-
Yargıtay Aile Hukuku 2/78
(Aile Dava No. 16/77 Lefkoşa)
YÜKSEK MAHKEME HUZURUNDA
Mahkeme Heyeti : Ahmed İzzet, Şakir Sıdkı İlkay
- Salih S.Dayıoğlu
İstinaf Eden : Mustafa Öcal, Lefkoşa
(Davacı)
- ile -
Aleyhine İstinaf Edilen : Şenay Öcal namı diğe-rle Şenay Ramadan,
Çamlıbel, Girne
(Davalı)
Arasında
İstinaf Eden Namına : Fuat Veziroğlu
Aleyhine İstinaf Edilen
Namına - : Zeki Bayram
Şahadet Kanunu - Şahadet ve söylenti. Şalıadet (Hearsay evidence) kabul edilmemesi ve istisnaları - Bir kişinin huzurunda yapılan beyanlar, ancak o
kişinin ya kendi sözleri, ya da hareket ve sükutu ile söylenenle-ri doğru
olarak kabul ettiği hallerde ve o oranda aleyhine şahadet olarak kabul
edilebilir. Yapılan beyanları kişi kabul etmezse, aleyhine şahadet olarak
kabul edilemez.
Söylenti şahadet bazı istisnalar dışında kabul edilemez. Bunun bazı nedenleri vard-ır:
l. Beyanı yapan kişinin, beyanı yeınin etmeden vermiş olma.sı.
2. Beyanı herkesin önünde değil de özel bir yerde ve özel bir şekilde vermiş olması.
3. Mahkemenin, beyanı yapan kişinin hareketini değerlendirecek bir durumda olmaması, ciddi mi şaka mı s-öylendiğinin kanıtlanacak bir durumda olmaması.
4. En önemlisi, beyanı yapanın istintaka tabi tutulmaması.
Bunlar doğruluğunun ispatlanması amacı ile ibrazında şahadet olarak kabul edilir.
Amaç söylentinin doğruluğunun isbatı ise verilecek şahadet söylen-ti şahadettir ve kabul edilmez. Diğer yandan söylenenin doğruluğu değil de
sadece söylendiği hakikatı ispat edilmek istenirse o zaman söylenti şahadet olmaz ve geçerli şahadet olarak kabul edilebilir.
Yukarıdaki prensipler Sayın Ahmet İzzet'in kararından- alınmıştır.
Sayın Şakir Sıdkı İlkay'ın kararında ise şu prensiplere yer verilmiştir.
Şahit olarak çağrılmayan kimselerin yaptığı beyanlar içerdiği olguları değil de beyanların yapılmış olduğunu göstermek amacı ile Mahkemeye sunulduğunda asli şahadet olar-ak kabul edilebilir - İçerdiği olguların doğruluğunu kanıtlamak üzere şahadet olarak kabul edilemez, bu şayia şahadettir. Şayia şahadet kabul edilmemekle beraber bazı istisnaları vardır.
Bu istisnalardan biri taraflardan birinin huzurunda ve işitebileceği- beyandır. Bu beyan muhteviyatının doğruluğunu göstermek amacı ile huzurunda ve işitebileceği bir şekilde yapılan tarafın aleyhine, eğer o taraf sözleri ve hareketi iIe sükut kalırsa muhteviyatının doğruluğunu direkt veya indirekt olarak kabul etmiş ise şa-hadet kabul edilir.
Davacı, Lefkoşa Aile Mahkemesinde 15.3.l977 tarihinde açtığı bir davada, karısının Erol Derviş isimli bir şahısla zina yaptığını iddia ederek
boşanma talep etti.
Duruşmada Davacı şahadet verirken İlmiye Hanım isimli komşusunun Davalı -hakkında söylediklerini söylemek üzere iken Davah taraf itiraz ederek İlmiye hanımın ne dediğinin şayia şahadet olması nedeniyle Davacının söyleyemeyeceğini, İlmıye hanımın gelip şahadet vermesi gerektiğini ileri sürdü. Mahkeme de itirazı kabul ederek Dav-acının bu şekilde şahadet veremiyeceğine karar verdi. Daha sonra yine aynı gün Davalının da hazır olduğu bir yerde Davacının kayınvalidesinin söylediklerini Davacı şahadetinde söylemek istedi. Davalı yine bu şahadetin de şayia şahadet olduğu nedeniyle itir-az etti. Mahkeme bu itirazı da kabul etti. Her iki karar Davacı tarafından istinaf edildi. Sayın Ahmet İzzet kararında İlmiye Hanım ve Davacının kayınvalidesinin ne söyledikleri değil de söylenenler ışığında Davalının takındığı tavrın mühim olduğunu bu söz-lere Davalının yanıt verdiği, bunları kabul edip etmediğine dair iddia ve izahat olmadığından, Davalıya olacak zararı gözönünde tutarak Bidayet Mahkemesinin ret kararının doğru olduğuna karar vermiştir.
Sayın Şakir Sıdkı İlkay verdiği kararda ise sözü edi-len beyanlar hakkında Davacının vermek istediğı şahadetin şayia şahadete bir istisna teşkil ettiğini, beyanların içeriğini kanıtlamak üzere Davalının sözleri, hareketi ve sükut kalmış olması ıle bunların içeriğine göz yumduğu veya doğruluğunu direkt veya i-ndirekt olarak kabul ettiği nisbette geçerli şahadet
olduğunu, bunun zayıf olduğunu, ancak davadaki ahval ve şeraite göre
Mahkemenin vereceği değer ölçüsünde kıymet kazanacağını, buna göre
istinafın kabul edilerek Bidayet Mahkemesinin kararının iptal edilm-esi görüşünde olduğunu belirtmiştir.
Sayın Salih S.Dayıoğlu, Sayın Şakir S.İlkay'ın verdiği hükümle aynı
fikirde olduğunu belirtmiştir.
Sonuçta istinaf oy çokluğu ile kabul edilmiş ve Bidayet Mahkemesinin şahadetin verilemeyeceğine dair olan kararı ipta-l edilmiştir.
-----------------------------------
HÜKÜM
Ahmed İZZET:
İstinaf eden, davacı,15 Mart 1977 tarihinde Lefkoşa Aile Mahkemesinde dosyaladığı bir dava ile karısından boşanma talep etti. Talep takririnde diğer sebepler belir-tilmekle beraber, davacının esas dava sebebi, karısının Erol Derviş isimli bir kişi ile zina yapmasıdır.
Davanın duruşmasına başlanan 17 Nisan 1978 tarihinde ilk şahit olarak davacı şahadet vermeye başladı. Şahadetinde, 24 Aralık 1976 tarihinde sabah saat -10 raddelerinde eve gittiği zaman, sokak kapısının önünde Erol Derviş'in durmakta olduğunu ve kapıyı açıp içeriye girdikten sonra karısının lacivert eteğini giymekte olduğunu gördüğünü belirttikten sonra, davacı devam ederek, ertesi gün annesınin ve karısı-nın hazır olduğu bir zamanda kayınvalidesine Kııın bana Erol Derviş ile ihanet etti, kimı isten bu mahallede çağıralım ve kızının yüzü varsa konuşsun" dediğini, bunun üzerine komşusu İlmiye hanımı çağırdığını, orada İlmiye hanıma "Teyze, bu bizim mesele i-le ilgili ne bilirsen anlat her ikisi huzurunda" dediğini söyledi. Davacı, İlmiye hanımın ne dediğini söylemek üzere iken davalının avukatı itiraz ederek İlmiye hanımın ne söylediğini bu şahidin söylemeyeceğini, söylenti şahadet (hearsay) olduğunu, İlmiye- hanımın kendisinin gelip şahadet vermesi gerektiğini ileri sürdü. Davacının avukatı ise bunun söylenti şahadet olmadığını, tarafların her ikisinin de huzurunda söylendiğini, bu nedenle İlmiye hanımın ne söylediğini davacının söyleyebileceğini iddia etti. -Alt Mahkeme, İlmiye hanımın sözlerinin söylenti şahadet olduğu gerekçesiyle davacının söyleyemeyeceği kanısına vardı.
Daha sonra davacı, aynı gün akşam üzeri davalının da hazir olduğu bir zamanda, kayınvaidesinin ne söylediğini söylemek isteyince, davalı- avukatı yine itiraz etti. Gerek davalının, gerekse davacının avukatı, aynı gerekçeleri ileri sürdüler. Mahkeme de aynı gerekçeler ile şahidin kayınvalidesinin sözlerini söylemesine izin vermedi.
Her iki ara karardan da davacı istinaf etti ve Alt Mahkemen-in davacı tarafından sunulmak istenen şahadetin söylenti şahadet veya sunulması caiz
olmayan şahadet olduğuna karar vermekle hata ettiğini ve verilen kararın
yürürlükteki şahadet ilkelerine aykırı olduğunu iddia etti.
İstinaf edenin avukatı İlmiye hanımın- ve davacının kayınvalidesinin beyanlarının, davacı ve davalı huzurunda söylendiği nedeni ıle davacı tarafından şahadet olarak söylenebileceğini ileri sürdü.
Bir kişinin huzurunda yapılan beyanlar, ancak bu kişinin, ya kendi sözleri ile ya da hareketleri -veya sükutu ile söylenenleri doğru olarak kabul ettiği hallerde ve o oranda, aleyhine şahadet olarak kabul edilebilir. Başka bir deyimle, eğer bu kişi yapılan beyanları, sözleri veya hareketleri hatta sükûtu ile kabul etmiş ise, bu "kabul" (admission) söye-nti şahadet kurallarına bir istisna olarak, geçerli şahadet olarak kabul edilebilir. Bir kişinin huzurunda yapılan beyanların veya ithamların kabul edilip edilmediği de, her davanın olgularına göre değişır.
Eğer yapılan beyanları kişi kabul etmemiş ise, -beyanlar kişi aleyhine şadadet olamayacağına göre, bunların ibraz edilmesinde hiçbir fayda yoktur; aksine, kişiye gerekenden fazla zararı dokunabilir.
Esasında, bu davada, önemli olan İlmiye hanımın veya davacının kayınvalidesinin söyledikleri değil de, s-öylenenler ışığında davalının söylediği sözler veya takındığı tavırdır. İlmiye hanımın ve davacının kayınvalidesinin davalının huzurunda söyledikleri sözlere veya yaptıkları ithamlara davalının yanıt verip vermediğine veya daha önemlisi bunları kabul edip -etmediğine dair hiçbir şahadet, iddia veya izahat yoktur. Hatta davalı hiç söz konusu edilmemiş, sadece İlmiye hanımın ve kayınvalidenin beyanları ibraz edilmek istenmiştir. Bu durumda, verilmek istenen şahadetin mahiyetini ve amacını bilmeden ve davalıya -olması muhtemel zararı gözönünde tutarak, Alt Mahkeme yargıcının istenen şahadetin ibraz edilmesine izin vermemesi kanımca doğaldı. Unutulmamalıdır ki, biz şimdi İstinaf Mahkemesi olarak karar veriyoruz ve ancak Alt Mahkeme yargıcının kararını, yukarıda iz-ah edilen durumda yanlış karar verdiğine dair tatmin edildiğimiz takdirde bozabiliriz.
Bu davada gözden kaçırılmaması gereken önemli bir husus daha vardır, o da İlmiye hanımın ve davacının kayınvalidesinin beyanları hakkında, İlmiye hanımın ve kayınvalide-nin kendilerinin değil de, davacının tanıklık yapması istenmektedir. Eğer davacının amacı, İlmiye hanımın ve kayınvalidenin beyanları üzerine, davalının bir itirafta bulunduğunu belirtmek değil de, karısının zina işlediği hakkındaki iddiasını İlmiye hanı-mın ve kayınvalidesinin şahadetleri ile desteklemek ise, hemen sonra izah edilebileceği gibi, bu kişilerin beyanları söylenti şahadettir ve davacı bunları şahadetinde söyleyemez.
Şahadet vermekte olan tanıktan gayri kişiler tarafından daha önce sözlü veya- yazılı olarak yapılmış olan beyanlar, eğer bu beyanların doğruluğunu ispat etmek amacı ile ibraz edilmek isteniyorsa, şahadet olarak kabul edilemez. Bu gibi hallerde, bu beyanlar söylenti şahadet (hearsay evidence) dir ve söylenti şahadet, bazı istisnalar- dışında, kabul edilemez. Bunun da birçok nedenleri vardır. Bunların bazıları şunlardır:
1. Beyanı yapan kişinin, beyanı yemin etmeden vermiş olması,
2. Beyanı herkesin önünde değil de, özel bir yerde veya özel bir şekilde yapması,
3. Mahkemenin, beyanı y-apan kişinin hareketini değerlendirecek bir durumda olmaması, ciddi olarak mı, yoksa şaka mı söyledığini kanıtlayacak bir durumda olmaması ve
4. Belki de en önemlisi, beyanı yapan kişinin istintaka tabi tutulmaması,
Yukarıdaki izahtan görüleceği gibi, s-öylenti şahadet ile ilgili kurallar, sadece beyanların içeriğinin doğru olduğunu ıspatlamak amacı ıle ibraz edildiği hallerde şahadet olarak kabul edilmesini öngörür. Bu hususta Subramaniam v. Public Prosecutor (1956) 3 W.L.R. 965, 970 davasında şöyle d-enmektedir:
"Evidence of a statement made to a witness by a perspn who is not
himself called as a witness may or may not be hearsay. It is hearsay
and inadmissible when the object of the evidence is to establish the
truth of what is contained in the state-ment. It is not hearsay and is admissible when it is proposed to establish by the evidence, not the truth of the statement, but the fact that is was made. The fact that the statement was made, quite apart from its truth, is frequently relevant in consideri-ng the mental state and conduct thereafter of the witness or of some other person is whose presence the statement was made."
Bundan da anlaşılacağına göre, bir tanığın başka bir kişinin söyledikleri hakkında vereceği şahadet, duruma göre söylenti şahadet -olabilir veya olmayabilir. Eğer amaç diğer kişinin söylediklerinin doğru olduğunu ispat etmek ise, verilecek olan şahadet söylenti şahadetlir ve kabul edilemez. Diğer yandan, söylenen sözlerin doğruluğu değil de, sadece söylendiği hakikatı ıspat edilmek is-teniyorsa, o zaman söylenti şahadet olmaz ve geçerli şahadet olarak kabul edılebilir. O halde, ibraz edilmek istenen beyanları şahadet olarak kabul etmeden önce, ne amaçla ibraz edilmek istendiğini bilmek gerekir.
Yukarıdaki prensipleri istinaf konusu dav-aya uygulayacak olursak, dava tutanaklarında İlmiye hanımın ve tanığın kayınvaledinin vereceği şahadetin ne amaçla ibraz edilmek istendiğine dair herhangi bir kayıt yoktur. Ancak davanın bir boşanma davası olduğu, boşanma sebeplerinden birisinin zina olduğ-u ve itirazdan önce davacının, karısını uyıdunsuz bir şekilde bulduğu hakkinda şahadet verdiği gözönünde bulundurulduğunda, İlmiye hanımın ve davacının kayınvalidesinin verecekleri şahadet, davalının Erol Derviş ile zina işlediğine veya en azından onun ile- uygunsuz veya şüpheli durumlarda buluştuğuna dair olacaktır. Eğer durum bu ise, davacının vermek istediği şahadet, bu iki şahsın beyanlarının doğruluğunu göstermek, yani davalının Erol Derviş ile zina işlediğini kanıtlamak amacı ile olduğu açıktır. Bu ned-enle de davacının bu şahısların beyanları hakkında vereceği şahadet, söylenti şahadet olacaktır. İlmiye hanım ve davacının kayınvalidesi , ibraz edilmek istenen beyanları yaptıkları zaman istintaka tabi tutulmuş değillerdi. Bu nedenle, davacının bu beyanl-arı korkusuz olarak şahadetinde söylemesinin davalı bakımından ne kadar zararlı ve sakıncalı olacağı açıktır.
Yukarıdaki nedenlerle Alt Mahkeme Hakimi davacının İlmiye hanımın ve kayınvalidenin beyanlarını şahadet olarak söylemesine izin vermemekle hata e-tmiş değildir. Istinafın reddolunması gerektiği görüşündeyim.
Şakir Sıdkı İlkay: İşbu istinafta karara bağlanması gereken husus Bidayet Mahkemesinin kabul etmeyi reddettiği iki parça şahadetin aleyhine istinaf edilen davalı aleyhine şahadet olarak kabul e-dilip edilemeyeceğidir.
Bidayet Mahkemesinin kabul etmeyi reddettiği birinci parça şahadet müstenif davacının İlmiye hanım isimli bir şahıs tarafından, 25.12.1976 tarihinde, tarafların evinde ve onlar ile davalının annesi huzurunda dava sebebi ile ilgili -olarak ne söylediği hakkındaki şahadetidir.
Bidayet Mahkemesi tarafından kabulü reddedilen ikinci parça şahadet yine davacının, 25.12.1976 tarihinde akşam üzeri, evde karısının huzurunda kayınvalidesine "gör ne geldi başımıza" demesi üzerine kayınvalidesin-in ne söylediği hakkında vermek istediği şahadettir.
Yukarıda söylenenlerden ve tutanakların tetkikinden görüleceği üzere Bidayet Mahkemesinin reddettiği iki parça şahadet, davacı ve davalı huzurunda iki ayrı üçüncü şahıs tarafından dava sebebine ilişkin n-e söylendiği hakkında davacının kendisinin Mahkemeye söylemek istedikleridir.
Bidayet Mahkemesi yukarıda söz konusu edilen iki parça şahadeti şayia şahadet (hearsay evidence) olduğu gerekçesi ile reddetti.
Şahit olarak çağrılmayan kimselerin yaptığı beyanl-ar, içerdiği olguların doğruluğunu değil de bu beyanların yapılmış olduğunu göstermek amacı ile mahkemeye sunulduğunda aslî şahadet olarak kabul edilir. Mamafih, genellikle şahit olarak çağrılmayan kimselerin yaptığı sözlü veya yazılı beyanlar, bu beyanlar-ın içerdiği olguların doğruluğunu kanıtlamak üzere şahadet olarak kabul edilmez bu gibi şahadet şayia şahadet sayılır. Şayia şahadet prensip olarak kabul edilmemekle beraber bu prensibin belli başlı bazı istisnaları vardır. Bu istisnalardan biri de tarafl-ardan birinin huzurunda ve işitebileceği bir şekilde yapılan beyanlardır. Bu gibi bir beyan, muhteviyatının doğruluğunu göstermek amacı ile huzurunda ve işitebileceği bir şekilde yapılan tarafın aleyhine eğer o taraf sözleri veya hareketi veya sükut kalmas-ı ile bu beyanın muhteviyatına göz yummuş veya bunun doğruluğunu direkt veya endirekt olarak kabul etmiş ıse, şahadet olarak kabul edilir.
Phipson on Evidence, 11. baskı, s. 767, paragraf 766'da aynen şöyle
denmektedir:
"The silence of a party will rende-r statements made in his presence
evidence against him of their truth if the circumstances be such that
he could reasonably have been expected to have replied to them. But
even where the matter is not within his knowledge, or the statements
are not directl-y addressed to him, or are made by persons not called
as, or competent to be, witnesses, the evidence is strictly admissible,
although its weight may be slight."
-Aynı eserde s.763, paragraf 764'de, şöyle denmektedir:
"When statements made in a party's presence have been replied to,
they will be evidence against him of the facts stated to the extent that
his answer directly or indirectly admits their truth; while w-hen his reply is a denial, the statements, though admissible as in t roductory to the reply, will, in general, afford no evidence against him of the truth of the facts stated, but may, on the contrary, even be evidence in his favour. A mere denial howeve-r, will not as a matter of law exclude such statements, for the denial may be given in such a manner and under such circumstances that the ury may disbelieve it and infer an acknowledgement;"
-Yapılan iktibasın birinci kısmından görüleceği gibi bir tarafın huzurunda yapılan beyanlara makul surette cevap vermesi gerekirken sükut kalmış olması bu beyanların, doğru olduklarını göstermek amacı ile, aleyhine şahadet olarak kabul edilmesine sebebiyet -verir. Hatta bu gibi beyanlar,içeriği bilgisi dahilinde olmadığı veya direkt olarak kendisine yapılmadığı veya yapan şahıslar şahit olarak çağrılmadığı veya kanunen çağrılamadığı hallerde de, kıymeti az olsa dahi kesinlikle şahadet olarak kabul edilir.
Ya-pılan iktibasın ikinci kısmından görüleceğine göre de huzurunda yapılan bir beyanı bir taraf inkâr etmiş ise bu beyan, verdiği cevaba mukaddeme olarak kabul edilirse dahi, genellikle o taraf aleyhine muhteviyatının doğruluğunu gösteren şahadet sayılmaz, ha-tta lehine şahadet sayılabilir. Mamafih, sadece bir inkâr bu gibi bır beyanın kanunen ihracını gerektirmez, çünkü yapılan inkâr yapıldığı şekilde ve ahvalde, inanılmayabılir ve bundan bir kabullenme istihraç edilebilir.
Yukarıda söylenenlerden görüleceği -gibi üçüncü şahısların dava sebebine ilişkin tarafların huzurunda yaptığı beyanlar hakkında davacının vermek istediği şahadet, bu beyanların yapılmış olduğunu göstermek amacı ile aslî şahadet olarak veya içerdiği olguların doğruluğunu göstermek amacı ile ş-ayia şahadete bir istisna olarak geçerlidir.
Sözü edilen beyanlar hakkında davacının vermek istediği şahadet, şayia şahadete bir istisna olarak yani beyanların içerdiği olguların doğruluğunu kanıtlamak üzere, davalının sözleri veya hareketi veya sükût kal-mış olması ile bunların muhteviyatına göz yumduğu veya doğruluğunu direkt veyaendirekt olarak kabul ettiği nisbette geçerlidir. Bu beyanlar, bunları yapan şahıslar çağrılmayacaksa bile, geçerli şahadettir. Mamafih böyle bir durumda bu gibi şahadetin taşıd-ığı kıymet az olabilir. Tabüdir ki bu beyanların muhteviyatına davalının ne dereceye kadar göz yumduğuna veya bunların doğruluğunu ne dereceye kadar kabul ettiğine, önündeki şahadete göre ve tüm ahval ve şerait ışığında, karar vermek ve bu beyanlar hakkınd-aki şahadetin taşıdığı kıymeti takdir etmek davayı dinleyen Mahkemeye düşen bir görevdir.
Söylenenlerden anlaşılacağı gibi, istinaf konusu iki parça şahadeti kabul etmeyi reddetmekle Bidayet Mahkemesi hata etmiştir.
Sonuç olarak istinafın kabul edilmesi, B-idayet Mahkemesinin sözü edilen iki parça şahadetin kabul edilemeyeceği hakkında verdiği prensip kararlarının iptal edilmesi ve istinaf masraflarının aleyhine istinaf edilen tarafından ödenmesi gerektiği görüşündeyim.
Salih S.Dayıoğlu: Sayın Yargıç Şakir -Sıdkı İlkay'ın verdiği hükümle hemfikirim.
Ahmed İZZET:
Sonuç olarak, oy çokluğu ile, istinaf kabul edilir, Alt Mahkeme yargıcının verdiği iki karar iptal edilır ve istinaf masraflarının aleyhine istinaf edilen tarafından ödenmesı emrolunur.
-
Ahmet İzzet (Yargıç)
Şakir Sıdkı İlkay (Yargıç)
Salih S.Dayıoğlu (Yargıç)
30 Mart 1979
Full & Egal Universal Law Academy