-D.1/91 Yargıtay/Aile Hukuku 7/90
(Dava No:30/90; Lefkoşa)
YÜKSEK MAHKEME HUZURUNDA
Mahkeme Heyeti : Niyazi F. Korkut, Celâl Karabacak,
Metin A. Hakk-ı
İstinaf eden : Ayla Şefik, Lefkoşa
(Davacı)
ile
Aleyhine istinaf edilen : Mehmet Ali Şefik, Lefkoşa
(Davalı)
- A r a s ı n d a
İstinaf eden namına : Tahir Seroydaş
Aleyhine istinaf edilen şahsen hazır
Velâyet - Küçüğün velâyetinin davalı babaya verilmesi - İstinaf
- Yargıtayın ve layet emri verirken dikkat edilecek husus-un çocuğun menfaati olduğuna ve bu açıdan İlk Mahkemenin önünde yaptığı bulgulara varabilmesi için yeterli şahadet bulunduğuna ve bunlara müdahale için neden olmadığından istinafın reddine hükmetmesi.
Şahadet - Sosyal Tahkikat Raporu ve Sosyal Tahkikat- Memurunun
Şahadeti - Küçüğün velayetinin Davacı anneye verilmesini
içeren Sosyal Tahkikat Raporu ile Sosyal Tahkikat Memuru şahadeti - İIk Mahkemenin bu rapor ve şahadete itibar etmeyerek küçüğün velayetini davalı babaya vermesi - Velayet Emri aleyhine- Davacının istinafı - Yargıtayın söz konusu rapor ve şahadetin hiçbir sıhhatli araştırmaya dayanmadığı ve tatmin edici olmadığı açık olduğundan İlk Mahkemenin inandığı şahadetle bağdaşmayan bu rapora itibar etmemekte haklı olduğu kanaatine varması.
Davac-ı, Davalıdan boşanmak için açtığı davada, ayrıca çocukları olan küçük Ali'nin velâyeti ile 500.000.TL iştirak nafakası ödenmesini talep etti. Davalı ise müdafaa ve mukabil talep dosyalayarak lehine boşanma talebi ile küçüğün velâyetinin kendisine veril-mesini ve Davalının 300.000 TL iştirak nafakası ödemesini istedi.
İlk Mahkeme "mesleki kariyerinde ilerleme idealinin gerçekleşmesinin Davacı içirı küçük Ali'dcıı daha önemli ve daha mutlu bir olay olduğu ve böyle bir değer yargısına haiz bulunan Dav-acının küçük Ali'ye anne şefkati tattıracağını söylemenin oldukça güç olduğu" Davacının psikolojik durumu ve kendi anne ve babası ile sağlıklı ilişkisi olmadığı, Davalının ise çocuğa daha iyi bakacağı ve onu daha iyi yetiştireceği kanaatine vararak Davalı -lehine boşanma emri ile küçük Ali'nin velâyetinin Davalıya verilmesine ve Davacının haftada bir gün belli saatlerde küçükle görüşebilmesine hükmetti.
Davacı bıı lıükmc karşı istiııal' etti ve bilâhare istinafı velâyet emrinin ve küçük Ali'yi haftada 1 gün -görme emrinin hatalı olduğuna indirgedi.
Yargıtay velâyet emri verilirken gözönünde bulundurulacak hususun küçüğün menfaati olduğuna, bu açıdan Alt Mahkemenin bulgularının doğru olup bunlara müdahale için neden olmadığına hükmetti. Alt Mahkemenin sıhhatli -bir araştırmaya dayanmayan Sosyal Tahkikat Raporuna ve Sosyal Tahkikat Memurunun şahadetine dayanmayan İlk Mahkemenin hata etmediğini de belirtti.
----------------------
HÜKÜM
Niyazi F. Korkut: Istinaf eden davacı, eşi olan aleyhine is-tinaf edilen davalıdan boşanmak için Lefkoşa Aile Mahkemesinde dosyalamış olduğu bir dava altında, sair şeyler yanında, tarafların müşterek sulbünden olan küçük Ali'nin velâyetinin kendine verilmes i ile davalıriın ayda 500.000 TL iştirak nafakası ödemesin-i talep etti. Davalı ise dosyaladığı Müdafaa ve Mukabil Talebinde kendi lehine boşanma ve sair şeyler yanında küçük Ali'nin velâyetinin kendisine verilmesi ve davacının ayda 300.000 TL iştirak nafakası ödemesine ilişkin istemde bulundu.
Taraflar arasın-da tartışma konusu olmayan olgulara göre taraflar 24.4.1982 tarihinde evlendiler. Elektrik mühendisi olan davacı, Ağustos 1982 tarihinde, davalının onayı ile, ürıiversite üstü tahsil yapmak üzere Amerika'ya gitti ve bir yıl kadar Amerika'da kalıp "Master" -payesini alarak geri döndü. Eylül 1984'de ise, bu kez, doktora çalışmaları yapmak üzere, yine davalının onayı ile, Orta Doğu Teknik Universitesi'ne gitti ve Temmuz 1985'de aile yuvasına dönerek Lefkoşa'da davalı ile birlikte yaşamaya başladı. 19.6.1985 tar-ihinde davada velâyeti konu edilen küçük Ali doğdu. Mart 1989 tarihinde davacı, yine davalının onayı ile, yarıda kalan doktora tezini tamamlamak üzere küçük Ali ile birlikte, Bilkent Universitesine gitti ve doktora tezini verdikten sonra 1.5.1989 tarihinde- geri geldi ve 16.2.1990 tarihine dek Lefkoşa'daki aile yuvasında davalı ile birlikte yaşadı. Halen Doğu Akdeniz Üniversitesi'nde öğretim üyesi olan davacı, davalıdan ayrı olarak Lefkoşa'da ki-
rasında olan bir apartman dairesinde, davalı ise küçük Ali ile- birlikte kalmaktadır.
Aile Mahkemesi yapılan duruşma sonunda verdiği kararda önce taraflar arasındaki geçimsizlik durumunu inceleyerek, sair şeyler yanında, davacının aile yuvasına dönüşünün 10'ncu gününde davalıya boşanmalarına ilişkin teklifte bulunduğ-una ve bunun nedeninin de davacının okumak ve kendisini kanıtlamak ile mesleğinde yükselme tutkusuna bağlı olarak Bilkent Üniversitesinden almış olduğu öğretim üyeliği teklifini kabul ederek Üniversiteye geri dönmek istemi olduğuna; davacının Bilkent Ünive-rsitesinde iken tanıştığı ve davacıya göre uygar bir arkadaşlıkları olan H.Ö. isimli bir şahsın varlığının taraflar arasında münakaşa ve kavgalara sebep olduğuna; davacının üniversiteye dönmesini istemeyen eşinden gizli olarak öğretim üyeliği kabul ettiğin-e ilişkin Üniversiteye mektup yazdığına ve eşinin yasaklamalarına karşın H.O. isimli şahıs ile gizli olarak evleri dışında adres vererek haberleştiğine ve H.Ö.'den gelip davalının eline geçen bir mektubu davalının okumasına fırsat vermeden davacının yırtma-sının, davalının davacıya karşı duymakta olduğu kuşkuları pekiştirdiğine ilişkin bulgu yaptıktan sonra davalının şahadetine atıfla bulgularına devam ederek taraflar evlenmezden önce davacının annesi ile aralarında bir tartışma olduğuna ve evlenmelerini müt-eakip 7 yıl süre ile davacının anne ve babası ile görüşmediğine, davacının doktor olan babasının rüşvet almakla suçlanarak hastahaneden ihraç edildiğine; annesinin ise deprasyon geçirdiğine; erkek kardeşinin de anne ve babası ile konuşmadığı-na ve bu nedenlerle davalının böyle bir aile tablosunun kendilerine iyi bir örnek teşkil etmemesi nedeni ile küçük Ali'yi mümkün olduğu nisbette davacının aile çevresinden uzak tutmaya çalıştığına da değinerek küçük Ali'nin velâyetinin taraflardan hangisin-e verilmesi gerektiğini inceleyerek, sair şeyler yanında, mesleki kariyerinde ilerleme idealinin gerçekleşmesinin davacı için küÇük Ali'den daha önemli ve daha mutlu bir olay olduğu ve böyle bir değer yargısına haiz bulunan davacının küçük Ali'ye anne şefk-ati tattıracağını söylemenin oldukça güç olduğu; nerde kaldı ki davacının ruhsal bakımdan da sağlıklı bir yapıda olmadığı; davacının evlilik birliğinin bütünlüğünü ve devamlılığını bozmak ve keza evlilik birliğindeki görevlerini savsaklamak pahasına sarfın-azar edemediği okuma tutkusu ile mesleki kariyerinde yükselme ideali ve özellikle H.Ö. isimli şahıs ile kurmuş olduğu ilişki nedenlerine bağlı olarak aile birliği içerisinde sebep olduğu huzursuzluk ve mutsuzluk ortamı nedeniyle ruhı bunalıma girip bır sür-e tedavi gördüğü ve tedavisini de yarıda bıraktığı ancak halen tedavi sırasında doktorun verdiği Anafralin isimli bir ilacı doktor kontrolu dışında almaya devam ettiği; davacının çaresizliğe düşen bir insanın son çare olarak intihar edebileceğine inandığı;- nitekim kendisine Bilkent Üniversitesi'nden yapılan teklifin geri alındığını öğrenmesi üzerine davacının bir kutu jilet alarak intihar etmek istediğini şahadeti sırasinda kabul ettiğini; davacının kendi ailesi ile de sağlıklı ilişkiler içinde olmadığı gib-i onların maddi ve manevi desteğinden de yoksun olduğunu ve ödemekte olduğu ev kirası, araba ve mobilya taksitlerinden sonra elinde kalan 250.000 TL ile geçinme durumunda kaldığını vurgulayarak. bu nedenlere bağlı olarak gerek manevi gerekse maddi bakımdan- olumsuz bir ortam içerisinde bulunan davacıya küçük Ali'nin velâyetinin verilmesinin onun fiziksel ve ruhsal gelişmesini olumsuz yönde etkileyeceği gibi davacının Doğu Akdeniz Üniversitesi'nde çalışması nedeni ile velayetin davacıya verilmesi halinde küçü-k Ali'nin devam ettiği okula götürülüp aranmasının da bir sorun olacağı kanaatına vardı. Hükmünde davalının durumunu da inceleyen Mahkeme, sair şeyler yanında, Lefkoşa'da Hukuk Dairesi'nde Savcı olan davalının küçük Ali'yi öngörülen saatlerde okula götürüp- arama ve hepsinden önemlisi bu saatler içerisinde ve özellikle öğle paydosunda onunla birlikte olma ve ortaya çıkabilecek ihtiyaçlarını karşılayabilme olanağı olduğu; küçük Ali'nin halen babası yanında kurulu bir düzeni bulunduğu gibi maddi ve manevi bakı-mdan iyi bir ortam içerisinde olduğu ve davalının küçük Ali'nin bakımını gerçekleştirdiği ve küçük Ali ile davalının zorluklar içerisinde olmadıkları ve davacının da davalının küçük Ali'ye iyi bir şekilde bakacağına inandığını da vurgulayarak, bugünkü orta-m ve koşullar içerisinde gerek maddi gerekse manevi menfaatleri açısından küçük Ali'nin velayetinin davalıya verilmesinin kaçınılmaz oluğu kanaatına vararak sonuçta, davalı lehine boşanmaya hükmetti ve küçük Ali'nin velayetini de davalıya verdi. Mahkeme hü-kmünde, ayrıca davacının her haftanın Pazar günü yazın saat 10.00 ile 20.00 arası ve kışın 09.00 ile 16.00 arası küçük Ali'yi ziyaret edebileceğine ve alıp gezdirebileceğine ilişkin emir verdi.
Davacı bu hükme karşı istinaf dosyaladı. 8 istinaf sebebi- içeren istinaf ihbarnamesinde davacı. özetle. Mahkemenin davacı lehine boşanmaya hükmetmemekle. kücûk Ali'nin velayetini davalı babaya vermekle, davacının küçük Ali'yi sadece haftada bir gün görebilmesi için emir vermekle ve velayet ve nafaka hususunda da-vacı lehine davacının talepleri doğrultusunda emir vermemekle hatalı hareket ettiğini ileri sürmekle beraber istinafın duruşması sırasında lehine boşanmaya hükmedilmemesi ile ilgili,1,2,3,4 ve 5'inci istinaf sebeplerinde ısrar etmedi. Bu durumda istinafın -duruşmasında sadece küçük Ali'nin velayeti üzerinde duruldu.
Mevcut şahadet ışığında Mahkemenin velayete ilişkin bulgularını incelemeye geçmezden örıce vetayet hususundaki yasal durumun incelenmesi gerekir.
Fasıl 338 madde 8 (2) ile F-asıl 277 altındaki çocukların velâyetine ilişkin yetkiler Aile Mahkemesıne verildi. Fasıl 339 madde 34 uyarınca Mahkeme tarafların boşanmalarına karar verirken çocukların velayeti ve bunun yanında velayeti alacak olana ödenecek nafaka ile ilgili kararları -da alabilmektedir. Bu yetkiye istinaden çocukların velayeti hakkında karar verirken, mahkemenin göz önünde bulundurması gereken ön önemli faktör çocukların yararıdır. Mahkeme bu yetkisini kullanırken, geniş bir takdir hakkına sahiptir.
Salih Zeki v. Faika- Mehmet,19 C.L.R. 213 s. 215'de Yargıç Zekâ Bey şöyle demiştir:
"Two are the cardinal underlying principles of the Turkish Family Law Relating the custody of the children: one is the welfare of the child, the other is the unfettered judic'ral discretion o-f the Judge."
İngütere'de bu hususta ilke aynıdır. Rayden on Divorse 7th edt. s. 537'de şöyle denmektedir:
"... in dealing with the questions of custody or access the Court will have regard to the particular circumstances of ea-ch case, always bearing in mind that the benefit and interest of the child is the paramount consideration .................... The Court has a wide discretion in such matters. "
Yukarıda alıntı yapılan karardaki görüşleri benimseyen Yargıç Zekâ Bey, Mehme-t Seyit v. Asiye Mehmet, 24 C.L.R. s. 231'de yayınlanan davada sayfa 232, 233'de şu görüşlere yer verdi:
"There is no doubt that the paramount consideration in deciding with which of the parties the children should be left is the welfare of the child or c-hildren affected. It is also true that the welfare involde two aspects. physical and moral. The upbringing of the child should not
be exclusively considered only from the physical side. The moral side equally deserves consideration."
Fasıl 339 Türk Aile -Yasası'nın büyük ölçüde Türkiye'de yürürlükte olan Türk Medeni Kanunundan esinlenerek alındığı bir gerçektir. Bu nedenledir ki. özellikle yasa maddelerinin aynı ve benzer olduğu durumlarda Türkiye Yargıtayının verdiği kararların bize ışık tuttuğu da bir ge-rçektir.
Boşanma halinde velayetin konu olduğu durumlarla ilgili Türk Medeni Kanununun 148. maddesinın ilgili kısmı aynen şöyledir:
"148. Boşanma veya ayrılık vukuunda hakim ana ve babayı dinledikten sonra hakkı velayetin kullanılmasına ve ana baba ile ç-ocukları arasındaki şahsi münasebetlere dair iktiza eden tedbirleri ittihaz eyler."
Bu madde ile ilgili içtihat kararlarının alıntısını yapan Senai Olgaç'ın Türk Kanuni Medeni isimli yapıtında s. 281 de "çocukların velayetinin ana ve babadan hangisine tev-dii uygun olacağının takdiri hakime aittir" denmektedir.
Dr. Hıfzı Veldet Velidedeoğlu'nun Türk Medeni Hukuku isimli yapıtında cilt 2 s. 266'da velayet tevdü ile ilgili olarak şu görüşlere yer verilmektedir:
"Burada hakime çok geniş bir serbesti ve- takdir hakkı verilmiştir. Buna karşılık onun manevi sorumluluğu çok büyük ve ağırdır. Bu sebeple çocukların bırakılması hususu gibi ince ve nazik bir nokta üzerinde karar verirken hakim çok tedbirli hareket etmesi gerekir. Ona bu hususta rehberlik edecek -olan şey, bizzat çocuğun menfaatı ve selameti olmalıdır. Çocuk hangi tarafta daha iyi bakılacaktır, hangi tarafta daha iyi yetişecek, daha iyi terbiye ve tahsil görecektir. Eşlerden hangisinin sosyal durumu ve sürdüğı:ı hayat tarzı daha düzgün ve çocuğun h-angı çevrede bulunması daha uygundur. Hakim bütün bunları gözönüne almalı ve ayrıca eşlerin mali vaziyetlerini de gözden uzak bulundurmamalıdır."
Yukarıda alıntı yapılan yasal durum ışığında Mahkemenin bulguları incelendiğinde önündeki inandığı şahadete d-ayanarak bu bulgulara varabileceği ve bu bulgular ışığında da velayet ile ilgili takdir hakkını hatalı olarak kullanmadığı açıklıkla görülmektedir. Aile Mahkemesi hükmünde sarahaten davalıya inanıp inanmadığını belirtmemekle beraber yapmış olduğu bulgulard-an daha ziyade davalının şahadetini tercih ettiği gözükmektedir. Alt Mahkemenin davalının şahadetini tercih etmekle hatalı hareket ettiğine ilişkin bir istinaf sebebi de ileri sürülmediğine göre Mahkemenin bu yöndeki bulgularına müdahale etmek söz konusu d-eğildir. Nerde kaldı ki davadaki şahadete göz atıldığında Alt Mahkemenin bulgularında bir yanılgıya düşmediği de sarahaten görülmektedir. Alt Mahkeme duruşma günündeki koşullara göre velayetin davalıya verilmesinin küçük Ali'nin menfaatine olacağı kanaatın-a vararak mevcut koşullar altında velayetin davalıya verilmesine ilişkin bir karar vermiştir.Küçük Ali'nin velayetinin kime verileceğine ilişkin bir araştırma yapıp rapor hazırlayan Sosyal Tahkikat Memuru raporunda velayetin davacıya verilmesini tavsıye et-mesine karşın Alt Mahkeme şahadele ilgili olarak yaptığı bulgular ışığında bu görüşe önem vermemiştir. İlgili rapor incelendiğinde ve keza Sosyal Tahkikat Memurunun şahadetine bakıldığında gerek raporun gerekse şahadetin hiçbir sıhhatli araştırmaya dayanma-dığı ve birçok hususlarda tatmin edici olmadığı açıklıkla görülmektedır. Alt Mahkeme de, haklı olarak, inandığı şahadetle bağdaşmayan bu rapora dayanmamayı uygun görmüştür.
İstinaf eden ayrıca davacı ile küçük Ali'nin şahsi münasebetini düzenleyen ve dava-cınn sadece haftada bir gün küçük Ali'yi görebilmesi ile ilgili olan Mahkeme kararından da yakınmaktadır. Yargıtay / Aile Hukuk 1/90 ve 2/90'da Yargıtay şu görüşe yer verdi: "Okula gitmekte olan bir çocuğun evi dışında ve velayeti kendisine verilmemiş olan- anne veya babası tarafından haftada bir günden fazla alıkonması doğru ve uygun olmayabilir .......... Ancak hemen belirtmek yerinde olur ki, bu hususta kesin kurallar vazedilmesi doğru olmaz, her meselenın kendine özgü hal ve koşullar içinde karara bağlan-ması gerekir."
Bu istinaf bakımından yukarıda alınti yapılan görüşleri aynen benimseriz ve bu nedenle Alt Mahkemenin davacının küçük Ali ile haftada bir görüşmesine ilişkin karar vermekle de hata ettiği söylenemez. Ancak hemen belirtmek isteriz ki, gerek -velayet gerekse davacının küçük Ali'yi görmesini düzenleyen kararı Mahkeme önünde sergilenen mevcut koşullara dayanarak verilmış olup nihai bir karar değildir. İleride koşullarda doğacak değişiklikler ve farklı nedenlerle gerek velayet gerekse şahsi münase-betlerin düzenlenmesi Fasıl 339, madde 35 altında yeniden gözden geçirilebilir. Alt Mahkeme önünde tatillerle ilgili bir istem yapılmadığı ve bu hususta şahadet verilmediği cihetle Mahkeme de, haklı olarak, bu hususta bir karar vermemiştir. Bu hususta şaha-det yokluğunda Yargıtay olarak bizim de bir karar verebilmemiz olası değildir.
Bu nedenle istinaf eden, arzu ettiği takdirde küçük Ali'yi tatiller içerisinde de görebilmek için Alt Mahkemeye müracaat edebilir.
Sonuç olarak istinaf reddolunur. Masraflarla- ilgili herhangi bir emir verilmez.
Niyazi F.Korkut Celâl Karabacak Metin A.Hakkı
(Yargıç) (Yargıç) (Yargıç)
5.2.1991
Full & Egal Universal Law Academy