(ILO 151 Nolu Sözleşme - Kamu Hizmetinde Örgütlenme Hakkının Korunması Ve İstihdam Koşullarının Belirlenmesi Yöntemlerine İlişkin Sözleşme m. 1) (ILO 98 Nolu Sözleşme - Teşkilatlanma Ve Kolektif Müzakere Hakkı Prensiplerinin Uygulanmasına Müteallik Sözleşme m. 1, 2, 3, 4) (Avrupa Sosyal Şartı m. 3) (2709 S. K. m. 51, 90) (4688 S. K. m. 4, 5, 6, 15) (2821 S. K. m. 3)
Dava ve Karar: Taraflar arasındaki, Yargı-Sen Yargıçlar ve Savcılar Sendikası adı altında faaliyetini sürdüren kuruluşun, kapatılarak faaliyetlerinin durdurulması davasının yapılan yargılaması sonunda; ilamda yazılı nedenlerle davalı sendikanın kapatılmasına ilişkin hükmün süresi içinde duruşmalı olarak temyizen incelenmesi davalı tarafından istenilmesi üzerine dosya incelenerek işin duruşmaya tabi olduğu anlaşılmış ve duruşma için 21/02/2012 Salı günü tayin edilerek taraflara çağrı kağıdı gönderilmişti. Duruşma günü davalı adına Avukat A. M. S., Avukat B. Y. ve davalı temsilcisi Ö. F. E., karşı taraf adına Avukat D. G. geldi. Duruşmaya başlanarak hazır bulunan avukatların ve davalı temsilcisinin sözlü açıklamaları dinlendikten sonra duruşmaya son verilerek bırakılan günde Tetkik Hakimi Ö. F. T. tarafından düzenlenen rapor sunuldu, dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü:
YARGITAY KARARI
A) Davacı İsteminin Özeti:
Davacı, Yargıçlar ve Savcılar Sendikası Yargı-Sen' in kuruluş tüzüğü ve belgeleri incelendiğinde kurucu 23 üyenin halen görev yapmakta olan yargı organı üyeleri olan hakim ve savcılardan oluştuğu ve meslek esasına göre sendika kurulduğunun tespit edildiğini, 4688 sayılı Kanun'un 4. maddesinin son fıkrasında meslek veya işyeri esasına göre sendika kurulamayacağının, buna karşın hizmet kolu esasına göre ülke çapında faaliyette bulunmak üzere sendika kurulabileceğinin ifade edildiğini, kanunun 5. maddesinde sendikaların kurulabileceği hizmet kollarının gösterildiğini, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı'nın Kamu Görevlileri Sendikaları Kanunu Kapsamına Giren Kurum ve Kuruluşların Girdikleri Hizmet Kollarının Belirlenmesine İlişkin Yönetmelik ile yargı çalışanlarının Büro, Bankacılık ve Sigortacılık Hizmet Kolunda sendika kurabileceklerinin belirtildiğini, 4688 Sayılı Kamu Görevlileri Sendikaları Kanunu'nun 15. maddesi (b) bendinde, bu kanuna göre kurulan sendikalara üye olamayacaklar ve sendika kuramayacaklar arasında yüksek yargı organlarının başkan ve üyeleri, hakimler, savcılar ve bu meslekten sayılanların yer aldığını, Valiliğe verilen kuruluş tüzük ve belgelerindeki kanuna aykırılıkların giderilmesi gerektiği konusundaki tebligata rağmen kanuna aykırılıkların giderilmediğini belirterek YARGI-SEN Yargıçlar ve Savcılar Sendikası adı altında, kanuna aykırı şekilde faaliyetini sürdüren kuruluşun, kapatılarak faaliyetlerinin durdurulması için gerekli yasal işlemin yapılmasını istemiştir.
B) Davalı Cevabının Özeti:
Davalı, kısa adı YARGI-SEN olan Yargıçlar ve Savcılar Sendikası'nın, 23 kurucu üyesi tarafından tüzüğü ve eklerinin, Ankara Valiliği'ne verilmesiyle, 4688 sayılı Kamu Görevlileri Sendikaları Yasası'nın 6. maddesinin 5. fıkrası uyarınca tüzel kişilik kazandığını, sendika kurma ve sendikalara üye olma hakkının, 1982 Anayasası'nın 51. maddesinde, yani temel hak ve özgürlükler kapsamında yer aldığını, aynı şekilde, uluslararası sözleşmelerde de güvence altına alındığını, Anayasa'nın 90/son fıkrasına, 07/05/2004 tarih ve 5170 sayılı Yasa ile ...Usulüne göre yürürlüğe konulmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin Milletlerarası antlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda Milletlerarası antlaşma hükümleri esas alınır. cümlesi eklendiğini, Türkiye'nin taraf olduğu, örgütlenme özgürlüğünü dolayısıyla da sendikal özgürlükleri konu alan uluslararası sözleşmeler ve diğer düzenlemelerin, Anayasa'nın 90/son maddesi uyarınca, iç hukuktaki uygulama sırasında gözetilmesi gerektiğini, uluslararası sözleşmelerden özellikle, Birleşmiş Milletler Kişisel ve Siyasal Haklar Uluslararası Sözleşmesi, Birleşmiş Milletler Ekonomik Sosyal ve Kültürel Haklara İlişkin Uluslararası Sözleşmesi, İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi, Sendika Özgürlüğü ve Sendika Hakkının Korunmasına İlişkin 87 sayılı ILO Sözleşmesi, Örgütlenme ve Toplu Pazarlık Hakkı İlkeleri'nin Uygulanmasına İlişkin 98 sayılı ILO Sözleşmesi, Kamu Hizmetinde Örgütlenme Hakkının Korunmasına ve İstihdam Koşullarının Belirlenmesine İlişkin 151 sayılı ILO Sözleşmesi'nin, örgütlenme özgürlüğü bağlamında, yargıç ve savcıları kapsam dışında bırakmadan ve meslek sendikacılığının yasaklanabileceği veya kısıtlanabileceğini söz konusu etmeden, yargıç ve savcıların da sendikal hak ve özgürlüklerini güvence altına aldığını, anılan uluslararası sözleşmelerin ilgili maddelerine Türkiye Cumhuriyeti tarafından, yargıç ve savcıların sendikal örgütlenmelerini kısıtlayan ya da meslek esaslı sendika kurulamayacağı yolunda herhangi bir çekince konulmadığını, 25/06/2001 tarih ve 4688 sayılı Yasa'nın, davacı tarafından dayanak yapılan hükümlerinin, 2004 yılındaki Anayasa değişikliği sonrasında uygulanma yeteneğinin kalmadığını, temel haklar konusundaki uluslararası sözleşmelerin Anayasa'nın 90/son maddesi uyarınca artık iç hukukun bir parçası olduğunu, hatta temel hak ve özgürlükler yönünden iç hukukun evrensel standartlarını oluşturmaları açısından, öncelikle uygulanması gereken metinler olduğunu, taraf olunan hiçbir uluslararası sözleşmede ve Anayasa'da yargıç ve savcıların sendika kurma ve sendikaya üye olma haklarının kısıtlanmadığını, yasaklanmadığını, 4688 sayılı Yasa hükmünün uluslararası sözleşmeler karşısında uygulanmasının söz konusu olmadığını belirterek, davanın reddini istemiştir.
C) Yerel Mahkeme Kararının Özeti:
Mahkemece, taraflar arasındaki uyuşmazlığın meslek esasına göre sendika kurulup kurulamayacağı, ayrıca yüksek yargı organlarının başkan ve üyeleri ile hakimler ve savcıların sendikaya üye olup olamayacağı hususlarında olduğunu, bunlardan birincisi olan ve 4688 sayılı Kamu Görevlileri Sendikaları Kanunu'nun 15/1-b maddesinde düzenlenen yüksek yargı organlarının başkan ve üyeleri hakimler ile savcıların sendika üyesi olamayacağı konusundaki uyuşmazlık incelendiğinde;
Anayasa'nın 90.maddesi son fıkrasında Usulüne göre yürürlüğe konulmuş Milletlerarası antlaşmalar kanun hükmündedir. Bunlar hakkında Anayasaya aykırılık iddiası ile Anayasa Mahkemesine başvurulamaz. Usulüne göre yürürlüğe konulmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin Milletlerarası antlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda Milletlerarası antlaşma hükümleri esas alınır. düzenlemesi bulunduğunu, o halde kabul edilip, onaylanmış Milletlerarası antlaşmaların önem taşıdığını, bu konudaki Milletlerarası antlaşmalardan, Sendika Özgürlüğü ve Sendika Kurulmasına ilişkin 87 sayılı sözleşmede hiçbir ayrım yapılmaksızın önceden izin almadan tüm çalışanların ve işverenlerin sendika kurabileceğinin düzenlendiğini, sözleşme içeriğinde sadece silahlı kuvvetler ile polis gücüne sendika kurması hususunda istisna getirildiği ancak bu istisnanın içerisinde yüksek yargı organı başkan ve üyeleri ile hakim ve savcıların bulunmadığını, dolayısı ile hakim ve savcıların sendika kurabileceğini, başkan ve yöneticisi ile üyesi olabileceğinin anlaşıldığını, yine Gözden Geçirilmiş Avrupa Sosyal Şartı'nın örgütlenme hakkını düzenleyen 5. maddesi incelendiğinde güvenlik güçleri ve silahlı kuvvetler haricinde herkesin örgütlenme hakkına sahip olduğunun düzenlediğini, başka bir istisnasının bulunmadığını, dolayısı ile Avrupa Sosyal Şartı açısından da hakim ve savcılar ile yüksek yargı organı başkan ve üyelerinin sendika kurma, sendikanın başkanı olma ve sendika üyesi olma hakları mevcut bulunduğunu, bunun yanında Kamu Hizmetinde Teşkilatlanma Hakkının Korunmasına ve İstihdam Şartlarının Tespiti Usullerine ilişkin 151 sayılı İLO sözleşmesi, İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi, Sendika Özgürlüğüne ve Örgütlenme Hakkının Korunmasına İlişkin 98 sayılı İLO sözleşmesi incelendiğinde bu sözleşmelerin tamamında güvenlik güçleri ile silahlı kuvvetlerin haricindeki herkesin istisnasız sendika kurma hakkına sahip olduğunu, 4688 sayılı Yasa'nın 15.maddesindeki düzenlemenin Milletlerarası antlaşmalar ile farklı hükümler içerdiğini, bu durumda Anayasa'nın 90/son maddesi gereğince Milletlerarası anlaşmaların esas alınacağı gözetildiğinde yüksek yargı organlarının başkan ve üyeleri, savcılar ve hakimler ile bu meslekten sayılanların sendika kurucusu, sendika başkanı, ya da yöneticisi veya üyesi olması açısından herhangi bir yasal engel bulunmadığı, kapatma kararının bu iddiaya dayalı olarak verilmediği, dolayısı ile hakim ve savcılar ile bu meslekten olanlar ve ayrıca yüksek yargı organlarının başkan ve üyelerinin sendika kurucusu olabileceği gibi sendikaya başkan ya da yönetici veya üye olabileceğinin tespit edildiği belirtilmiştir.
Mahkemece, meslek esasına göre sendika kurulamayacağı iddiası açısından yapılan incelemede;
4688 sayılı Yasa'nın 4/2. maddesinde Bir hizmet kolunda birden fazla sendika kurulabilir. Meslek veya işyeri esasına göre sendika kurulamaz. düzenlemesi bulunduğu, meslek esasına göre sendika kurulmasının, anılan yasa maddesi ile açıkça yasaklandığı, Sendika Tüzüğü'nün 7. maddesinde sendikaya Anayasa Mahkemesi, Danıştay ve Yargıtay üyeleri, adli yargıda görevli yargıçlar ve Cumhuriyet savcıları, idari yargıda görevli yargıçlar ve savcılar, Anayasa Mahkemesi raportörleri ile yargıçlık ve savcılık mesleklerinden sayılanlar üye olabilirler düzenlemesi bulunduğu, üye olabilecek çalışanların tek tek sayıldığı, bunun haricindeki kişilere sendika üyeliği yolunun kapatıldığı, davalı sendikanın adının da yargıçlar ve savcılar sendikası olduğu, bunun da açıkça sendikanın meslek esasına göre kurulduğuna işaret ettiğinin görüldüğü, 4688 sayılı Yasa'nın 4.maddesinin meslek esasına göre sendika kurulamayacağı hususunu açıkça hüküm altına aldığını, bu hükmün geçerliliğini ortadan kaldıracak başka bir düzenleme bulunmadığını, yürürlükte olan bu düzenlemenin uluslararası bir antlaşma ile geçerliliğinin ortadan kaldırılmadığı sürece bu düzenlemeye uyma zorunluluğu bulunduğunu, uluslararası antlaşmalarda da meslek esasına göre sendika kurma yasağını bertaraf eden bir hükmün bulunmadığını, uluslararası antlaşmaların sendika kurma hakkı açısından düzenlemeler içerdiğini, buna karşılık sendikal hakların nasıl kullanılacağı hususunda düzenlemeler içermediğini, bunu ulusal yargının düzenleme alanı olarak gördüğünü, bu durumda 4688 sayılı Yasa'nın 4/2 maddesi gereğince meslek esasına göre sendika kurulmasının dava tarihi itibari ile ülkemiz mevzuatı açısından mümkün görülmediğini, yargılama sırasında Sendika Tüzüğü'ndeki bu eksikliğin giderilmesi yolunda 4688 sayılı Yasa'nın 6.maddesi gereğince azami süre tanınmak sureti ile ihtarda bulunulduğunu, sonrasında 19/06/2011 tarihinde birinci olağan genel kurul toplantısı yapıldığını ve genel kurulda belirtilen konularda tüzük değişikliğine gidilmeyeceği kararı alındığını belirtilerek, yüksek yargı organlarının başkan ve üyeleri, hakimler, savcılar ve bu meslekten sayılanların, sendika kurma hakkına sahip olduğu, buna karşın sadece meslek esasına göre sendika kurma yasağı ihlalinin tek başına kapatma gerekçesi olarak değerlendirildiği gerekçesi ile davalı sendikanın kapatılmasına karar verilmiştir.
D) Temyiz:
Kararı davalı, sendika kurma ve sendikalara üye olma hakkının, Anayasası'nın 51'inci maddesinde, yani temel hak ve özgürlükler kapsamında korunmakta olduğu, aynı şekilde, uluslararası sözleşmelerde de temel hak ve özgürlükler kapsamında güvence altına alındığı, Anayasa'nın 90/son maddesi uyarınca, uluslararası sözleşmelerin iç hukuktaki uygulama sırasında da gözetilmesi gerektiği, Kamu Hizmetinde Örgütlenme Hakkının Korunmasına ve İstihdam Koşullarının Belirlenmesine İlişkin 151 sayılı ILO Sözleşmesi'nin, yargıç ve savcıları kapsam dışında bırakmadan ve meslek sendikacılığının yasaklanabileceği veya kısıtlanabileceğini söz konusu etmeden, yargıç ve savcıların da sendikal hak ve özgürlüklerini güvence altına aldığı, örgütlenme özgürlüğü bağlamında sendika kurma ve sendikalara üye olma hakkının salt sağlanmasının yeterli olmayıp, evrensel uygulamalara ve İHAM kararlarına göre, bu hakkın etkin olarak kullanılabileceği ortamın oluşturulması gerektiği, 2010 yılında Anayasa'da yapılan değişiklikte, Anayasa'nın 51'inci maddesinin 4'üncü fıkrasında yer alan işkolu zorunluluğu esasının Anayasa'dan çıkarıldığı, işçi sendikaları için Anayasa'da yer alan iş kolu esası kıyasen Kamu Görevlileri Sendikaları için de gözetilerek, 4688 sayılı Yasa'nın hizmet kolu esası düzenlemesinin de artık Anayasal dayanağının kalmadığı, sendikal hak ve özgürlüklerin etkin kullanımı önündeki bir engelin daha ortadan kalktığı, verilen kararla hakkın özüne bile müdahale edildiği, Ulusalüstü düzenlemelerde de, bu konuda sınırlama içeren bir hüküm ya da meslek esaslı sendika kurma yasağına dayanak olabilecek herhangi bir düzenleme söz konusu olmadığı, davanın dayanağını oluşturan 4688 sayılı Yasa hükümlerinin, Anayasa'nın 90/son maddesi uyarınca, ulusalüstü düzenlemeler karşısında, uyuşmazlığın çözümünde uygulama yeteneği bulunmadığı, hukuksal temelden yoksun olan davanın reddine karar verilmesi gerekirken, kabulüne ve sendikanın kapatılmasına karar verilmesinin hatalı olduğu gerekçesi ile temyiz etmiştir.
E) Gerekçe:
Taraflar arasındaki uyuşmazlık, meslek esasına göre sendika kurulup kurulamayacağı noktasında toplanmaktadır.
Yargıçlar ve Savcılar Sendikası YARGI-SEN'in Tüzüğü'nün Sendika üyeliği başlıklı 7. maddesindeki Sendika'ya; Anayasa Mahkemesi, Danıştay ve Yargıtay üyeleri, adli yargıda görevli yargıçlar ve Cumhuriyet savcıları, idari yargıda görevli yargıçlar ve savcılar, Anayasa Mahkemesi raportörleri ile yargıçlık ve savcılık mesleklerinden sayılanlar üye olabilirler. düzenlemesinden sendikanın meslek esasına göre kurulduğu anlaşılmaktadır.
4688 Sayılı Kamu Görevlileri Sendikaları Kanunu'nun, Kuruluş başlıklı 4. maddesinde Sendikalar hizmet kolu esasına göre, Türkiye çapında faaliyette bulunmak amacıyla bir hizmet kolundaki kamu işyerlerinde çalışan kamu görevlileri tarafından kurulur. Bir hizmet kolunda birden fazla sendika kurulabilir. Meslek veya işyeri esasına göre sendika kurulamaz. düzenlemesi yer almıştır. Yasaya göre kamu görevlileri sendikaları, hizmet kolu esasına göre, bir hizmet kolundaki kamu işyerlerinde çalışan kamu görevlileri tarafından kurulabilecektir.
2821 sayılı Sendikalar Kanunu'nun 3. maddesi de işkolu esasına göre sendika kurulmasına olanak tanımakta meslek ve işyeri esasına göre sendika kurulmayacağını düzenlemektedir.
4688 sayılı Kanun'un 4. maddesi, 2821 sayılı Kanun'un 3. maddesi ile paralellik göstermektedir. İşkolu yerine, hizmet kolu deyimine yer verilmesi kamu görevinin niteliğinden kaynaklanmaktadır. (SUR, Melda: İş Hukuku Toplu İlişkiler, s. 201, Ankara 2008)
4688 sayılı Kanun'un 4. maddesi gerekçesinde, hizmet kolları esasına göre sendikaların kurulabilmesi ile ilgili olarak Sendikaların örgütlenme biçiminin düzenlendiği maddede, güçlü bir sendikacılık oluşturulması hedefine uygun olarak, sendikaların hizmet kolu esasına göre faaliyet göstermeleri benimsenmiş ve meslek veya işyeri esasına göre sendika kurulmaması öngörülmüştür denilmiştir.
Sendikaların güçlü yapılanmalarına olanak sağlanması amacı ile hizmet kolu esası benimsenmiştir. (SUR, Melda: İş Hukuku Toplu İlişkiler, s. 201, Ankara 2008)
Dünyada modern sendikacılık işkolu düzeyinde örgütlenmektedir. Bu genel eğilimleri de göz önünde tutan yasa koyucu, ülkemizde güçlü sendikacılığı sağlayacak bir örgütlenme tipi olarak işkolu esasını kabul etmiştir. (SUR, Melda: İş Hukuku Toplu İlişkiler, s.70, Ankara 2008)
Sendika Özgürlüğüne ve Örgütlenme Hakkının Korunmasına İlişkin 87 sayılı ILO Sözleşmesi'nin 2. maddesinde çalışanlar ve işverenler
istedikleri kuruluşları kurmak
hakkına sahiptirler hükmü yer almakta ise de, doktrindeki baskın görüşe göre, 87 sayılı Sözleşme'nin değişik örgüt modellerine açık olmasına rağmen 2821 sayılı Sendikalar Kanunu'nun sadece işkolu sendikalarının kurulabilmesine izin vermesi Sözleşme'ye aykırılık teşkil etmez.(OĞUZMAN, Kemal: 2821 sayılı Sendikalar Kanunu ile 2822 sayılı Toplu İş Sözleşmesi, Grev ve Lokavt Kanunu Hükümlerinin Milletlerarası Çalışma Teşkilatı (ILO) İlke ve Sözleşmelerine Aykırılığı İddiaları Konusunda Bir İnceleme, 2821 Sayılı Sendikalar Kanunu ile 2822 Sayılı Toplu iş Sözleşmesi, Grev ve Lokavt Kanunu'nun Uluslararası Normlara Uygunluğu, s. 8,TİSK Yayını, Ankara 1986; ÇELİK, Nuri: İş Hukuku Dersleri s. 429, İstanbul 2007; ŞAHLANAN, Fevzi: Sendikalar Hukuku, s. 25, İstanbul 1995; AKTAY, Nizamettin: Sendika Hakkı, Uluslararası Dayanakları Bakımından Eleştirel Bir Yaklaşımla Türk Hukukunda Sendika Hakkı ve ilgili Belgeler, s. 101, Ankara 1993; EYRENCİ, Öner/ BAKIRCI, Kadriye: Sendika Özgürlüğü'nün Uluslararası Dayanakları ve Türk Hukukunun Uyumu, Türkiye'de Sendikal Örgütlenmenin Uluslararası Dayanakları, Uygulaması ve Sorunları, Galatasaray Üniversitesi Yayınları, s.22, İstanbul 1999; TUNCAY, Can: Türk İs Hukukunun Avrupa İş Hukukuna Uyumu, AB-Türkiye & Endüstri İlişkileri, Beta Yayınları, s. 50, İstanbul 2004.)
Çelik'e göre de Türkiye tarafından onaylanmış olan 87 sayılı ILO Sözleşmesi'ndeki, işçilerin ve işverenlerin istedikleri kuruluşları kurabilmelerine ilişkin hükmün, her ülkenin sendikacılık ve toplu sözleşme düzeni ile sınırlı olduğunu kabul etmek gerekir. Toplu sözleşme düzeninin geliştirilmesi için ulusal koşullara uygun önlemler alınmasını öngören 98 sayılı Sözleşme'nin 4. maddesi de bunu doğrular niteliktedir. Bu nedenle, Sendikalar Kanunu'ndaki meslek sendikacılığını engelleyen hüküm 87 sayılı sözleşmeye aykırı düşmemektedir. (ÇELİK, Nuri: İş Hukuku Dersleri, s. 429, İstanbul 2007)
Teşkilatlanma ve Kolektif Müzakere Hakkı Prensiplerinin Uygulanmasına ilişkin 98 Sayılı İLO Sözleşmesi'nin 3. maddesinde Bundan önceki maddelerde tarif olunan Teşkilatlanma hakkına riayet edilmesini sağlamak üzere icabettiği takdirde milli şartlara uygun teşkilat kurulacaktır. 4.maddesinde ise Çalışma şartlarını kollektif mukavelelerle tanzim etmek üzere işverenler veya işveren teşekkülleriyle işçi teşekkülleri arasında ihtiyari müzakere usulünden faydalanılmasını ve bu usulün tam bir surette geliştirilmesini teşvik etmek ve gerçekleştirmek için lüzumu halinde milli şartlara uygun tedbirler alınacaktır. hükümleri yer almaktadır.
Yasalarla zayıf ve bölünmüş sendikacılık yerine üyelerine daha fazla yarar sağlayacağı düşüncesi ile güçlü bir sendikacılık oluşturulmak istenmiş, bu amaçla; 98 sayılı ILO Sözleşmesi hükümleri de gözetilerek, işkolu ve hizmet kolu sendikacılığı öngörülmüştür.
Dolayısıyla; belirtilen hususlarla, başta İHAS olmak üzere, ülkemizce kabul edilen uluslararası sözleşmelerin istisna sayılan sınırlayıcı düzenlemeleri ile ILO 98 sayılı Sözleşmesi'nin 1, 2, 3 ve 4. maddelerinde, gerektiği durumlarda ulusal şartlara uygun gerekli düzenlemelerin yapılmasının imkan dahilinde bulunduğu şeklindeki hükümleri uyarınca, bu durumun evrensel hukuk değerleri açısından da örgütlenme hakkının özüne zarar veren bir düzenleme olmadığı kanaatine varılmıştır.
Sonuç: Açıklanan nedenlerle, davalının temyiz itirazlarının reddi ile kararın bu gerekçe ile ONANMASINA, davacı yararına takdir edilen 900.00 TL. duruşma avukatlık parası ile aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine, 21.02.2012 tarihinde oyçokluğu ile karar verildi.
KARŞI OY
Davaya konu edilen sendikanın, kurucuları ile hitap ettiği kitlenin hakim ve savcılardan oluştuğu hususu dikkate alındığında;
Hakim ve savcılık mesleğinin Türk Hukuk Sistemi içerisindeki yapılanması başta 1982 Anayasa'sının, A.Mahkemelerin bağımsızlığı başlıklı madde 138'de: Hakimler, görevlerinde bağımsızdırlar; Anayasaya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdani kanaatlerine göre hüküm verirler. Hiçbir organ, makam, merci veya kişi, yargı yetkisinin kullanılmasında mahkemelere ve hakimlere emir ve talimat veremez, genelge gönderemez, tavsiye ve telkinde bulunamaz.
Yasama ve yürütme organları ile idare, mahkeme kararlarına uymak zorundadır; bu organlar ve idare, mahkeme kararlarını hiçbir suretle değiştiremez ve bunların yerine getirilmesini geciktiremez.
B. Hakimlik ve savcılık teminatı başlıklı madde 139'da: Hakimler ve savcılar azlolunamaz, kendileri istemedikçe Anayasada gösterilen yaştan önce emekliye ayrılamaz; bir mahkemenin veya kadronun kaldırılması sebebiyle de olsa, aylık, ödenek ve diğer özlük haklarından yoksun kılınamaz...
C. Hakimlik ve savcılık mesleği başlıklı madde 140'da: Hakimler ve savcılar adli ve idari yargı hakim ve savcıları olarak görev yaparlar. Bu görevler meslekten hakim ve savcılar eliyle yürütülür. Hakimler, mahkemelerin bağımsızlığı ve hakimlik teminatı esaslarına göre görev ifa ederler. Hakim ve savcıların nitelikleri,
.. ile diğer özlük işleri mahkemelerin bağımsızlığı ve hakimlik teminatı esaslarına göre kanunla düzenlenir... şeklindedir.
Anayasa'nın ilgili hükümlerinde devletin üç temel erkinden birinin yargı olduğu dikkate alındığında, hakim ve mahkemelerin bağımsız olup, teminat altında bulundukları açıkça görülmektedir. Dolayısıyla örgütlenme özgürlüğü yönüyle hakim ve savcıların özellikle bağımsızlıklarının korunmasının ne denli bir öneme sahip olduğu daha iyi anlaşılmaktadır. Zira; sendika hakkının da dahil olduğu örgütlenme özgürlüğü bir bütün olarak düşünüldüğünde; sendika hakkı aynı zamanda toplu pazarlık hakkı, toplu sözleşme, grev ve lokavt haklarını da içermektedir. Hakim ve savcıların bir an bu haktan sınırsız bir şekilde yararlanmalarının gerektiği kabul edildiğinde; bu hakları kiminle yerine getirecekleri, muhataplarının kim olacağı böyle bir durumda sendikal hakkın kullanılması sonucu, doğal olarak taraf konumuna gelecek olan hakim ve savcıların devlet ve kamu kurumlarına ait davalara tam bir tarafsızlık ve adalet anlayışı içinde nasıl bakabilecekleri hususunun tartışmalara sebebiyet verebileceği ve yargı bağımsızlığı ile teminatına gölge düşüreceği hususları birlikte değerlendirildiğinde konunun, Türk Hukuk Sistemi'ndeki düzenleniş biçimine açıkça aykırı bir şekilde çözümlenmesinin telafisi imkansız sonuçlar ortaya çıkartacak şekilde yeni uyuşmazlıklara neden olacağı ve toplumun adalet beklentilerine gölge düşüreceği açıktır. Öte yandan böyle bir durum Anayasa'ya göre devletin diğer temel iki erkini temsil eden Yasama Organı üyeleri ile icra organı mensubu olan Bakanlar Kurulu üyelerinin de Sendika Hakkına sahip olup olamayacakları gibi kısır tartışmaları gündeme getirebilecektir.
Kaldı ki, 151 sayılı İLO Sözleşmesi'nin 1'inci maddesindeki Bu Sözleşme, diğer uluslararası çalışma sözleşmelerinde bu kesime uygulanabilecek daha elverişli hükümler bulunmadığı durumlarda kamu makamlarınca çalıştırılan herkese uygulanır. düzenlemesi bakımından da, parlamento üyelerinin, yargıçların, seçime bağlı görevleri bulunan kişilerin ve siyasi tipte işlevleri olan kimi yüksek memurların, kamu yetkililerince çalıştırılan kişiler kapsamına girmediğinin 1978 Uluslararası Çalışma Konferansı Komisyonu'nca onaylanmış (Gülmez, Mesut: Sendikal Hakların Uluslararası Kuralları ve Türkiye (UÇÖ/İLO Sözleşme ve İlkeleri), s.125, Ankara 1988) olduğu gözden ırak tutulmamalıdır.
Sonuç olarak belirtilen hususlarla, başta İHAS olmak üzere, ülkemizce kabul edilen uluslararası sözleşmelerin istisna sayılan sınırlayıcı düzenlemeleri ile ILO 98 sayılı Sözleşmesi'nin 1, 2, 3 ve 4. maddelerinde, gerektiği durumlarda ulusal şartlara uygun gerekli düzenlemelerin yapılması nın imkan dahilinde bulunduğu şeklindeki hükümleri uyarınca, hakim ve savcılar sendika kuramazlar demenin evrensel hukuk değerleri açısından da örgütlenme hakkının özüne zarar verecek bir sonuç olmayacağı kanaatine varılmıştır.
Mahkeme kararı öncelikle bu gerekçelerle ve sonucu itibariyle doğru olup hüküm bu gerekçe ile ONANMALIDIR.
KARŞI OY
Çoğunluk görüşünde de işaret edildiği gibi Sendika Özgürlüğü ve Sendikalaşma Hakkının Korunmasına Dair 87 Sayılı ILO Sözleşmesi'ne göre (ki Türkiye'de 1993 yılında onaylamıştır) çalışanlar ve işverenler herhangi bir ayrım yapılmaksızın istedikleri örgütleri kurmak ve tüzüklerine uymak koşuluyla bu örgütlere üye olmak hakkına sahiptir (m. 2). Yine kamu makamları bu hakkı sınırlayacak her türlü müdahaleden sakınmalıdırlar (m. 3).
Kamu Hizmetinde Örgütlenme Hakkının Korunmasına ve İstihdam Koşullarının Belirlenmesi Yöntemlerine İlişkin 151 Sayılı ILO Sözleşmesi'ne göre de, bu sözleşme diğer uluslararası çalışma sözleşmelerinde bu kesime uygulanabilecek daha elverişli hükümler bulunmadığı durumlarda kamu makamlarınca çalıştırılan herkese uygulanır. Bu sözleşmede öngörülen güvencelerin -görevleri izlenecek politikaları belirleme ve yönetim işlevleri kabul edilen üst düzey görevlilere veya çok gizli nitelikte görevler ifa edenlere hangi ölçüde uygulanacağı ulusal yasalarla belirlenecektir. Sözleşmede öngörülen güvencelerin -silahlı kuvvetlere ve polise- ne ölçüde uygulanacağı ulusal yasalarla belirlenecektir. Bu sözleşmenin uygulanması bakımından -kamu görevlileri örgütü- deyimi, -oluşumu ne olursa olsun-, amacı kamu görevlilerinin çıkarlarını savunmak ve geliştirmek olan herhangi bir örgüt anlamına gelir.
Bilindiği üzere, Anayasa'nın 90. maddesi uyarınca usulüne göre yürürlüğe konulmuş milletlerarası antlaşmalar kanun hükmündedir. Bunlar hakkında Anayasa'ya aykırılık iddiası ile Anayasa Mahkemesi' ne başvurulamaz. Usulüne göre yürürlüğe konmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası andlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda milletlerarası andlaşma hükümleri esas alınır.
Türkiye tarafından 2003 yılında onaylanan Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklar Uluslararası Sözleşmesi'nin Sendikal Haklar Başlıklı 8. maddesi uyarınca;
1. Bu Sözleşme Taraf Devletler şu hakları sağlamayı taahhüt eder:
a) Herkese kendi ekonomik ve sosyal menfaatlerini korumak ve geliştirmek için sendika kurma ve sadece sendikanın kendi kurallarına tabi olarak kendi seçtiği bir sendikaya katılma hakkı tanınır. Bu hakkın kullanılması ulusal güvenliği veya kamu düzenini veya başkalarının hak ve özgürlüklerini korumak için demokratik bir toplumda gerekli olan ve hukuken öngörülen sınırlamalardan başka sınırlara tabi tutulamaz
c) Sendikaların serbestçe faaliyette bulunma hakkı, ulusal güvenliği veya kamu düzenini veya başkalarının hak ve özgürlüklerini koruma amacıyla, demokratik bir toplumda gerekli olan ve hukuken öngörülen sınırlamaların dışında her hangi bir sınırlamaya tabi tutulamaz
2. Bu madde, silahlı kuvvetler veya polis mensuplarının veya Devlet idaresinde görevli olanların bu hakları kullanmalarına hukuken öngörülen sınırlamalar koymalarını engellemez.
3. Bu maddenin hiç bir hükmü, Uluslararası Çalışma Teşkilatı'nın Örgütlenme Özgürlüğü ve Teşkilatlanma Hakkının Korunması ile ilgili 1948 tarihli Sözleşmesi'ne taraf Devletlere, sözleşmede yer alan güvencelere aykırı düşebilecek tarzda yasal tedbirler alma veya bunları ihlal edici şekilde uygulama yetkisi vermez.
Sendika kurma ve örgütlenme özgürlüğü ve hakkının temel bir insan hakkı olduğuna şüphe yoktur ve ancak yasayla konabilecek istisnaî nitelikteki sınırlamalar, yargı organı mensuplarını kapsamamaktadır. Yukarıda meslek bazında sayılanlar arasında hakim ve savcılar bulunmamaktadır. O itibarla 4688 sayılı Kamu Görevlileri Sendikaları Kanunu'nun oldukça geniş kapsamlı yasaklama maddesi olan 15. maddesinin, somut uyuşmazlıkla ilgili -b bendi açıkça Anayasa'ya ve uluslararası normlara aykırı olup, uygulama önceliği bulunmamaktadır. Nitekim bu sonuç, gerek yerel mahkemece gerekse onama kararıyla kabul edilmektedir. Bir diğer ifadeyle, yüksek yargı organlarının başkan ve üyeleri, hakimler, savcılar ve bu meslekten sayılanlar sendika üyesi olabileceği gibi sendika da kurabileceklerdir.
Somut uyuşmazlıkta Hizmet kolu/meslek sendikacılığı ayrımı yönünden ayrımın önem taşımadığı ya da uluslararası hukuka aykırı olmadığı görüşü, esasen hizmet kollarına göre sendikalaşma esasını getiren bir sistemin demokratik bir toplum gereklerine uygun şekilde, sendikal özgürlüklerden yana bir tutumla tüm kamu görevlilerini kapsamına alan düzenlemelere gidilmesi halinde ön plana çıkabilir. Meslek esasını yasaklamanın yanında hizmet kollarını da ülkemizin taraf olduğu ve yasama ile idareye yükümlülükler getiren ilkelerin dışında belli bir hizmet kolunu dışlayarak bu alanda sendika kurulamayacağının ve sendikaya üye olunamayacağının kabul edildiği yasa hükümlerinin Anayasa'nın 90. maddesi karşısında uygulanabilirliğinden söz edilemez. Anayasa gereğince, milletlerarası andlaşma hükümleri esas alınmalıdır. 4688 sayılı Kanun'un temel hakları ihlal eden ve uluslararası normlara aykırı m.15/b bendi nedeniyle 5. madde hizmet kolları arasında yargı hizmetlerine yer vermemiştir. Diyanet ve vakıf hizmetlerinin dahi ayrıca ve özel olarak sayıldığı 5. maddenin, devletin üç erkinden biri olan yargı hizmetlerini dışlaması ve bu alanın sendikal örgütlenmeye kapatılmasının yukarıda açıklananlar karşısında, normlar hiyerarşisinde öncelik taşıdığı ve bağlayıcı olduğu kabul edilemez.
Yargı mensuplarının büro hizmet koluna girdiği hususu da, yerine getirilen hizmetin niteliği ve özellikleri karşısında gerçekçi değildir. Açıklanan nedenlerle yerel mahkeme kararının bozulması gerektiği görüşü ile sayın çoğunluğun onama yönünde oluşan kararına katılamıyorum. 21.02.2012 (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy