-D.1 /86 Yargıtay / Aile Hukuku 4/86
(Lefkoşa No. 40/86)
YÜKSEK MAHKEME HUZURUNDA
Mahkeme Heyeti : Salih S.Dayıoğlu, N.Ergin Salâhi,
Aziz Altay
İs-tinaf Eden : Hamit Altan, Lefkoşa (davalı)
ile
Aleyhine İstinaf Edilen : Akıle Günay, Lefkoşa (davacı)
arasında
İstinaf Eden Namına : Boysan Boyra
Aleyhine İstinaf Edilen
Namına - : Tevfik Mut adına Hüseyin İzveren
Fasıl 339 - Türk Aile (Evlenme-Boşanma) Kanunu, Madde 31-
Kusurlu tarafın boşanma halinde iki seneden çok ve bir seneden az olmamak üzeıe ikinci bir evlilik yapmaktan men olunması. Mahkemeler yasada göst-erilen iki yıllık evlenmeden memnuiyet cezasını uygulamakla mükelleftirler. Ancak bu meselede iki yıllık memnuiyeti gerektirecek durum yoktur.
Davacı, Davalı aleyhine Lefkoşa Aile Mahkemesinde açtığı bir davada Davalının kusur ve kabahatlarından dolayı bo-şanma ve küçük Hüseyin'in velayetinin kendisine verilmesi için emir ve çocuk nafakası talep etti.
Davalı ise müdafaasında karakter ve mizaç ayrılığından evliliğin temelinden sarsıldığını, müşterek hayatın tahammül edilmez hale geldiğini iddia ederek boşanm-a talep etti.
İlk Mahkeme Davalının kusurları yüzünden müşterek hayatın çekilmez hale geldiğine dair bulgu yaparak tarafların boşanmalarına ve Davalının iki yıl ikinci bir evlilik yapmaktan men olunmasına karar verdi.
Davalı iki yıl cezanın fahiş olduğunu -ve Davalının herşeyi açıkladığı için mizaç ve karakter ayrılığından boşanma verilmesi gerektiğini ileri sürerek istinaf etti.
İstinaf Mahkemesi İlk Mahkemenin neden iki yıl süre ile Davalının ikinci evlilik yapmaktan men olunduğuna dair gerekçe göstermediğ-ini ve memnuiyet cezanın bir yıla indirilmesinin uygun olduğuna karar verdi.
------------------
HÜKÜM
Salih S.Dayıoğlu: İşbu istinaf Lefkoşa Aile Mahkemesinin 12.6.1986 tarihinde verdiği hükümden yapılmış bulunmaktadır. Olgular aşağıdaki şek-ilde özetlenebilir.
Davacı (aleyhine istinaf edilen) davalı (istinaf eden) aleyhine Lefkoşa Aile Mahkemesinde açtığı bir dava ile özetle davalının kusur ve kabahatlarından dolayı boşanma emri ile aile mahsülü olan küçük Hüseyin'in velayetinin kendisine ve-rilmesini ve ayrıca küçük Hüseyin için nafaka talep etti.
-Davalı tarafından dosyalanan müdafaa ve mukabil talep ile davalı özetle tarafların karakter ve mizaç ayrılıklarından ötürü evliliğin temelinden sarsıldığını ve müşterek hayatın tahammül edilmez bir durum arzettiğini iddia ederek mukabil talep yolu ile boş-anma talebinde bulundu.
-
12.6.1986 tarihinde yapılan duruşmada davacı şahadet verdi ve şahadetinde özetle 10 Haziran 1978 tarihinde davalı ile evlendiğini, takriben 1980 tarihinde bir çocukları olduğunu, 2.3.1984 tarihinde davalının görevini suistimal ederek zimmetine para geçiri-p Adayı terk ettiğini, 2 yıl Londra'da kaldığını, bu süre zarfında orada başka bir kadınla yaşadıjını, Adaya döndükten sonra çok kısa bir süre için beraber yaşadıklarını, ondan sonra tarafların ayrı yaşamaya başladıklarını, davalının kendisine küfrettiğini-, kendisine devamlı aşağılayıcı laflar söylediğini, bu yüzden müşterek hayatın çekilmez bir hal aldığını iddia ederek boşanma talebinde bulundu. Davacının bu şahadeti herhangi bir istintaka tabi tutulmadı.
Davacı başka tanık çağırmayarak davasını kapattık-tan sonra davalı bizzat kendisi şahadet verdi ve şahadetinde özetle zimmetine para geçirdiğini, bu yüzden Londra'ya kaçtığını, orada iki seneye yakın bir süre kaldığını, orada kaldığı süre zarfında gönderdiği paralarla zimmetine geçirdiği paraları iade ett-iğini, Londra'da bir kadınla ilişkisi olduğunu, evliliği yürütemeyeceği hususunda kesin kararlı olduğunu, birbirlerine karşı sevgi ve saygı duymadıklarını, davacıya karşı olan hislerinin öldüğünü ve müşterek hayatın imkansızlaştığını iddia ederek o da muka-bil talep yolu ile boşanma talep etti. Davalının şahadeti de kayda değer bir şekilde istintaka tabi tutulmadı.
İlk Mahkeme vermiş olduğu hükmünde yukarıda özeti verilen şahadeti değerlendirdikten sonra davalının kabahatları yüzünden müşterek hayatın çekil-mez bir hal aldığı bulgusuna vardıktan sonra şiddetli geçimsizlik nedenine binaen, sair şeyler meyanında, tarafların boşanmalarına ve davalının hüküm tarihi olan 12.6.1986 tarihinden itibaren iki yıl süre ile 2. bir evlilik akti yapmaktan men edilmesine hü-kmetti. Davalı tarafından yapılan işbu istinaf sözü edilen hükmün davalıyı iki yıl süre ile 2. bir evlilik yapmaktan men ettiği kısmından yapılmış bulunmaktadır.
İstinafın duruşmasında davalının avukatı daha ziyade tarafların mizaç farklılıklarına ve dava-lının İlk Mahkemeden herhangi bir şeyi gizlemediğine dikkatimizi çekti ve bu hususları İlk Mahkemenin yeterince değerlendirmediği için davalıya iki yıl süre ile 2. bir evlilik akti yapmamasına hükmettiği iddiasında bulundu. Mahkeme zabıtları tetkik edildığ-inde ve özellikle davacının istintaka tabi tutulmayan şahadeti gözönünde bulundurulduğunda İlk Mahkemenin davalının kusur ve kabahatları yüzünden geçimsizlik olduğunu ve bu yüzden boşanmaya hükmetmekle hata etmediği görülecektir. Esasen davacının herhangi -bir şekilde istintaka tabi tutulmayan şahadetinin mevcudiyeti karşısında Ilk Mahkemenin başka bir bulguya ve neticeye varması da beklenemezdi. Fasıl 339 Türk Aile Yasasının 31. maddesi kaydedilmek suretiyle daha kısa bir süre için emir vermediği sürece Mah-kemenin boşanmaya hükmetmesi halinde kusurlu tarafın 2 yıldan çok ve bir yıldan az olmamak üzere bir süre için 2. bir evlilik akti yapmamasına hükmetmesi gerektiğine amirdir. Sözü edilen 31. madde aynen şöyledir:
"31. When a divorce is granted, the Court -shall fix a period of not less than one year and not more than two years within which the party in fault shall not contract a second marriage, unless the Court for special reasons which shall be recorded fixes a shorter period:
Provided that the period, w-hich may lapse under a decree of judicial separation, shall be taken into account for the purposes of this section."
Görülüyor ki, boşanmaya bir tarafın kusurlarının sebep olması halinde kusurlu tarafın cezalandırılması bir yasa gereğidir. Aile Hukukumuzu-n büyük ölçüde Türkiye Aile Hukukundan esinlenerek kabul edildiği ve Türkiye Aile Hukuku alanında Dr. Hıfzı Veldet Velidedeoğlu'nun da özel bir yeri olduğu tartışılamaz. Bu kıymetli müellifin Türk Medeni Hukuku cilt 2 Aile Hukuku isimli kitabının 5. baskı -s. 76'da yukarıda sözü edilen kazai memnuiyet için şu görüşlere yer verildiği dikkat çekicidir.
"Fikrimizce bu kazaî memnuiyet müddeti lüıumsuzdur. Bu hükmün İsviçre'deki tatbikatıyle bizdeki tatbikatı arasında fark vardır. Orada geçimsizliğe dayanan boşa-nmalarda taraflardan birinde veya her ikisinde mutlaka kusur aranmıyor. Zira karı kocanın ayrı ayrı yaratılmış mizaç ve karakterde olmaları yüzünden doğan şiddetli geçimsizlikte bunlardan hiçbirinin kusuru olmayabilir. (Bak: Hıfzı Veldet İmtizaçsızlık sebe-biyle boşanmada kusur meselesi, İstanbul Huk. Fak. Mec. cilt IX,1943). Bizim mahkemeler ise, aşağıda boşanma bahsinde görecek olduğumuz gibi, geçimsizlikte mutlaka kusur aramakta ve bunun sonucunda da 142'nci maddeyi her zaman uygulamaktadır. Bundan çok fe-na sonuçlar doğuyor: gizli münasebetler veya kanun dışı evlenmeler oluyor. Bundan dolayı bu kazaî memnuiyet müddetinin tamamen kaldırılması doğru olur. Bu düşüncemizin gerekçelerinden birisi de, bu müddetlere riayetsizliğin evlenmede bir butlan ve fesih se-bebi olmayışıdır (Mk. mad. 122). Şu halde memnuiyet müddetine rağmen yolunu bulup evlenenin bu evlenmesi muteber olacak, yolunu bulamayanlar evlenemeyeceklerdir. Kanun böylece bir tenakuza düşmüştür. Memnuiyet müddetini kanundan tamamen kaldırarak bu tenak-uzu gidermek lazımdır. Şayet memnuiyet müddeti kabahatli olan tarafa bir ceza olarak uygulanıyor ve bundan bir fayda umuluyorsa, düşünmek lazımdır ki boşandığı eşine karşı kabahatli olan kimsenin yeni evleneceği insana karşı da mutlaka kabahat işleyeceğine- önceden hükmedilemez."
Görülüyor ki, hiç olmazsa öğretide kazaî memnuiyet lüzumsuz addedilmektedir. Ancak bunun lüzumsuz addedilmesi onun yasadaki mevcudiyeti gerçeğini de ortadan kaldırmaz. Yasada bulunduğu sürece böyle bir kuralı mahkemelerin de uygula-ma sahasına koymaları gerekir. Mamafih Türkiye'de Aile Hukuku alanında otoriter sayılan Dr. Velidedeoğlu'nun bu konudaki görüşlerini paylaştığımızı ve gereken yasal düzenlemenin yapılması için ilgililerin dikkatini çekmeyi bir görev saydığımızı belirtmek i-steriz.
Önümüzdeki meseleye gelince: bu istinafta davalı 2 yıl süre ile ikinci bir evlilik akti yapmaktan men edilirken niçin ona İlk Mahkemenin yasada öngörülen azami 2 yılı münasip gördüğünü belirtmedi.
Elbette ki yasada iki yıl süre kaldığı sürece mah-kemeler bunu gerektiği şekilde uygulamakla mükelleftirler. Ancak azami süreye vahim durumlarda hükmedilmesi gerekir. Önümüzdeki meselede davalıya verilecek 2 yıl memnuiyet süresini haklı kılacak vahim bir durum göremıyoruz. Bu nedenle bu sürenin bir yıla i-ndirilmesinin uygun olacağı görüşündeyiz.
Sonuç olarak istinaf kısmen kabul edilir ve İlk Mahkemenin davalıya iki yıl süre ile 2. bir evlilik akti yapmamasına ilişkin hükmettiği kısımda yer alan "iki yıl" kaldırılır ve onun yerine "bir yıl" konur.
- Salih S.Dayıoğlu (Yargıç)
N.Ergin Salâhi (Yargıç)
Aziz Altay (Yargıç)
22.12.1986
Full & Egal Universal Law Academy