(4857 S. K. m. 17) (1475 S. K. m. 14) (1086 S. K. m. 426/A, 432) (5521 S. K. m. 15)
Dava: Davacı vekili, davacı işçinin kıdem ve ihbar tazminatı ile ödenmeyen işçilik alacaklarının davalılardan tahsiline karar verilmesini istemiştir.
Yerel mahkeme, isteğin Gümrük Vakfı yönünden husumet nedeni ile reddine S.S. Gümrük Çalışanları Tüketim ve Yardımlaşma kooperatifi yönünden ise kısmen hüküm altına almıştır.
Hüküm süresi içinde davacı ve davalılardan Gümrük Vakfı avukatı tarafından temyiz edilmiş olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi B. K. tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:
YARGITAY KARARI
1. Miktar ve değeri temyiz kesinlik sınırını aşmayan taşınır mal ve alacak davalarına ilişkin nihai kararlar HUMK.'un 426/A maddesi uyarınca temyiz edilemez. Kesinlik sınırı kamu düzeni ile ilgilidir. Temyiz kesinlik sınırı belirlenirken yalnız dava konusu edilen taşınır malın veya alacağın değeri dikkate alınır. Faiz, icra (inkar) tazminatı, vekalet ücreti ve yargılama giderleri hesaba katılmaz.
Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu'nun 06.06.1975 gün ve 1975/6-8 sayılı içtihadında, 5521 sayılı yasada açık düzenleme olmamakla birlikte, bu yasanın 15. maddesindeki düzenleme gereği HUMK.'un 426/A maddesindeki kesinlik sınırının iş mahkemelerinde verilen kararlarda da uygulanması gerektiği, grup halinde açılan davaların salt iş mahkemelerine özgü bir dava türü olmadığı, bu nedenle seri olarak açılan davalarda her dosya için kesinlik sınırına bakılması gerektiği açıkça belirtilmiştir.
Dosya içeriğine göre davalı vekili tarafından temyize konu edilen miktar karar tarihi itibari ile 1.540,00 TL kesinlik sınırı kapsamında kaldığından davalı vekilinin temyiz isteminin HUMK.'un 426/A, 432 maddeleri, uyarınca REDDİNE,
2. Davacı vekilinin temyizine gelince;
a) Dosyadaki yazılara toplanan delillerle kararın dayandığı kanuni gerektirici sebeplere göre davalının aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yerinde değildir.
b) Özellikle grup şirketlerinde ortaya çıkan bir çalışma biçimi olan birlikte istihdam şeklindeki çalışmada, işçilerin bir kısmı aynı anda birden fazla işverene ve birlikte hizmet vermektedirler. Daha çok yönetim organizasyonu kapsamında birbiriyle bağlantılı olan bu şirketler, aynı binalarda hizmet verebilmekte ve bir kısım işçiler iş görme edimini işverenlerin tamamına karşı yerine getirmektedir. Tüm şirketlerin idare müdürlüğünün aynı şahıs tarafından yapılması, şirketlerin birlikte kullandığı işyerinde verilen muhasebe, güvenlik, ulaşım, temizlik, kafeterya ve yemek hizmetlerinin yine tüm işverenlere karşı verilmiş olması buna örnek olarak gösterilebilir. Bu gibi bir ilişkide, işçi ile işverenler arasında tek bir iş ilişkisi vardır. Birlikte istihdam eden ve organik bağ içinde olan işverenler, adi ortaklık hükümleri gereği müştereken ve müteselsilin sorumludurlar. Birlikte istihdam şeklindeki çalışma şirket dışındaki işverenler açısından da söz konusu olabilir.
Dosya içeriğine göre davalılar Vakıf ve Kooperatif'in aynı üyeler tarafından kurulduğu, temsilcilerinin aynı olduğu, aynı işyerini kullandıkları, çalıştırılan işçilerin kimi zaman salt Vakıf veya Kooperatif, kimi zaman da her ikisi üzerinde kayden gösterildiği, ancak çalışanların hem Vakıf, hem de Kooperatif üyelerine hizmet ettikleri, işyerinin birinden diğerine devrinin söz konusu olmadığı anlaşılmaktadır. Somut uyuşmazlıkta hem Vakfa hem de Kooperatif üye ve temsilcilerine hizmet eden davacı işçi açısından, birlikte istihdam olgusu nedeni ile her iki davalını birlikte müştereken ve müteselsilin sorumluluğuna karar verilmelidir. Yazılı şekilde davalı Vakıf yönünden husumetten davanın reddine karar verilmesi hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.
Sonuç: Temyiz olunan kararın yukarıda yazılı sebepten BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine, 27.04.2012 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy