-D.2/89 Birleştirilmiş
Yargıtay/Aile Hukuku 12/88,13/88, 14/88
YÜKSEK MAHKEME HUZURUNDA
Mahkeme Heyeti : Salih S.Dayıoğlu, Niyazi F.Korkut,
Celâl Karabacak-
Yargıtay / Aile Hukuk 12/88
(Aile DAva No. 37/87; Lefkoşa)
İstinaf Eden : Salih Akdeniz, Hamitköy (davacı)
ile
Aleyhine İstinaf Edilen : Sultan Akden-iz, Lefkoşa (davalı)
arasında
-İstinaf Eden Namına : -12/88,13/88, 14/88
-Aleyhine İstinaf Edilen
-Namına : Tevfik Mut ve Ergin Ulunay
Yargıtay / Aile Hukuk 13/88
(Aile Dava No. 37/87; Lefkoşa)
İstinaf Eden : Sultan Akdeniz, Lefkoşa (davalı)
- ile
Aleyhine İstinaf Edilen : Salih Akdeniz, Hamitköy (davacı)
arasında
İstinaf Eden Namına : Tevfik Mut ve Ergin Ulunây
Aleyhine Istinaf Edilen
Namına : Tahir Seroydaş
- Yargıtay / Aile Hukuk 14/88
(Aile Dava No. 37/87; Lefkoşa)
İstinaf Eden : Sultan Akdeniı, Lefkoşa (davalı)
ile
Aleyhine İstinaf Edilen : Salih Akdeniz, Hamitköy (davacı)
- arasında
İstinaf Eden Namına : Tevfik Mut ve Ergin Ulunay
Aleyhine İstinaf Edilen
Namına : Tahir Seroydaş
------------------------
Hukuk Usulü Nizamatı, E.48 n.2 (1) ek şahadet verilmesini talep
eden istidala-rda istidanın dayandırıldığı yasa veya
nizamata atıfta bulunulması gerekliliği. - Böyle bir
atıfta bulunulmaması istidanın reddini gerektirmez.
Boşanma - Şiddetli geçimsizlikten boşanma Fasıl 339, Madde 26
(f) - Madde 30 - Taraflar arasında ev-liliğin kökünden
sarsıldığı bulgusuna rağmen yargıcın boşanma yerine adli
ayrılığa hümetmesi (Judicial Separation).
Bu davada İstinaf Mahkemesinin kararı ekseriyetle alınmıştır.
12/88 ve 14/88 sayılı istinaflar oybirliği ile reddolunmuştur.
13/88 sa-yılı istinafta ise karar oyçokluğu ile alınmıştır.
Salih Dayıoğlu'nun verdiği karara göre,14/88 sayılı istinafta, ek şahadet için çağrılması istenen tanığın celbi hususunda E.48, n.2 (1)'e göre istidanın dayandığı yasa veya nizamata atıfta bulunulması ger-ekir. Ancak bız istidanın re.ddi için yeterli bir neden değildir. Usulsüzlüktür. Ancak ek şahadet için müdafaa tadilat isteminde bulunmadı. Mahkeme istidayı reddetmekle hata etmedi. 12/88 ve 13/88 istinaflara gelince:
Evliliğin çekilmezliği subjektiftir. -Bunun sadece Davacı tarafından geçerli olması halinde yine boşanma sebebidir. Mahkeme taraflar arasında mizaç ve karakter ayrılığından dolayı boşanma vermeden evvel belirli bir süre için barışmaları ihtimalini gözönünde tutarak kazai ayrılığa hükmedebilir.-
Çocukların davalı anneye verilmesi uygundur.
Sayın Niyazi Korkut ise kararında,
Fasıl 339, Madd 26 (f) e dayanarak açılan davalarda boşanmaya hükmedebilmek için taraflar arasındaki evlilik ilişkilerinin kökünden sarsıldığının ve bunun neticesinde çekil-mez halin kanıtlanması gerekir. Bu koşullardan birincisi objektif ikincisi ise sübjekt'iftir. Birinci koşul için bir kanaate varmakta evlilik birliğinin devamındâki ruh ve arzunun ve hayat iştirak şuurunun eşlerde yaşayıp yaşamadığına bakmak gerekir. Eğer -böyle bir istek eşlerden birinde veya ikisinde kalmamışsa evliliğe ait ilişkiler kökünden sarsılmış demektir.
İlişkilerin sarsılması uzun zamandan beri devam eden olaylar olabileceği gibi tek bir olay da olabilir. Boşanmaya hükmolunabilmesi için birlikte -hayatın çekilmez hale geldiğinin kanıtlanması gerekir. Bu da eşlerin birbirlerine karşı olan tutum ve davranışlarıdır. Bu husus yargıcın takdirine bırakılmıştır. Ancak takdir hakkı keyfi olarak kullanılmaz.
Mevcut şahadete göre yargıcın takdirini adli ola-rak kullanması gerekir.
Sayın Celâl Karabacak da Sayın Niyazi Korkut'un kararına iştirak etmiş ve hüküm ekseriyetle ve Sayın Niyazi Korkut'un verdiği hüküme göre neticelenmiştir.
Taraflar karı koca olup 11.1.1975 tarihinde Lefkoşa'da evlendiler. Bu evlil-ikten 15.9.1975 tarihinde doğmuş olan ve halen 20 Temmuz Lisesi'ne devam eden Nafia ve 30.4.1977 tarihinde doğmuş ve halen Şehit Tuncer İlkokulu'na devam eden Ali isimli iki çocukları olmuştur. Davalı Davacıdan 7 yaş büyüktür ve Davacı evlenmeden önce bunu- biliyordu. Davacı üç evlilik yaptı. İkinci evliliğinden Kemal isimli bir çocuğu vardı. Çocuk Londra'da annesi ile yaşamaktadır. Davacı 1982'de bir şirket kurdu. Bu şirkette % 60 hisse kendinin, % 20 Davalının ve geriye kalan % 20 ise Nafia ve Ali'nindir. -1985'de davacı Hamitköy'de 7 daireli bir apartman satın aldı. Davacı talep takririnde iki sorundan dolayı Davalıdan boşanma istemektedir. (I) Davalının kusurlarından veya (2) Mizaç ayrılığından dolayı şiddetli geçimsizliğinden. Bidayet Mahkemesi tarafları -dinledikten sonra hükmünü vereceğine yakın Davalı bir istida dosyalayarak Davacının başka bir kadınla ilişkisi olduğunu belirterek bunu kanıtlamak için ek şahadet çağırmak istedi. Mahkeme ise bunu reddetti ve esas dava ile ilgili olarak Davacının şahadetin-e inanarak taraflar arasında mizaç ve karakter ayrılığından geçimsizlik olduğuna ve bunun Davacı bakımından çekilmez olduğuna kanaat getirdi, ancak tekrar barışma ihtimali olduğu nedeniyle 18 ay adli ayrılığa, çocukların velayetini Davalıya ve Davacının - çocuklara ayda 250.000 TL nafaka ödemesine hükmetti.
Bu hükümden Davacı ve Davalı istinaf ettiler. Ayrıca Davalı ek şahadet istemini reddeden emirden de istinaf etti. Bunlar sırasıyla 12/88,13/88 ve 14/88 sayılı istinaflarda Sayın Salih Dayıoğlu hükmün-de ek şahadet isteminde Davalının haksız olduğuna kanaat getirerek, 14/88 sayılı istinafı reddetti.12/88 ve.l3/88 sayılı istinafa göre ise Alt Mahkemenin kararlarının doğru olduğuna karar vererek bu istinafları da reddetti.
Sayın Niyazi Korkut ise hü-kmünde, 14/88 istinafın reddedilmesi gerektiğini,12/88 ve 13/88 sayılı istinaflarda ise Davalının şahadetinin sarsılmadığını, doğru şahadet verdiğine dair Yargıcın kanaat getirmesi gerektiğini, Mahkemenin taraflar arasında mizaç ve karakter ayrılığından şi-ddetli geçimsizlik olduğu bnlgusunun hatalı olduğunu belirterek, adli ayrılık kararının iptal edilmesine ve Davalının mukabil talebi doğrultusunda Davacının Davalıyı bir ay zarfında evlilik birliğine davet etmesine, edene kadar da Davalıya ayda 150.000 TL -küçük Nafia için ayda 50.000TL ve küçük Ali için ayda 50.000 TL nafaka ödemesine emir verilmesinin uygun olacağı kanısına varmıştır.
Sayın Celal Karabacak, Sayın Niyazi Korkut'un verdiği hükümle hemfikir olmuş ve böylece 12/88 ve 14/88 sayılı istinaflar o-ybirliği ile reddolunmuştur.13/88 sayılı istinaf ise oy çokluğu ile kabul edilmiş ve adli ayrılık kararı iptal edilerek Davacının bir ay zarfında Davalıyı evlilik yuvasına davet etmesine ve edene kadar da İlk Mahkemenin hükmünde belirttiği nafakayı ödemesi-ne emir verilmiştir.
-------------------
HÜKÜM
Salih S.Dayıoğlu: Birleştirilerek dinlenilen işbu istinaflar Lefkoşa Aile Mahkemesinin ikame edilen bir boşanma davasında vermiş olduğu 16.5.1988 tarihli ara karar i-le 24.5.1988 tarihinde verdiği esas hükümden yapılmış bulunmaktadır.
İhtilaf konusu olmayan olgular özetle şöyledir:
Taraflar karı koca olup 11.1.1975 tarihinde Lefkoşa'da evlendiler. İşbu evlilikten tarafların 15.9.1975 tarihinde dojan ve halen 20 Temmu-z Lisesi'ne devam eden Nafia ve 30.4.1977 tarihinde doğan ve halen Şehit Tuncer İlkokulu'na devam eden Ali isimli çocukları oldu. Koca (bundan sonra davacı
olarak anılacaktır) 1947 doğumlu olup karısı (bundan sonra davalı olarak anılacaktır) 1940 doğumludu-r. Davalının kendisinden yedi yaş büyük olduğunu davacı evlenmezden önce biliyordu. Taraflar aile yuvasını ilkin Dikmen'de davalının annesinin evinde, daha sonra da Hamitköy'de kurdular. Davacının davalı ile olan evliliği üçüncü evliliğidir. Birinci evlili-ği karısının vefatı, ikinci evliliği ise davacının iddiasına göre karısının iffetsizliği yüzünden sona ermişti. Davacının ikinci evliliğinden Kemal isimli bir çocuğu olmuştu. Küçük Kemal davacının izni ile Londra'da bulunan annesi ile birlikte yaşamaktadır-. Davacı takriben 1982 yılında bir şirket kurdu. Bu şirkette hisselerin % 60'I kendisinin, % 20 si davalının ve geriye kalan % 20 de küçük Nafia ve Ali'nindir. Davacı 1985 yılı sonlarına doğru 36.000.000 TL'na Hamitköy'de bitmemiş yedi daireli ve dört katl-ı bir apartman satın aldı.
Bundan sonra belirtilecekler ihtilâf konusudur. Davacı 30.3.1987 tarihinde açtığı bir dava ile davalıdan boşanma ve çocukların velayetini talep etmektedir.
Davacı taleplerini iki esas nedene dayandırmaktadır. Bunlar davalının k-usur ve kabahatlarından ötürü evliliğin tahammül edilmez bir hal alışı veya alternatif olarak taraflar arasında vaki mizaç ve karakter uyuşmazlığı nedenine binaen müşterek hayatın imkânsız veya tahammül edilmez bir hal alışı olarak özetlenebilir.
Dosyalan-an talep takririne göre davacı özetle şunları iddia etmektedir:
Davalı, davacıya karşı ilgisiz kalmaktadır. Evliliğe manevi yönden herhangi bir katkıda bulunmamaktadır. Davacıdan yedi yaş büyük olmasının, davacı açısından bir problem teşkil etmemesine kar-şın, onda (davalıda) bir kompleks yaratmış ve bundan ötürü cinsel konularda uyum sağlanamamıştır. Davalı anti sosyaldır ve davacının ailesi veya dostlarıyla sosyal ilişkilerde bulunmamaktadır. Davalı asabi bir mizaca sahiptir ve çocukları ile bile diyalog -kuramamaktadır. Çocuklarakarşı hoşgörülü davranmamaktadır. Bundan ötürüdür ki, dava öncesi ayrı yaşamaya karar verdiklerinde çocuklar davacının yanında kalmayı tercih ettiler. Davalı davacının ikinci evlilikten olan çocuğuna hiç iyi davranmadı. O kadar ki- davacı küçük Kemal'i, Lefkoşa ve Mağusa'da bulunan ablalarının yanında barındırmak zorunda kaldı. Onların da çocuğa bakmaya istekli olmamaları karşısında, çocuğu annesine vermek zorunda kaldı. Davalı evliliği yemek pişirip bulaşık yıkamadan ibaret olarak -görmektedir. Hiçbir konuda fikir sahibi değildir. Çocuklara yardımcı olamamaktadır. Davalı evliliği bir emniyet olarak görmektedir, o kadar ki, davacıya evlilik dışı ilişki kurmasını dahi söyleyebilmektedir.1986'dan beri yatak odaları ayrıdır. Takriben 21.-3.1987'de taraflar birarada yaşamanın imkansızlığı üzerinde fikir birliğine vardılar ve bunun neticesi olarak davacı davalıya ayrı bir ev tuttu. O tarihten beri taraflar ayrı yaşamaktadırlar.
3.6.1987 tarihinde dosyalanan müdafaa ve mukabil talep takririn-e göre ise aşağıdakiler iddia edilmektedir.
Davacının davalıya yönelik isnat ve iddiaları doğru değildir. Davalıya ev tuttuğu da doğru değildir. Ailece oraya taşınacakları bahanesiyle Lefkoşa'daki daireye eşya taşıdılar, ancak daha sonra davacı çocuklari -alıp geri Hamitköy'deki dairesine döndü. Davacının başka bir kadınla ilişkisi vardır ve
aynı zamanda aile şirketine el koymak istemektedir ve bu yüzden davalıdan boşanma talep etmektedir. Davalı, Lefkoşa'daki dairede yalnız başına kalamadı ve Dikmen'de kal-an annesine sığındı. Anti sosyal değildir. Çocuklar kendi tercihlerini yapmadılar. Davacı işinden dolayı çocuklara lâyıkı veçhile bakamaz durumdadır. Davacının kendisini evine geri alması gerekir. Bu yapılıncaya dek, çocukların velâyetinin kendisine verilm-esi ve aile yuvasına alınmalarına kadar kendisi için ayda 150.000.TL ve her çocuk için ayda 50.000TL toplam 250.000 TL nafakanın davacı tarafından ödenmesi gerekir.
Oldukça çekişmeli geçen duruşmalarda sadece taraflar ve çocukların velâyeti ile ilgili olar-ak Sosyal Hizmetler Dairesinden bir görevli şahadet verdi. Davanın duruşması 20.11.1987'de tamamlandı ve dava hüküm için süresiz ertelendi. Hüküm henüz verilmeden davalı 21.3.1988 tarihinde dosyaladığı
ihbarlı bir istida ile müdafaa takririnin 7. paragrafı-nda yer alan ve sair şeyler meyanında davacının "ortada haklı bir sebep yokken başka bir kadın ve/veya kızla ilişkisi olduğu" doğrultusundaki iddiasını kanıtlamak işin "ek şahadet" ibraz etmek isteminde bulundu. Davacı ise buna karşı çıktı. Ilk Mahkeme tar-afları da dinledikten sonra davalının "ek şahadet" istemini 16.5.1988 tarihinde reddetti ve 24.5.1988 tarihinde de esas hükmünü verdi. İlk Mahkeme hükmünde, şahadette yer alan iddia ve olaylara yer vermedi, bunları hükmünde tekrarlanmış olarak addetti. Net-icede davacının şahadetine inanan ve davalının şahadetini reddeden İlk Mahkeme taraflar arasında karakter ve mizaç uyuşmazlığı var olduğu sonucuna vardı ancak boşanmayı hükmetmeyip 18 ay süre için adli ayrılığa (judicial separation), çocukların velâyetinin- davalıya ve ayrıca davacının, davalı ve çocuklar için talep edildiği şekilde ayda 250.000 TL nafaka ödemesine hükmetti. Davalı bu hükümden 2.7.1988'de davacı ise 4.7.1988 tarihinde istinaf ettiler. Ayrıca davalı ek şahadet istemini reddeden İlk Mahke-menin kararından da 27.5.1988'de istif etmiştir. Neticede her üç istinaf birleştirilerek dinlendi.
Davalı ek şahadet istidası ile ilgili olarak yaptıçıı 14/88 sayılı istinafta özetle; İlk Mahkemenin ek şahadet istidasını yasal dayanaktan yoksun olduğu ve -istidanın kabulü halinde bunun davacıya haksızlık tevlit edeceği yargısına varmakla hata ettiğini ileri sürdü. İlk Mahkeme "ek şahadet" istidasını reddederken kararını ıki nedene dayandırdı. Bunlar özetle şöyledir:
1. İstidada dayanılan mevzuatın sadece E-.48 n.2-4 olarak belirtilmesi yeterli değildir. Dayanılan sair mevzuat da belirtilmeliydi. Bunun yapılmaması istidanın reddi için yeterlidir.
2. Alternatif olarak, davalı müdafaa takririnin 7. paragrafında bir iddia yaptığına göre bunu kanıtlayacak dur-umda olduğu varsayılır. Hal böyle olmasına rağmen bu doğrultuda şahadet vermedi. Sunmak istediği şahadeti makûl bir araştırma ile bulabilir ve sunabilirdi. İstidaya cevaz verilmesi davacıya haksızlık olur.
Davalı tarafından dosyalanan 13/88 sayılı isıinaf- ihbarnamesi ile davalı İlk Mahkemenirı hükmürıün hatalı olduğunu çünkü, taraflar arasında varolduğu sonucuna vardığı karakter ve mizaç uyuşmazlığı için somut olay veya olayların hükümde gösterilmediği, bunların yokluğunda böyle bir yargıya varılamayacağı -ileri sürüldü.
Davacı tarafından dosyalanan 12/88 sayılı istinafta ise İlk Mahkemenin hükmünün aşağıdaki nedenlerle hatalı olduğu ileri sürüldü.
a. Karakter ve mizaç uyuşmazlığı hususunda bulgu yaptıktan sonra, doğrudan doğruya boşanmaya hükmetmesi gereki-rdi çünkü adlî ayrılığa ancak taraflar arasında bir barışma belirtisinin olması halinde hükmedilebilir, oysa ki bu babta hiçbir şahadet yoktur.
b. Çocukların velâyeti daha kültürlü ve parasal açıdan daha avantajlı olduğu için davacıya verilmeliydi.
c. Alt-ernatif olarak kesilen nafaka miktarı alenen
çoktur çünkü ne nafaka kesilenlerin ihtiyaçları ve
ne de davacının kazancı hakkında yeterli şahadet
ibraz edilmedi.
Gerek 12/88 ve gerekse 13/88 sayılı istinaflara geçmeden önce 14/88 sayılı is-tihafın incelenmesi uygun olur.
İlkin birinci noktayı ele almayı uygun gördüm. Bu hususta Hukuk Usulü Nizamatı E. 48 n.2(1) aynen şöyledir.:
2(1) Save were other provision is made, every application to the Court shall be in writing stating the nature of t-he order or direction sought and referring to the speciffic section of the law or to the specific Rules of Court upon which it is founded."
-Görülebileceği gibi bu gibi iddialarda istidanın dayanıklık ettiği yasa veya nizamata atıfta bulunulmaması gerekir. Ancak böyle bir atıfta bulunmaması istidanın reddi için yeterli bir neden değildir. Olsa olsa bir usulsüzlüktür. Davalının bu istidasına dav-acının E. 64 hükümleri uyarınca hareket etmeyip itirazname dosyalamakla yeni bir adım atması onun vaki usulsüzlükten sarfı nazar ettiği anlamına gelir.
Kanaatımca İlk Mahkeme ikinci noktada haklıdır. Davalı müdafaasının 7. paragrafında davacının "haklı bir- sebep yokken başka bir kadınla ve/veya kızla ilişkisi olduğunu iddia etti. Müdafaanın dosyalanma tarihi 3.6.1987'dır. Demek ki davalı en azından 3.6.1987 tarihinde davacının bir başka kadın veya kızla
ilişki içinde olduğunu biliyordu. Bu doğrultuda herhan-gi bir şahadet ibraz edilmedi. Tadil istidasına ekli yemin vakasında davalı, davacının, Gülsün isimli bir kadınla duruşmanın "sona ermesinden sonra" pervasızca yaşamaya başladığını iddia etti. Bu durumda ortaya iki husus çıkmaktadır:
1. Ya müdafaanın 7. pa-ragrafında iddia edilenler sırf iddia olsun diye ortaya atıldı. Veya
2. Gerçekten davacı, duruşmadan sonra iddia edilen kadınla yaşamağa başladı.
Birinci hususa itibar etmek olası değildir. Buna cevaz vermek, kanıtlanmasının düşünülmediği hususların dahi -layihalarda yer almasına ve ondan sonra hükümden önce herhangi bir zaman bu iddialara uygun ortamın bulunması ile tekrar şahadet çağırmaya itibar etmek olacaktır. Böyle bir durumda layihalar, belki ileride çıkabilir düşüncesiyle lüzumsuz ve gereksiz iddial-arla dolu olacaktır. Duruşma notları incelendiğinde davalı tarafın davacıya bir başka kadın veya kızla ilişkisi olduğunu iddia dahi etmediği görülmektedir. Davalı ise esas sorgulanmasında bu konuya hiç değinmedi. Sadece istintakında (mavi 77'de) davalı bu -hususta şöyle dedi:
"S. Kocanızdan herhangi bir şikayetiniz var mı?
C. Hayır hiçbir şikayetim yoktur.
S. Herşeyden memnunsunuz?
C. Evet.
S. Hiçbir kadınla ilişki kurdu mu bilginiz varsa?
C. Hayır.
S. Öyle birşey hissetiniz mi?
C. Hayır.
İstintakında daha -sonra (mavi 78) davalı, davacının kendisinden soğumasının bir başka kadının mevcudiyetinden şüphelenmesine yol aGtığını ancak bu hususta herhangi bir araştırma yapmadığını hatta müdafaada iddia edilenin aksine avukatına bir başka kadınla ilişkisi olduğunu -değil de böyle bir ilişkiden" şüphelendiğini söyledi. Bu durumda davalının bizzat kendisinin kabul ettiği gibi müdafaasının 7. paragrafında yer alan iddia aslında bir şüpheden ibaretti ve bu babta herhangi bir araştırma da yapmadı. O halde makul bir araşt-ırma bir yana hiçbir araştırma dahi yapmayan davalının tadil istidasına itibar etmek oldukça güçtür.
İkinci hususa gelince: gerçekten davacı iddia edildiği gibi duruşmadari sonra Gülsün isimli bir kadınla beraber yaşamağa başlamışsa -bu apayrı ve esasa ilişkin bir olgudur. Ancak bu olgunun kanıtlanabilmesi ve dolayısıyla bunun doğruluğu hususunda şahadet ibraz edilebilmesi için müdafaa takririnin tadil edilmesi gerekirdi. Oysa böyle bir tadilat için müracaat yapılmadı. Ek şahadet ibraz-ı için yapılan istida duruşmadan beş ay sonra yapıldı. Yukarıda özet olarak verilen şahadet ve sair hususlar dikkate alındığında İlk Mahkemenin davalının ek şahadet sunmak için yaptığı istidayı reddetmekle hata etmediği inancındayım. Bu nedenle 14/88 sayıl-ı istinafın reddolunması gerektiği görüşündeyim. 12/88 ve 13/88 sayılı istinaflara gelince;
-Evliliğin çekilmez hal alıp almadığı bir olgu meselesidir. Bu gibi durumlarda uygulanan test ise subjektiftir. Diğer bir ifade şekliyle evliliğin çekilmezliği sadece davacı tarafından geçerli olsa ve davalı için söz konusu olmasa bile yine de bu hal geçerl-i bir boşanma nedenidir (Gör.- Kazai ve İlmi İçtihatlarla Türk Kanunu Medenisi Cilt I Senai Orguç S. 214)
-Önümüzdeki meselede İlk Mahkeme gerek davacı ve gerekse davalıyı dinledi. Onların tavır ve hareketlerini gözetimi altında bulundurdu. Şahadetlerinde taraflar birçok iddialarda bulundu. Neticede İlk Mahkeme, davacının iddialarına inandı ve bundan hareketle -davacı açısından evliliğin çekilmez bir hal aldığı kanaatine vardı. İlk Mahkemenin böyle bir bulguya varabilmesi için önünde yeterinee şahadet olmadığını söylemeye imkan yoktur.
Ilk Mahkeme önüne serdedilen şahadetten davacıyı "dışa dönük, gırışken, konuşm-ayı seven, istediğini elde etmek için bıkmadan uğraş veren, kültürlü, sosyal yönden faal, ancak bununla beraber, aceleci, eleştirici, asabi, sabit fikirli bildiklerinden taviz vermeyen bir kişi", davalıyı ise "içe dönük, dirençli , dış hayatı sevmeyen, kül-tür ve sosyal münasebetleri zayıf, evine bağlı bir hanım olduğu, ancak inatçı çekingen gerçekleri görmek istemeyen, sorunların üstüne eğilmeyen, sabıt fikirli bir hanım" olarak tanımladı. Ayrıca ilk Mahkeme taraflar ve evlilikleri için de şunları söyledi:-
"Verilmiş olan şahadetten anlaşılmaktadır ki, taraflar 1975 senesinden beri evli olmalarına rağmen, taraflar ruhen birbirlerine uyum sağlayamamışlardır ve evliliğin sadece evlilik müessesesini yürütmek ve çocuklarının hatırı için devam ettirmekte oldukla-rı; tarafların hiçbir zaman gayret ederek, diğerinin isteklerini, arzularını, üzüntülerini, problemlerini, hayattaki amaçlarını içtenlikle anlamaya çalışmadıkları anlaşılmaktadır. Taraflar evlilik vazifelerini yerine getirmek için gayret sarf ettikleri ve -üstlerine düşenleri ellerinden geldiğince yerine getirmeye çalıştıklarını , verilen şahadetten kabul etmekteyim. Her iki taraf da şahadet verirken, evliliğe kendi bakış açısından bakmakta olduğu için, karşı tarafın evlilikle ilgili his, düşünce istek ve hu-zursuzlukları hiçbir zaman anlamadıkları müşahade edilmiştir. Muhakkak ki, iş bu evliliğin bu safhaya gelmiş olması için taraflar arasında bir boşluğun mevcudiyetinden doğduğu ve Davacının bu konuda vermiş olduğu şahadetten de anlaşılmaktadır. Ancak verilm-iş olan tüm şahadetten, taraflar arasındaki son geçen bir konuşmadan dolayı artık evliliğin yürüyemeyeceğine davacının kanaat getirmiş olmasına inanmak güçtür. Ancak uzun süre devam etmiş olan ve bilhassa taraflar arasındaki eğitim farkının etken olduğu, b-ir uyuşmazlık, bir geçimsizlik olduğunu kabul etmekteyim. Taraflar, evliliklerini yürütmek için gerek aile mükellefiyetlerini yerine getirerek, gerek çocukların bakımı için gayret sarf ettikleri de kabul edilmektedir. Davalının evliliği ile vermiş olduğu ş-ahadeti incelerken, gerek olayları anlatma şeklinde gerekse ileri sürmüş olduğu iddialarda şahadetini pek güvenilir bulamadım. Davalı ayrıca Davacıdan 10 yaş büyük olması aile arasında geGimsizliğe ve görüş farklılığına etken olduğunu verilmiş olan şahadet-te kabul etmekteyim. Verilmiş olan şahadette Davalı, bütün hayatını bu evliliğe adamış ve başka yaşam tarzı da bilmemektedir ve kocasını kaybetmeme noktasından hareket ederek, evliliğine dört elle sarılmış ve aynı şekilde geçimsizliğe göz yumarak yürütmeye- çalışmakta olduğu, verdiği şahadette anlaşılmaktadır. Evliliğindeki geçimsizliğini kulbul etmemektedir. Ancak taraflar arasında mevcut karakter ve mizaç kültür farklarından dolayı ve daha önce de bahsedildiği gibi davalı, hiçbir şekilde Davacıya ruhen- yaklaşamamasındaki durum, bu evliliği bu safhada getirmiştir. Tarafların sabit fikirlilikleri de bu etken olmuştur. Karı koca ilişkileri de sona ermiştir ve taraflar ayrı yaşamaktadırlar. Davacı için artık bu evliliği yürütmek imkansız hale gelmiş- olduğu da verilmiş olan şahadetten mahkeme kabul etmektedir. Davacının, Davalı ile müşterek hayat sürmesi imkânsızlaştı."
İlk Mahkenıelıiıı yukarıda yapılan alıntısında yaptığı bulguları yapabilmesi için önünde gereğinden fazla da şahadet olduğu iza-htan varestedir. Taraflar arasındaki evliliğin çekilmez hal alışı yalnız davacı tarafından dile getirilmedi, davalı da evliliklerinin iyi yürümediğini, davacının 2-3 defa intihara kalkıştığını kabul etmekle davacıyı iddialarında destekledi. Tarafların 1986- yılının başlangıcından itibaren yatak odalarını dahi değiştirmeleri ve bunun için davalının makul ve inanılabilir bir izahatta bulunmaması, davalının "bu evlilik yürüyebilkir" şeklindeki iddiasını destelemekten hayli uzaktır. Sırf evliliğin devamı için, d-avacının evlilik dışı ilişki kurmasına dahi davalının göz yumacak bir tutuma girmesi keyfiyeti, ilk Mahkemenin taraflarının evliligi hakkındaki görüşlerini destekler niteliktedir.
İlk Mahkemenin taraflar arasındaki karakter ve mizaç ayrılığını gösterir som-ut olay veya olaylara değinmediği doğrultusundaki davalının iddia ve görüşünde herhangi bir mesnet göremedim. Tarafların şahadeti incelendiğinde somut olayların varlığı göze çarpacaktır. İlk Mahkeme bunları teker teker ele almayıp bunların evlilik üzerinde- yaptığı genel etkiyi dile getirdi. İlk Mahkeme davacının şahadetine itibar ettiğine göre davacının serdettiği somut olaylara da Mahkeme inanmış olmalıdır.
Kanaatımca, bu evliliğin kökünden sarsıldığı, ne taraflara, ne çocuklara ve de topluma bundan hayır -gelmeyeceği açıktır. Böyle bir evliliğin daha fazla sürdürülmesi davacı ve çocukları için bir azaptan başka birşey değildir. İlk Mahkemenin de bu doğrultudaki görüş ve kanaati yerinde olup bunlara bunca şahadet varlığında, bizim müdahale etmemiz son derece- hatalı olur ve şimdiye dek Yargıtay olarak takip ettiğimiz İlk Mahkemelerin bulgularına müdahalede bulunmakta çekingen davrandığımız ilkesine de ters düşer. İlk Mahkeme, önündeki şahadeti enine boyuna büyük bir sabırla dinleyip inceledi ve bu evliliğin ka-rakter ve mizaç ayrılığından yürüyemeyeceği kanaatına vardı. Bu kanaatın şahadetle desteklenmediği veya hatalı olduğu hususunda davalının kesin bir şekilde bizi tatmin etmesi gerekir. Davalının istinafta bu hususta uhdesine düşeni yaptığı inancında değilim-. Sonuç olarak 13/88 sayılı istinafın reddolunması gerektiği görüşündeyim.
12/88 sayılı davacının istinafına gelilce ilk Mahkeme taraflar arasında karakter ve mizaç ayrılığı dolayısıyle evliliğin kökünden sarsıldığını bir bulgu olarak bulmasına rağmen do-ğrudan boşanmaya hükmetmeyip 18 aylık bir süre için adlî ayrılığa karar verdi. Bu konuda Fasıl 339 Türk Aile Yasasının 30. Maddesi şöyledir.
Where the conjugal relations are so seriously strained that life together has become impossible or intolerable:
Pr-ovided that, where the cause of such straining is mainly attributable to the fault of the one party, only the other party can sue for divorce."
Yukarıya alınan maddenin içeriğinden de görülebileceği gibi adli ayrılık konusunda İlk Mahkeme Yargıcına geniş -bir takdir yetkisi vermektedir. Her ne kadar da İlk Mahkeme, önümüzdeki meselede, evliliğin kökünden sarsılmış olduğu kanaatına varmışsa da yine de özellikle çocukların varlığını dikkate alarak ileride, az dahi olsa, barış ümidi kapısını belirli bir süre i-çin açık tutmayı uygun buldu. İlk Mahkeme yargıcının adli ayrılığa hükmetmekle takdir yetkisini kötüye kullandığına ikna edildiğimi söyleyemem.
Sosyal Hizmetler memuru tarafından hazırlanan raporda sair hususlar yanında çocukların velayetinin, yaşları da d-ikkate alınarak, anneye yani davalıya verilmesinin daha uygun olacağı vurgulanmıştır. Gerçekten de şimdiki durumda henüz 13-14 yaşında olan Nafia'dan bir evin işlerini yapmasını ve bu meyanda okuluna devam etmesini beklemek zordur. Bunu yapması halinde küç-ük Nafia'nın çocukluğunu yaşayamayacağı gibi okul hayatının da başarılı geçeceğinden ciddi surette kuşku duyarım. Küçük Ali için aynı görüşler geçerlidir. Bu nedenle çocukların velâyetinin davalıya verilmesi doğrudur ve davacının bu husustaki istinaf sebeb-inin reddolunması gerektiği görüşündeyim.
Her ne kadar da davacı nafaka miktarı hususunda istinaf etmişse de istinafın duruşmasında bu miktar üzerinde fazla ısrar etmemiştir. Esasen davacının mali durumu ve çocukların yaşları, hüküm sürmekte olan pahalılık- dikkate alındığında davalı ve çocuklar için kesilen 250.000 TL. aylık nafaka müdahaleyi gerektirecek kadar çok değildir.
Sonuç olarak gerek davacının ve gerekse davalının istinaflarının masrafsız olarak reddedilmesi gerektiği görüşündeyim.
Niyazi F.Korkut-; Bu istinafta olgular Sayın Yargıç Salih S.Dayıoğlu'nun hükmünde belirtildiği gibidir.
Sayın Dayıoğlu'nun hükmünde belirtmiş olduğu gerekçelerle 14/88 sayılı istinafın reddolunması gerektiği görüşüne katılırım.
13/88 sayılı istinafa gelince; Olgularda-n da görülebileceği gibi davacı davasında boşanma istemini Fasıl 339 Madde 26(f)'ye dayandırmıştır. Bu maddenin Türkçe çevirisi aynen şöyledir;
"Bireyler arasırıdaki ailevi ilişkiler birlikte yaşamayı
olanaksız ya da çekilmez bir hale koyacak der-ecede önemli
surette gerginleşmişse, ancak öyle bir gerginlik başlıca bir bireyin hatasına yüklenebilirse boşanma davasını
yalnız öteki birey açabilir."
Bu nıaddeye dayanarak açılan bir davada geçinısizlik nedeni üzerinden boşannıa verilebilmesi iç-in, öğretide, bireyler arasındaki evlilik ilişkisinin kökünden sarsıldığını ve bunıın sonııcu olarak birlikte hayatın olanaksız oldıığıınu ya da çekilıııez bir hal aldığını kanıtlamak gerekir.
Yasanın 26(f) maddesine göre, lıer iki koşulun, yani evlilik il-işkisinin kökünden sarsılmış olduğu ile bu sarsılma sonucu birlikte hayatın olanaksız ya da çekilmez bir hal aldığının gerçekleşmesi gerekir. Bu koşullardan birincisi objektif ikincisi ise subjektiftir. Birinci koşul hususunda bir kanaata varabilmek için e-vlilik birliğine devam etmek ruh ve arzusunun ve hayat iştiraki şuurunun eşlerde yaşayıp yaşamadığına bakmak gerekir. Eğer bir evlilik birliğine devam isteği ve hayat iştiraki şuuru eşlerden birinde ya da her ikisinde kalmamışsa evliliğe ait ilişkiler kökü-nden sarsılmış olur. Evlilik ilişkilerinin kökünden sarsıldığına kanaat getirebilmek için evlilik birliğine devam isteğinin mutlaka her iki eşte ölmüş olması gerekmez. Bu istek onlardan yalnız birinde kalmışsa da yine evlilik birliği kökünden sarsılmış ola-bilir. Evlilik ilişkilerinin kökünden sarsılmasını gerektiren olaylar, öğretiye göre, uzunzamandan beri devam eden, küçük anlaşmazlıklar olabileceği gibi bir tek olay da olabilir. Bu hususta gör.-Dr. Hıfzı Veldet Velidedeoğlu, Türk Medeni Hukuku, 6.baskı, -cilt 2, sayfa 216.
Yukarıda belirtildiği gibi boşanmaya hükmolunabilmesi için evlilik birliğinin yalnız kökünden sarsılmış olması yeterli olmayıp bu sarsılmanın sonucu olarak birlikte hayatın olanaksız ya da çekilmez bir hale girdiğinin de kanıtlanması ge-rekir. Sözü edilen çekilmezlik koşulu da subjektif olup eşlerin birbirine karşı olan tutumları ile alâkalı bir husustur. Bu konuda Gör. Velidedeoğlunun yukarıda alıntı yapılan yapıtı s.219.
-
Birlikte hayatın olanaksız oluşu ya da çekilmez bir hal alıp almadığı yargıcın takdirine birakılmış bir husustur. Ancak yargıç bu adli takdir hakkını kullanırken bütün olanak ve olguları gözönünde bulundurmak zorundadır ve yine ilke olarak davayı dinley-en yargıcın bulgularına şahadeti değerlendirirken yanlış ilke ve ölçüler kullanmış olduğuna ve kat'I surette yanılıp hataya düştüğüne ilişkin tatmin edilmedikçe, Yargıtay olarak müdahale edilmez. Bu nedenle bu davada mevcut şahadet ile bu şahadetin Alt Mah-keme tarafından ne şekilde değerlendirildiğine göz atmak gerekir.
Davacı talep takririnde geçimsizlikle ilgili belirli sebepler ileri sürmesine karşın şahadeti sırasında ise sadece, genel mahiyette, davalının kendisine karşı ilgisiz ve uyumsuz olduğunu h-içbir konuda uyum sağlamadıklarını, eş ve dost çevresi ile görüşmediğini, bir yıldan beri ayrı yattıklarını ve keza karakter ve mizaçlarının da uymadığını belirtmekle yetinip davalı ile aralarında olan yaş farkını hiçbir zaman konu yapmadığını ve yatakları- da ayırmaya birlikte karar verdiklerini ve bu karara varırken " ayrılalım belki ayrı olunca birbirimizi özleriz." Diye düşündüklerini kabul etmiştir. İstintak sırasında ise davacı, davalı ile 1974 yılında nişanlanıp bir yıl aynı evde nişanlı olarak kaldık-larını, bu dönemde davalı ile ilgili olumlu bir kanaata vardığı için evlendiklerini, evlenene dek bir problemleri olmadığını, evlendikten sonra bir evvelki evliliğinden olan ve 1977-81 yılları arasında bazı devreler yanlarında kalan çocuğu ile ilgili bazı -tartışmaları olduğunu ancak evliliklerini kurtarmak için çocuğun annesi ile Londra'ya gitmesine izin vererek bu konunun üzerine bir sünger çektiğini ve bu sebebe dayanarak bir boşanmayı düşünmediğini; aralarında son geçen bir konuşmadan dolayı evliliğin yü-rümeyeceği kanaatine varıp 1987 yılında boşanmaya karar verdiğini ve Mart 1987'de bu davayı açtığını ve Şubat 1987'ye dek, giderek seyrekleşmesine rağmen, aralarındaki cinsel ilişkinin sürdüğünü kabul etti.
Alt Mahkeme hükmünde, davacının şahadetine beli-rttiği gibi, taraflar arasında son geçen bir konuşmadan dolayı artık evliliğin yürüyemeyeceğine davacının kanaat getirmiş olmasına inanmanın güç olduğunu ve bu evlilik sırasında aralarında çok ciddi olaylar olmadığını belirtmesine karşın ve talep takriri i-le şahadette mevcut olmadığı halde taraflar arasındaki yaş farkının etken olduğu bir uyuşmazlık ve geçimsizliğin varolduğuna: sunulan şahadete ters olarak (7) yıl yerine davacı ile davalı arasında (19) yıl yaş farkı olduğuna ve davacı şahadetinde yaş farkı-nı hiçbir zaman konu yapmadığını belirtmesine karşın, bu yaş farkının geçimsizliğe ve görüş farklılığına etken olduğuna ilişkin bulgu yaptı. Alt Mahkeme hükmünde davalının olayları anlatma şekli ile ileri sürdüğü iddialarda şahadetini güvenilir olmadığı ve- taraflar arasında mevcut karakter ve mizaç farklılığı bulunduğu ve davacı için bu evliliği yürütmenin imkânsız olduğu kanaatına vardı.
Alt Mahkeme hükmünden yapılan özetlemeden de görülebileceği gibi Mahkemenin talep takririnde ileri sürülmeyen hususlar- ile davacının şahadetinde söylediklerine ters bulgu yaptığı bir yana hükmünde davalının şahadetini hangi neden ve gerçeklerle güvenilir bulmadığının da izahı yoktur.
Yargıtay/Hukuk 1/75'te Yargıtayın Alt Mahkemenin tanıklarla ilgili olarak vardığı kanaa-tin doğru olup olmadığını denetleyebilmesi için bir tanık ya da tarafa niçin inanıp inanmadığına ilişkin kararında gerekçe vermesi gerektiği ve sadece inanıp inanmadığını belirtmesinin yeterli olmadığı vurgulanarak Alt Nahkemenin şahadeti değerlendirirken -ne gibi faktörleri gözönünde bulundurması gerektiği sıralanmıştır.
Alt Mahkemenin tanıklara inanıp inanmama hususundaki bulgusunun hangi hallerde değiştirilebileceğine ilişkin olarak The Cyprus Law Reports (1963) Part 2, s.7'de yayınlanan Raşit Adem v. L-ütfiye Mevlit davasında şöyle denmektedir:
"Before such finding are disturbed the Appelate Court must be satisfied to the extent of reaching a decision that the reasoning behind a finding is not warranted by the evidence considered as a whole."
Bu mesele-de ise Alt Mahkeme sadece davalının ileri sürdüğü iddialarla ilgili şahadetini güvenilir bulmadığını belirtmekle yetinmiştir. Halbuki davalının şahadeti bir tüm olarak incelendiğinde makul ve tutarlı olduğu ve istintakta da sarsılmadığı açıklıkla görülmekt-edir. Bu nedenle Alt Mahkemenin davalının şahadetini güvenilir bulmadığına ilişkin bulgusuna itibar etmek olası değildir. Davacı Mart 1987'de boşanma davası dosyalayıp şahadeti sırasında davalı ile aralarında cinsel ilişkinin Şubat 1987 sonuna dek sürdüğün-ü söylemesine karşın Alt Mahkeme hükmünde taraflar arasında karı koca ilişkilerinin sona erdiğine ilişkin de hatalı bir bulguya varmıştır. Davacı şahadetinde yatak odalarını ayrıldıklarını belirtmekle beraber bunu bir geçimsizlik nedeni olarak ileri sürmey-ip akine yatakları ayırmaya birlikte karar verdiklerini ve gerekçe olarak da ayrı olunca birbirlerini özleyecekleri şeklinde izah etmiştir. Bir yıl bir çatı altında nişanlı kalıp, birbirlerini tanımaya yeterli zamanları olduktan sonra, davalı hakkında olum-lu bir kanaata varıp evlenen ve kendi şahadetine ve Mahkemenin bulgusuna göre 1987 yılına kadar boşanmaları için ortada ciddi bir neden bulunmayan ve 1987 yılının Şubat ayının sonuna dek aralarında cinsel ilişkinin devam ettiğini söyleyen davacının şahadet-ine istinaden ve 13 yılı aşkın bir evlilikten sonra sadece tarafların karakter ve mizaçlarının uymamasına dayanarak geçimsizlik doğduğu ve müşterek hayatın imkansız yada çekilmez olduğu kanaatına varmak olası değildir. Bütün bu nedenlerle Alt Mahkemenin ta-raflar arasında geçimsizlik olduğu ve buna bağlı olarak müşterek hayatın çekilmez olduğuna ilişkin bulgusu hatalı olup bu bulguya dayanarak verdiği adli ayrılığa ilişkin kararının iptal edilmesi ve onun yerine davalının mukabil talebi uyarınca davacının da-valıyı evlilik yuvasına davet etmesine ilişkin bir emir verilmesi gerektiği görüşündeyim.
Davalı lehine böyle bir hüküm verilmesi gerektiği görüşünden hareketle davacının 12/88 sayılı istinafında ileri sürdüğü adli ayrılıkla ilgili istinaf sebeplerinin d-e reddolunması gerekir.
Çocukların velâyetlerinin davalıya verilmesi ve nafaka miktarı hususunda Sayın Yargıç Salih S. Dayıoğlu'nun hükmünde belirttiği görüşlere katılırım ve davacının bu husustaki istinaf sebebinin de redolunması gerekir.
Davacının da-valıyı evlilik yuvasına davet etmesi gerektiği ve kesilen nafaka miktarlarının da uygun olduğu kanaatına vardıktan sonra Alt Mahkemenin adli ayrılık süreci için belirlediği nafaka miktarlarını davacının davalıyı evlilik yuvasına davet edene dek ödemesi şek-linde düzeltilmesi gerekir.
Yukarıda söylenenler ışığında davacının istinaf sebeplerinin reddine ve davalının istinafı kabul edilerek Alt Mahkemenin adli ayrılığa ilişkin hükmünün iptal edilerek onun yerine davacının davalıyı bir ay zarfında evlilik yuva-sına datal edilerek onun yerine davacının davalıyı bir ay zarfında evlilik yuvasına davet etmesine ilişkin bir emir verilmesine ve davacı bu emre uyana dek davalıya ayda 150.000.TL küçük Nafia için ayda 50.000.TL ve küçük Ali için ayda 50.000.TL nafaka öde-mesine ilişkin hüküm verilmesi gerektiği görüşündeyim.
Celal Karabacak: Sayın Yargıç Niyazi F. Korkut'un okuduğu hükmü daha önceden görme fırsatını buldum. O hükümde serdedilen görüş ve varılan sonuçla hemfikirim.
Salih S. Dayıoğlu: Sonuç olarak 12/88 sa-yılı istinaflar oybirliği ile reddolunur. 13/88 sayılı istinaf ise oyçokluğu ile kabul edilir ve İlk Mahkemenin 24.5.1988 tarihinde verdiği hükmün adli ayrılığa ilişkin kısmı oyçokluğu ile iptal edilir. 13/88 sayılı istinafta aleyhine istinaf edilenin bugü-nden itibaren bir ay zarfında istinaf edeni evlilik yuvasına davet etmesi, bunu yapana dek istinaf edene İlk Mahkemece belirlenen aylık nafakayı ödemesi emrolunur.
İstinaf masrafları için herhangi bir emir verilmez.
Salih S. Dayıoğlu (Yargıç) - Niyazi F. Korkut (Yargıç)
Celal Karabacak (Yargıç)
9.5.1989
-
D.3/89 Birleştirilmiş
Yargıtay / Aile Hukuk 2/88, 3/88
YÜKSEK MAHKEME HUZURUNDA
Mahkeme Heyeti : N.Ergin Salâhi, Niyazi F.Korkut,
Taner Erginel
- Yargıtay / Aile Hukuk 2/88
(Dava No. 47/87; Magosa)
İstinaf Eden : Nilgün Özcan Barkut n/d Nilgün Celâl İbiş,
Serdarlı (Davacı)
ile
A-leyhine İstinaf Edilen : Özcan Barkut, c/o Şehir Planlama Dairesi,
Lefkoşa (Davalı)
arasında
İstinaf eden namına : Menteş Aziz
Aleyhine istinaf edilen
namına : Mustafa B.Asena
- Yargıtay / Aile Hukuk 3/88
(Dava No. 47/87'; Magosa)
İstinaf Eden : Özcan Barkut c/o Şehir Planlama Dairesi ,
Lefkoşa (Davalı)
- ile
Aleyhine İstinaf Edilen : Nilgün Özcan Barkut n/d Nilgün Celâl İbiş,
Serdarlı, Mağusa (Davacı)
arasında
İstinaf eden namına : Mustafa B.Asena
Aleyhine istinaf edile-n
namına : Menteş Aziz
Fasıl 339, Türk Aile (Evlenme-Boşanma) Kanunu Madde 29 (2) - Mahkemenin
dava neticesine kadar ara nafakası emri verebileceği.
Madde 34 - Mahkemenin boşanma ve ayrılık kararı verirken kocanın ka-
rı ve- küçük çocuklarına nafaka ödem.esi.
Madde 37 - Kocanın evlilik birliğinin başkanı olması sıfatıyla aileye bak-
mak ve geçindirmek mükellefiyetinde olması.
Madde 341 (c) - Kocanın karısı ve çocuklarına muayyen nafaka ödemesi
mükellefiyeti.
- Madde 34 (3) - Mahkemenin nafaka emrini sonradan değiştirme veya ip-
tal etmesi.
Madde 37 (2) - Mahkeme koca aleyhine emir verirken kesilecek nafaka
miktarının tesbitinde karının -/Cazancının da nazarı itibara alınması.
Nafaka - Ara nafakas-ı - Fasıl 339, Madde 34 (l) (a) fıkrası boşanma ve ayrılık
hallerinde ara nafakası verilmesini gerektirir ise de 1 (c) fıkrası alternatif
-372-
eşte ölnıüş olması gerekmez. Bu istek onlardan yalnız birinde kalmışsa da yine
evlilik birli-ği kökünden sarsılnıış olabilir. Evlilik ilişkilerinin kökünden sarsıl-
masını gerektiren olaylar, öğretiye göre, ıızun zamandan beri devam eden, kü-
çük anlaşmazlıklar olabileceği gibi bir tek olay da olabilir. Bu hususta gör. -
Dr. Hıfzı Veldet Velidedeo-ğlu, Türk Medeni Hukuku, 6. baskı, cilt 2, say-
fa 216.
Yukarıda belirtildiği gibi boşanmaya hükmolunabilmesi için vlilik birliği-
nin yalnız kökünden sarsılmış olması yeterli olmayıp bu sarsılmanın sonucu ola-
rak birlikte hayatın olanaksız ya da çeki-lmez bir hale girdiğinin de kanıtlanma-
sı gerekir. Sözü edilen çekilmezlik koşulu da subjektif olup eşlerin birbirine karşı
olan tutumları ile alâkalı bir hıısustur. Bu konuda Gör. Velidedeoğlunun yu-
karıda alıntı yapılan yapıtı s.219.
Birlikte hayatı-n olanaksız oluşu ya da çekilmez bir hal alıp almadığı yargıcın
takdirine bırakılmış bir husustur. Ancak yargıç bu adli takdir hakkını kullanır-
ken bütüıi olanak ve olguları gözönünde bulundurmak zorundadır ve yine ilke
olarak davayı dinleyen yargıcın bul-gularına şahadeti değerlendirirken yanlış il-
ke ve ölçüler kullanmış olduğuna ve kat'i surette yanılıp hataya düştüğüne iliş-
kin tatmin edilmedikçe, Yargıtay olarak müdahale edilmez. Bu nedenle bu da-
vada mevcut şahadet ile bu şahadetin Alt Mahkeme tara-fından ne şekilde de-
ğerlendirildiğine göz atmak gerekir.
Davacı talep takririnde geçimsizlikle ilgili belirli sebepler ileri sürmesine kar-
şın şahadeti sırasında ise sadece, genel mahiyette, davalının kendisine karşr il-
gisiz ve uyumsuz olduğunu hiçbi-r konuda uyum sağlamadıklarını, eş ve dost
çevresi ile görüşmediğini, bir yıldan beri ayrı yattıklarını ve keza karekter ve
mizaçlarının da uymadığını belirtmekle yetinip davalı ile aralarında olan yaş
farkını hiçbir zaman konu yapmadığını ve yatakları da -ayrımaya birlikte karar
verdiklerini ve bu karara varırken "ayrılalım belki ayrı olunca birbirimizi özleriz"
diye düşündüklerini kabul etmiştir. İstintak sırasında ise davacı, davalı ile 1974
yılında nişanlanıp bir yıl aynı evde nişanlı olarak kaldıklarını-, bu dönemde da-
valı ile ilgili olumlu bir kanaata vardığı için evlendiklerini, evlenene dek bir prob-
lemleri olmadığını, evlendikten sonra bir evvelki evliliğinden olan ve 1977-81
yılları arasında bazı devreler yanlarında kalan çocuğu ile ilgili bazı ta-rtışmaları
olduğunu ancak evliliklerini kurtarmak için çocuğun annesi ile Londra'ya git-
mesine izin vererek bu konunun üzerine bir sünger çektiğini ve bu sebebe daya-
narak bir boşanmayı düşünmediğini; aralarında son geçen bir konuşmadan do-
layı evlliliğ-in yürümeyeceği kanaatine varıp 1987 yılında boşanmaya karar ver-
diğini ve Mart 1987'de bu davayı açtığını ve Şubat 1987'ye dek, giderek seyrek-
leşmesine rağmen, aralarındaki cinsel ilişkinin sürdüğünü kabul etti.
Alt Mahkeme hükmünde, davacının şahadet-inde belirttiği gibi, taraflar ara-
sında son geçen bir konuşmadan dolayı artık evliliğin yürüyemeceğine davacı-
nın kanaat getirmiş olmasına inanmanın güç olduğunu ve bu evlilık sırasında
aralarında çok ciddi olaylar olmadığını belirtmesine karşı n ve tâl-ep takriri ile
şahadette mevcut olmadığı halde taraflar arasındaki yaş farkının etken olduğu
bir uyuşmazlık ve geçimsizliğin varolduğuna: sunulan şahadete ters olarak (7)
yıl yerine davacı ile dvalı arasında (10) yıl yaş farkı olduğuna ve davacı şaha-
det-inde yaş farkını hiçbir zaman konu yapmadığını belirtmesine karşın, bu yaş
farkının geçimsizliğe ve görüş farklılığına etken olduğuna ilişkin bulgu yaptı.
Alt Mahkeme hükmünde davalının olayları anlatma şekli ile ileri sürdüğü iddi-
alarda şahadetini güven-ilir olmadığı ve taraflar arasında mevcut karakter ve mizaç
farklılığı bulunduğu ve davacı için bu evliliği yürütmenin imkansız olduğu ka-
naatına vardı.
Alt Mahkeme hükmünden yapılan özetlemeden de görülebileceği gibi Mah-
kemenin talep takririnde ileri -sürülmeyen hususlar ile davacının şahadetinde söy-
- 969 -
vet etmesine ilişkin bir emir verılmesine ve davacı bu emre uyana dek davalıya
ayda 150.000 TL. küçük Nafia için ayda 50.000 TL. ve küçük Ali için ayda 50.000
TL. n-afaka ödemesine ilişkin hüküm verilmesi gerektiği görüşündeyim.
Celal Karabacak; Sayın Yargıç Niyazi F. Korkut'un okuduğu hükmü daha ön-
ceden görme fırsatını buldum. O hükümde serdedilen görüş ve varılan sonuçla
hemfikirim.
Salih S. Dayıoğlu; Sonuç olarak- 12/88 vel4/88 sayılı istinaflar oybirliği ile red-
dolunur. 13/88 sayılı istinaf ise oyçokluğu ile kabul edilir ve İlk Mahkemenin
24.5.1988 tarihinde verdiği hükmün adli ayrılığa ilişkin kısmı oyçokluğu ile ip-
tal edilir. 13/88 sayılı istinafta aleyhine -istinaf edilenin bugünden itibaren bi
r ay zarfında istinaf edeni evlilik yuvasına davet etmesi, bunu yapana dek isti-
naf edene İlk Mahkemece belirlenen aylık nafakayı ödemesi emrolunur.
İstinaf masrafları için herhangi bir emir verilmez.
Salih. S.Dayıo-ğlu (Yargıç) Niyazi F. Korkut (Yargıç)
Celal Karabacak (Yargıç)
9.5.1989
- 371 -
Full & Egal Universal Law Academy