(1475 S. K. m. 14) (818 S. K. m. 158, 159, 160, 161, 325) (4857 S. K. m. 21)
Dava: Davacı, kıdem tazminatı, cezai şart alacağının ödetilmesine karar verilmesini istemiştir. Yerel mahkeme, isteği kısmen hüküm altına almıştır. Hüküm süresi içinde davalılar avukatı tarafından temyiz edilmiş olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi Y. T. tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:
Karar: 1-) Dosyadaki yazılara toplanan delillerle kararın dayandığı kanuni gerektirici sebeplere göre, davalının aşağıdaki bendin kapsamı dışında Kalan temyiz itirazları yerinde değildir.
2-) İş sözleşmesinde kararlaştırılan cezai şartın koşullarının oluşup oluşmadığı ve indirim hususu taraflar arasında uyuşmazlığı oluşturmaktadır.
Cezai şart öğretide, mevcut borcun ifa edilmemesi veya eksik ifası halinde ödenmesi gereken mali değeri haiz ayrı bir edim olarak tanımlanmıştır. (Tunçomağ, Kenan: Türk Hukukunda Cezai Şart, İstanbul 1963)
Borçlar Kanunu'nun 158-161. maddeleri arasında düzenlenmiş olup, İş Kanunlarında konuya dair bir hükme yer verilmemiştir. İş Hukuku açısından Borçlar Kanunu'nun sözü edilen hükümlerini uygulamakla birlikte Dairemizce bazı yönlerden İş Hukukuna özgü çözümler üretilmiştir. İş Hukuku'nda işçi yararına yorum ilkesinin bir sonucu olarak sadece işçi aleyhine yükümlülük öngören cezai şart hükümleri geçersiz sayılmış ve bu yönde yerleşmiş içtihatlar öğretide de benimsenmiştir. Yine, Yeni Borçlar Kanunu Tasarısı'nın 419. maddesinde Hizmet sözleşmelerine sadece işçi aleyhine konulan ceza koşulu geçersizdir şekline kurala yer verilmiştir.
Cezai şartın işçi ve işveren hakkında ve iki taraflı olarak düzenlenmesi gereği, işçi aleyhine kararlaştırılan cezai şartın işveren aleyhine kararlaştırılandan daha fazla olmaması sonucunu da ortaya koymaktadır. Başka bir anlatımla işçi aleyhine olarak belirlenen cezai şartın, koşulları ve ceza miktarı bakımından işverenin sorumluluğunu aşması düşünülemez. İki taraflı cezai şartta işçi aleyhine bir eşitsizlik durumunda, cezai şart hükmü tümden geçersiz olmamakla birlikte, işçinin yükümlülüğü işverenin sorumlu olduğu miktarı ve halleri aşamaz.
İşçiye verilen eğitim karşılığı belli bir süre çalışması koşuluna bağlı olarak kararlaştırılan cezai şartın tek taraflı olarak değerlendirilemez. İşçiye verilen eğitim bedeli kadar cezai şartın karşılığı bulunmakla eğitim karşılığı cezai şart hükmü belirtilen ölçüler içinde geçerlidir.
Belirli süreli iş sözleşmesinin süresinden önce feshi koşuluna bağlı cezai şartın sonuç doğurabilmesi için öncelikle taraflar arasındaki iş sözleşmesinin belirli süreli olup olmadığının tespiti gerekir. Bundan başka asgari süreli iş sözleşmelerinde aynı türde hükümler konulması mümkündür.
4857 sayılı İş Kanunu'nun 21. maddesinde, kesinleşen işe iade kararı üzerine işçinin başvurusuna rağmen bir ay içinde işe başlatılmaması durumunda, işçiye en az dört aylık ve en çok sekiz aylık ücreti tutarında tazminat ödeneceği öngörülmüştür. Aynı maddenin son fıkrasında ise, sözü edilen düzenlemenin mutlak emredici olduğu ve sözleşmelerle hiçbir şekilde değiştirilemeyeceği hükme bağlanmıştır. Bu itibarla iş güvencesine tabi işçiler yönünden toplu iş sözleşmesinin iş güvencesi sağlayan hükümlerinin yasanın bu düzenlemesi karşılığında bir değeri kalmamıştır.
Borçlar Kanunu'nun 161. maddesine göre taraflar cezanın miktarını seçmekte serbesttirler. Buna göre belirli süreli iş sözleşmesinin kalan süresine ait ücretlerinin ya da bunun katlarının ödenmesi gerektiği yönünde ceza miktarı belirlenmesi mümkündür. Böyle bir cezai şart hükmü, Borçlar Kanunu'nun 325. maddesine göre talep konusu yapılabilecek olan sözleşmenin kalan süresine ait ücret isteğinden farklıdır. Bu durum, konuya dair yasal düzenlemenin tekrarı mahiyetinde de değildir. Gerçekten tarafların iradesi özel biçimde cezai şart düzenlemesi yönünde ortaya çıkmış olmakla, iradeye değer verilmeli ve cezai şart hükümlerine göre çözüme gidilmelidir. Bu arada işçinin bakiye süre ücreti ölçüt alınarak kararlaştırılmış olan cezai şarttan başka sözleşmenin kalan süresine ait ücretlerin de Borçlar Kanunu'nun 325. maddesine göre talep edilip edilemeyeceği soruna değinmek gerekir ki, ifaya eklenen cezai şart yanında ayrıca koşulların varlığı halinde sözleşmenin kalan süresine ait ücretlerin talep edilebileceği belirtilmelidir. Gerçekten, Borçlar Kanununun 158/II. maddesine göre, borcun belli zaman ve yerde ifa edilmemesi hali için cezai şart kararlaştırılmışsa, alacaklı hem ifa hem de cezai şartı talep edebilecektir.
Borçlar Kanunu'nun 161/son maddesinde fahiş cezai şartın hakim tarafından tenkis edilmesi gerektiğini hükme bağlanmıştır. İş Hukuku uygulamasında işçi aleyhine cezai şart düzenlemeleri bakımından konunun önemi bir kat daha artmaktadır. Şart ve ceza arasındaki ilişki gözetilerek işçinin iktisadi açıdan mahvına neden olmayacak çözümlere gidilmelidir. İşçinin belli bir süre çalışması şartına bağlanan cezalardan, sözleşme kapsamında çalışılan ve çalışması gereken sürelere göre oran kurularak indirime gidilmelidir.
Somut olayda davacı öğretmenler 26.8.2002 tarihinde okuldan mezun olduktan sonra 6.7.2002 tarihinde evlenmişler ve davalılar A. ve M.E. ile 2.7.2002 tarihli; beş yıl süre ile İngilizce öğretmeni olarak çalışacaklarına, SSK girişlerinin Eylül 2002'den itibaren yapılacağına ve süreden önce fesihte karşılıklı olarak 5000 $ ödeneceğine dair bir sözleşme yapmışlardır.
Milli Eğitim Bakanlığı'nca nüfus cüzdanları ve daha önce özel öğretim kurumlarında çalışmadıklarına ilişkin belge olmadığından davacıların atama işlemleri yapılmamış, bundan sonra davacılar diğer davalı D.K. Eğ. Hiz. A.Ş ile bu davalıya ait lisan ve bilgisayar kursunda çalışmak üzere, 13.12.2002 tarihinde Ş. G. isimli işveren temsilcisi ile 625 sayılı Yasaya uygun olarak bir yıllık hizmet akdi imzalamışlardır. Bu akitte cezai şartla ilgili bir hüküm bulunmamaktadır. Davacılar ve davalı işveren iş sözleşmesini karşılıklı olarak aynı gün yani 03.01.2003 tarihinde feshetmişlerdir.
Mahkemece 02.07.2002 günlü sözleşmedeki cezai şartın davalılar A. ve M. E.'ndan tahsiline karar verilmiştir.
Davacıların çalıştıkları yerin davalı şirkete ait işyeri olduğu uyuşmazlık konusu değildir. Davalı A.'in anılan işyerinde kurs müdürü olduğuna ilişkin yazılar bulunmakta ise de, davalı şirketin ortakları ve adı geçen davalının şirketi temsil etme yetkisi ve davalı şirkete ait kursta çalışanlar için böyle bir akit imzalamaya yetkileri olup olmadığı belirlenmiş değildir. Aynı şekilde diğer davacı Müsellim için de belirtildiği gibi herhangi bir araştırma yapılmış değildir. Öte yandan usulüne uygun olarak akdedilen ve Milli Eğitim Bakanlığı'na ibraz edilerek davacıların Milli Eğitim Bakanlığı'nca onaylı olarak çalışmalarına esas olan 13.12.2002 günlü sözleşmenin imzalanması ile artık önceki sözleşmenin geçerliliğini yitirip yitirmediği, bunun yanında davacıların sözleşmenin feshinde kusurlu olup olmadıkları tartışılmadan cezai şart isteğinin kabulüne karar verilmesi, kabule göre ise; hesaplanan cezai şart miktarından Borçlar Kanunu'nun 161. maddesi gereğince bir indirim yapılmadan sonuca gidilmesi yerinde değildir.
3-) Davacılar, davalı şirkete ait işyerinde çalıştıklarına göre kıdem tazminatı koşullarının oluşup oluşmadığı ve davalı şirketin tek başına sorumlu olacağı değerlendirilmeden kıdem tazminatından tüm davalıların müştereken ve müteselsilen sorumluluğuna karar verilmesi ayrı bir bozma nedenidir.
Sonuç: Temyiz olunan kararın yukarıda yazılı sebepten BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine, 27.12.2010 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy