MAHKEMESİ :İŞ MAHKEMESİ(... 2.İŞ)
DAVA :Davacı, kıdem tazminatı, ihbar tazminatı, kötüniyet tazminatı, ücret farkı alacağı, yıllık izin ücreti, genel tatil ücreti, haftat tatil ücreti, fazla mesai ücreti, sigorta prim alacaklarının ödetilmesine karar verilmesini istemiştir.
Yerel mahkeme, isteği kısmen hüküm altına almıştır.
Hüküm süresi içinde davalı avukatı tarafından temyiz edilmiş olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:
Y A R G I T A Y K A R A R I
A) Davacı isteminin özeti:
Davacı vekili; müvekkilinin, davalıya ait iş yerinde 27.11.2007 tarihinde işe başladığın ve işten çıkartıldığı 03.03.2010 tarihine kadar ustabaşı yardımcısı olarak çalıştığını, mesaisinin 08.30-18.30 saatleri arasında olduğunu, cumartesi günleri 08.30-13.00 saatleri arasında çalıştığını, en son maaşın 1.370,00 TL olduğunu ve iş akdinin haksız olarak feshedildiğini ileri sürerek kıdem, ihbar ve kötüniyet tazminatları ile ücret farkı, yıllık izin, genel tatil, hafta tatili ve fazla çalışma ücretleri ile sigorta prim alacaklarının davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
B)Davalı cevabının özeti:
Davalı vekili; açılan davaya karşı yazılı beyanda bulunmamış olup delillerini ibraz ederek tanık listesini sunmuştur.
C)Yerel Mahkeme kararının özeti:
Mahkemece, davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Ç)Temyiz:
Karar süresi içinde davalı tarafından temyiz edilmiştir.
D)Gerekçe:
1- Dosyadaki yazılara, toplanan delillerle kararın dayandığı kanuni gerektirici sebeplere göre davalının aşağıdaki bentlerin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yerinde değildir.
2- Taraflar arasında işçiye ödenen aylık ücretin miktarı konusunda uyuşmazlık bulunmaktadır.
4857 sayılı İş Kanununda 32 nci maddenin ilk fıkrasında, genel anlamda ücret, bir kimseye bir iş karşılığında işveren veya üçüncü kişiler tarafından sağlanan ve para ile ödenen tutar olarak tanımlanmıştır.
Ücret kural olarak dönemsel (periyodik) bir ödemedir. Kanunun kabul ettiği sınırlar içinde tarafların sözleşme ile tespit ettiği belirli ve sabit aralıklı zaman dilimlerine, dönemlere uyularak ödenmelidir. Yukarıda değinilen Yasa maddesinde bu süre en çok bir ay olarak belirtilmiştir.
İş sözleşmesinin tarafları, asgarî ücretin altında kalmamak kaydıyla sözleşme özgürlüğü çerçevesinde ücretin miktarını serbestçe kararlaştırabilirler. İş sözleşmesinde ücretin miktarının açıkça belirtilmemiş olması, taraflar arasında iş sözleşmesinin bulunmadığı anlamına gelmez. Böyle bir durumda dahi ücret, Borçlar Kanunun 323 üncü maddesinin ikinci fıkrasına göre tespit olunmalıdır. İş sözleşmesinde ücretin kararlaştırılmadığı hallerde ücretin miktarı, işçinin kişisel özellikleri, işyerindeki ya da meslekteki kıdemi, meslek unvanı, yapılan işin niteliği, iş sözleşmesinin türü, işyerinin özellikleri, emsal işçilere o işyerinde ya da başka işyerlerinde ödenen ücretler, örf ve adetler göz önünde tutularak belirlenir.
4857 sayılı Yasanın 8 inci maddesinde, işçi ile işveren arasında yazılı iş sözleşmesi yapılmayan hallerde en geç iki ay içinde işçiye çalışma koşullarını, temel ücret ve varsa eklerini, ücret ödeme zamanını belirten bir belgenin verilmesi zorunlu tutulmuştur. Aynı yasanın 37 nci maddesinde, işçi ücretlerinin işyerinde ödenmesi ya da banka hesabına yatırılması hallerinde, ücret hesap pusulası türünde bir belgenin işçiye verilmesinin zorunlu olduğu hükme bağlanmıştır. Usulünce düzenlenmiş olan bu tür belgeler, işçinin ücreti noktasında işverenden sadır olan yazılı delil niteliğindedir. Kişi kendi muvazaasına dayanamayacağından, belgenin muvazaalı biçimde işçinin isteği üzerine verildiği iddiası işverence ileri sürülemez. Ancak böyle bir husus ileri sürülsün ya da sürülmesin, muvazaa olgusu mahkemece resen araştırılmalıdır. (Yargıtay 9.HD. 23.9.2008 gün 2007/27217 E, 2008/24515 K.).
Çalışma belgesinde yer alan bilgilerin gerçek dışı olmasının da yaptırıma bağlanmış olması, belgenin ispat gücünü arttıran bir durumdur. Kural olarak ücretin miktarı ve ekleri gibi konularda ispat yükü işçidedir. Ancak bu noktada, 4857 sayılı Kanunun 8 inci ve 37 nci maddelerinin, bu konuda işveren açısından bazı yükümlülükler getirdiği de göz ardı edilmemelidir. Bahsi geçen kurallar, iş sözleşmesinin taraflarının ispat yükümlülüğüne yardımcı olduğu gibi, çalışma yaşamındaki kayıt dışılığı önlenmesi amacına da hizmet etmektedir. Bu yönde belgenin verilmiş olması ispat açısından işveren lehine olmakla birlikte, belgenin düzenlenerek işçiye verilmemiş oluşu, işçinin ücret, sigorta pirimi, çalışma koşulları ve benzeri konularda yasal güvencelerini zedeleyebilecek durumdadır. Çalışma belgesi ile ücret hesap pusulasının düzenlenerek işçiye verilmesi, iş yargısını ağırlıklı olarak meşgul eden, işe giriş tarihi, ücret, ücretin ekleri ve çalışma koşullarının belirlenmesi bakımından da önemli kolaylıklar sağlayacaktır. Bu bakımdan ücretin ispatı noktasında delillerin değerlendirilmesi sırasında, işverence bu konuda belge düzenlenmiş olup olmamasının da araştırılması gerekir.
Çalışma yaşamında daha az vergi ya da sigorta pirimi ödenmesi amacıyla zaman zaman, iş sözleşmesi veya ücret bordrolarında gösterilen ücretlerin gerçeği yansıtmadığı görülmektedir. Bu durumda gerçek ücretin tespiti önem kazanır. İşçinin kıdemi, meslek unvanı, fiilen yaptığı iş, işyerinin özellikleri ve emsal işçilere ödenen ücretler gibi hususlar dikkate alındığında imzalı bordrolarda yer alan ücretin gerçeği yansıtmadığı şüphesi ortaya çıktığında, bu konuda tanık beyanları gözetilmeli ve işçinin meslekte geçirdiği süre, işyerinde çalıştığı tarihler, meslek unvanı ve fiilen yaptığı iş bildirilerek sendikalarla, ilgili işçi ve işveren kuruluşlarından emsal ücretin ne olabileceği araştırılmalı ve tüm deliller birlikte değerlendirilerek bir sonuca gidilmelidir.
Somut olayda; davacı son aylık ücretinin (net veya brüt olduğunu belirtmeksizin) 1370 TL olduğunu iddia ederek alacak talebinde bulunmuştur. Davalı işveren ise ücret miktarının bordrolarda gösterildiğini savunmuştur. Yerel mahkemece, bordroların imza içermediğinden ve tanıkların iddiayı doğruladığından bahisle, dava dilekçesinde açıklama ve iddia bulunmamasına karşın 1.370 TL net ücret seviyesinden hesaplama yapılan bilirkişi raporuna itibar edilerek alacaklar hüküm altına alınmıştır. Dosyadaki 2010 yılı ocak ayına ilişkin imzalı ücret bordrosunda davacının brüt 1250 TL ücret aldığı görülmektedir.
Mahkemece, bordrolardaki imzanın aidiyeti davacıdan sorulup açıklattırılarak yukarıdaki ilkeler doğrultusunda gerektiğinde emsal ücret araştırmasıda yapılmak sureti ile ücret seviyesinin tespit edilmesi gerekirken eksik inceleme ile sonuca gidilmesi hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.
3- Davalı vekili tarafından yargılama aşamasında dosyaya ibraz edilen bir kısım bordrolar temyiz dilekçesi ekinde yeniden sunulmuş olup, bu bordroların bazılarında davacı imzasının bulunduğu ve fazla mesai tahakkukunun yer aldığı görülmekle, bu ayların dışlanarak fazla mesai alacağının hüküm altına alınması gerektiğinin gözetilmemesi isabetsizdir.
4- Davacı vekili; davacının, haftanın 6 günü çalıştığını ileri sürerek 250 TL hafta tatili ve genel tatil ücreti talep etmiştir. Mahkemece, hafta tatili ve genel tatil ücretine ilişkin talep edilen miktarların davacı tarafa sorularak ayrıştırılmaması ve davacı vekilinin davacının haftanın 6 günü çalıştığı yönündeki beyanı dikkate alınarak, hafta tatiline ilişkin yasal düzenlemenin, işçilerin haftanın herhangi bir günü kesintisiz 24 saat boyunca dinlenmelerine yönelik olduğu ve hafta sonu (Cumartesi günü) yapılan çalışmanın hafta tatili çalışması olarak değerlendirilemeyeceği gözetilerek, hafta tatili ücreti talebinin reddi yerine kabulüne karar verilmesi doğru değildir.
SONUÇ:
Açıklanan sebepler ile temyiz edilen kararın BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine 12/12/2013 gününde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy