-D.2/2002 Yargıtay/Aile Hukuk 1/2000
(Aile Dava No: 71/99; Lefkoşa)
YÜKSEK MAHKEME HUZURUNDA.
Mahkeme Heyeti: Taner Erginel, Nevvar Nolan, Gönül Erönen.
İstinaf eden: Sabriye Saraçoğlu n/d Sabriye Ö-zgen, Lefkoşa
(Davalı)
- ile -
Aleyhine istinaf edilen: Şua Saraçoğlu, 10 Kemal Zeytinoğlu
Sokak, Lefkoşa -
(Davacı)
A r a s ı n d a.
Lefkoşa Aile Mahkemesinde dinlenen 71/99 sayılı davada Kaza Mahkemesi Kıdemli Yargıcı Hüseyin Besimoğlu'nun 18.5.1999 tarihinde ver-diği karara karşı Davalı tarafından yapılan istinaftır.
İstinaf eden namına: Avukat Süleyman Dolmacı
Aleyhine istinaf edilen namına: Avukat Serhan Çınar.
-----------------
H Ü K Ü M
Taner Erginel: Bu istinafta Mahkemenin hükmünü Sayın Yargıç Nev-var Nolan okuyacaktır.
Nevvar Nolan: Davacı 17 Mayıs 1999 tarihinde karısı aleyhine Lefkoşa Aile Mahkemesinde bir boşanma davası açtı. Taraflar bir gün sonra, yani 18 Mayıs 1999 tarihinde Yargıç önüne gittiler. Bir avukat tarafından temsil edilmey-en Davalı müdafaa dosyalama niyeti olmadığını beyan ettikten sonra Davacı avukatı Davacıyı çağırdı ve Davacı yemin tahtında şahadet verdi. Davacı şahadetinde Davalı eşi ile aralarında hat safhaya varan geçimsizlik olduğunu ve müşterek hayatın çekilmez bir -hal aldığını, Davalıdan boşanmak istediğini, 1987 ve 1988 doğumlu 2 küçük çocuğunun velayetinin kendisine verilmesi hususunda Davalı ile anlaştıklarını, paylaşıma tabi mallarda da kendi aralarında anlaştıklarını ve mahkemenin müdahale etmesini gerektirecek- bir sorun olmadığını ifade etti. Davacı şahadetini tamamladıktan ve avukatı başka tanığı olmadığını açıkladıktan sonra Davalı da yemin tahtında şahadet verdi. Davalı da şahadetinde, Davacının söylediklerine katıldığını, kendisinin de boşanma talep ettiğin-i, küçüklerin velayetinin Davacıya verilmesinin uygun olduğunu, paylaşıma tabi mallarla ilgili anlaştıklarını ve mahkemenin emir vermesinin gerekmediğini ifade etti. Yargıç, Davacı ile Davalının mizaç ve karakter uyuşmazlığına bağlı olarak meydana gelen şi-ddetli geçimsizlik sonucu boşanmalarına ve çocukların velayetinin Davacıya verilmesine karar verdi.
Davalı, Aile Mahkemesinin yukarıdaki kararından istinaf etti. Diğer istinaf sebepleri yanında, Davalı, davanın yargıç odasında dinlendiğini, açık mahkemed-e görüşülmediğini ileri sürerek kararın iptalini talep etti.
Anayasanın 17(2) ve 139(1) maddelerinde davaların açık mahkemelerde dinlenmesi öngörülmektedir. 9/76 sayılı Mahkemeler Yasasının 75. maddesi de Kaza Mahkemesi oturumları Yüksek Mahkemece mahkem-e salonu olarak saptanan bir binada yapılır demektedir. Mahkemeler Yasasının 75. maddesinde ifade edilenlerin Aile Mahkemesi oturumları için de geçerli olmaması düşünülemez; buna göre Aile Mahkemesi oturumları da mahkeme salonu olarak saptanan bir binada y-apılır. Mahkeme salonları halka açıktır ve bir mahkemenin, mahkeme salonunda oturum yapması Anayasanın 17(2) ve 139(1) maddelerinin gereğidir. Yargıç odası halka açık değildir. Anayasanın 17(3) maddesinde gösterilen gerekçelere dayanarak kapalı oturum yapı-lması kararı alan bir mahkeme hariç, halka açık olmayan bir mahkemede dinlenen bir davada verilen kararın Anayasa hükmüne uygun olmadığından iptal edilmesi gerekir. Birleştirilmiş Ceza İstinaf 14,15,16/75; Yargıtay/Ceza 32/79; Birleştirilmiş Yargıtay/Ceza -39,40/82 (D.11/82); Yargıtay/Hukuk 16/87 (D.10/87)'de Yüksek Mahkemenin kararları bu doğrultudadır. Bizi bağlayıcı olmamakla birlikte Güney Kıbrıs Yüksek Mahkemesi de Hjısavva v.Hjısavva (1965). 1 C.L.R 151 davasında yargıç odasında dinlenen bir istidada v-erilen emri, Anayasamızın Kişinin Hak ve Özgürlükleri başlığı altında yer alan 17(2) maddesine benzer olan 1960 Anayasasının Temel Hak ve Özgürlükler başlığı altındaki 30(2) maddesine uyulmadığı cihetle, iptal etmiştir.
Davacı ile Davalının şahadetlerini-n yargıç odasında alındığı, kararın da yine yargıç odasında okunduğu Davacı avukatı tarafından kabul edilmektedir; ancak, Davacı avukatı, bir tarafın dava açtığını diğer tarafın açılan davayı kabul ettiğini, taraflar arasında bir ihtilâf olmadığını, tarafl-arın yemin altında iradelerini söylediklerini, bunun bir duruşma olmadığını dolayısı ile mahkemelerin açıklık ilkesine aykırılıktan söz edilemeyeceğini iddia etti.
18 Mayıs 1999 tarihinde mahkemede olanları kavrayabilmek için dava tutanaklarına baktığımı-zda, tutanaklardan, Yargıcın davayı dinlediğini, usulüne uygun bir duruşma yapıldığını, görmekteyim. Gerek " başka tanığım yoktur", "istintak yoktur" gibi ifadeler, Yargıcın kararına "Yapılan beyanlar ve dinlemiş olduğum şahadet ışığında" ifadesi ile başla-ması, gerekse takip edilen usul, davanın dinlendiğini ortaya koymaktadır. Davacı avukatı bunun bir anlaşmalı boşanma olduğunu, dolayısı ile yapılanın duruşma sayılamayacağını ileri sürmektedir. Yargıcın kararı okunduğunda, boşanma kararının 1/98 sayılı Ail-e (Evlenme ve Boşanma) Yasasının anlaşmalı boşanmaya olanak veren 24(9) maddesine dayandığı görülmemektedir. Gerçi Talep Takririndeki iddialar arasında yer alan, tarafların, boşanma, küçüklerin velayeti ve paylaşıma tabi malların bölüşümü hususunda anlaştı-kları iddiası davanın anlaşmalı boşanma davası olduğunu ortaya koymağa yönelikse de, yukarıda da ifade ettiğim gibi, Yargıcın kararından boşanma kararının, anlaşmalı boşanmaya olanak veren madde 24(9)'a dayandığı görülmemektedir. Bir boşanma kararı mutlaka- 1/98 sayılı Aile (Evlenme ve Boşanma) Yasasının 24. maddesinde sıralanan boşanma sebeplerinden birine dayanmalıdır ve kararda boşanma kararının hangi boşanma sebebine dayanılarak verildiği görülmelidir. Bu davada Yargıcın boşanma kararını Aile Yasasının 2-4(6) maddesine mi yoksa 24(9) maddesine mi dayandırdığı pek anlaşılamamaktadır. Bu noktada, istinafta konu edilmemiş olmasına rağmen, gözüme ilişen bir konuya kısaca da olsa değinmeyi ilerisi için yararlı görmekteyim. Yargıç, "Davacı ile Davalının mizaç ve- karakter uyuşmazlığına bağlı olarak meydana gelen şiddetli geçimsizlik sonucu boşanmalarına" karar vermiştir. Kararda görülen boşanma sebebi şiddetli geçimsizliktir; ancak 1/98 sayılı Aile (Evlenme ve Boşanma) Yasasının 24. maddesinde sıralanan boşanma se-bepleri arasında böyle bir sebep görülmemektedir. Aile Yasasının 24(6) maddesinde "taraflar arasındaki ailevi ilişkilerin birlikte yaşamı olanaksız veya çekilmez bir hale koyacak kadar önemli surette gerginleşmesi" bir boşanma sebebi olarak verilmiştir. Şi-ddetli geçimsizlik kendiliğinden bir boşanma sebebi değildir, ancak ailevi ilişkilerin birlikte yaşamı çekilmez kılacak kadar gerginleşmesine yol açarsa, Aile Yasasında ifadesini bulan bir boşanma sebebinin gerçekleşmesi sonucunu doğurabilir. Bir boşanma k-ararı verilirken, kararın hangi sebebe dayandığı, olabildiğince yasada kullanılan ifadelere sadık kalınarak, kararın içerisinde açıklanmalıdır.
Yeri gelmişken şunu da söylemeliyim ki Aile Yasamızda madde 24(9)'daki boşanma sebebinin madde 24(6)'dan bağım-sız düzenlenmesi pek doğru olmamıştır kanısındayım; madde 24(9)'daki boşanma sebebi madde 24(6) ile birlikte, ayni çerçevede düzenlenmeli idi.
Boşanma sebepleri Türkiye'de Medeni Kanunun 129,130,131,132,133,134 ve 135. maddelerinde ayrı ayrı, ayrı maddel-er altında sıralanırken bizde, tümü 1/98 sayılı Aile Yasamızın 24. maddesi altında sıralanmıştır. 1/98 sayılı Aile (Evlenme ve Boşanma) Yasamızın 24(9) maddesi Türkiye'de Medeni Kanunun 134(3) maddesinin hemen hemen aynıdır. Türkiye'de Medeni Kanunun 134(1-) maddesi "Evlilik birliği, müşterek hayatı sürdürmeleri kendilerinden beklenemeyecek derecede temelinden sarsılmış olursa, eşlerden her biri boşanma davası açabilir" demektedir. Burada maddenin öngördüğü boşanma sebebi, evlilik birliğinin temelinden sarsı-lmış olmasıdır; madde ayni zamanda bu sarsılmanın derecesini de belirlemiştir. Madde 134(3)'de "....eşlerin birlikte başvurması ya da bir eşin diğerinin davasını kabul etmesi halinde evlilik birliği temelinden sarsılmış sayılır" demektedir. Madde 134(1) al-tında, Yargıç şahadet ışığında evlilik birliğinin temelinden sarsılmış olup olmadığını karara bağlayacaktır; madde 134(3) altında ise, Yargıç evlilik birliğinin temelinden sarsıldığını kabul edecektir. Görülebileceği gibi madde 134(3) altında madde 134(1)'-de ifade edilen boşanma sebebinden farklı bir boşanma sebebi getirilmemektedir, boşanma sebebi yine evlilik birliğinin temelinden sarsılmış olmasıdır; bu nedenledir ki madde 134(3) ile getirilen düzenleme madde 134'den ayrı, bir başka madde altında değil y-ine aynı madde kapsamında, aynı madde içerisinde ele alınmıştır. Bizim 1/98 sayılı Aile Yasamızın 24. maddesinde boşanma sebepleri sıralanmıştır. Madde 24(9)'da boşanma sebebi ".... karı ile koca birlikte başvurmuşsa veya bir taraf öteki tarafın davasını k-abul etmişse" olarak verilmekte, maddenin devamında "Bu durumda evlilik birliği temelinden sarsılmış sayılır" demektedir; sanki Yasada daha önce "evlilik birliğinin temelinden sarsılması" bir boşanma sebebi olarak verilmiş gibi. Halbuki 24(9)'a kadar sıral-anan boşanma sebepleri arasında "evlilik birliğinin temelinden sarsılmış olması" diye bir boşanma sebebi yer almamaktadır. Buna en yakın sebep, madde 24(6)'da ifade edilen, "taraflar arasındaki ailevi ilişkiler birlikte yaşamı olanaksız veya çekilmez bir h-ale koyacak kadar önemli surette gerginleşmişse"dir. Madde 24(9)'a dayanılarak açılacak bir boşanma davasında gösterilecek boşanma sebebi ne olacaktır? Tarafların boşanma konusunda anlaşmış olmaları kendi başına bir boşanma sebebi midir, yoksa belli bir bo-şanma sebebinin gerçekleştiğinin karinesi midir? Türkiye'de, Medeni Kanunun 134(3) maddesi ile bir eşin diğerinin davasını kabul etmesi, tarafların boşanma konusunda anlaşmış olmaları, ifadesini madde 134(1)'de bulan "evlilik birliğinin temelinden sarsılmı-ş olması" boşanma sebebinin gerçekleştiğinin bir karinesi kılınmıştır; madde 134(1)'de gösterilen boşanma sebebinden bağımsız, farklı bir boşanma sebebi yaratılmamıştır. Türkiye'de Medeni Kanunun 134(3) maddesi ile getirilen düzenleme madde 134(1) altındak-i boşanma sebebi ile bağlantılı iken, bizde, 134(3)'ün hemen hemen aynısı olan madde 24(9) ile getirilen boşanma sebebi sanki tamamı ile bağımsız, madde 24(6)'dan ayrı bir düzenleme gibi görülmektedir. Bunun sebebi madde 24(6)'da "evlilik birliğinin temeli-nden sarsılmış olması" diye bir ifadenin yer almamasıdır. Bizim Aile Yasamızda hem "ailevi ilişkilerin birlikte yaşamı çekilmez kılacak kadar gerginleşmesi" hem de "evlilik birliğinin temelinden sarsılmış olması" birbirinden farklı iki ayrı boşanma sebebi -olarak mı düzenlenmiştir? Sanmıyorum. Aslında Türkiye'de Medeni Kanunun 134(1) maddesi ile 134(3) maddesi arasındaki ilişki bizde de madde 24(6) ile madde 24(9) arasında kurulmak istenmiş olsa gerek. Bu konuyu istinafın karara bağlanması ile doğrudan ilişk-ili olmadığı cihetle daha derine taşıyıp kesin bir sonuca bağlamadan burada noktalamayı ve tekrar istinaf konularına dönmeyi uygun görürüm.
Yargıç davayı Aile Yasasının 24(9) maddesi altında ele almamış ve bu maddeyi uygulamamış ise duruşma yapıldığının,- davanın dinlendiğinin kabul edilmesi gerektiğini Davacı avukatı da teslim etmektedir. Davacının boşanma davasının Aile Yasasının 24(9) maddesinde yer alan ve anlaşmalı boşanma dediğimiz boşanma sebebine dayandığını, bunun bir anlaşmalı boşanma davası oldu-ğunu ve Yargıcın da bunu böyle algıladığını kabul edelim. Bu boşanma sebebi altında da Yargıcın boşanma kararı verebilmesi için bizzat tarafları dinleyerek iradelerinin serbestçe açıklandığına kanaat getirmesi ve boşanmanın mali sonuçları ile çocukların du-rumu konusunda tarafların vardığı anlaşmayı uygun bulması şarttır.
1/98 sayılı Aile (Evlenme ve Boşanma) Yasasının 24(9) maddesi aşağıdaki gibidir.
"24. Boşanma sebebleri şunlardır:
................................
(9) Evlilikleri en az bi-r yıl sürmek koşuluyla karı
ile koca birlikte başvurmuşsa veya bir taraf
öteki tarafın davasını kabul etmişse;
Bu durumda evlilik birliği temelinden sarsılmış sayılır. Boşanma kararı verilebilmesi için yargıcın bizzat tarafları dinley-erek iradelerin serbestçe açıklandığına kanaat getirmesi ve boşanmanın mali sonuçları ile çocukların durumu konusunda taraflarca kabul edilecek düzenlemeyi uygun bulması şarttır. Yargıç, tarafların ve çocukların menfaatlerini dikkate alarak bu anlaşmada ge-rekli gördüğü düzenlemeleri yapabilir. Bu değişikliklerin taraflarca da kabulü halinde boşanmaya hükmolunur".
Görülebileceği gibi Aile Yasasının 24(9) maddesi Yargıca, bizzat tarafları dinlemesini ve ancak serbest iradeleri ile anlaşmaya veya uzlaş-maya vardıklarına kanaat getirmesi halinde boşanma kararı vermesini buyurmaktadır. Hiç şüphe yok ki yasanın getirdiği bu buyurucu düzenleme gereği taraflar açık mahkemede dinlenmelidir. Tarafların "biz anlaştık" veya "biz uzlaştık" demeleri yeterli değildi-r, Yargıcın bizzat tarafları dinleyerek iradelerini serbestçe açıkladıklarına, bir başka ifade ile, vardıkları anlaşmaya veya uzlaşmaya serbest iradeleri ile vardıklarına, kanaat getirmesi koşuldur. Yargıç tarafları dinledikten sonra serbest iradeleri ile -boşanma konusunda anlaşmaya veya uzlaşmaya vardıkları kanaatine varırsa, diğer koşulların da uygun olması halinde, tarafların boşanmasına karar verebilir; tarafları dinleyen Yargıç tarafların şahadetinden serbest iradeleri ile anlaşmaya veya uzlaşmaya vard-ıklarına kanaat getirmezse tarafların boşanmalarına karar vermemelidir. Tarafları dinledikten sonra serbest iradeleri ile anlaşmaya vardıkları kanaatine varacak veya varamayacak Yargıç, Anayasanın 17(1) ve 139(2) maddelerinden kaynaklanan davaların açık ma-hkemelerde dinlenmesi ilkesi gereği, tarafları açık mahkemede dinlemelidir.
İstinafa konu işbu davada Yargıç, yemin tahtında şahadet veren Davacının ve Davalının şahadetini odasında dinlemiş, kararı da odasında okumuştur. Bu durumda Aile Mahkemesinin kon-u davada verdiği 18 Mayıs 1999 tarihli kararının iptal edilmesi gerekir.
Yukarıda ifade edilenler istinafın sonuçlanması için yeterli olmakla beraber istinafta tartışılan bir konuya daha değinmeyi yararlı görmekteyim. Davalı avukatı taraflar paylaşıma k-onu mallarını mahkemeye sunmadan davayı dinlemekle Yargıcın hata ettiğini ileri sürmektedir. Yine, Davacı avukatının iddia ettiği gibi, davanın anlaşmalı boşanma davası olduğunu, taraflar arasında bir ihtilâf olmadığını kabul edelim. İlk kez 1/98 sayılı Ai-le (Evlenme ve Boşanma) Yasasının yukarıda verilen 24(9) maddesi ile tarafların anlaşması yoluyla boşanma kararı verilebilmesine olanak sağlanmıştır.
Ne Davacı ne de Davalı paylaşıma konu mal
varlıklarının listesini mahkemeye dosyalamadılar. Taraflar ma-hkemeye her ikisinin de imzasını taşıyan, davanın dosyalandığı tarih olan 17 Mayıs 1999 tarihli ve aşağıdaki ifadeyi içeren, bir yazı dosyaladılar.
"Paylaşıma konu taşınır ve taşınmaz mal varlığımız
aramızda anlaşıp paylaştığımız cihetle yoktur".
1/98- sayılı Aile (Evlenme ve Boşanma) Yasasının 24(9) maddesi altında Yargıcın boşanma kararı verebilmesi için, evliliğin süresi dışında, aşağıdaki koşullar aranmaktadır:
Yargıç bizzat tarafları dinleyecek ve boşanma konusunda serbest iradeleri ile anlaşmaya -vardıkları kanaatine varacak,
Boşanmanın mali sonuçları ve çocuklar konusunda taraflar arasında bir anlaşma olacak, ve
Yukarıda 2'deki anlaşmayı Yargıç uygun bulacak.
Boşanma kararı verilebilmesi için tarafların sadece boşanma konusunda değil, boşanmanı-n mali sonuçları ile çocukların boşanmadan sonraki durumu konusunda da anlaşmış olmaları ve bu anlaşmayı Yargıcın da uygun bulması gerekir. Görülebileceği gibi boşanma kararı verilebilmesinin koşulları arasında tarafların boşanmanın mali sonuçları konusund-a da anlaşmış olmaları ve Yargıcın bu anlaşmayı uygun bulması koşulu da vardır. Burada Aile Yasasının 24(9) maddesi yargıca bir tür gözetleme, denetleme yetkisi ve ödevi vermektedir. Yargıç, tarafların ve çocukların menfaatlerini dikkate alarak tarafların -vardığı anlaşmada gerekli gördüğü değişiklikleri yapabilir ve ancak bu değişikliklerin kabulü halinde tarafların boşanmasına karar verebilir. Boşanmanın mali sonuçları konusunda tarafların vardığı anlaşmayı uygun bulabilmesi için, Yargıcın, hiç şüphesiz bu- anlaşmanın içeriğini bilmesi gerekir. Yargıç içeriğini bilmediği bir anlaşmayı nasıl değerlendirecek ve uygun olup olmadığı kanısına varacaktır? Aile Yasasının 24(9) maddesi altında bir boşanma kararı verilebilmesi için tarafların boşanmanın mali sonuçlar-ı konusunda vardığı anlaşmanın Yargıcın bilgisine ve denetimine sunulması gerekir.
Yukarıda daha önce de belirttiğim gibi, 1/98 sayılı Aile Yasamızın 24(9) maddesi, Türkiye'de Medeni Kanunun 134(3) maddesinin hemen hemen aynıdır. Konusu Medeni Kanunun 13-4(3) maddesi olan bir davada, Türkiye'de, Yargıtay İkinci Hukuk Dairesinin kararı Nihat İnal'ın Uygulamada Boşanma Davaları isimli 1992 baskısı yapıtının 541 ve 542. sayfalarında verilmektedir. Bu kararda aşağıdakiler ifade edilmektedir:
"Yerel Mahkemece,- Medeni Kanunun 134/3. maddesi uyarınca ve eşlerin anlaşmalarına dayanarak boşanmaya karar verilmiştir.
Gerçekten 12.5.1988 tarihinde yürürlüğe giren 3444 sayılı Kanunla Medeni Kanunun 134. maddesine eklenen üçüncü fıkra ile müştereken boşanmayı isteyen eş-lere olanak tanınmıştır. Buna göre, evliliğin en az bir yıl sürmesi halinde eşlerin birlikte başvurması ya da bir eşin diğerinin davasını kabul etmesi halinde hâkim başkaca bir delil toplamadan evlilik birliğinin temelinden sarsıldığını kabul ederek Medeni- Kanunun 134/1. maddesi uyarınca boşanmaya karar verecektir. Ne var ki, rızaya dayalı bir boşanmada en önemli faktör hakimin boşanmanın mali sonuçları ile çocukların durumu hususunda taraflarca bu yönde hazırladıkları anlaşmayı öncelikle mahkemeye tevdi et-meleri gerekmektedir. Ancak bundan sonradır ki hakim yapacağı inceleme ve araştırma sonucu anlaşmayı uygun görmesi halinde boşanmaya karar verebilecek ve ayrıca tarafların ve çocukların menfaatlerini nazara alarak bu anlaşmada gerekli gördüğü değişiklikler-i yapabilecektir. Kuşkusuz bu değişikliklerin taraflarca kabul edilmemesi halinde açılan dava reddedilecektir.
Medeni Kanunun 134. maddesiyle yapılan değişiklik ile tarafların boşanma konusunda müşterek karar ve iradelerine değer ve hukuksal sonuç kullanı-rken, başka bir ifade ile hiç bir delil toplanmadan yalnızca eşlerin beyanları ile evlilik birliğinin temelinden sarsıldığı kabul edilirken, ileride eşlerden birinin yada çocukların herhangi bir zarar görmemesi için hakime re'sen (kendiliğinden) müdahale o-lanağı ve yetkisi tanınmıştır. Bu müdahalenin amacı, evlilik birliğinin onarılmaz bir biçimde yara alması ve eşlerin artık evlilik birliğinin devamına yönelik isteklerini kaybetmeleri halinde boşanabilmek için herşeyi göze almalarının önlenmesidir. Bir anl-amda kendi yararlarını ve özellikle çocukların çıkarlarını düşünemeyecek duruma gelen eşlere gelecek günler açısından daha sağlıklı ve mantıklı koşulların sağlanmasıdır. Böylece de boşanmanın ortaya çıkaracağı ruhsal çöküntüler, sorunsuz ve güvenceli bir g-elecek ile dengelenmiş olacaktır.
Gerçekten de boşanma kararına ulaşmış eşlerin içinde bulundukları ruhsal durum ve duygusal ortam gerek kendileri ve gerekse müşterek çocuklarla ilgili olarak her zaman sağlıklı bir karar vermelerini engellemektedir. Bazan -da boşanmayı çok arzu eden eşin bu sonuca ulaşabilmek için ileride kendini büyük mağduriyetlere düşürebilecek koşulları gereğince ve yeterince düşünmeden ve özellikle menfaatlerini dikkate almadan herşeyden vazgeçebileceği dikkatten uzak tutulamaz. Diğer t-araftan ender olaylarda olsa bile eşlerden biri diğer eşin ya da onun yakınlarının cebir, hile ve tehditleriyle boşanmanın fer'i sonuçları ile ilgili olarak önemli ölçüde feragat gösterebilir. Hatta davacı eş dahi bir an önce boşanmayı sağlayabilmek ve bu -yükten kurtulabilmek için kendi geleceğini tehlikeye atabilir. Örneğin, bütün mal varlığını davalıya bırakmaya razı olabilir. İşte bütün bu ve benzeri hallerde boşanmanın ileride eşlerden biri ya da çocuklarla ilgili olarak adaletsiz, haksız ve çok ciddi s-akıncalar doğurmaması için yasa koyucu tarafların boşanmasının mali sonuçları ile çocukların durumu hakkında hakimin açık müdahalesini zorunlu görmüştür. O kadar ki taraflar hakimin değişik önerilerini benimsememeleri halinde anlaşmaya rağmen davanın reddi- anılan 134. maddede hükme bağlanmıştır. Çünkü söz konusu yasa hükmünün dayandığı temel ilke; rızaya dayalı boşanmada hakimin gerekli müdahaleyi yapması ve taraf yararları ile çocukların korunması açısından adil, mantıklı ve hakkaniyete uygun mali koşullar-ı belirleyerek kalıcı bir dengeyi gerçekleştirmesidir.
Kuşkusuz hakimin böyle bir yetkiyi haklı, adil ve taraflarla çocukların yararlarına uygun bir biçimde kullanabilmesi için yalnızca eşlerin sosyal ve ekonomik durumları ile ilgili beyanlarına itibar etm-emesi, doğrudan araştırma yapması, ilgili yerlere yazı yazarak eşlerin taşınır ve taşınmaz mallarını ve gelir durumlarını gerçeğe uygun bir biçimde tesbit etmesi gerekmektedir. Ancak bu şekilde sağlıklı bilgilere sahip olması halindedir ki hakim kendisine -tevdi edilen anlaşmanın (düzenlemenin) gerçeklere uygun düşüp düşmediğini belirleyebilir, dolayısı ile taraflarla çocukların mevcut ve gelecekteki yararları açısından hakkaniyete uygun bir denge kurabilir. Aksi takdirde mahkemece hiçbir araştırma yapılmada-n taraflarca boşanmanın mali sonuçları ile ilgili olarak mahkemeye tevdi edilen anlaşma (düzenleme) aynen benimsenirse Medeni Kanunun kabulünden bu yana Türk boşanma hukukunda altmış yılı aşkın bir süre benimsenmemiş rızaya dayalı boşanma amacına ulaşmamış- ve öncelikle eşlerle çocuklar sonrada toplum açısından önemli sakıncalar doğurmuş olur."
Yukarıdaki yapıtın 550. sayfasında Medeni Kanunun 134(3) maddesi hakkında Yargıtay İkinci Hukuk Dairesinin bir başka kararına daha yer verilmektedir. Bu kararı-n bir kısmı aşağıya aktardığım gibidir:
"Ne var ki, Medeni Kanunun 3444 sayılı Kanunla değişik 134/3. maddesi, evlilik birliğinin temelinden sarsılmasına ilişkin boşanma hukuki sebebinin varlığı konusunda takdir hakkını ortadan kaldırırken hakime de boşan-maya karar verebilmesi için zorunlu üç unsurun varlığını kendiliğinden (re'sen) araştırma yetkisi ve yükümlülüğü vermiştir. Buna göre aranacak hususlar; evlilik birliğinin en az bir yıl sürmüş olması, boşanmaya ilişkin olmak üzere tarafların iradelerinin y-argılamada serbestçe açıklanmış bulunması ve boşanmanın mali sonuçları ile ilgili olarak taraflarca mahkemeye bir anlaşma (düzenleme) metninin sunulması ya da bu husustaki anlaşmanın tutanağa geçirilmiş olmasıdır. Bu yön, kamu düzenine ilişik olup mahkemec-e re'sen gözetilmesi ve herhangi birinin yokluğu halinde açılan davanın reddi gerekmektedir".
Boşanmanın mali sonuçları kapsamında neler vardır? Tazminat ve nafaka boşanmanın mali sonuçları kapsamındadır; evlilik süresince edinilmiş paylaşıma konu taşın-ır, taşınmaz malların paylaşımı da boşanmanın mali sonuçları kapsamındadır. Bu durumda boşanmanın mali sonuçları konusunda tarafların varacağı anlaşmada mal paylaşımının da yer alması gerekir.
İstinafa konu bu davada tarafların paylaşıma konu mal varlıkl-arının listesini mahkemeye dosyalamadıklarını yukarıda söylemiştim. Tarafların mahkemede yemin altında verdikleri şahadette mal paylaşımı konusunda söyledikleri ise şöyledir: Davacı, "paylaşıma tabi malları biz kendi aramızda anlaştık, dolayısı ile muhtere-m mahkemenin müdahale etmesini gerektirecek herhangi bir sorun yoktur" derken, Davalı da "aramızda paylaşıma tabi mallarla ilgili anlaştık, muhterem mahkemenin emir vermesi gerekmemektedir" demiştir.
Tarafların paylaşıma konu malların paylaşımı konusunda-ki anlaşmaları nedir? Yargıç bunu bilmemektedir. Taraflar paylaşıma konu malların paylaşımı konusundaki anlaşmalarını, yaptıkları düzenlemeyi, Yargıca sunmadılar. Yukarıda da ifade ettiğim gibi Aile Yasasının 24(9) maddesi altında bir boşanma kararı verile-bilmesinin koşulları arasında boşanmanın mali sonuçları konusunda tarafların bir anlaşmasının olması ve Yargıcın bu anlaşmayı, düzenlemeyi, uygun bulması koşulu da vardır. Konu madde altında boşanma kararı talep edildiğinde boşanma kararı verilebilmesi içi-n boşanmanın mali sonuçları kapsamında gördüğüm paylaşıma konu malların paylaşımı konusunda taraflar arasında bir anlaşma olması ve bu anlaşmanın Yargıca sunulması gerekir. Tarafların "biz paylaşıma konu mallarda anlaştık, mahkemenin müdahalesini gerektire-cek bir durum yoktur" demeleri yeterli değildir. Yasanın 24(9) maddesinde tarafların bu konudaki anlaşmasını Yargıcın da uygun bulması koşulu vardır. Paylaşıma konu malların paylaşımında, taraflar arasındaki anlaşmanın uygun olup olmadığı kanısına varabilm-esi için, Yargıcın, paylaşıma konu malları ve paylaşımı bilmesi gerekir; bunun sağlanabilmesi için de taraflar paylaşıma konu mal varlıklarının listesini mahkemeye dosyalamalıdırlar. Bu davada taraflar ne paylaşıma konu mal varlıklarının listesini ne de ma-l paylaşımı konusundaki anlaşmalarını mahkemeye sunmadılar. Belirtilen eksiklikler nedeni ile verilen kararın iptal edilmesi gerekir.
Yukarıda ifade edilenler ışığında istinaf kabul edilerek Aile Mahkemesinin 18 Mayıs 1999 tarihli kararı iptal edilir ve -dava yeniden ele alınmak üzere Aile Mahkemesine iade edilir. Masraflar konusunda herhangi bir emir verilmez.
Gönül Erönen: Sayın meslektaşım Nevvar Nolan'ın okuduğu kararla ve serdettiği görüşlerle hemfikirim ve vardığı sonuca da aynen iştirak ederim. Kı-saca şunu da söylemek isterim. 1/98 sayılı Aile Yasasının 24(6) ve 24(9) maddesi ile Türkiye'deki Medeni Kanunun 134(3) maddesi ve 134(1) maddesi arasında meslektaşımın yaptığı karşılaştırmayı kayda değer bir etüt olarak değerlendirmekteyim. Her iki yasal -düzenlemede gerek 24(6) ve 24(9) maddeleri gerekse Türk Medeni Kanununun 134(3) ve 134(1) maddelerinin birbirinden farklı iki ayrı boşanma sebebi olarak düzenlenmediği ile ilgili görüşleri ben de paylaşmaktayım.
Taner Erginel Nevvar Nolan - Gönül Erönen
Yargıç Yargıç Yargıç
8 Şubat 2002
15
Full & Egal Universal Law Academy