(743 S. K. m. 638, 639, 910, 917, 931) (864 S. K. m. 1, 37) (818 S. K. m. 158)
Tapu sicillinde vukua getirilen yolsuzluktan dolayı Medeni Kanunun 917 inci maddesi mucibince kabul edilen Devlet mesuliyetinin bu kanunun meriyetinden evvel tesis edilen kayıtlara da şümulü olup olmadığı noktasında Temyiz Birinci Hukuk Dairesinin 29/12/1938 tarih ve 3232/2268 sayı ve 04/05/1942 tarih ve 2661/1156 ve Dördüncü Hukuk Dairesinin 1042 tarih ve 2484/2050 sayılı kararlarını havi ilamları arasında meydana gelen içtihat ihtilafının halli Dördüncü Hukuk Dairesi Reisliğinin 04/05/1943 tarih ve 63 sayılı yazısiyle istenilmesine mebni ihtilafın mevzuunu teşkil eden ilamlar teksir edilerek Umumi Heyet azasına tevzi olunmuştu.
Müzakere için tayin olunan 08/03/1944 tarihine rastlayan çarşamba günü saat 9.30'da toplanan Umumi Heyet Birinci Reis Halil Özyörük'ün başkanlığı altında müzakereye başlıyarak ihtilafın esasını teşkil eden noktalar hulasaten Birinci Reis tarafından izah edildikten sonra söz alan:
Dördüncü Hukuk Reisi Fevzi Bozer: Yüksek Birinci Hukuk Dairesiyle dairemiz arasındaki ihtilafın mevzuunu teşkil eden kararlar Yüksek Heyetinizin geçen haftaki toplantısında okunmuştu. İhtilaflı noktaların kolaylıkla anlaşılması için hadiselerin kısaca tekrar edilmesi faydalı olur.
Temyiz Birinci Hukuk Dairesinin tetkikine arzedilen mesele şudur: Bir kimse şayian malik olduğu gayrimenkul hissesini diğer bir kimseye tapu kaydına istinaden ferağ etmiştir. Satıcı bu gayrimenkulün mesela 1/4 sehmine malik olduğu halde tapu kaydında yanlışlıkla yarısına malik olduğu gösterilmiş ve ferağ muamelesi de yarı hisse hakkında vaki olmuştur. Bu yanlışlık anlaşılınca alıcı Medeni Kanunun 917 inci maddesi hükümlerine göre Hazine aleyhine zarar ve ziyan davası açıyor. Dairemize gelen hadise de bunun aynidir. Her iki dava da tapu kayıtlarındaki yanlışlık, Medeni Kanunun meriyetinden evvel vukubulmuş ve ferağ muameleleri mezkur kanunun meriyetinden sonra yapılmıştır. Yalnız dairemize gelen hadisede gayrimenkulun tamamı satılmış, bilahare yarısı alıcının elinden hükmen zabt ve istirdat olunmuştur. İstitraten şunu da arzedeyim ki, gayrimenkule müteallik hükümleri tetkik ile mükellef olan Yüksek Temyiz Birinci Hukuk Dairesinin zarar ve ziyan hakkında verilen hükmü tetkik etmesi sebebi, ayni zamanda tapu kaydının tashih ve ıslah edilmesi de talep ve dava edilmesine mebnidir.
Bu davalar hakkında asliye hakimlerinin kararları ve Temyiz dairelerinin içtihatları:
İlk dava, Hazineye husumet teveccüh etmiyeceği noktasından reddolunmuştur. Davacının temyizi üzerine Yüksek Temyiz Birinci Hukuk Dairesince bu red kararı, Medeni Kanunun 917 inci maddesi hükümlerine göre tapu sicillerinin tutulmasından Hazine mesul ve binaenaleyh hadisede husumet Hazineye müteveccih iken davanın reddedilmesi yolsuzdur. diye nakzedilmiştir. Tashihi karar talep edilmesi üzerine bozma sebebi ekseriyetle tadil ve ıslah edilmiştir ki şu mucip sebeplere dayanmaktadır: Dava husumetten reddolunmuştur. Hazineye mesuliyet terettüp edip etmiyeceği ikinci meseledir. Asliye mahkemesi halen bu nokta hakkında bir karar vermiş değildir. Temyiz kararında bundan bahsedilmesi tetkikat hududunu tecavüzdür. Binaenaleyh bu sebebin kaldırılmasına ve hükmün sadece husumet teveccüh edeceği noktasından bozulmasına karar verildi.
Asliye hakimi bozma kararına tebaiyet ederek Hazinenin mesul olamıyacağından bahsile davayı reddetmiş ve bu karar temyizen de tasdik edilmiştir. Dairemize gelen ikinci davaya bakan asliye hakimi dahi hadisede Hazinenin mesul olamıyacağına karar vermiştir. Asliye hakimlerinin davanın reddi hususunda dayandığı sebepler şöyledir: Tapu kayıtlarındaki yanlışlık 336 yılında yani Medeni kanunun yürürlüğe girmesinden evvel başlamış ve ferağ muamelelerinin yapıldığı 934 tarihine kadar (Yani Medeni Kanunun meriyeti tarihine kadar) devam etmiştir. Zarar, ilk yanlışlığın neticesidir. Zararı istilzam eden yanlışlık, Hazine aleyhinde mesuliyet esasını kabul eden Medeni Kanunun meriyetinden evvel vukubulmuştur. Eski kanunlarımız Hazinenin mesuliyetini kabul etmemiş olduğundan davanın reddine...
Yüksek Temyiz Birinci Hukuk Dairesi, asliye hakiminin noktai nazarını kabul ile hükmü tasdik etmiş ise de biz bu fikir ve mütalaaya iştirak edemedik. Müsaadenizle evvela ihtilafa sebep olan 917 inci maddeyi ve onun hususiyetlerini arzedeyim. Bu maddede, Hazine tapu sicillerinin tutulmasından mütevellit bütün zararlardan mesuldür. Hazine, bu zararlar kendi kusurundan mütevellit memurlara aledderecat rücu etmek hakkım haizdir. denilmektedir.
Bu maddenin tatbikinden başlıca üç ihtimal çıkabilir:
Birinci ihtimal, zararı doğuran yanlışlığın eski yani Medeni Kanunun meriyetinden evvel vukubulması, zararın dahi Medeni Kanundan evvel hadis olması,
İkinci ihtimal, zararı doğuran yanlışlığın yeni yani Medeni Kanunun meriyetinden sonra vukubulması, zararın dahi yeni kanunun meriyeti zamanında hadis olması,
Üçüncü ihtimal, zararı doğuran yanlışlığın eski kanun zamanında vukubulması ve zararın Medeni Kanunun meriyeti zamanında hadis olması.
Birinci ihtimalde eski kanun hükümlerine göre Hazinenin mesul olmıyacağı ve ikinci ihtimalde yeni kanun hükümlerine göre Hazinenin mesul olacağı şüphesizdir. Birinci ve ikinci noktalarda ihtilaf etmiyoruz. Daireler arasındaki ihtilaf üçüncü noktatadır.
917 nci maddenin hususiyetleri:
1 - Bu maddeden vazıhan anlaşıldığına göre buradaki mesuliyet doğrudan doğruyadır. Yani mutazarrır, zararı yapan memura müracaat etmeksizin Hazineden zararın tazminini isteyebilir, İcra ve İflas Kanununda olduğu gibi mutazarrır evvela zararı yapan memur veya kefiline ve bunların ödeyemedikleri takdirde Hazineye müracaat etmek mecburiyetinde değildir.
2 - Burada mutlak mesuliyet esası kabul edilmiştir. Yani buradaki mesuliyet Borçlar Kanununda olduğu gibi kusur nazariyesine istinat etmez. Daha açık tabirle tapu sicillerini tutan memurun kusuru olmasa bile Hazine mesuldür. Hatta mutazarrırın mukabil kusuru olsa bile gene Hazine mesuldür. Ancak Borçlar Kanunu hükümlerine göre hakim zarar miktarını tahfif edebilir. Kusur yalnız zararı ödeyen Hazinenin memura rücuu halinde aranılır. Memurun kusuru varsa Hazineye karşı mesul olur. Aksi takdirde mesul olmaz. Bu hüküm 917 inci maddenin ikinci fıkrasından vazıhan anlaşılmaktadır.
3 - Mesuliyet tapu sicillindeki yanlışlığa münhasır değildir, bunun merbutatından olan plandaki mesaha yanlışlıklarına da şamildir.
Bu izahattan Medeni Kanunumuzun tapu sicilline ne kadar ehemmiyet verdiği anlaşılır. Gayrimenkule müteallik medeni muamelatın yegane mercii olan tapu kayıt ve sicillerinin, fertlerin emniyet ve itimadına mazhar olması esas olduğundan bunlara müstesna ehemmiyet verilmesi pek yerinde bir harekettir.
917 inci maddenin şümulü derecesi:
Fikrimizce Hazinenin mesuliyetleri yeni sicillerine münhasır olmayıp eskiden mevcut sicillerin tutulmasından doğan zararlardan da Hazinenin mesul olması lazım gelir. Çünkü Medeni Kanunun birinci maddesi mucibince her hadise yani kanundan, akitten ve haksız fiil ve haksız iktisaptan doğan bütün hadiselerin hukuki hükümleri vukuu tarihinde mer'i bulunan kanun hükümlerine tabidir. O halde hadise nedir ve hangi kanun zamanında vukubulmuştur? Onu tayin etmek lazımdır.
Yüksek Temyiz Birinci Hukuk Dairesinin noktai nazarına göre, Hadise tapu sicillerinin yanlış tutulmasıdır. Bu yanlışlığın eseri Medeni Kanunun meriyeti zamanında zahir olmuş amma buna itibar yoktur. Malumdur ki, haksız bir fiil ve muamelenin tazmini mucip olabilmesi için bazı unsurlar vardır.
A - Haksız bir fiil ve muamele olmalı,
B - Bu haksız fiil ve muameleden bir zarar hadis olmalıdır.
Şüphe yok ki, bu unsurlar mesuliyetin ayrı ayrı şartları olmayıp ikisinin içtimai lazımdır. Zira kaideten bir fiil veya terki fiil bizatihi ve tevlit edeceği neticelerden mücerret olarak tanzimi müstelzim değildir. Bundan bir kimsenin menfaatlan haleldar olmuş ise zaman tazmini mucip olur. Bundan şu netice çıkar ki, bir fiil veya terki fiil ancak neticeleri yani sebebiyet verdiği zarar itibariyle hukuki bir mevcudiyet kesbeder.
Hiç bir zarar tevlit etmemiş olan bir fiil veya terki fiile hukuki bir hüküm terettüp etmez. Şu halde hadisemizde tapu sicillinin yanlış tutulması başlı başına bir mevcudiyet ifade etmez. Ancak sebebiyet verdiği zarar itibariyle hukuki bir mevcudiyet ifade eder. Hadisede zararın yeni kanun zamanında vaki olduğu gibi fiil ile zarar arasında illiyet irtibatı da mevcuttur. Yani zarar doğrudan doğruya tapu kaydının yanlış tutulmasından doğmuştur. Binaenaleyh yeni kanun hükümlerine tabi olmak lazım gelir. Tapu sicilleri hakkındaki kanuni hükümlere göre dahi Hazine eski kayıt ve sicillerden doğan zararlardan da mesuldür. Filhakika Medeni Kanunun 910 uncu maddesinde, Tapu sicilli, gayrimenkulier üzerindeki hakların hallerini gösterir. Tapu sicillinin numunesi ve nasıl tutulacağı nizamnamei mahsus ile mukayyettir denildiği gibi Tatbik Kanununun otuz yedinci maddesinde de, gayrimenkul mallara ait sicil teşkilatı tatbike başlandıktan sonra işbu tatbikten evvel müesses ayni hakların mezkur sicillere kaydedileceği ve herkesin ayni haklarını tescil ettirmesi için Hükümetin ilan tarikiyle halkı davet ve haberdar edeceği ve eski kanuna tevfikan tescil edilmiş olan ayni hakların Kanunu Medeni ile gayri kabili telif olmadıkça yeni gayrimenkullere ait sicillere resen kaydolunacağı yazılıdır. Bundan başka Medeni Kanunun 931 inci maddesinde tapu sicillindeki kayda hüsnüniyetle istinat ederek mülkiyet veya diğer bir ayni hakkı iktisap eden kimsenin bu iktisabı muteber olacağı zikir ve tasrih olunmuştur. Bu maddelerde mutlak olarak zikrolunan tapu kayıt ve sicilleri yeni ve eski bütün kayıt ve sicillere şamil olup adı geçen maddelerin ıtlakını takyit edecek sarih veya zımni bir hüküm mevcut bulunmamıştır. Bununla beraber bir taraftan gayrimenkul malların iktisabında eski kayıtlara istinat olunmak, diğer taraftan bu kayıtların tutulmasından doğan zararlardan Hazinenin mesul olmıyacağını iddia etmek telifi kabil olmıyan bir tezattır.
Bundan başka Tatbik Kanununun ikinci maddesinde Kanunu Medeninin intizamı amme ve adabı umumiyeyi temin zımnında vaz edilmiş olan kaideleri, mer'i olmağa başladıkları zamandan itibaren haklarında istisnai bir hüküm olmıyan bütün hadiselere kabili tatbiktir deniliyor. Medeni Kanunumuza göre gayrimenkule müteallik bütün hükümler intizamı amme esasına müstenittir.
Tapu sicillerine ve ondan doğan zarar ve ziyan hususlarına ait hükümler dahi daha ziyade sicillerin selametini ve halkın sicillere karşı emniyet ve itimadını temin maksadiyle vaz olunmuştur. Binaenaleyh Medeni Kanunun bu hükümleri, istisnai bir hüküm olmadıkça meriyetinden itibaren bütün hadiselere tatbik olunur.
Ne Medeni Kanunda ne de tatbik kanununda 917 inci maddenin ıtlakını takyit edecek sarih veya zımni bir hüküm de mevcut değildir. Binaenaleyh zararın illeti sicillin tutulması olsa bile Hazinenin gene bu zarardan mesul olması icap eder.
917 inci maddenin tatbiki şekli ve şümulü derecesi hakkındaki düşüncelerimizi arzettim. Doğrudan doğruya fertlerin hak ve menfaatlarını korumak maksadiyle yeni kanunumuzun kabul ettiği bu mesuliyet sisteminin takyit ve tahdidine hiç bir sebep yoktur. Takdiri Yüksek Heyetinize aittir.
F. Hulusi Demirelli: Evvelce söz söyliyen arkadaşlar dairelerde vaki olan ihtilafın hikayesi ile başladılar. Bendeniz de böyle başlıyacağım. Evvela mahalli hukuk mahkemesinden dava Hazineye husumet teveccüh etmediği beyaniyle reddedilmiştir. Dairenin bu kararı bozması 917 inci maddeye müstenittir. Husumetin Hazineye müteveccih olduğu noktasındandır. Bunu Hazine vekilleri başka türlü anlamışlardır. Nihayet tashihi kararda bir tavzih yapılmak mecburiyeti hasıl olmuştur. Hazine mesuldür denmek mülahaza edilmemiştir. Zannediyorum ki, bir davada husumetin Hazineye teveccüh etmesi mutlaka mahkumiyetini mucip bir hal değildir. 917 inci madde İsviçre'nin 955 inci maddesinden alınmıştır. Orada Medeni Kanun federal bir kanun olmak itibariyle ona göre hükümler konmuştur. Medeni Kanun federalize edilince bütün kantonlar için teknik bir esasa istinat ettirilerek gayrimenkul sicilleri tutulmak lazım gelmiştir. Federal devletin mesuliyeti kabul edilmiştir. Binaenaleyh ne bizde ne de orada eski kayıtların muteber olmadığı esası kabul edilmemiş ve bu kastedilmemiştir. Bazı kantonların sicilleri de doğrudan nakledilmiştir. Fakat o sicillerin evvelki hatalı kayıtlarından Devlet, üzerine mali mesuliyet alamazdı ve almamıştır.
Bizde evvelce bu kayıtlar Devletin mesuliyeti altında mı yapılmıştır? Devletin bu hallerden mesul olacağı hakkında bir kayda tesadüf edilemez. Dördüncü Hukuk Reisi de böyle bir iddiada bulunmamıştır. Zikrettikleri misalin hadiseye şümulü yoktur. İllet ile zarar arasında bir irtibat mantıki mevcut değildir.
Bir adam yarı hisse diye bir gayrimenkul almış, sonra dörtte bir olduğu anlaşılmış. Bu adam bir zarar görmüş, Hazine aleyhine bir dava açmıştır. Vakıa zarar bugün vaki olmuştur. Fakat illet Kanunu Medeninin meriyetinden evvel olmuştur. O zaman Devlet bu teminatı vermemişti. Böyle mesuliyeti deruhte etmediği bir zamanda vaki olan hata o illete raci olmak itibariyle zarar ne vakit olursa olsun tapu kaydında vaki olan hatanın tarihine bakılmalıdır. Bu mesuliyetin eski hadiselere teşmili doğru olmadığı gibi intizamı ammeye taalluk eden hükümlerin makabline teşmili yolu ile mali mesuliyetin de eski kusurlara şümulünü kabul etmek mümkün değildir. Hukuki mesuliyet hususunda bu babta da kanunda sarahat lazımdır. Binaenaleyh asliye mahkemelerinin bu yoldaki kararları tasdik edilegelmektedir. Husumete müteallik bir bozmadan mesuliyet terettüp edeceğini istihraca imkan yoktur.
Meselemiz 917 inci maddenin makabline teşmili lazım gelip gelmiyeceği meselesidir. Biz tapudaki hatanın vukuu tarihinde Hazineye mesuliyet terettüp etmemesi hasebiyle şimdi zararın tahaddüs ettiğinden bahsile makabline teşmil suretiyle tatbikat yapmağa imkan göremiyoruz. İsviçre'de de bu mesuliyet yeni sicillerin teessüsünden sonra başlamıştır. Bu hatanın mazmun olduğu bir zamanda vaki olduğu ispat edilmek lazımdır.
Fevzi Bozer: Misali fiil ile zarar arasında irtibat mevcut olduğunu göstermek için arzetmiştir.
F. Hulusi Demirelli: İllet ile zararı beraber mütalaa etmek lazımdır.
Zahir Sencer: Hangi noktai nazarın doğru olduğunu tayin edebilmekliğim için fikrime gelen bir mütalaayı arzedeceğim. Birinci kayıt yirmi sene evvel yapılmıştır. Kanunu Medeniden sonra başka birinin üzerine tesis edilmiş bir kayıt vardır. Şimdi bu eski hatalı kayda mı rücu edilecek? Birinci Hukuk Dairesinin noktai nazarına göre bütün kayıtların eskisi tetkik edilmek lazımdır.
F. Hulusi Demirelli: Eskiden doğru bir kayıt yok ki, ana göre bir kayıt düzeltilsin! İlleti mucibi mesuliyet midir, değil midir?
Şemsettin Temirez: Tapu kayıtlarında husule getirilen hatada Hazinenin mesuliyeti derkardır. Yanlışlık Medeni Kanunun meriyetinden evvel olmuştur. Şimdi Kanunu Medeni meriyete girmiştir ve bu da bir çok vazifeler vermiştir. Hazine ne yapacaktı? İşte bu hususta Tatbikat Kanununun otuz yedinci maddesi eski kayıtları yeni şekle göre tescildir. Bu, sahipleri müracaat etmeksizin yapılacaktı. Kantonlarda müseccel olmıyan kayıtlar mevcut idi. Otuz yedinci maddenin ikinci fıkrası bunun için tedvin edilmiştir.
O. Nuri Köni: Kanunu Medeninin meriyetinden sonra Hükümet vecaibini ifa etmedi. Binaenaleyh eski kayıtlar yeni kayıt oldu. Kucakladı, benimsedi. O halde vazifesini yapmamış olması itibariyle mesul olması lazım gelir, diyorum.
Aziz Yeğer: Medeni Kanunun 917 inci maddesi mucibince Hazinenin, tapu sicillerinin tutulmasından doğan zararlardan mesul olması keyfiyeti Kanunu Medeninin meriyetinden sonra tanzim ve tertip olunacak tapu sicillerinde vukua getirilecek yanlışlıklara ait ve raci olması icap eder. Çünkü Medeni Kanun, tapu sicilline ait 25 inci babında yukarda sözü geçen madde ile Hazine mesuliyetini kabul ederken tapu sicillerinin yeniden tanzimine müteallik hükümler de koymaktadır.
910 uncu maddenin son fıkrasında (Tapu sicillinin numunesi ve nasıl tutulacağı nizamnamei mahsus ile muayyendir) deniliyor. 916 ncı maddede (Tapu dairelerinin teşkilatının ahkamı mahsusaya tabi olduğu) yazılıdır. Medeni Kanunun Meriyet Sureti ve Tatbik Şekli Hakkındaki Kanunun otuz yedinci maddesinde (Gayrimenkul mallara ait sicil teşkilatı tatbika başlandıktan sonra işbu tatbikten evvel müesses ayni haklar, mezkur sicillere kayıt edilecektir. Herkesin ayni haklarını tescil ettirmesi için Hükümet ilan tarikiyle halkı davet ve haberdar edecektir. Eski kanuna tevfikan tescil edilmiş olan ayni haklar, Kanunu Medeni ile gayri kabili telif olmadıkça yeni gayrimenkullere ait sicillere resen kayıt olunacaktır) sarahati vardır. Yine bu kanunun kırkıncı maddesinde, (Kanunu Medeninin ayni haklara müteallik hükümleri gayrimenkul sicillerinin teşkilinden evvel dahi umumiyet itibariyle mer'idir) diye yazılıdır.
Kanunun bu açık ifade ve beyanları mesuliyet hükmü ile beraber yeni bir sicil kaydı tesis ve tanzimi keyfiyetini de bildirmektedirler.
910 uncu maddenin son fıkrası ifadesi istikbale ait bir hüküm ve icabı telkin eder.
Hususiyle yukarıda yazılan tatbik kanunu maddeleri delaletiyle sözü geçen fıkrada başka türlü bir mana çıkarılamaz. Tatbik Kanununun otuz yedi ve kırkıncı maddeleri beyanı, bu konu ve maksadı daha açık ifade ediyor.
Kanunu Medeninin neşrinden sonra meriyete giren 2613 sayılı Kadastro ve Tapu Tahrir Kanunu gayrimenkul malların sahipleri namına nasıl tespit olunup tapuya tescil olunacağını etrafiyle nakil ve beyan etmektedir. Bu kanuna müstenit olarak yeni tesciller yapılmış ve yapılmakta bulunmuştur.
Medeni Kanundan evvel hükmü cari kanunlarımızda Hazinenin bu yolda bir mesuliyeti yoktu ve o zamanlarda mal ismeti korunur, üçüncü şahısların iktisabına bir kıymet ve ehemmiyet verilmezdi. Hazinenin eski zamanlara ait belki pek çoğu tasdikli veya tasdiksiz yoklama defterleri kayıtlarına istinat eden doğru, eğri tasarrufları sahiplerine karşı evvelce hiç bir mali mesuliyet ile temin etmemiş iken durup dururken sonradan bunların eğriliklerinden dolayı mesuliyet kabulü veçhi mantiki olarak izah olunamaz. Hiç şüphesizdir ki, Hazine bu mesuliyeti yeni yapılacak tescillere istinat ederek ve bu kayıt ve tescillere güveni sağlamak amacı ile kabul etmiş bulunuyor. Doğru ve mantıki olan da budur. Bir gayrimenkul tapu sicillindeki kayda hüsnüniyetle istinat ederek iktisap eden kimsenin bu iktisabı muteberdir (Kanunu Medeni m. 391). Bu Medeni Kanunumuzun yeni bir hükmüdür. Tapu kayıtlarına istinadı sağlamak gerektir. Hazine bu sebeple bu külfeti üstüne alıyor. Hazinenin mesul olmadığı bir zamandaki tapu kaydı yanlışlığından dolayı daha sonra çıkan bir kanunla mesuliyetini kabule kanun hükümleri ve hukuk nazariyeleri müsaade etmez.
Netice, Hazine ancak Medeni Kanunun neşrinden sonra tanzim ve tertip olunacak tapu sicillerinin yanlışlıklarından mesul bulunur. Tapu kayıtlarının bu şekilde tutulmasından doğma zararları öder. Yoksa daha evvelki zamanlarda yapılmış yanlışlıklardan doğma zararlardan mesul olmaz.
Şefkati Özkutlu: Bu kanunda bahsedilen tapu sicilli bu kanunun neşrinde var mıydı? Buna müsbet cevap verilirse mesuliyet vardı, demektir. Olmadığına göre yeni sicil ne vakit teşekkül eder? Yani kadastro gören yerlerde bir hata varsa zarar terettüp eder.
Fevzi Bozer: Aziz ve Şefkati Özkutlu bizim eskiden hiç bir sicillimiz yoktu, dediler. Ben başınızı ağrıtmamak için söylemedim. Eskiden bir çok kanun, nizamname ve talimatnamelere göre muntazam siciller tutulduğu malumdur. 1270 tarihindenberi neşredilen nizamname ve kanunlar ve Mahmut Esat Efendi Kanunu denen kanunlar vardı ve hatta Avrupa'da bizdeki siciller gibi sicil mevcut değildi, denilebilir. Hükümet bunu kabul etmiş, eski kayıtları benimsemiştir.
Aziz Yeğer: Evvel bir kayıt vardı. Fakat gayri muntazamdı. Mesuliyeti kabul edince esaslı bir kayda tabi tutması lazım geldi ve 936 ncı madde ile de bunu söylemiştir.
Galip Karayalçın: Hazine tapu sicilli tutulmazsa mesuldür. Bizde mevcut olan kaydı nakil suretiyle yapacaktır. Eskiden işlenmiş bir hatadan dolayı makabline teşmil ile mesul etmek doğru değildir.
İcra İflas Dairesi Reisi Abdullah Aytemiz: Medeni Kanunun 917 inci maddesi hükmünün makabli hadisat ve sicillata şamil olup olmadığı meselesi tevhidi içtihada mevzu teşkil etmektedir. Hazinenin tapu sicillerinin tutulmamasından mütevellit zararlardan mesuliyet esasını kabul eden kanun vazıının mesuliyeti tamim ve teşmil ettiği 910 uncu maddenin son fıkrasından anlaşılmaktadır. Bu maddenin son fıkrasında tapu sicillinin numunesi ve nasıl tutulacağı bir nizamnamei mahsus ile muayyendir, denmektedir. Şu halde bu maddeden mevcut nizamnameler maksut olup aksi düşünülmüş olsaydı, bundan sonra tanzim olunacak nizamname ile tayin olunacaktır, derdi.
Devletin en mühim hakimiyeti toprak üzerindedir. Fertlerin menkul servetleriyle meşgul olmıyan Devlet gayrimenkuller üzerinde fiili bir murakabe tesis ederek bir çok teşkilat vücuda getirmiştir. Nitekim Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununda gayrimenkulun bulunduğu mahalde dava açmak mecburiyeti ve kat'iyet kesbetmiyen gayrimenkullere müteallik ilamların icra olunmaması gibi amir hükümler nizamı amme mülahazasından mülhemdir. İntizamı amme ile alakalı olunca tatbik kanununun ikinci maddesi sarahati veçhile bu kabil hükümlerin makabline teşmili zaruridir. Filhakika her hadise vuku bulduğu zamanda mer'i hükümlerle halledilir. Fakat intizamı amme ve adabı umumiyeyi temin için vaz edilmiş olan kaideler mer'i olmağa başladığı zamandan itibaren haklarında istisnai bir hüküm olmıyan bütün hadiselerde tatbik olunmak lazım gelir. Madem ki, tatbik kanununda 917 inci maddenin evvelki sicillata şamil olmıyacağı hakkında bir kayıt ve işaret yoktur, şu halde kaideten bunun daha evvele teşmili tabiidir.
Bu madde ile vazııkanun gayrimenkule müteallik kuyudat ve muamelatın selameti cereyanını ve mazbutiyetini temin etmiş olacaktır. Çünkü bu maddenin son fıkrasında Hazinenin zamin olacağı meblağ ile kusurlu olan memura rücu'an müracaat edeceği yazılıdır. Hazine zamin olduğu şeyle alakalı memura behemehal rücu edeceğinden bunu bilen memurlar vazifelerini daha dikkatle yaparlar. Ve alakalılara lüzumu olan malumatı sıhhatli verirler. Bir zarar vukuuna sebebiyet vermemek için basiretli, itinalı hareket ederler. Her ne kadar ihmalleriyle, kasıtlariyle aharın zararına sebep olan memurlar eski mevzuata göre de mesul idiler. Amma bu mesuliyet daima nazari sahada kalırdı. Zira hatası yüzünden zarar görenler ya memurun infialinden çekinerek veyahut maişeti maaşına inhisar eden bir memurdan zararın tazminini mümkün görmiyerek böyle bir dava açmaktan çekinirlerdi. Böyle bir madde vaz olununca aharın zararını tazmin eden Devlet kusurlu olmak şartiyle behemehal rücu hakkını istimal edeceğinden, fertlerde olduğu gibi böyle bir mülahaza mevcut olmadığından kendilerine her halde rücu olunacağını bilen alakalı memurlar daha dikkatli davranırlar.
Hulasa, intizamı amme mülahazasiyle vaz olunan mezkur 917 inci madde hükmü evvelki hadiselere ve sicillere şamildir. Çünkü aksine bir hüküm mevzu değildir.
F. Hulusi Demirelli: Amme intizamına taalluk eden maddelerin makabline teşmili zaruridir, diyorlar. Mesuliyet tesis ediyorsa meriyeti tarihinden başlar. Mesul olmadığı bir zamanda işlediği bir fiilden dolayı bugün Devlet mesul tutulamaz.
Bazı yerlerde Devlet teknik siciller yapmıştır, dediklerini kabul edersek memur, durun bakalım bir kayıt var amma doğru mu değil mi, eski kayıtları bir bulalım, diyecek, bütün ferağ işleri bu yüzden teahhura uğrayacak. Buna mesağ veriyorlar mı? Bu maddeyi Hükümet düşünmüş ve öyle tedvin etmiştir. Binaenaleyh akil olan bir adam tasavvur edilebilir mi ki, eskiden müşevveş olan kayıtlardan mesuliyet kabul etmiş olsun? Şefkati ve Aziz Yeğer bizden de ileri gidiyorlar. Binaenaleyh en makulü, mutedili Birinci Hukukun kararıdır.
Zahir Sencer: Tapu sicillinden bahseden 638 inci ve 639 uncu maddelerini okuduktan sonra mevcut kayıtlar sicil midir, değil midir? Sicil değilse 638 inci maddenin mahalli tatbiki kalmaz. Aziz ve Şefkati Özkutlu bunu kabul ediyorlar mı? Eskiden olan işlerde bir zarar istenemez ve fakat yeni kayıtlar sicildir. Bundan Hükümet mesuldür.
Abdullah Aytemiz: Bu kanunun meriyetinden itibaren mesuliyet kabul etseydi bunu kanunda zikrederdi. Esasen eski kanunlarımızda da memurlar yaptıkları zararları zamin idi. Bu maddenin ikinci fıkrasile bir hüküm vazedilmiş değildir, belki teyittir. Bir zamanlar Temyiz Komisyonunda bulundum. Mali kanunlarda daima Hazine nef'i düsturu hakimdir.
Şefkati Özkutlu: Bugünkü anlamda bir kadastronun evvelce mevcut olmadığı iddiasında ısrar ettiğini, 910 uncu madde nizamname yapılacaktır, demektedir. Çünkü kanundan evvel nizamname yapıldığı vaki değildir.
Fevzi Bozer: Borçlar Kanununun 158 inci maddesinde de mutlak mesuliyet esası kabul edilmiştir. Medeni Kanunun meriyetinden evvel müteahhide bir ev yaptırdım. Müteahhit fena malzeme kullanmıştır. Yeni kanun zamanında yıkılır da bir zarar husule gelirse mal sahibi mesul değil mi? Elbet mesuldür.
Şemsettin Temizer: Aziz ve Şefkati Özkutlu Medeni Kanunun 25 inci babının hükmünü tamamen muattal bir hale getiriyorlar. Biz Kanunu Medeninin neşrinden sonra Hükümet üzerine düşen vecibeyi yapmamıştır, resen yenilemek mecburiyetinde olan Hükümet yapmamış ise mesul değildir demek imkanı yoktur, diyoruz.
F. Hulusi Demirelli: Muamelat durmaz. Eğer karar Devletin mesul olduğu yolunda çıkarsa Devlet, korkarım ki, doğru bir tefsire kadar tapu muamelatını durdurmak mecburiyetinde kalır.
Birinci Reis: iki maddeyi okuduktan sonra Hükümet hiç bir kaydı ihtirazi koymadan mesuliyeti kabul etmiştir. Böyle olunca bu mesuliyetten teberru ettirmeğe imkan yoktur. Zarar azimdir. Çok düşünmeğe sevkediyor, ne yapalım. Kanunu Medeniden evvel veya sonra olmasında fark yoktur. Memurun kusurundan doğsun doğmasın mutlak mesuliyeti kabul etmiş. İntizamı amme meselede mevzuubahistir ve fakat bu sarahat karşısında meriyetten evvel veya sonra diye bir tasnife de imkan yoktur.
Ve nitekim geçen hafta Hukuk Heyeti Umumiyesinde buna benzer bir iş geçtiğini, mesele çok ehemmiyetli olmakla beraber bir şarta taalluk etmemiş olması hasebiyle mesuldür, demeleriyle reylere müracaat neticesinde karar nisabı hasıl olamadığından gelecek toplantıya bırakıldı. 08/03/1944.
- İkinci celse: 15/03/1944 -
Bugün muayyen zamanda Heyete kırk yedi zatın iştirak ettiği görüldükten ve müzakere nisabı tahakkuk ettikten ve zabtı sabık okunduktan sonra tekrar söz alan:
Y.K. Arslansan: Kanunu Medeninin 917 inci maddesinde tapu sicillinden kastolunan kayıt ve vesikaların ne olduğu anlaşılabilmek için işbu maddeyi 910 uncu madde ile birlikte mütalaa etmek ve asıllarından ayrıldığı noktaları gözönünde bulundurmak iktiza eder.
Kanunu Medeninin 910 uncu maddesine tekabül eden İsviçre Kanunu Medenisinin 942 inci maddesinde, «Tapu sicilli gayrimenkul üzerindeki hakların hallerini gösterir. Tapu sicilli, defteri kebir ile mütemmim vesikalar, planlar, sıralar, evrakı müsbite, yevmiye defterlerini ihtiva eder. denildiği halde 910 uncu maddeye birinci fıkra aynen alınmış, ikinci fıkra yerine tapu sicillinin mümunesi ve nasıl tutulacağı hususi bir nizamname ile muayyen olduğu hükmü konularak tapu sicillini hangi kayıt ve vesikaların teşkil edeceği hususunu bir nizamnameye bırakmıştır.
910 uncu madde hükmü yerine getirilmek üzere İsviçre'ye izam olunan heyetler marifetiyle lazım gelen tetkikat yaptırılarak hazırlanan Tapu Sicil Nizamnamesi 930 senesinde yürürlüğe girmiş ve ancak bu tarihte Kanunu Medeninin derpiş eylediği tapu sicilli bu nizamname ile meydana gelmiştir.
2644 sayılı Tapu Kanununun otuz sekizinci maddesinde lağvolunduğu gösterilen kanun, nizamname, talimatnameler arasında yazılı 1274 tarihli nizamname hiç bir veçhile 910 uncu maddede istihdaf olunan Kanunu Medeni hükümlerine uygun bir nizamname olamıyacağına göre 910 uncu maddede kullanılan hususi bir nizamname ile muayyen tabiri hiç şüphesiz ilerde tayin olunacak bir nizamnameye mahmul ve maruftur.
İsviçre Kanunu Medenisinin 955 inci maddesi mukabili olan 917 inci maddede başlıca ihtilafın mevzuunu teşkil eden Hazine tapu sicillerinin tutulmasından mütevellit bütün zararlardan mesuldür fıkrası aslındaki Kanton yerine Hazine konulmak suretiyle aynen alınmıştır. Diğer ikinci ve üçüncü fıkralar da teşkilat ve ihtiyacımıza göre değiştirilerek bir fıkrada cem olunmuştur.
Yukarda tafsilen izah eylediğim veçhile Kanunu Medeni hükümleri dairesinde tapu sicilleri 930 senesinde nizamname ile tesis edilmiş olmasına göre bu maddede tapu sicillinin tutulmasından kastolunan 930 senesinde yürürlüğe giren nizamnameden sonra tesis edilen Kanunu Medeni hükümlerine uygun tapu sicilleridir. Hazinenin mesuliyeti de bu tarihten itibaren başlar. Eski kayıttan doğmuş olan zarar Kanunu Medeninin meriyetinden sonra vukua gelmiş olsa dahi Hazineye mesuliyet terettüp etmez.
917 inci maddede «tutulmuş olmasından» tabiri kullanılmış olsa idi Kanunu Medeniden evvel mevcut kayıtlarda kastedilmiş suretinde tefsir olunabilirdi. Halbuki tutulmasından denilmiş olmasına göre vazııkanun evvelce tesis olunmuş olan kayıtları bir surette kastetmemiştir.
Şemsettin Temizer: Kanunu Medeninin neşrinde mer'i olan 1275 tarihli Tapu Nizamnamesi son sicil nizamnamesi çıkıncaya kadar mer'i idi. Alım ve satım ve diğer muameleler bunlara tevfikan yapılırdı.
(Tapu Sicil Nizamnamesinin 122 inci maddesini okudular.) Bu maddede dahi eski kayıtları sicillerine geçirmekle mükelleftir.
Y. K. Arslansan: Kanunu Medeni hükümleriyle telifi mümkün olmıyan 1274 tarihli nizamname Kanunu Medeninin meriyete girmesiyle zımnen ilga olunmuştur. Binaenaleyh 1274 tarihli nizamnamenin ilga tarihi 1934 senesi değil, Kanunu Medeninin meriyet tarihi olan 926 senesidir. 934 tarihli Tapu Kanunu yalnız bu ilgayı teyit etmiştir.
Şefkati Özkutlu: Nizamname kanundan sonra çıkar. Vazııkanun Kanunu Medeniden evvelki nizamnameyi kastetmemiştir. Halledilecek makabline şamil olup olmadığı meselesidir.
A. Himmet Berki: Meselenin ehemmiyetine mebni ben de düşündüğümü arzedeyim. Maalesef geçen celsede bulunamadım. Fakat Sayın Birinci ve Dördüncü Hukuk Daireleri arasındaki ihtilafın mahiyetini ve her iki dairenin noktai nazarını biliyorum. Şüphesiz geçen celsede izah buyurmuşlardır. Mütalaam reyimin esbabı mucibesini teşkil edecektir.
Malum olduğu üzere Medeni Kanunun meriyetinden evvel tapu sicillerinin tutulmasından Devlet mesul değildir. Bir mesuliyet lazım geliyorsa kusuru olan memura aitti. Devletin bu hususta ne bir taahhüdü ne de memura kefaleti vardı. İhtilafa mevzu teşkil eden hadise o zaman olsaydı Hazineden tazminat istenemeyecekti.
Fakat bu gibi hata ve kusurlardan yalnız memuru mesul tutmak tatminkar değildi. Bahusus Medeni Kanun tapu sicillerine istinada bir takım hükümler tefri ediyor. Ezcümle tapu siciline istinat eden iktisabı muteber addediyordu. Bu vaziyete göre sicillerin tutulmasından mütevellit zararları yalnız memura tahmil etmek doğru olamazdı. Esasen doğacak büyük zararları fakir bir memura tazmin ettirmek mümkün değildir. İşte bunun içindir ki, sicillerin tutulmasından Devletin mesuliyeti esası kabul edilmiş ve 917 inci maddede Hazine tapu sicillerinin tutulmasından mütevellit bütün zararlardan mesuldür, denmiştir.
Neticeleri kanunun meriyetinden evvel vukua gelen hadiselerde bu madde tatbik olunamaz. Sonraki kusur ve hadiselerden mütevellit zararlardan Hazine mesuldür. Bu iki halde mesele yoktur. Yalnız muhtacı tetkik olan cihet, kusur kanundan mukaddem, fakat neticesi muahhar olursa zikri geçen madde bu gibi ahvalde kabili tatbik midir? Asıl hallolunacak mesele budur. Kanunlar makabline şamil olmaz, kaidesine nazaran hüküm menfi olmak hatıra gelir ve buna göre maddeyi tahlil edersek Hazine bundan böyle sicillerin tutulmasından mütevellit zararlardan mesuldür, demek olur ve üzerinde durduğumuz hadisede Hazineye mesuliyet lazım gelmez. Gerçi zarar kanunun meriyetinden sonra ise de kusur ve hata mukaddemdir. Hükümler illetlerine muzaf kılınır. Ancak Tatbikat Kanununun ikinci maddesi mucibince amme intizamı kaideleri evvelki hadiselerde de mabihüttatbiktir. Bu mesuliyet meselesi bir intizamı amme kaidesidir. Tapu sicillerinin selameti ve halkın sicillere itimat ve emniyetini temin için mevzudur.
Bundan başka eski sicillere istinat eden iktisabı muteber addedip de mesuliyeti kanundan sonra vukua gelecek kusurlara hasretmek biraz garip olur. Deniyor ki nizamname 930 da tanzim edilmiştir. Bu tarihe kadar mesuliyet yoktur. Bu asla doğru olamaz. Rica ederim, bu tarihten evvel muamele yapılmıyor muydu? Memleketimiz altı yüz senedir sicil tutan ve sicille kıymet veren bir memlekettir, İsviçre'nin bazı kantonlarında kırk sene evvel sicil yoktu. Sicil nizamnameleri değişebilir. Bundan ne çıkar? Bundan sonra da bazı asıllar değiştirilebilir. Meselede bu haizi tesir değildir. Denebiliyor ki, böyle bir mesuliyet meselesi makabline nasıl teşmil edilebilir? Evet fertler hakkında öyledir. Fakat bu kanunu vaz eden Devlet sicillerinin yanlış tutulmasından doğan zararları tazmin edeceğini taahhüt ve ilan etmiştir. Bu ister mutlak bir taahhüt olsun, ister kefalet olsun öyle bir mahzur varit değildir.
Bu mütalaa ile Dördüncü Hukuk Dairesinin içtihadı daha muvafık olduğu zannındayım.
Fevzi Bozer: Y.K. Arslansan'a ufak bir noktada cevap vereceğim. Bir nizamname yapılır, diğeri ilga edilir. İlga edilen nizamname ile bir hak vücut bulmuş ise yeni nizamname çıkınca bu hak ziyaa mı uğrar? Bu haklar bir hakkı mükteseptir. Bu işin intizamı amme meselesi olup olmadığı reye konmalıdır. İntizamı amme meselesi değildir, şeklinde reyler tebellür ederse ana karşı da şerhlerden bazı noktaları izah edeceğim.
F. Hulusi Demirelli: intizamı amme meselesinin reye konması hakkındaki mütalaaya iştirak etmediğini ve intizamı ammeye müteallik hükümlerin makabline şamildir demek evvelki kanunda bugünkü kanundaki hükme muvafık olduğuna bir kayıt bulunan hallerde bu mütalaa edilebilir. Eski kanunda hiçbir hüküm olmadığına göre yeni kanunla kabul edilen mesuliyet evvele irca edilemez. Sayın A. Himmet Berki ferde taalluk ederse düşünülür. Teşekkür ederim. Fakat şunu da nazara almak lazımdır ki, Devlet burada ferd gibi mali mesuliyet kabul etmiştir. Tatbik Kanununun ikinci maddesi konulan mesuliyetin evvelki işlere teşmilini kabul etmemiştir. Hata kanunun mer'i olmadığı yani mazmun olmadığı bir zamanda olur ve zarar şimdi olursa bu tazmin ettirilebilir mi, ceza verebilirler mi? Zarar ihmalsiz olarak mucibi tazmin değildir. Hazinenin eskiden mesul olmadığı bir işten dolayı bugün mesuliyet kabul ederken eski işleri düşünür mü? Bundan sonraki sicilleri kıymetlendirmek için yapılmıştır. Devlet Kanunu Medeninin meriyetinden sonraki muameleleri zamin olmuştur.
A. Himmet Berki: Tatbikat Kanununun ikinci maddesini F. Hulusi Demirelli'nin anladığı gibi anlamadığını, iktisap hakkında cevap verilmediğini ve Devletin mesuliyeti lazım geldiğini söyledi.
F. Hulusi Demirelli: Tatbikat Kanununun ikinci maddesini okuduktan sonra, böyle bir mesuliyeti makabline teşmile imkan olmadığını, çok mühim olan bu meselenin derhal halli zararlı olacağını, şimdi şahsı şalisi himaye eden hüküm vardır. Eskiden yoktu da anın için iktisap hakkındaki kaideyi tatbik edebilir.
Vehbi Yekebaş: 926 ile 930 arasındaki iktisapların muteber olup olmadığını Y.K. Arslansan'dan sorduğunu beyandan sonra 917 nci maddede istikbale muzaf bir tabir kullanılmadığına göre Hükümetin mesuliyeti zahirdir. Yalnız şöyle bir şey diyebilir: Şartı mesuliyet olan sicil bu değildir. Kanunun makabline şümulüne veya ademi şümulüne cevap vermedim ve ona lüzum da görmüyorum. Devlet mesuldür, demiştim. Onu izah edeyim:
Kanun tarihi neşrinden altı ay sonra meridir, denmiştir. Bu altı aylık müddet zarfında o kanunun tatbiki için lazım gelen vecibeleri ve şartları ikmal etmiştir. Devletin vaktiyle bu yolda hukuki mülahaza ile şartlarını itmam için muktazi imkanını ihzar ve neticesini sarahaten kabul ettiği mesuliyeti muvacehesinde bu gün nef'i Hazine zehabını tesise imkan yoktur. Devlet kanuna koyduğu sarahatla kabul ve taahhüt ettiği vecibesini yapmadığı için aktin taraflarına karşı mesuldür.
İ. Ertem: İki asla irca etmek suretiyle müzakere edilmesi lazım gelir.
Fevzi Bozer'in çekinerek beyan ettiği rey ve Birinci Hukuk Dairesinin noktai nazarı bir tarafa bırakılırsa Abdullah Aytemiz'in yapmadığı teklif zorlu bir iş olur.
Biz intizamı amme meselesinden yürür ve halline gidersek işi hallederiz. Bu meselenin kestirme yolu Abdullah Aytemiz'in söylediği sözler. Bendeniz bunda bir intizamı amme meselesi görmüyorum. Eski işlerde mevcut bir mesele varsa o zaman intizamı amme meselesi olur. Eskiden bir mesuliyet yok iken bugün kabul edilmesi intizamı ammeye misal teşkil etmez. Nitekim Tatbikat Kanununun ikinci maddesi de bize bunu izah ediyor. İkinci mesele fiilin vukuu mesuliyeti müntic olan bir meseleyi, netice yenidir diye bir yakası bu taraftan, bir yakası o bir taraftan mütalaa edilemez.
Bir fiilin işlendiği zaman mesuliyet yok ise fiili atiye temadi etti demeğe imkan yoktur. Bu işin muzlim kalan tarafı Hükümetin vazifesini yapmamış olması halidir. Mebde mesuliyet Kanunu Medeniden sonraya irca ederek mi, yoksa hangi tarihe irca edeceğiz? Bunu bir türlü anlayamadım. Bu hususun aydınlatılmasını istirham ediyorum. Hükümet bu vazifeyi yapmamış olması itibariyle mesuldür amma bu tarih ne zaman başlar?
F. Hulusi Demirelli: İ. Ertem'e teşekkür ettikten sonra mebde meselesine gelince, işte kadastro kanunu ve heyetleri Hükümet teşkil etmiştir. Eski kayıtlara teşmili meselesi bahis mevzuu oluyor. Bence teşmil edilemez. Söyleyeceklerim bundan ibarettir. Vehbi Yekebaş'ın buyurdukları gibi Hükümet altı ay içinde bu işleri yapacağını taahhüt etmemiştir. Bu tasavvur dahi edilemez.
Şefkati Özkutlu: İsviçre'de bu kanuna göre kayıtlar yapıldıktan sonra mesuliyet kabul edilmiştir.
Şemsettin Temizer: Kanunu Medeninin sicil bahsi intizamı amme bahsidir. İntizamı amme meselesi o kadar hadisemizin hallinde müessir değildir. 917 inci maddesinin aslındaki altı Hükümet almamıştır ve bililtizam almamıştır. Orada sicil yoktur. Bizde altı yüz senedir vardı. Bu itibarla almağa lüzum görmemiştir. Eskiden gelen kayıt üzerine Hükümet yapacağı muamelelerde tarafları himaye etmek için istemiştir. Kanunu Medeniden evvelki muameleler değildir. Kanunu Medeni zamanında tedavül ve intikal ve hibe suretinde yapılacak yeni bir tescillerde vukua gelecek kusurlardan dolayı mesuliyet terettüp eder.
O. Nuri Köni: Kanunu Medeniden evvel bir kayıt var. Zarar Medeni Kanunun meriyetinden sonradır. İşte hadisemiz budur. 917 inci madde de kanun ile kül halinde meriyete girmiştir. Devlet isteseydi 917 inci madde sicil yapıldıktan sonra cari olur, derdi.
Bu kanun Milli Korunma ve Tekaüd Kanunu gibi değildir. Devlet nizamname yapmamakla eski nizamnameleri benimsemiştir. Her halde bu hadisede mesul olması lazımdır.
Vehbi Yekebaş: Altı ayda sicil yapılması gayri mümkündür dediler. Tatbik Kanununun otuz yedinci maddesi mucibince bu mümkündür ve otuz yedinci maddedeki kayıt kadastral bir kayıt değildir. Bir tescil seferberliği ile bu pek ala mümkündür, demeleriyle müzakerenin kifayeti kabul ve tekrar reylere müracaat olunarak neticede:
Temyiz Mahkemesi Birinci ve Dördüncü Hukuk Daireleri arasındaki ihtilafın mevzuunu teşkil eden Medeni Kanunun 917 inci maddesinin tatbik şekli ve şümul derecesi hakkında cereyan eden müzakere ve münakaşa neticesinde aşağıda gösterilen esaslar kabul olunmuştur:
1 - 917 inci maddede mutlak surette zikrolunan tapu sicillerinden eski ve yeni bütün siciller kastolunmuştur.
2 - Medeni Kanun, tapu sicilline istinat eden iktisabı muteber addetmiştir. Binaenaleyh bu kanun yürürlüğe girdikten sonra eski sicillerden doğan zararlardan Hazine mesuldür.
Mucip sebepler:
1 - 917 inci maddede Hazine tapu sicillerinin tutulmasından mütevellit bütün zararlardan mesuldür.
Hazine, bu zararlar kendi kusurlarından mütevellit memurlara aledderecat rücu etmek hakkım haizdir denilmekte ve tapu sicillerinden mutlak surette bahsedilmekte olmasına göre bu maddede zikrolunan tapu sicilleri Medeni Kanunun meriyetinden sonra tutulan sicillere münhasır olmayıp eski ve yeni bütün sicillere şamildir. Ne Medeni Kanunda, ne de Tatbik Kanununda bu maddenin ıtlakını takyit edecek sarih veya zımni bir hüküm de mevcut değildir. Bilakis Medeni Kanunun 910 ve Tatbik Kanununun otuz yedinci maddeleri 917 inci maddenin eski ve yeni bütün sicillere şamil olduğunu teyit etmektedir. Filhakika 910 uncu maddede Tapu sicillinin numunesi ve nasıl tutulacağı nizamnamei mahsus ile muayyendir» diye müstakbele muzaf olmıyan bir hüküm sevkedilmiş olduğu gibi Tatbik Kanununun otuz yedinci maddesinde de Hükümetin ilan tarikiyle halkı davet ederek veya resen eski kayıtların yeni sicillere kaydolunacağı tasrih olunmak suretiyle eski sicillerin selameti ve bu sicillere karşı halkın emniyet ve itimadı temin olunmuştur.
2 - Eski sicillerden Hazinenin mesuliyeti:
Mutlak ve doğrudan doğruya bir mesuliyet sistemi kabul etmiş olan 917 inci maddenin tatbikında başlıca üç ihtimal mevcuttur.
A - Zararı doğuran sicil yanlışlığının ve zararın Medeni Kanunun meriyetinden evvel olması,
B - Zararı doğuran yanlışlığın ve zararın Medeni Kanunun meriyeti zamanında vukubulması,
C - Zaran doğuran yanlışlığın eski kanun zamanında vukubulması ve zararın Medeni Kanunun meriyeti zamanında hadis olması. Hazine, birinci ihtimalde zarardan mesul değilse de diğer ihtimallerde mesuldür. Birinci ve ikinci ihtimallerde daireler arasında zaten ihtilaf mevcut olmayıp yalnız üçüncü ihtimalde ihtilaf edilmiştir. Her ne kadar üçüncü ihtimalde zaran tevlit eden tapu kaydındaki yanlışlık eski kanun zamanında yapılmış ve eski kanun hükümlerine göre Hazine tapu sicillerinin tutulmasından dodan zararlardan mesul bulunmamış ise de tapu sicillindeki yanlışlık bizatihi ve tevlit edeceği neticelerden mücerret olarak tazmini müstelzim değildir. Bundan bir kimsenin menfaati haleldar olmuş ise o zaman tazmini mucip olur. Şu halde yanlışlık başlı başına hukuki bir mevcudiyet ifade etmeyip ancak sebebiyet verdiği zarar itibariyle hukuki bir mevcudiyet ifade eder. Hadisede zarar yeni kanunun meriyeti zamanında hadis olduğu gibi bu zarar doğrudan doğruya tapu sicillindeki yanlışlıktan neşet etmiş ve yanlışlık ile zarar arasına başka bir fiil de haylulet etmemiş olduğundan Tatbik Kanununun birinci maddesi hükümlerine göre bu zarardan Hazinenin mesul olması tabiidir. Kaldı ki, Medeni Kanunun 931 inci maddesi, tapu sicillindeki kayda hüsnüniyetle istinat ederek mülkiyet veya diğer bir ayni hak iktisap eden kimsenin bu iktisabını muteber addetmiştir. Müstakar mahkeme içtihatlarına göre eski kanun zamanında tutulan tapu sicillerine hüsnüniyetle istinat eden kimsenin iktisabı hakkında da ayni hüküm tatbik olunmaktadır. İktisap gibi en mühim hukuki tasarruf ve muamelelerde medan istinat olan eski sicillerin tevlit ettiği zararlardan Hazinenin mesuliyeti zaruri bir neticedir. Tapu sicillerinden doğan zarardan fertlerin hak ve menfaatlarını mutlak surette korumak maksadiyle yeni kanunumuzun kabul ettiği bu mesuliyet sisteminin takyit ve tahdidine hiç bir sebep yoktur. Binaenaleyh eski siciller, Medeni Kanunun meriyetinden sonra bir kimsenin zararına sebep olmuş ise bu zarardan Hazine mesul olur.
İşte bu mütalaa ve mülahazalara binaen 917 inci maddede mutlak surette zikrolunan tapu sicillerinin eski ve yeni bütün sicillere şamil ve yeni kanunun meriyetinden sonra bu sicillerden doğan zararlardan Hazinenin mesul olduğuna ilk içtimada sülüsan ekseriyet hasıl olmadığından 15.03.1944 tarihinde ve ikinci içtimada mutlak ekseriyet ile karar verildi.(¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy