- Birleştirilmiş
Yargıtay/Ceza 11/79 ve 13/79
Yüksek Mahkeme Huzurunda.
Mahkeme Heyeti: Ahmet İzzet, Salih S. Dayıoğlu, N. Ergin Salâhi.
Yargıtay/Ceza 11/79
(Dava No. 2975/78; Lefkoşa)
İstinaf eden: Resmi Öke, Lefkoşa.
ile-
Aleyh-ine istinaf edilen: Başsavcılık., Lefkoşa.
A rasında.
İstinaf eden namına: Ali Dana.
Aleyhine istinaf edilen namına: Akın Sait.
Yargıtay/Ceza 13/79
(Dava. No. 2975/78; Lefkoşa)
İstinaf eden: Başsavcılık, Lefko-şa.
ile
Aleyhine istinaf edilen: Resmi Öke, Lefkoşa.
Arasında.
İstinaf eden namına: Akın Sait.
Aleyhine istinaf edilen namına: Ali Dana.
Hırsızlık malı tasarrufunda bulundurma - Suçun üç unsuru - Suç unsur-larından biri olan Sanığın malı alırken malın çalındığını veya yasal olmayan bir şekilde elde edildiğini bilmemesi.
Fasıl 154 Ceza Yasası - Yasanın 306(a) maddesine aykırı Sanığın çalınmış olduğunu bildiği halde 4 bileziği zimmetine geçirmesi.
Ceza Usulü -- Müdafaa - Sanığın müdafaası - Hırsızlık mal kabulü suçunda Sanığın müdafaası - Çevre şahadet ve ispat külfetine ilişkin prensipler - 2/74 sayılı Ceza Istinafta belirtilen prensiplerin tefsiri.
Ceza Usulü - İspat - İddia Makamının suçun tüm unsurlarını ş-üpheden ari olarak ispat etme yükümlûlüğü - Hırsızlık mal kabulü suçunda Sanığın hırsızlık olduğunu bilerek malı tasarrufuna aldığının İddia Makamınca şüpheden ari bir şekilde ispat edilmesi.
Şahadet - Çevre şahadet - Sanığın eşyaların çalıntı ölduğunu- bildiğinin çevre şahadetle kanıtlanması.
Sanığın vermiş olduğu izahat - Sanığın iddialarını makul şüpheden ari olarak ispat etmekle mükellef olmaması - Sanığın verdiği izahatın şüphe yaratması veya doğru olma ihtimalinin bulunması.
Mahkûmiyet aleyhine -istinaf - Sanığın mahkûmiyet aleyhine istinafı.
Ceza aleyhine istinaf - Başsavcılığın ceza aleyhine istinafı.
OLAY: Sanık, Refika Süleyman Afşaroğlu'na ait 4 altın bileziği çalınmış eşya olduğunu bildiği halde tasarrufuna geçirmekle itham edildi. İlk M-ahkeme Sanığı mahkûm ederken hırsızlık mal kabulü suçunda, suçun üç unsurunun İddia Makamı tarafından ispatlanması gerektiğini belirtti. İlk Mahkeme bu üç unsurdan eşyaların çalınmış olduğunun ve Sanığın tasarrufunda bulunduğunun ispat edildiğini belirtere-k Sanığın eşyaların çalıntı olduğunu bilip bilmediği üzerinde duıdu. Sanığın, Sabahattin Benzer den aldığı 4 bileziği gizlediğini, karısına düğün hediyesi olarak verdiği bilezikleri tanımadığını, işsiz, parasız biri olan Sabahattin Benzer' den akşam geç va-kitte bilezik satın aldığını dikkate alan İlk Mahkeme Sanığın eşyaların çalıntı olduklarını bildiğini gösteren çevre şahadet bulunduğu kanısına vardı ve Sanığı 6 ay hapse mahküm etti.
Sanık avukatı, İIk Mahkemenin çevre şahadet veya ispat
külfeti prensiple-rini ve 2/74 sayılı Ceza İstinafında
belirtilen prensipleri yanlış tefsir ettiğini öne sürerek
istinaf etti.
SONUÇ: Yüksek Mahkeme, suçun en önemli unsurunun Sanığın
bilezikleri tasarrufuna alırken çalınmış olduğunu bilip
bilmediği olduğunu belirtti.
Sa-nığın dava konusu eşyaları alırken çalıntı olduğunu bildiğini kanıtlama yönünden İlk Mahkemenin dikkate aldığı 6 çevre şahadet üzerinde duran Yüksek Mahkeme en önemli hususun PÇ Öncel Öney'in emare bilezikleri Sanığa gösterdiği zaman Sanığın söyledikleri o-lduğunu vurguladı. Sanığın, karısına düğün hediyesi olarak verdiği bilezikleri tanımamasının, emare bilezikleri incelediği halde ve üzerinde ula yerleri olduğunu gördüğü halde, bunların karısına verdiği bilezikler olmadığını anlamamasının Sanığın suçlu old-uğunu gösterdiğini dikkate alan Yüksek Mahkeme İlk Mahkemenin mahkûmiyet kararını onayladı.
Yüksek Mahkeme, Sanık aleyhine 3 ayrı ithamname düzenlenmesinin mahkûmiyeti iptal edecek bir husus olmadığı görüşünü de belirtti.
Yüksek Mahkeme, hırsızlık olayla-rının yaygın olduğu bir dönemde işlenen bu suça 6 ay hapislik cezasının az gelebileceğini belirtti. Buna rağmen Sanığın benzer bir suçtan 5 ay tutuklu kaldıktan sonra beraat ettiğini dolayısıyle maddi, manevi zararlara uğradığını gözönünde bulunduran Yükse-k Mahkeme 6 ay hapislik cezasını onayladı:
Atıfta Bulunulan Yargısal İçtihatlar:
1- Kemal Mehmet Zaim ile Türk Emniyet Müdürlüğü arasındaki
2/74 sayılı Yargıtay/Ceza.
2- R. v. Schama and Abramovitch 11
3- R. v. Hepworth (1955) 2 All E.R.
4- Woolmington -v. D.P.P. (1935) A.C.
HÜKÜM
Ahmet İZZET:
Hükümlü Fasıl 154 Ceza Yasasının 306(a) maddesine aykırı olarak, Haziran 1977 ile 13 Mart 1978 tarihleri arasında, iddia makamınca bilinmeyen bir günde, Lefkoşalı Refika Süleyman Afşaroğluna ait 6120TL. kıyme-tinde 4 adet desenli altın bileziği, çalınmış eşya olduğunu bildiği halde, tasarrufuna geçirmekten Lefkoşa Ağır Ceza Ma.hkemesi tarafından suçlu bulundu ve 21 Mart 1979 tarihinden itibaren 6 ay hapis cezasına mahkûm edildi.
30-31 Temmuz 1977 tarihleri ara-sında Lefkoşalı Refika Süleyman Afşaroğlunun, 13 Şehit Arif Salih Sokaktaki evi açılıp, arasında 6 adet bileziğin de bulunduğu mücevheratı çalındı.
13 Mart 1978 tarihinde PÇ 298 Selçuk T'ürksel ve PÇ 196 Öneel Üney aldıkları bir bilgi üzerine diş protezci-si olan hükümlünün 40, Mahmut Paşa Sokağındaki iş yerini 14.45'te ziyaret ettiler. Hükümlü dükkânda değildi. Saat 15.00'te hükümlü dükkâna geldiği zaman PÇ 298 Selçuk Türksel hükümlüye son bir seneden bu yana herhangi birisinden altın eşyası alıp almadığın-ı sordu. Hükümlü de "getirenlerden alırım ve eritip diş yapımında kullanırım" dedi. PÇ 298 hükümlüye ne gibi altın eşyası aldığını sorduğu zaman hükümlü, "yüzük, bilezik v.s." dedi. PÇ 298 hükümlüye aldığı bu altın eşyalarından yanında bulunup bulunmadığın-ı sorduğu zaman hükümlü "hayır hepsini kullandım" yanıtında bulundu. PÇ 298 hükümlüden yanında altın eşyası varsa göstermesini istedi, hükümlü de bir çelik kasa içinde bulunan altın eşyalarını getirip gösterdi ve bunların karısına ait olduğunu söyledi. Bu -altın eşyalarının çalınmış olabileceğinden şüphelenen polisler bunları zaptederek, hükümlüyü Emniyete götürdüler.
Aynı gün ö.s. saat 16.40'ta hükümlünün refakatinde aynı iki polis çavuşu hükümlünün Lefkoşa'daki 40, Yılmaz Yolcu Sokağındaki ikametgâhına gi-ttiler. Orada PÇ 298 hükümlüden evinde bulunan altın eŞyalarını göstermesini istedi, hükümlü de evindeki altın eşyalarını
getirip kendilerine gösterdi. Bunlar arasında 4 adet ince desenli bilezik de bulunuyordu. Bunların da çalınmış olabileceklerini düşün-erek polis çavuşları buniarı da zaptettiler. Daha sonra hükümlünün izni ile ikâmetgahı araştırıldı, fakat başka altın eşyası bulunmadı. Hükümlü tekrar Emniyete götürüldü. Aynı gün Emniyette Polis Çavuşu flncel Üney hükümlüye Sabahattin Benzer isimli bir şa-hıstan altın eşyası alıp almadığını sordu. Hükümlü de "Evet, Sabahattini tanıyorum ve kendisinden altın eşyası aldım" diye yanıt verdi. Hükümlüye kanuni ihtarda bulunuldu, hükümlü de "Sabahattin bana getirdiği altın eşyalarının kendisine ait olduğunu söyle-di" dedi.
Daha sonra hükümlû polise gönüllü bir ifade verdi. Bu ifade hükümlü aleyhine açılmış olaxı iki tane daha benzeri ceza davasında ibraz olundu. Bu dava ile ilgili eşyalar hakkında hükümlü özetle, Sabahattin'in bir gün iş yerine giderek Türkiyeye g-ideceğini söylediğini, Türkiyeden birşey isteyip istemediğini sorduğunu, kendisinin de ondan 22 ayar birkaç tane altın bilezik getirmesini istediğini, bir ay kadar sonra iki adet 22 ayar bilezik getirdiğini, birkaç ay sonra aynı bileziklerden iki taıie dah-a getirdiğini ve bunları, dördünü de geçer fiyattan aldığını söyledi. Aynı ifadede hükümlü, Sabahattin'i iyi karakterli birisi olarak tanıdığını, bu gibi suçlara tenezzül edeceğini aklından geçirmediğini, eşyaları alırken eşyaların Sabahattin'e ait olduğun-u tahmin ettiğini söyledi. Hükümlü aynı ifadede diğer ceza davalarına konu olan başka altın eşyası ve mücevheratı da aynı şekilde Sabahattinden aldığını söyledi.
İfadesinden sonra hükümlü tutuklandı.
15 Mart 1978 tarihinde Refika Süleyman Afşaroğlu Emniy-ete çağrılarak kendisine zaptedilen altın eşyaları gösterildi. Refika Süleyman Afşaroğlu bunlar arasından 4 adet bileziği tanıyıp bunların kendisine ait olduğunu söyledi. Bunları aldığı zaman koluna bol geldiğini, koluna uydurmak için kestirip tekrar uladı-ğını söyleyerek ulama yerlerini gösterdi.
16 Mart 1978 tarihinde PÇ Öncel llney bu dört bileziği hükümlüye gösterip bu bilezikleri Sabahattin'den alıp almadığını sordu, hükümlû de "Refika Süleyman'a ait olduğunu iddia ettiğiniz bilezikler karıma aittir, b-u bilezikleri nikâhta mı yoksa evlenmede mi taktığımı hatırlamıyorum. 6 adet mi olduğunu da hatırlamıyorum" yanıtını verdi. (Bak. tutanaklar sayfa 29).
29 Mart 1978 tarihinde PÇ Üney aynı bilezikleri hükümlüye gösterip bunların üzerinde herhangi bir izi o-lup olmadığını veya bunlara herhangi bir tamirat yaptırıp yaptırmadığını sordu. Buna yanıt olarak hükümlû, bilezikler üzerinde hiçbir izi olmadığını ve herhangi bir tamirat yapmadığını söyledi.
Ağır Ceza Mahkemesi hükümlünün itham edildiği suçtan suçlu bu-lunabilmesi için, iddia makamının ispat etmesi gereken 3 unsurdan ikisinin, yani eşyaların çalınmış olduğunun ve bu eşyaların hükümlünün tasarrufunda bulunduğunun ispat, edildiğini, sadece üçüncü unsurun,
yani hükümlünün eşyaları tasarrufuna alırken onları-n çalınmış olduğurıu bilip bilmediği hususunun, karara bağlanması gerektiğini belirtti.
Hükümlüye dava konusu bilezikleri satan Sabahattin Benzer, Ağır Ceza Mahkemesinde şahadet verdi ve bilezikleri satarken onların çalınmış eşya olduğunu hükümlüye söyled-iğini iddia etti. Ancak Mahkeme Sabahattin Benzer'in bu hususta söylediklerine inanmadı ve bu nedenle sanığın eşyaların çalınmış mal olduğunu bildiği hususunun çevre şahadetle isbatlanıp isbatlanmadığını araştırdı.
Mahkeme daha sonra hangi hususları çevre- şahadet olarak kabul ederek hükümlüyü suçlu bulduğunu izah etti. Mahkemenin bu husus ile ilgili söyledikleri aynen şöyledir:-
"İş yerinde ve bilâhare evinde yapılan aramayı müteakip emniyete celbedilen sanığın vermiş olduğu ve Mahkemeye Emare I olarak ib-raz edilen gönüllü ifadesinde başka şeyler meyanında Sabahattin Benzerdeıi 4 adet bilezik. aldığını söylemiştir. Halbuki Mahkemede istintakı sırasında bu şahıstan 8 adet bilezik aldığını itiraf etmiştir. Yine şahadet sırasında sanık dava konusu bilezikler -hakkında çelişkili beyanlarda bulunmuştur. Emare bilezikler sanığa ilk gösterildiğinde onların karısına ait olduklarını ve kendisi tarafından karısına nişan veya düğün hediyesi olarak verildiğini söylemiştir. Daha sonra Sabahattin Benzerden hırsızlık olduk-larını bilmeden Emare bileziklere benzer bilezik aldığını söylemiş ve emare bilezikler Sabahattinden aldıkları ise o zaman karısına ait bilezikleri işinde kullanmış olduğunu ileri sürmüştür. Sanık istintakında ise dava konusu bileziklerin Sabahattinden ald-ığı bilezikler olduğunu itiraf etmiştir. Karısına nişan veya düğün hediyesi olarak verdiği bilezikleri işinde kullanmasının tuhaf bir hareket olduğuna sanığın dikkati çekildiğinde sanık harp çıktıktan sonra altına ihtiyacı olduğundan eritip işinde kullanma-k zorunda kaldığını iddia etmiştir. Karısına düğün hediyesi olarak verdiği bilezikleri ihtiyaç karşısında eritip işinde kullanmak ıorunda kalan sanığın belleğinde kuwetll bir yer tutması gereken bu çol önemli olayı gerek gönüllü ifadesinde ve gerekse şaha-detinde daha ilk anda ortaya koyması gerekirdi kanaatindeyiz. Sanık dava konusu bilezikleri aldığı tarihte Lefkoşa'da bir çok evin açılıp mücevherat çalındığını işittiğini bu tarihlerde Sabahattin Renzerin işsiz ve parasız olduğunu bildiğini kabul etmekted-ir. Yine sanık dava konusu bilezikleri almazdan ewel Sabahattinden 22 ayar bir hurda bilezik, bir kaç stavroz ve içinde Rumca yazı olan alyans yüzük aldığını eşyaların kendisine gece saat 7-8 arası getirildiğini kabul etmiştir. Işsiz ve parasız almasına ra-ğmen iyi bir arkadaş olarak tanıdığı ve hatta ailece görüştükleri anlaşılan sanığin dava konusu bilezikleri alırken çalınmış eşya olduklarını bilmediğini, şüphelenmediğini ve Sabahattinin bu eşyaların karısına ait olduğunu söyleyerek kendisine sattığını il-eri sürmüştür. Sanık vermiş olduğu izahatın makûl şüpheden ari bir şekilde doğru olduğunu isbat etmekle mükellef değildir. 2/74 sayılı Ceza İstinafta 4. sayfada şöyle denmektedir:
' Verilen izahatın şüphe yaratacak nitelikte olması veya doğru olma olasılı-ğının mevcut olması kâfidir'.
Yasal durum bu olduğuna göre sanığın vermiş olduğu izahatın şüphe yaratacak nitelikte veya doğru olma olasılığının mevcut oiup olmadığına bakmak gerekir.
Sanığın gönüllü ifadesinde Sabahattin Benzerden 4 bilezik aldığını söy-leyerek diğer 4 bileziği gizlemesi, davanın duruşması sıra,sında Emare II bilezikler hakkında yukarıda değindiğimiz bir takım çelişkili iddialar ileri sürmesi, onun dava kanusu bilezik' leri alırken onların çalınmış eşya olduklarını bildiğini gösteren kuvv-etli birer delil teşkil etmektedir. Yine işsiz ve parasız olan Sabahattinden hurda altın bilezik stavroz ve içinde Rumca yazı bulunan alyans yüzük gibi eşyalar satın aldıktan sonra ve Lefkoşa'da birçok evlerin açılıp mücevherat çalındığını bildiğı bir devr-ede dava konusu bilezikleri gece saat 7-8 raddelerinde alan sanığın, alırken bu bileziklerin çalınmış eşya olduklarını bilmemesine imkân yoktur. Sanığın izahatını, değindiğimiz bu yasal ilkeler ışığında değerlendirdikten sonra onun dava konusu bilezikleri -tasarrufuna alırken çalınmış eşya olduklarını bildiğine şüphe etmiyoruz.
Yukarıda değindiğimiz hususlar ve davanın tüm olguları ışığında sanığın itham edildiği suçu işlediğine makûl şüpheden ari bir şekilde inanmış bulunuyoruz."
Ağır Geza Mahkemesinin h-ükmünden sanık mahkûmiyet aleyhine, savcılık da ceza aleyhine istinaf etti.
İlk ve en önemli istinaf sebebi olarak hükümlünün avukatı, Alt Mahkemenin çevre şahadet veya isbat külfeti prensiplerini ve 2/74 sayılı Ceza İstinafta belirtilen prensipleri yanlı-ş tefsir ve tatbik ettiğini ve sanığı davadaki çevre şahadet ile mahkûm etmekle hata ettiğini ileri sürdü.
Ağır Ceza Mahkemesi çevre şahadet olup olmadığını incelerken Ceza İstinaf 2/74 Kemal Mehmet Zaim v. Türk Emniyet Müdürlüğü davasından aşağıdakı pasa-jı aktardı:-
"Geriye kalan en mühim suç unsuru sanığın koyunları tasarrufuna alırken bu koyunların çalınmış' olduğunu bilip bilmediği hususudur. Bu hususun da İddia Makamı tarafından makûl şüpheden ari bir şekilde isbat edilmesi gerekir. Hiç şüphe yoktur -ki bu husus bir çok hallerde görgü şahidi ile isbat edilemez. Çünkü malı çalan hırsız bilinmemektedir. Bu nedenledir ki görgü şahidi olmayan hallerde herhangi bir şahsın çalınmış malı tasarrufuna alırken malın çalınmış olduğunu bilmesi hususunda tasarrufun-a nasıl nerede ve hangi fiata aldığı halleri mühim rol oynamaktadır. Meselâ eğer böyle bir şahıs çalinmış olan malı normal fiatından çok aşağıya bir fiata satın aldığı isbat edilirse o zaman bu gibi malı satın alan şahsın bu gibi malın çalınmış olduğunu bi-ldiği addolunabilir. Bazı hallerde çalınmış malı tasarrufunda bulunduran şahsın bu gibi malı tasarrufuna aldığını inkâr ederse veya buna benzer hallerde böyle bir şahsın m.lın çalınmış olduğunu bildiği addolunabilir." - -
Hükümlünün avukatı bu prensibin -R. v. Schama and Abramovitch 11 Cr. App. rep.44 davasından alındığım, bu davanın bir "recent possession" davası olduğunu, bu prensibin Kıbrıs'taki davalara uygulanamayacağını ve istiraf konusu olan davada "recent possession" değil de, alelâde "receiving" -davasi ' söz konusu olduğundan sanığın herhangi bir izahat verme zorunluluğu olmadığını ve izahat vermediği için veya verdiği izahatın tatminkar olmadığı nedeniyle mahkûm edilemeyceğini ileri - sürdü. Hükümlünün avukatı devamla, Alt Mahkemenin, hükümlünün -gerek gönüllü ifadesinde, gerekse şahadetirıde çelişkiler olduğunu ileri sürerek, bundan hükümlünün eşyaların çalınmış olduğunu bildiği sonucunu çıkarmakla hata ettiğini ve esasen sanığı mahkûm edecek çevre şahadetin bu davada mevcut olmadığını iddia etti.-
İlk önce isbat külfeti ile ilgili bir konuya kısaca değinmek istiyoruz. Hükümlünün avukatı, R. v. Hepworth (1955) 2 All E.R. 918 davasından bahsederek, bu davadaki prensibe göre, iddia makamının davasını makul şüpheden ari bir şekilde isbatlamasının yete-rli olmadığı, mahkemenin sanığı mahkûm etmezden ewel sanığın suçlu olduğundan 'emin' olması gerektiğini iddia etmiştir. Şimdiye kadar kullanılagelen 'satisfied beyond reasonable doubt' .sözcükleri yerine 'you must be sure' sözcüklerinin kullanılmasına, P. -. v. He worth davasında olduğu gibi, bundan evvelki ve sonraki birçok dava arda da değinilmiştir. Bu da, hukuk lisanından pek anlamayan juri heyetine ispat külfetinin ne olduğunu, onların en iyi anlayabilecekleri bir şekilde, anlatmak gayesi ile yapılmıştı-r. Ancak bu, şimdiye kadar uygulanan İırensipleri değiştirmiş değildir. Kıbrıs'ta jüri sistemi olmadığına göre, Ingiltere'de en son adli merci olan Lordlar Kamarası tarafından Woolmin ton v. D.P.P. (1935) A.C. 462 davasında tasvip olunan 'satisfied eyon re-asonable doubt' sözcüklerinin Kıbrıs Mahkemelerinde herhangi bir karışıklığa yol açacağını sanmıyoruz.
" Şimdi de hükümlünün avukatının konu ettiği ve İngiltere'de uygulanan "yakın geçmişte tasarruf" (recent possession) prensibine kısaca değinmek istiyoruz-.
- Bu prensibe göre, eğer çalınan bir eşya, çalındıktan kısa bir müddet sonra, sanığın tasarrufunda bulunursa, sanık ya eşyanın kendi tasarrufıına nasıl geldiğine dair hiçbir izahat vermezse, ya da verdiği izahatın doğru olduğuna mahkeme inanmazsa, sanığı-n eşyanın hırsızlık olduğunu bildiği varsayılır ve sanık aleyhinde başka şahadet olmasa bile, sadece eşyaların sanığın tasarrufunda bulunması mahkûmiyet için yeterli olur. Ancak, sanığın verdiği izahattan sonra, sanığın eşyanın çalınmış olduğunu bildiği hu-susunda mahkemenin herhangi bir kuşkusu kalırsa, sanık beraat ettirilmelidir. Pek doğaldır ki "yakın geçmişte tasarrufun" ne olduğu davanın olgularına bağlıdır. Çalınan eşyanın türüne ve çalındığı tarih ile sanığın tasarrufunda bulunduğu tarih arasında geç-en zamana bağlı olarak davadan davaya değişir. Yakın geçmişte tasarruf prensibinin kanımızca bu dava ile ilgisi yoktur. Çünkü hükümlünün tasarrufunda bulunan eşyaların "yakın geçmişte tasarruf" kapsamına girdiği iddia edilmemiştir. Bu böyle olduğuna göre, -diğer davalarda olduğu gibi normal ispat külfeti kurallarına göre "guilty knowledge"in isbat edilip edilmediğini araştırmak gerekir.
Alt Mahkemenin hükmü incelendiği zaman görülecektir ki, hükümlünün dava konusu eşyaları alırken çalınmış olduklarını bildi-ğini kanıtlamak yönünden 6 hususta çevre şahadete dayanmışlardır:
1} Hükümlü gönüllü ifadesinde Sabahattin Benzer'den 4 adet bilezik aldığını söylerken, şahadetinde 8 adet bilezik aldığını söyledi.
2)Dava konusu bilezikler hakkında hükümlü çelişkili bey-anlarda bulundu. Bilezikler sanığa polis tarafından ilk defa olarak gösterildiği zaman onların karısına ait olduğunu ve kendisi tarafından karısına nişan veya düğün hediyesi olarak verildiğini söyledi. Eialbuki daha sonra Sabahattin'den bunlara benzer başk-a bilezikler aldığını söyledi. Kendisine "emare bilezikler Sabahattin'den aldığın bileziklerdir dense hanımınkiler ne oldu" diye sorult3uğu zaman, "kullarıdım derim işim icabı" dedi. Daha sonra istintakta dava konusu bilezikleri Sabahattin'den aldığını iti-raf etti.
3)Dava konusu bilezikleri sanık aldığı zaman Lefkoşa'da birçnk evin açılıp mücevher çalındığını işitmişti.
4) Sabahattin Benzer'in işsiz ve parasız olduğunu biliyordu.
5)Sabahattin'den daha başka eşyalar, yani hurda bilezik, birkaç istavroz ve- içinde Rumca yazı olan alyans yüzük almıştı.
6) Dava konusu bileziği Sabahattiri' den gece saat 7-8' de aldı.
Alt Mahkemenin hükmünün bu çevre şahadet ile ilgili kısmı, yukarıda aktarılan parçanın ilk 33 satırıdır. Bundan sonra Alt Mahkeme hükümlünün iza-hatına dönmüş, izahatla ilgili kurallara değindikten sonra "Yasal durum bu olduğuna göre, sanığın vermiş olduğu izahatın şüphe yaratacak nitelikte veya doğru olma olasılığının mevcut olup olmadığına bakmak gerekir" demiştir. Ancak, sanığın bu izahatını inc-eledikten sonra ve bu izahatın değerlendirmesini yaparken, Mahkeme biraz önce dedikleri gibi sanığın izahatının şüphe yaratacak nitelikte veya doğru olma olasılığının mevcut olup olmadığı hakkında bulgu yapacakları yerde, sanığın dava konusu bilezikleri ta-sarrufuna
alırken çalınmış eşya olduklarını "bilmesi" gerektiğinden, yani iddia makamının isbat etmekle yükümlü olduğu "guilty knowledge"den bahsetmiştir. Bu da, hükümlünün verdiği izahata inanılmadığı için onun suçlu bulunduğu izlenimini yaratmıştır. Anca-k, Alt Mahkemenin hükmü iyice tetkik edildiğinde, "yakın geçmişte tasarruf" davalarında olduğu gibi bileziklerin hükümlünün tasarrufunda bulunmasını, sanığın
"bilgisini" isbat eder mahiyette almadıkları, bilâkis, bu "bilgiyi" isbat eder mahiyette, yukarıda- saydığımız çevre şahadeti dikkata aldıkları görülmektedir.
Bizce hükümlünün suçlu olduğunu gösteren en mühim şahadet PÇ Öncel Üney'in emare bilezikleri hükümlüye gösterdiği zaman hükümlünün bu hususta söyledikleri ile ilgili verdiği şahadet ve hükümlünün- yine aynı konuda Mahkemede verdiği şahadettir.
PÇ Üney'in şahadeti tutanakların 29. sayfasındadır. Buna göre 16 Mart 1978 tarihinde PÇ Üney hükümlüye emare bilezikleri gösterip bu bilezikleri Sabahattin' den alıp almadığını sorduğu zaman, hükümlü
"Refika- Süleyman'a ait olduğunu iddia. ettiğiniz bilezikler karıma aittir. Bu bilezikreri nikâhta mı, yoksa evlenmede mi taktığımı hatırlamıyorum. 6 adet mi 4 adet mi olduğunu da hatırlamıyorum" dedi. Hükümlünün daha önce atölyesini ve evini ziyaret eden polisler-e tasarrufunda bulunan altın eşyalarının karısına ait olduğu hakkındaki sözlerinin hükümlünün bunları tasarrufuna alırken çalınmış mal olduklarını bildiğini göstermediğini 46/78 ve 47/78 sayılı Ceza istinaflarında belirtmiştik. Bunun da nedeni o ana kadar,- hükümlünün Sabahattin'in tutuklu olup olmadığını veya polisin çalınmış eşya arayıp aramadıklarını bildiği hakkında hiçbir şahadet yoktu. Ancak 16 Mart tarihirıdeki konuşmaya geldiğimiz zaman, o zaman ilk defa olarak hükümlüye emare bilezikler gösterilip, -bunların Refika Süleyman Afşaroğlu'na ait oldukları söylenerek, bunları Sabahattin'den alıp almadığı soruldu. Hükümlü de bu bileziklerin Refika Süleyman Afşaroğlu'na ait olduğunu ve bunların çalınmış olduğunu bildiği halde, bunların karısına ait olduğunu s-öylemesi kanımızca suçlu olduğunu gösterir mahiyettedir. Bu safhada iddia edilebilir ki hükümlüye bu bilezikler gösterildiği zaman hükümlü bunları iyice tetkik edemediğinden ve bu bilezikler de karısına ait olan bileziklere benzediğinden, karısına ait oldu-klarını tahmin ederek, bu sözleri söylemiş olabilir. Ancak daha sonra hükümlüye, Mahkemede şahadet verirken, Emare 2 bilezikler yine gösterildi ve bunları kimden aldığı soruldu. Yine yanıt olarak, hükümlü bunların karısına ait olduğunu, karısına bunları ev-lenme veya nikâhta verdiğini, ancak Sabahattin'den aldığı bileziklerin de aynı olduğunu söyledi. Bunu üzerine kendisinden bilezikleri tetkik etmesi istendi ve bunlarda herhangi bir iz yeri olup olmadığı soruldu. Buna yanıt olarak da hükümlü ula yerlerinin -belli olduğunu söyledi. Bundan sonra, ula yerlerini gördükten sonra hükümlüye bu bileziklerin halâ daha karısına ait olduğunu mu iddia ettiği soruldu. Yanıt olarak hükümlü "bilemiyeceğim ama, karıma aittir" dedi. Daha sonra hükümlüye,"emare bilezikler Saba-hattinden aldığım bileziklerdir denirse hanımınkiler ne oldu" diye sorulduğu zaman "kullandım derim işim icabı" dedi. Şahadetinin sonunda Mahkemenin sorduğu suallere verdiği yanıtlarda ise, karısına ait olan bilezikleri, 1974 Harekâtından hemen sonra altın-a ihtiyacı olduğu için, diğer altın eşyalarla birlikte, işinde kullandığını söyledi. Hükümlünün karısına düğün hediyesi olarak verdiği bilezikleri tanımaması, emare bilezikleri tetkik ettiği halde ve bu bilezikler üzerinde ula yerleri olduğunu gördüğü hald-e, bunların karısına verdiği bilezikler olmadığını anlamaması ve de karısına düğün hediyesi olarak verdiği bilezikleri 1974 Harekâtından hemen sonra erittiğini hatırlamaması kanımızca inanılmaz. Bunlar suçsuz birinin söyleyeceği sözler değil, ancak suçlu b-irisinin, suçunu saklamak için söylediği sözlerdir. Bu nedenle hükümlü yalnız bu şahadetle mahkûm edilebilirdi. Buna ilâveten Alt Mahkeme başka çevre şahadeti de dikkata almıştır. Bunların tümünün çevre şahadet olarak alınabileceği bizce kuşkulu ise de, en- azıncan dava konusu bilezikleri Sabahattin Benzer'den aldığı zaman Lefkoşa'da birçok evlerin açılıp mücevherat çalındığını bildiği ve bilezikleri akşam üzeri mesai saatından sonra, saat 7-8 sularında aldığı ve o zaman Sabahattin Benzer'in iŞsiz ve parası-z olduğunu bildiği çevre şahadet olarak alınabilirdi. Bu nedenle l. istinaf sebebi reddolunur.
İstinaf edenin avukatı Alt Mahkemenin hükümlünün başka zamanlarda Sabahattin Benzer'den hurda bilezik, birkaç istavroz ve içinde Rumca yazı olan alyans yüzük ald-ığı hususunu geçerli şahadet olarak almakla hataya düştüğünü ve bunun sanığa yapacağı zararın şahadetin değerinden çok fazla olduğunu iddia etmîştir. Kanımızca bu davanın kaderini tayin eden bir husus değildir ve biraz ewel söylediğimiz gibi, hüjcümlünün s-uçunu ispat edecek başka çevre şahadet vardı.
İstinaf edenin avukatı hükümlünün aynı hırsızdan ve takribenaynı devre esnasında almış olduğu çeşitli eşyalar için aynı ithamnamede çeşitli davalar getirilmesi mümkün iken, bunların ayrı ithamnameler ile ayrı a-yrı davalar halinde getirilmesinin hata olduğunu, sanığın 3 defa yargılanmak zorunda kaldığını, bu sebeple sanığa haksızlık olduğunu iddia etmiştir. Savcılığın niye 3 ayrı ithamname dosyaladığını biz de anlayamadık. Ancak bu kendiliğinden mahkûmiyeti iptal- edecek mahiyette bir husus olmadığı için, bunun ceza verilirken dikkata alınacak bir husus olduğu kanısına vardık.
Son olarak istinaf edenin avukatı sanığın aleyhine getirilen davaların birinde tüm şahadet ve iddialar dinlendikten sonra ve o dava karar iç-in tehir edildikten sonra, karar verilmeden aynı Mahkemenin aynı şahadet ile sanık aleyhine benzeri bir suç için başka bir davayı dinlemeğe başlamasının ve her iki davanın da kararının aynı zamanda tezekkür edilmesinin hata olduğunu, çünkü kararları tezek-kür ederken Mahkemenin hiçbir şekilde diğer davadaki şahadetin tesiri altında kalmamasının mümkün olmadığını ileri sürdü. Bu daha ziyade varsayıma dayanan bir iddiadır ve bunun isbat edilmesi imkânsız olmasa bile pek güçtür. Ağır Ceza Mahkemesinin bir dava-nın kararını verirken diğer davadaki şahadetin tesiri altında kaldığına dair ikna edilmedik.
Yukarıdaki nedenlerden ötürü istinaf reddolunur.
Hükümlüye kesilen 6 ay hapis cezasının tüm ahval ve şerait altında suçun vehameti ile orantılı olmadığını iddia- ederek savcılık bir istinaf dosyalamıştır. Hırsızlık olaylarının çok yaygın olduğu bir devrede işlenen bu suça normal olarak 6 aylık ceza belki az gelebilirdi. Ancak hükümlü buna benzer bir suçtan 5 ay tutuklu kaldıktan sonra beraat etmiştir. Ek olarak, y-ukarıda da belirttiğimiz gibi, hükücnlü bir defa yerine üç defa Mahkemeye gelme zorunda kalmış ve bu nedenle de maddi ve manevi zarara uğramıştır. Bütün bu nedenlerle, cezanın aşikâr surette az olduğu kanısında değiliz. Ceza ile ilgili istinaf reddolunur.
-6 aylık hapis cezası mahkûmiyet tarihinden başlayacaktır.
(Ahmet Îzzet)(Salih S. Dayıoğlu) (N. Ergin Salâhi)
Yargıç Yârgıç Yargıç
17 Mayıs 1979
Full & Egal Universal Law Academy