izin ücreti yönünden makbuz niteliğinde olduğu tüm dönem için yapılacak hesaplamadan ödeme yapılan miktar düşüldükten sonra, davacının bakiye yıllık izin alacağının bulunup bulunmadığının tespit edilmesi gerekirken, davacının hak kazandığı tüm yıllık izin ücretlerinin ödendiği kabul edilerek hüküm kurulması hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.
Sonuç: Temyiz olunan kararın yukarıda yazılı sebepten bozulmasına, peşin alınan temyiz harcının istek halinde iadesine, 23.12.2010 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy