-D.11/92 Yargıtay/Ceza 16/91
(Ağır Ceza Dava No: 576/91; Mağusa)
Yüksek Mahkeme Huzurunda
Mahkeme Heyeti: N. Ergin Salâhi, Taner Erginel, Metin A. Hakkı
İstinaf eden: Taner Hastan-, Merkezi Cezaevi, Lefkoşa
ile
Aleyhine istinaf edilen: KKTC Başsavcılığı
A r a s ı n d a.
İstinaf eden namına: Güneş Menteş
Aleyhine istinaf edilen namına: Osman T. N. Enginsoy
K A R A R-
-N. Ergin S-alâhi:- Bu istinafta olgular Sayın Yargıç metin A. Hakkının azınlık kararında özetlediği gibidir ve bunları tekrarlamayı lüzumsuz bulmaktayım. Esasta Metin A. Hakkının serdettiği bazı görüşlerle hemfikirim. Ayrıldığım en esaslı nokta, Yargıtay/Ceza 11/92 (D.1/92)-'de serdedilen görüşlerin bu meselede dikkate alınıp alınaamayacağı ve bu görüşler ışığında sanığa Ağır Ceza Mahkemesince takdir edilen cezaya müdahale etmemizin gerekip gerekmediği hususudur.
Görüşümün lâyıkı ile anlaşılabilmesi için istinafa ve safaha-tına bir nebze değinmeyi uygun buldum.
Gazi Mağusada gümrük yolsuzluğu diye bilinen ve özetle, G.43 formalarının sahtelenmesi ile daha önce başka malalrın gümrük resmi ve sair harçlarının ödenmesinde kullanılmış olup sahtelenen G.43 formaları ile gümrükt-en çıkarılmak istenen mallarla bir ilgisi bulunmayan F.2 maliye makbuzlarının bu sahte G.43 formalarına eklenerek gümrük antreposundan gümrük resmi ve sair harçları ödenmeden muhtelif tarihlerde muhtelif mallar çıkarılmıştır. gerek devletin ilgili meurları-nın ihmali ve gerekse iç murakabedeki aksaklık ve ihmaller yüzünden bu eylemler takriben 2 yıl farkına varılmadan devam ettirilmiştir. Sanık bu eylemlere katılanlardan bir tanesidir. Geç de olsa konu açığa çıktıktan sonra sanık ve sanık gibi bu eylemlere k-atılanlar aleyhine yürütülen tahkikat neticesinde Fasıl 154 Ceza Yasası şle 37/83 sayılı Gümrük ve İstihsal Yasasının ilgili maddeleri altında davalar getirilmiştir.
Öyle anlaşılıyor ki meselenin boyutlarını dikkate alan Başsavcılık konu ile ilgili 37/83- sayılı Gümrük ve İstihsal Yasası ve özellikle söz konusu Yasanın gümrük evrakı sahtelemekle ilgili 188. maddesini ve bu madde altında ihdas edilen suça öngörülen 2 yıl hapis cezasının az veya uygun olmadığını düşünerek sahteleme suçu ile öngörülen cezayı -dikkate almayarak daha fazla ceza öngören Fasıl 154 Ceza Yasasının 331, 333(a), 334 ve 337. maddeleri tanımına sokarak aynı Yasanın 370(a) ve duruma göre 370(b) maddelerinde sanıkalr aleyhine öngörülen suç ve cezalar getirmiştir. Gümrükten usulsüz olarak ç-ıkarılan mallar için gümrük antreposundan gümrük resmi ödemeden usulsüz olarak mal çıkarılması ile ilgili 38, 39(1)(a) maddelerine dayanarak ithamlar getirilmiştir.
İlkin, bu eylemlerde esas failler olarak görülen Hasan Melekli ve Erdinç Özbilgen aleyhi-ne aynı meyanda davalar ikame edilmiş, Mağusa Ağır Ceza Mahkemesi önüne çıakrılan bu snaıklar gerek Fasıl 154 Ceza Yasası ve gerekse 3783 sayılı Gümrük ve İstihsal Yasası altında aleyherine getirilen ithamları kabul etmişlerdir. En ağır suç olarak görülen -Fasıl 154 Ceza Yasasının 331, 333(a), 337 ve 370(a) maddeleri altındaki 'sahte evrak düzenleme' suçu ile ilgili davalardan 4'er yıl hapse mahkûm edilmişlerdir. Bu sanıklar ceza aleyhine istinaf dosyalamışlaar ve birleştirilmiş olarak dinlenen Yargıtay/Cez-a 4/91 ve 5/91 sayılı istinafları (D.11/91) görülüp hükme bağlanmıştır. Bu hükümle özellikle konunun tahkikatı ve sair sanıların adalet önüne getirilmesine oldukları dikkate alıanrak sanıkların İlk Mahkemece çarptırıldıkları 4 yıl hapis cezası 3 yıla indir-ilmiştir.
Daha sonra 576/91 sayılı dava ile Mağusa Ağır Ceza Mahkemesi önüne çıkarılan bu istinaftaki sanık Taner Hastan aleyhine Fasıl 154 Ceza Yasasının 20, 331, 333(a), 334, 337, 370(a) ve 370(b) maddeleri ile 37/83 sayılı Gümrük ve İstihsal Yasasının- 39, 39(1)(a)ı 190(1)(b) ve 191(2) maddeleri altında yukarıda adıgeçen sanıkalrın aleyhine getirilen 42 benzer itham getirilmişti. Bu sanık suçunu kabul etmemiş ve neticede aleyhindeki 30 davadan suçlu bulunmuş, geriye kalan 12 dava alternatif olduğundan m-ahkûmiyet kaydedilerek ceza verilmemiş ve en ağır suç olarak görülen 'sahte evrak düzenleme' ile ilgili davalardan 3 sene 3 ay hapis cezasına çarptırılmıştı.
Sanık bu mahkûmiyet üzerine, ilkin, hem mahkûmiyet hem ceza aleyhine istinaf dosyalamış, ancak b-elirli bir safhada mahkûmiyet aleyhindeki istinafını geri çekerek sadece ceza aleyhindeki istinaf sebepleri züerinde ısrar etmiştir.
Mahkûmiyet aleyhindeki istinafını geri çekerken yapmış olduğu müracaatta bu sanığın Yargıtayda istinafı görüşülmeden önce- aynı olaydan neşet eden ve aynı suçlarla itham edilen Hasan Sait hakkında Yargıtay/Ceza 11/92 (D.1/92) sayılı istinafta verilen karar ışığında, hafifletici sebep olarak Mahkemeye hitap etme isteminde bulunmuş ve istemi kabul edilerek bu konu üzerinde Mahk-emeye hitapta bulunmuştur. Sözü edilen sanık Hasan Saitle ilgili Yargıtay/Ceza 11/92 sayılı istinaf, Mağusa Ağır Ceza Mahkemesinin sanık avukatının itirazı üzerine vemiş olduğu bir ara karardan yapılmıştı. Sanık avukatı söz konusu itirazında sanık Hasan sa-it aleyhine Fasıl 154 Ceza Yasasının 20, 331, 333(a), 334, 337, 370(a) ve 370(b) maddeleri altındaki davaların içerdiği suçların, özel yasa duruunda olan 37/83 sayılı Gümrük ve İstihsal Yassının 188. maddesi kapsamına girdiği ve bu Yasa altında öngörülen a-zami cezanın 2 yıl hapislik olduğu ileri sürülerek konunun sözü edilen özel yasa kapsamına girdiği cihetle Fasıl 154 Ceza Yasasının daha fazla ceza öngören maddeleri altında bu sanığın itham edilemeyeceği ve bu nedenle Fasıl 154 Ceza Yasası altındaki dava-ların ithamnameden çıakrılamsını talep etmişti.
Ağır Ceza Mahkemesi 11/91 sayılı Yargıtay/Cezaya konu edilen kararı verirken 37/83 sayılı Gümrük ve İstihsal Yasasının konuyu kapsayan özel bir yasa olduğu kararına varmış olamsına rağmen 'sahte ervak düzen-leme' deyiminin, 37/83 sayılı Gümrük ve İstihsal Yasasının 188(a) maddesi altındaki 'evrak sahteleme' tanımına giremeyeceği kararına vararaks anık avukatının ileri sürdüğü müracaatı reddetmiştir. Yargıtay/Ceza 11/92 sayılı istinaf bu karara karşı dosyalanm-ıştır. neticede konuyu tezekkür eden Yargıtay/Ceza 11/92 (D.1/92)'de görülen kararı vermiştir. Bu karada özetle 37/83 sayılı Gümrük ve İstihsal Yasasının 188. maddesi altında ihdas eilen 'evrak sahteleme' suçunu fasıl 154 Ceza Yaasının 331. maddesi ile 333-. maddesi birlikte okunduğunda bu maddelerde öngörülen 'sahte evrak düzenleme' suçunun sözü edilen Gümrük Yasası altında ihdas edilen suç ile aynı suç olduğu kararına varmıştır. Ancak o istinafta yapılan sair argümaları ve özellikle Ceza Yasasından sonrag-eçririlen 37/83 sayılı Yasanın, Fasıl 154 Ceza Yasasının ilgili maddelerini bu tip gümrük suçları bakımından ilga edip etmediği yönündeki argümanlar ile sair argümanların yargıtayca karara bağlanması uygun görülmeyerek mesele Ağır Ceza Mahkemesince duruşma- sonuna kadar bağlanması için gönderilmiş ve Fasıl 154 Ceza Yassının ilgili maddeleri altında mevcut olan suçlara ilâveten 37/83 sayılı Gümrük ve İstihsal Yasasının 188/a) madddesi altında ek ithamlar ilâve edilmesine emir verilmiştir.
Öyle anlaşılıyor k-i 11/92 (D.1/92) sayılı Yargıtay kararında verilen emir uyarınca 37/83 sayılı Gümrük ve İstihsal Yasası altında ithamnameye ek ithamlar eklenmiş ancak bazı şahitlerin şahadet vermemesi yüzünden bu sanık aleyhindeki dava Ağır Cezada görüşülememiş ve neticed-e karar verilmesi gereken sair hususlarda da Ağır Ceza Mahkemesi bir karar verememiştir.
Önümüzdeki meselede müstenif avukatı, Yargıtay/Ceza 11/92 (D.1/92) sayılı istinafa değindikten sonra müstenifin Fasıl 154 Ceza Yasasının ilgili maddeleri altında ale-yhine getirilen suçlarla Mağusa Ağır Ceza Mahkemesi önünde yargılanırken 37/83 sayılı Gümrük ve İstihsal Yasası ve özellikle bu Yasanın 188. maddesinin konuyu kapsayaan özel bir yasa maddesi olduğunu ve sanığın genel ceza yasası olan fasıl 154'ün ilgili ma-ddeleri yerine özel yasa durumunda olan Gümrük Yasasının 188. maddesi altında yargılanması gerektiği hususunu konu etmediğini, ayrıca müstenifin mahkûmiyet aleyhine dosyalamış olduğu istinaf sebeplerini de geri çektiği cihetle ithame dildiği Fasıl 154 Ceza- Yasasının ilgili maddeleri altındaki suçlarının kesinleşmi olduğunu teslim etmektedir. Müstenif avukatı keza Yargıtayın bu aşamada müstenifin itham edilip suçlu bulunduğu Fasıl 154 Ceza yasasının ilgili maddeleri yerine 37/83 sayılı Gümrük ve İstihsal Yas-asının ilgili maddesi altında suçlu bulunarak bu madde altında sanığa ceza takdir edilmesinin de olanaksız olduğunu teslim etmektedir. Müstenif avukatının Yargıtaydan talebi, mağusa Ağır Ceza Mahke-mesinin sanığın suçlu bulunduğu Fasıl 154 Ceza Yasasının i-lgili maddeleri dikkate alınıp sanığa ceza takdir edilirken bu maddelerin ve özellikle 337 ve 370(a) maddelerinin azami 10 yıl hapis cezası öngördüğü hususunu dikkate alarak sanığa 3 yıl 3 ay hapis cezası verdiğini, halbuki sözü edilen Yargıtay/ceza 11/92'-deki karara göre aynı suç içeren 37/83 sayılı Yasanın 188. maddesinin azami 2 yıl hapis cezasını öngördüğünü, bu hususun ceza takdir edilirken İlk Mahkemece belirlenen nedenlerle dikkate alınmadığını, yasa koyucu özellikle resmi olan gümrük evrakının sahte-lenmesi ile ilgili suçlar için 2 yıl hapis cezası öngördüğüne göre Yargıtayın bu aşamada ena zından sanığa verilen cezayı tezekkür ederken bu hususun dikkate alınarak İlk Mahkemece takdir edilen cezanın azaltılması gerektiğini savunmuştur.
Konuıya sadece- sathi olarak bakıp, fasıl 1 Tefsir Yasasının 37. maddesini dikkate alacak olursak bir cezai eylem için birden fazla yasada suç ihdas edilmesi halinde aksine bir hüküm bulunmadığı takdirde, bu yasalardan herhangi biri altında sanık aleyhine dva ikame edilm-esi ancak sanığın iki defa aynı suç için cezalandırılmaması öngörülmektedir. Sözü edilen Fasıl 1 madde 37 aynen aşağıdaki gibidir:
"37. Where an act or omission constitutes an offence under two or more Laws, the offender shall, unless the contrary intent-ion appears, be liable to be prosecuted and punished under either or any of those Laws, but shall not be liable to be punished twice for the same offence."
Ancak yerleşmiş hukuk ilkesine göre konuyu kapsayan özel bir yasa veya yasa kuralının mevcut olmas-ı halinde genel yasa kurallarının uygulanmaması gerekir.
Önümüzdeki meselede 37/83 sayılı Gümrük ve İstihsal Yasasının konuyu kapsayan özel bir yasa olduğu Yargıtay/Ceza 11/92 sayılı istinafın yapıldığı Ağır Ceza Mahkemesi hükmünde karara bağlanmıştı. Y-argıtay ise bu konuyu 37/83 sayılı Yasanın Fasıl 154 Ceza Yassından sonra çıakrıldığı ve bu Yasanın fasıl 154 ceza Yasasının konu ile ilgili maddelerini ilga ettiği yönündeki argümanlar ile sair argümanları, meseleyi halen görmekte olan Ağır Ceza Mahkemesi-ne bırakmayı uygun görmüş ve sadece sözü eilen istinafta esas argüman olarak ileri sürülen 37/83 sayılı Gümrük ve İstihsal Yasasının 188. maddesinde yer alan 'evrak sahteleme'eylemi ile Fasıl 154 Ceza Yassının 331 ve 333(a) maddelerinde yer alan 'sahte evr-ak düzenleme' eyleminin aynı suçları oluşturduğunu karara bağlamıştır. 37(3 sayılı Yasanın konuyu kapsayan özel bir yasa olduğu o meslede İlk Mahkemece karara bağlandığı gibi yargıtay/Ceza 11/92'nin duruşamsında da Başsavcılığı temsilen bulunan savcı taraf-ından tartışmasız teslim edilmiştir.
Durum böyle olmakla beraber, önümüzdeki meselede bu konu İlk Mahkeme önünde ileri sürülmemiş ve istinafta da sanık mahkûmiyet aleyhindeki istinafı geri çektiği ve suçlu bulunduğu Fasıl 154 Ceza Yasası altındaki davala-rdaki suçu sabit olduğundan, bu konunun tezekkür edilerek sanığın suçlu bulunduğu Fasıl 154 Ceza Yasası altındaki davalar yerine 37/83 sayılı Yasa altındaki davalardan suçlu bulunması söz konusu değildir. Esasen bize böyle bir müracaat da yapılmamıştır.
-Sırası gelmişken bir hususa daha değinmek isterim. yargıtay istinafların görüşülmesinde istinaf sebepelrine bağlı olarak karar verme durumunda olamsına rağmen büyük bir adaletsizlik söz konusu olmaıs halinde sadece yapılan istinaf sebepleri ile bağlı değil-dir. Bu hususta Ceza usul Uasası Fasıl 155'in 144. maddesi aynen şöyledir:
"144. The Supreme Court shall hear and determine the appeal only on the grounds set out in the notice of appeal or the order granting leave to appeal:
Provided that the provision-s of this section shall not apply where, on the hearing of the appeal, the Supreme Court is of opinion that a substantial miscarriage of justice has occurred."
Görülebileceği gibi adalet yapma durumunda olan Yargıtay usul kurallarına kendini katı olarak -hissettirmemektedir ve yapılacak ciddi aaletsizliği önelemek için bu kuralalrı dikkate almamakta sebesttir.
Önümüzdeki meselede yukarıda değindiğim gibi sanık aleyhindeki ithamların değiştirilerek farklı maddeler altında suçlu nbulunması talep edilmemiş -sadece serdedilen yeni olguların ceza takdir edilirken dikkate alınması gerektiği ileri sürülmüştür.
Adalet tevzi etme durumunda olup yargının son mercisi olan Yargıtayın bu yapılan argümanları ve olguları gözardı etmesi adaletin tecellisi bakımından son- derece sakıncalıdır.
Kanaatimizce serdedilen bu olgular ve yapılan argümanların dikkate alınarak sanığa ceza aleyhine yapmış olduğu istinafın kabul edilerek sanığa Ağır Ceza Mahkemesinin takdir ettiği cezaların belirli bir ölçüde azaltılması gerekir.
-Son olarak şunu da ayrıca vurgulama lüzumunu hissetmekteyim. Ayni olaydan neşet eden ve aynı suçlarla yargılanan başka bir sanığın istinafında aynı argümanlar yapılmıştır. Birleştirilmiş Yargıtay/Ceza 13/91 ve 14/91'de Yargıtay, oybirliği ile bu yapılan be-nzer olgu ve argümanları cezanın hafifletilmesi bakımındaan nazarı itibare almaya karar vermiş ve o meseledeki sanığın cezasını azaltma yönüne gitmiştir. Aynı konuları kapsayan bir içtihat kararı olan Birleştirilmiş Yargıtay/Ceza 13/91 ve 14/91'deki prens-ipler ve görüşleri dikkate almamız da adalet gereğidir.
İlk Mahkeme sanığın mahkûm olduğu 1,. 6., 10., 14., 18., 22., 26., 30.,, 34. ve 38. davalardan her biri için 2 sene 6 ay;
2., 7., 11., 15., 19., 23., 27., 31., 35. ve 39. davalardan her biri için- 3 sene 3 ay;
4., 9., 13., 17., 21., 25., 29., 33., 37. ve 41. davalardan her biri için 1 sene;
ceza takdir ederek cezaların karar tarihinden başlayarak birlikte çekilmesine;
3., 5., 8., 12., 16., 20., 24., 28., 32.,, 36., 40., ve 42. davalardan mahkûm-iyet kaydedilmesine ve herhangi bir ceza verilmemesine;
karar vermişti.
Netice olarak yuakrıda serdedilen görüşler ışığında sanık tarafından yapılan istinafın kabul edilerek İlk Mahkemece takdir edilen cezaların aşağıdaki şekilde tenzil edilmsine karar v-erilmesi gerektiği görüşündeyim
1, 6., 10., 14., 18., 22., 26., 30., 34. ve 38 davalardan her biri için 1 sene 6 ay;
2., 7., 11., 15., 19., 23., 27., 31., 35. ve 39. davalardan her biri için 2 sene;
4., 9., 13., 17., 21., 25., 29., 33., 37. ve 41. d-avalardan her biri için 9 aya indirilmesine;
Cezaların İlk Mahkemenin verdiği karar tarihinden başlayarak birlikte çekilmsine;
3., 5., 8., 12., 16., 20., 24., 28., 32., 36., 40. ve 42. davalardan ceza verilmeyerek sadece mahkûmiyet kaydedilmesine;
kar-ar verilmesi gerektiği göüşündeyim.
Taner Erginel: Sanık gazi Mağusa Ağır Ceza Mahkemesinde gümrük yolsuzluğu diye isimlendirebileceğimiz suçlarla yargılanıp ena ğırı 3 yıl 3 ay olan çeşitli hapis cezalarna çarptırıldı. Gerek Mahkûmiyet gerekse ceza aleyh-ine istinaf dosyalayan sanık, daha sonra mahkûmiyet aleyhindeki istinafını geri çekti. Dolayısıyle önümüzdeki istinafta 3 yıl 3 ay hapis cezasının fahiş olup olmadığı ve İstinaf Mahkemesinin müdahale ederek bu cezayı indirmesinin uygun olup olmadığı tartış-ılmaktadır. Bu konuda Sayın N. Ergin Salâhi ile Metin A. hakkının yazmış olduğu kararları okuma fırsatını buldum. Sayın N. Ergin Salâhinin yazıdğı kkarara katılmakla birlikte bu karara kendi görüşlerimi de eklemeyi uygun görmüyorum.
kanımca önümüzdeki da-vada kararlaştırlması gerken esas sorun Sanığa verilecek uygunc ezayı tespit etmek değildir. Burada Sanık avukatı Sanığa 2 yılın üzerinde hapislik cezası vermenin ceza hukuku ilkelerine ters düşüp düşmediğini karara bağlamamız gerekmektedir.
İthamnamede- sanık aleyhine 42 dava getirildi. Bu davaların bir kısmı Fasıl 154 Ceza Yasası altında getirilen davalar bir kısmı ise 37/83 sayılı Gümrük ve İstihsal Yasası altında getirilen davalardı. Duruşma sonunda mahkûm olan sanığa Fasıl 154 Ceza Yasası altındaki -davalar nedeniyle 3 yıl 3 ay hapse kadar hapis cezaları verilirken 37/83 sayılı Gümrük ve İstihsal Yassı altında getirilen davalar nedeniyle 1 yıl hapis cezası veya daha hafif cezalar verildi.
Mahkûmiyet ve ceza aleyhine istinaf dosyalayan Sanık, mahkûmi-yet aleyhindeki istinafını geri çektikten sonra İstinaf Mahkemesi, Gazi Mağusa Gümrüğünde işlenen başka bir gümrük yolsuzluğu davasında önümüzdeki davadaki yasal durumu etkileyen bir karar vermiştir. 11/91 sayılı bu davada verilen kararla gümrükte işlenen -sahte evrak tanzim etme suçlarında Sanıkların Fasıl 154 Ceza Yasası altında mahkûm olma olsılıklarının ortadan kaldırıldığı kanısındayım. 37/83 sayılı Gümrük istihsal Yasası altında mahkûm olan bir Sanığa verilebilecek en ağır ceza 2 yıl hapis cezası olduğ-u için sanığın yasal bir hata sonucu 2 yılın üzerinde hapse mahkûm olma görünümü ortaya çıkmış bulunmaktadır. gerçi Sanık mahkûmiyet aleyhindeki istinafını geri çekmiş ve dolayısıyle Fasıl 154 ceza Yasası altındaki mahkûmiyet kararlarını iptal ettirmede ge-ç kalmıştır. Buna rağmen ceza konusunu tartışmaya devam etmektedir ve 11/91 sayılı karardan sonra ortaya çıkan yasal duruma göre Sanığa 2 yılın üzerinde ceza vermenin mümkün veya doğru olup olmadığı üzerinde durmamız gerkmektedir.
Yasal soruna ışık tutma-ya çalışacağım. 1 Ocak 1929 tarihinde yürürlüğe giren Fasıl 154 Ceza Yasamızın VIII. kısmı "sahtekârlık, kalp para basma, kalpazanlık ve bezneri suçlar" başlığını taşımaktadır. Bu bölümün imaddesi olan madde 331 "dolndırma kastıyle shte bir belge düzenleme-yi" suç haline getirmiştir. Sahtekârlığın genel cezası 3 yıl hapis olmakla birlikte resmi bir belge düzenleyerek sahtekârlık yapmanın azami cezası 10 yıl hapis olarak belirlenmiştir. 11 Şubat 1954 tarihinde yürürlüğe fasıl 315 Gümrük idare Yasası gümrüğü i-lgilendiren diğer kouların yanısıra gümrükte işlenebilen suçları da düzenlemiştir. Yasanın 188. maddesi "dökümanların takit edilmesi" kenar başlığını taşımaktadır ve gümrükteki bir evrakta tahrif veya taklitle yapılan sahtekârlığın cezalandırılacağını be-lirtmektedir. Öyle anlaşılıyor ki Gümrük İstihsal Yasası gümrükte yapılan sahtekârlığa ceza tespit ederken Ceza Yassının genel hükmünü fazla dikkate almadı ve en ağır cezayı 3 yıl hapisle sınırladı. Bu durumda herhangi bir dairede evrakta sahtekârlık yapma-nın cezası azami 10 yıl hapis iken gümrükte bu suçu işlemenin azami cezası 3 yıl oldu. Yasa koyucunun böyle bir ayırımı yapmasının nedenini anlamak kolay değildir. Çünkü gümrük, sahtekârlık suçlarının daha sık işlendiği ve Devletin bu suçlardan daha büyük -zarar gördüğü bir yerdir. Doğal olan gümrükte işlenen sahtekârlık suçları için daha hafif değil daha ağır cezaların öngörülmesi idi. Ancak nedeni ne olursa olsun yasa koyucunun tercihin bu yönde oldu ve ülkemizde, gümrükte işlenen sahtekârlık suçlarının Gü-mrük İdare Yasası altında yargılanıp 3 yıla kadar hapisle cezalandırıldığı, diğer dairelerde işlenen evrak sahteleme suçlarının ise Ceza Yasası altında yargılanıp 10 yıla kadar hapisle cezalandırıldığı bir uygulama başladı. Bu uygulama fazla bir sorun yara-tmamış olmalı ki 21 Haziran 1983 tarihinde Gümrük İdare Yasası değiştirilip yerine 37/83 Gümrük İstihsal Yasası yapılırken yasa koyucu gümrükte işlenen evrak sahtekârlığı suçunun cezasını 2 yıla indirdi. Böylece diğer dairelerde ervak sahteleme suçunun cez-ası ile gümrükte ervak sahteleme suçunun cezası arasındaki fark daha da arttı. Bu arada gümrüklerde işlenen sahtekârlık suçları büyük boyutlara ulaştı. Bu nedenle Savcılık kendisne göre haklı bir nedenle gümrük yolsuzluğu suçlularını Gümrük İstihsal Yasası- altında değil de Ceza Yasası altında yargılayıp mahkûm etmenin ve böylece daha etkin cezalar verdirmenin yollarını aradı. Ancak bu kolay başarılabilecek bir girişim değildi. Çünkü gümrükte işlenen suçlara ilişkin özel maddeler dururken sanığı başka herhan-gi bir dairede suç işlemiş gibi genel bir yasa altında itham edip yargılamanın ceza hukuku ilkelerine uygun olup olmadığı tartışma kaldıran bir husustu. İlk gümrük yolsuzluğu davalarında bu konu üzerinde fazla durulmamasına karşılık 11/91 sayılı davada güm-rükte işlenen sahtekârlık suçlarının Ceza Yasası altında yargılanmaması gerektiği tartışması İstinaf Mahkemesi önüne getirilerek ayrıntılı olarak tarışıldı.
Bir fiilin hem genel, hem de özel yasa altında suç olması halinde Sanığın özel yasa altında yargı-lanıp cezalandırılabileceği ceza hukukunun önemli ilkelerinden biridir. savcılık da bu görşü kabul ettiği için Sanıkalrın işledikleri fiilin her iki yasaya göre değil de sadece Fasıl 154 Ceza Yasasına göre suç olduğunu iddia etmek zorunda kaldı. daha açık -ifade etmek gerekirse Savcılığın görüşüne göre Sanığın gümrükte G.43 formalarını doldurup altına ödenmiştir mühürünü vuram fiili bir sahte evrak düzenleme fiilidirç Bu fiil ile bir ervağın tahrif ve taklit edilerek sahtelenmesi arasında fark vardır. Bir er-vak tahrif ve taklit edilerek sahtelenirse bu fiill Ceza Yasasının yanısra Gümrük İstihsal Yasasının 188. madesinde de tahrif edildiğinden Sanığın özel yasa olan Gümrük İstihsal Yasası altında yargılanması gerekir. Fakat Sanık sahtekârlığı herhangi bir yaz-ı, mühür veya imzayı taklit veya tahrif etmeden yapmışsa o zaman Sanığı Gümrük İstihsal yasası altında yargılamak mümkün olmadığından Ceza yasası altında yargılamak gerekir.
Daha ilk bakışta bu argümana katılmanın kolay olmadığı görülüyordu. Çünkü bu arg-ümana göre gümrükte bir forma doldurup üzerine "ödenmiştir" mühürü vurmanın cezası 10 yıla kadar hapisken bundan daha ağır bir fiili yapmanın yani gümrükte imza ve belgeleri taklit ve tahrif ederek sahtekârlk yapmanın cezası 2 yıla kadar hapis olmaktadır. -savcılığın görüşünden hareket ettiğimiz zaman daha hafif bir fiile daha ağır ceza, daha ağır bir fiile ise daha hafif ceza vermek zorunda kalırız ki bu çelişki, görüşün doğruluğundan şüphe etmemiz sonucunu doğurur. Böyle bir çelişki olmasa bile "gümrükte e-vrak taklit ve tahrif ederek sahtekârlık yapmakla bu davranışları yapmadan sahtekârlık yapma arasına Devletin menfaatleri açısından ne gibi bir fark var ki cezalar arasında bu kadar büyük fark oluyor?" sorusunu sormak zorunda kalırız.
Yargıtay/Hukuk 11/9-2 sayılı davada gümrük yolsuzluğuna katılan Sanıkların işlediği fiilin her iki yasaya mı yoksa sadece Fasıl 154 Ceza Yasasına mı girdiği uzun boylu tartışılmıştır.
Sonunda İstinaf Mahkememizin bir evrağı "taklit" veya "tahrif" yolu ile sahteleme ile saht-e evrak düzenlemenin aynı tanıma girdiğini dolayısıyle Sanıkların işlediği fiilin sadece Fasıl 154 Ceza Yasası değil her iki yasa altında suç oluşturduğunu karara bağlamıştır. istinaf Mahkememiz bu bulguya vardıktan sonra Sanığın hem Fasıl 154 Ceza Yasası -hem de 37/83 sayılı Gümrük İstihsal Yasası altında yargılanmasını emretmiştir. Ancak fiilin her iki yasaya girmesi durumunda özel yasa olan 37/83'ün uygulanacağı daha önce Ağır Ceza Mahkemesi tarafından karara bağlanmıştı ve bu ilke taraflarca tartışmasız -kabul edilmekteydi Dolayısıyle bu karardan sonra Sanığın Fasıl 154 Ceza Yasası altında mahkûm olması olanaksız hale gelmiştir.
Özetlersek Sanığın ceza stinafı tartışılırken Sanığın işlediği fiilin en fazla 2 yıl hapisle cezalandırılmasına olanak veren ye-ni bir yasal durum ortaya çıkmıştır. ceza hukukunun önemli ilkelerinden birine göre ceza hukukunda meydana gelen değişiklikler Sanığın lehinde ise Sanığın bundan yararlandırılması gerekir. 11/92 sayılı karardan sonra Sanığın işlediği fiili işleyen herhangi- bir kişinin yasa tadil edilmediği sürece görebileceği azami ceza 2 yıl hapis olmuştur. Ceza takdir etmede geniş takdir hakı olan İstinaf Mahkememizin bu sınırı dikkate alması gerektiği görüşündeyim. Dolayısıyle Sanığın cezalarında indirim yapan ve bu ce-zaları 2 yıl hapisle sınırlandıran Sayın N. Ergin Salâhinin kararına katılırım.
Metin A. Hakkı: Bu istinafın kökeninde yatan olgular ihtilaf konusu olmayıp aşağıdaki şekilde özetlenebilir:
Sanık, Gazi Mağusa Ağır ceza Mahkemesinde aleyhine getirilen ve -42 itham (count) içeren 576/91 sayılı bir dava ile Fasıl 154 Ceza Yasasının 370(a), 30(b), 20, 331, 333(a), 334 ve 337. maddeleri ile 37/83 sayılı Gümrük ve İstihsal Yasasının 37, 38, 39(1)(a), 190(1)(b) ve 191(2) maddelerine aykırı olarak 15.10.87 ile 22.-9.89 tarihleri arasında, aleyhine getirilen ithamnamede teferruatı gösterildiği gibi Devleti gümrük, G.K.K. katkı payı ve gelir vergisinden mahrum edecek şekilde 42 ayrı suç işlemekle itham edilmişti. Sanık, aleyhine getirieln davaların hiçbirini kabul etm-emiş neticede Mahkeme, İddia Makamının çağırdığı 18 tanığı dinleyip Mahkemenn önünde ibraz olunan 29 adet emareyi inceledikten sonra ve keza sanığın kutudan müdafaa olarak evrdiği yeminsiz beyanı ile Müdafaanın çağırdığı 5 tanığı da dinledikten sonra sanığ-ı, aleyhine getirilen 42 davadan da suçlu bularak mahkûm etmiş ve sanık avukatının hafifletici nedenler ile ilgili olarak Ağır ceza Mahkemesine yaptığı hitabeyi de değerlendiren Mahkeme sanığı mahkûm edildiği 10 davadan 1 sebe, 10 davadan 2 sene 6 ay, 10 d-avadan 3 sene 3 ay, 12 davadan ise sanığı herhangi bir cezaya çarptırmadan sadece mahkûmiyet kaydedilemsine emir verip, hapislik cezalarının birlikte çekilmesini emretmiştir. 3.5.91 tarihinde Ağır Ceza Mahkemesi verdiği kararında keza, önünde emare olarak -duran bazı videoların yasal sahiplerine iadesini de emretmiştir. Sanık avukatı vasıtası ile 10.5.91 tarihinde hem mahkûmiyet hem de ceza aleyhine 37 istinaf sebebi içeren bir istinaf dosyalamıştır.
İstinaf, Yargıtay olarak oturum yapan Yüksek Mahkeme önü-ne duruşma amacı ile muhtelif defalar gelmiş ve 29.1.92 tarihinde sanık mahkûmiyet aleyhine olan istinaf sebeplerini Mahkemenin izni ile geri çekmiş sadece alt Mahkemenin verdiği ceza aleyhine olan 34, 35, 36. istinaf sebepleri üzerinde durmuştur. Sanığı-n 34, 35, 36. istinaf sebepleri aynen şöyledir:
"34) Bidayet Mahkemesi, huzurundaki tüm şahadet ve gerçekler ışığında sanığa ceza takdir ederken hatalı hareket etmiş ve dikkate alması gereken dikkate almamış ve/veya dikkate almaması gereken husus- ları di-kkate alarak hatalı değerlendirme yapmış ve sanığa aşikâr surette fahiş bir ceza takdir etmiştir.
35) Bidayet Mahkemesi sanığın sorumlu tutulduğu tüm gümrük vergisi, stopaj, G.K.K. payı, gecikme zammı ve sair vergileri devlete ödemek için gerekli temina-tı verdiğini ve/veya devletin maddi hiçbir kaybı bulunmadığını gerçeğini ve/veya sanığın bu suçlar nedeniyle hiçbir maddi kazancı olmadığı iddiasını dikkate almadı ve/veya yeterince değerlendirmedi ve sanığa aşikâr surette fazla bir ceza takdir etti.
36-) Bidayet Mahkemesi gerek mahkûmiyet kararını verirken gerekse ceza takdir ederken uyması gereklii yasal prensiplere ve/veya konu ile ilgili içtihat kararlarına uymadı ve/veya yasal prensipleri hatalı ve/veya yanlış uyguladı."
Mezkûr istinafın duruşması -Yargıtayın 13.5.1992 tarihinde neticelenmiş karar için bilâmüddet ertelenmişti. Bu istinafı karara bağlamak için tartışma konusu olmayan olgulara ve bazı prensiplere göz atmada fayda vardır. Bu olgular ve yasal prensipler şu şekilde özetlenebilir:
İlk ol-arak şunu vurgulamada yarar görürüm ki, sanığın mahkûm olduğu 42 davanın bazıları Fasıl 154 ceza Yasasına, bazıları da 37/83 sayılı Yasaya istinad etmesine rağmen, sanık herhangi bir aynı (same) eylemden dlayı hem Ceza Yassı hem de 37/83 sayılı Yasa altınd-a 2 defa mahkûm olmamıştır. Dolayısıyle Ağır Ceza Mahkemesi, Anayasmızın 18. maddesi tahtında ve de Fasıl 1 Interpretation Law madde 37 tahtında herhangi bir hata yapmamıştır. Emniyetine binaen Fasıl 1'in 37. maddesine bu kararda aynen yer vermeyi uygun gö-rdüm. Sözü edilen 37. madde aynen şöyledir:
"37. Where an act or omission constitutes an offence under two or more Laws, the offender shall, unless the contrary intention appears, be liable to be prosecuted and punished under either or any of those Laws, -but shall not be liable to be punisshed twice for the same offences."
Bu istinafın karara bağlanmasında etken olan ve tartışma konusu olmayan bir başka hukuki prensip de Ceza usul Yasası Fasıl 155'de yerini bulan madde 144'dür. Sözü edilen madde de aynen- şöyledir:
"The Supreme Court shall hear and determine the appeal only on the grounds set out in the notice of appeal or the order granting lave to appeal:
Provided that the provisions of this section shall not apply where, on the hearing of the appeal th-e Supreme Court is of opinion that a substantial miscarriage of justice has occurred." (underline supplied).
Sanık mahkûm olduğu tarihlerde 38 yaşalrında genç bir iş adamı idi ve bir aile şirketi olan Hastan Company Ltd.'de direktör olarak görev ifa etme-kte idi. Sanığın istinaf konusu davada mahkûm olduğu suçlardan ötürü Devlet 45 Milyon TL. civarında vergi kaybına düçar olmuştu. (Tam rakam vermek gerekirse 44 Milyon 891 bin 340TL.'dir). devlet, Kamu Alacaklısı Yasası altında söz konusu alacağını tahsi et-mek için bu istinafta istinaf eden sanık da dahil olmak üzere sanığın direktör olduğu şirket ve diğer direktörler aleyhine muameleler başlatmış ancak istinaf eden sanığın Yüksek İdare Mahkemesinde YİM 210/89 (Bak: D.18/90) sayılı başvurusu neticesinde, 4.5-.1990 tarihinde Yüksek İdare Mahkemesi istinaf konusu dava ve buna benzer dosyalanmış olup ancak henüz neticelenmeyen davalarda emare olarak polisin tasarrufunda bulunan 600-700 Milyon civarındaki çoğunluğu elektrikli eşyaların oluşturduğu menkul malların -YİM 219/89 sayılı başvurunun neticesine kadar Devletin tasarrufunda teminat amacı ile kalamsı Yüksek İdare Mahkeemsince emrolunmuştur. İlâveten istinaf eden sanığın kamilen mal sahibi olduğu Girne Kazasında, Çatalköy'de 1989 senesinde 800.000.000TL. değeri-nde kıymeti olan bir gayrımenkul de Devlet lehine Mahkeme kararınca ve tarafların onayı ile ipotek altındadır. Bir başka deyişle Devletin sanığın istinaf konusu davada mahkûm edildiği suçlar neticesi düçar olduğu vergi kaybı teminat altına alınmış durumda -olmasına rağmen elan ödenmiş değildir. Haliyle Yüksek İdare Mahkemesindeki işlemler ceza davalarının nihayetlenmesinden sonra neticelendirilecektir ve nomrali de budur. Devletin Kamu Alacaklısı Yasası altında sanık ve direktörü olduğu şirket aleyhine olan -talepleri, istinaf konusu bu davadaki tale ile birlikte 400 Milyon TL. civarında bir rakama baliğ olmaktadır. En azından Devletin talebi budur, ancak kesin rakam henüz belirlenmiş, değildir. Sanığın hiçbir sabıkası da yoktur.
İstinaf edenin çarptırıldığı- cezanın niçin azaltılması gerektiği yönündeki istinaf sebepelrini ele alıp incelemezden önce bu istinafın kamuyu da yakından ilgilenddirdiğini göz önünde bulundurarak bazı ihtilâf konusu olmayan hususlara da deyinmeyi yararlı gördüm. Sanığın bu istinafa k-onu işlemiş olduğu suçlar neticesi Devleti küçümsenmeyecek bir rakam vergi kaybına uğratmış olması bir yana, sanık çok zekice ve kurnazca düzenlenen bir plân çerçevesinde mahkûm olduğu suçları takriben 2 sene süre ile ve sistematik olarak işlediği veya söz- konusu suçların işlenmesine yardımcı olduğu bir gerçektir. Mahkûmiyeti de bunu göstermektedir. Birleştirilmiş Yargıtay/Ceza 4/91 ve 5/91 (Bak: D.11/91)'de belirttiğim gibi, 20 seneyi aşan meslek hayatımda gerek miktar olarak rakamların büyüklüğü gerekse o- istinaftaki sanıklar ile bu istinaftaki snığın işbirliği halinde sistematik olarak kurnazca işledikleri bu istinaf konusu suçlar şimdiye kadar benzeri tür suçlarda benim şahsen karşılaştığım en ciddi davaların arasında yer almaktadır. Sanık, Ceza Yasamız -Fasıl 154'e istinaden mahkûm olduğu sadece bir davadan azami 10 seneyi müstelzim hapislik cezasına çarptırılabilirdi. Nitekim ben Birleştirilmiş Yargıtay/Ceza 4/91 ve 5/91 de azınlık kararında, bu istinaf konusu davaya birçok bakımdan benzeyen bir davada, -sanıklara verilen cezanın azaltılması yerine, tam tersine çoğaltılması ve 6 sene civarında bir hapislik cezsı ile o davadaki sanıkalrın cezalandırılmalarını önermiştim, ancak geçerli olan çoğunluk kararı ile Yargıtay, o davadaki sanılalrın cezalarını 3 sen-e hapislik cezası ile sınırlamıştı. 4/91 ve 5/91 sayılı istinaf kararındaki sanıklara verilen 3 sene hapislik cezası bu davadaki sanığa verilen 3 sene 3 aylık hapislk cezası ile bu istinafı karara bağlama açısından bir paralellik arzedebilir.
İstinaf ede-nin avukatının istinafın duruşmasında Yargıtay'ın izni ile yine bu Mahkemenin vermiş olduğu Yargıtay/Ceza 11/92 sayılı (D.1/92) karar ile ilgili olarak yaptığı iddiaya atfen de birkaç söz söylemem yerinde olur. O davada sanık ceza Yasası Fasıl 154'ün ilgil-i maddeleri hilâfına yine gümrük yolsuzluğu diye vasıflandırabileceğim suçlar işlemekle itham edilmişti. Sanığın avukatı sanığın itham olunduğu eylemlerin 37/83 sayılı Yasa altında suç teşkil edebileceğini ve özel Yasa olan 37/83 sayılı Yasa dururken sanığ-ın Fasıl 154 Ceza Yasası altında yargılanamayacağını iddia etmiş, Yüksek Mahkemede oy birliği ile vermiş olduğu kararına özetle ithamnamede öne sürülen eylemlerin her iki yasa kapsamına girebileceğini söylemiş ve sanığın aleyhine getirilem ithamnamenin tad-il edilerek sanığın Fasıl 154 Ceza Yasası altındaki ithamlara ilaveten 37/83 sayılı Yasa altında da itham edilmesini emretmiş ve sanığın dosyası görüşülmek üzere Ağır Ceza Mahkemesine gönderilmişti. O davadaki sanığın gayesi belliydi şöyle ki sanık 37/83 s-ayılı Yasa hükümleri altında mahkûm olmuş olması halinde çarptırılabileceği azami hapislik cezası 2 sene olacaktı, halbuki Fasıl 154 Ceza yasası altında aynı veya benzeri bir eylemden mahkûm olması halinde sanığın çaprtırılabileceği azami hapislik cezası 1-0 sene hapislik olacaktı. Yargıtayın o kararı verirken ki gayesi de alt mahkemenin tüm şahadeti dinledikten ve emirleri gördükten sonra eylemin, hangi Yasa altına girdiğine Ağır Ceza Mahkemesinin karar vermesini sağlamak ve mahkûmiyet kararına varması hali-nde ona göre işlem yapamsına olanak vemekti. Yargıtay, kararında sarih olarak belirtmesine rağmen Ağır Ceza Mahkemesinin sanığı mahkûm etmesi halinde tezekkür edeceği konular arasında, 1/171929'da yürürlüğe giren Fasıl 154 ceza Yasası 29/11/1983'de yürürlü-ğe giren 37/83 sayılı Yasanın aynı eylem veya eylemleri suç sayan hüküm içermesi halinde, sonra geçen yasanın ilk önce geçen yasayı zımnen ilga edddip etmediği de yer alacaktı ve hükme bağlanacaktı.
Bu istinafın duruşması esnasında istinaf edenin avukat-ı, Fasl 154 Ceza Yasasından daha sonra yürürlüğe giren 37/83 sayılı Yasasyı, ceza Yasası ile bağdaşmadığı oranda ilga etti diye bir iddia Yargıtaya yapmamıştır, bu nedenle bu ihtimali derine inip incelemeye ben de gerek görmüyorum ve genel ilkeye atıfta bu-lunmakla yetineceğim. Genel ilke de Maxwell on Interpretation of Statutes, 12th ed., sayfa 191' de 'Repeal by implication not favoured' başlığı altında aynen şöyle belirlenmiştir:-
"A later statute may repeal an earlier one either expressly or by iplicat-ion. But repeal by implication is not favoured by the courts ... If, therfore, earlier and later statutes can reasonably by construed in such a way that both can be given effect to, this must be done. If, as with all modern statutes, the later Act contain-s a list of earlier enactments which expressly repeals, an omission of a particular statute from the list will be a strong indication of an intention not to repeal that statute. And when the later Act is worded in purely affiramtive language, without any n-egative expressed or implied, it becmes even less likely that it was intended to repeal the eralier law."
37/83 sayılı Yasa, 195. maddesi mucibince fasıl 129, Fasıl 140, Fasıl 147, Fasıl 315 ve Fasıl 324'ü tümü ile ilga ederken, Fasıl 154 Ceza Yasasına h-iç değinmemiştir, bu durumda bu istinaf maksatları bakımından yukarıdaki karine ışığında Ceza Yasasının sanığın mahkûm olduğu maddenin yürülükte olduğunu kabul etmem gerekir ve Ceza usul Yasamız Fasıl 155 Madde 144'ün proviso kısmında sanığa bir 'subsstant-ial miscarrige of justice' olduğu düşünülemez. Bu istinaf konusu meselede sanık doğrudan doğruya aleyhine getirilen 42 davanın 30'unda Ceza Yasası altında yargılanmış ve mahkûm edilmiştir. Sanığın orada itham edilip mahkûm edildiği eylemlerin Ceza Yasası a-ltında da bir suç teşkil ettiğine kuşku yoktur. Dolayısıyle ortada 'illegal' mahkumiyet söz konusu değildir ve sanığın mahkûm olunduğu Ceza Yasası altınaki Yasa maddelerini gözardı edip kendi ceza Yasası altında mahkûm ettikten sonra Gümrük Yasası altında -cezalandırılmasını ve daha kısa süreli hapislik cezasına çarptırılmasını uygun görmekteyim.
Sanığın ceza aleyhine yaptığı 3 istinaf sebebini ele alıp teker teker incelediğimde ise ortaya şöyle bir tablo çıkmaktadır. İlk önce Ağır ceza Mahkemesinin sanığa- ceza takdir ederken hatalı hareket ettiğine ve dikkate alması gerken hususları dikkate almayıp veya dikkate almaması gereken hususları dikkate alarak hatalı değerlendirme yaptığına ve sanığa aşikâr surette fahiş bir ceza takdir ettiği iddiası hususunda ta-tmin olmadım. Zabıtları ve Ağır Ceza Mahkemesinin kararını incelediğimizde Ağır ceza Mahkemesinin bu doğrultuda hiçbir hata yaptığı görülmemektedir. Sanığın mahkûm olduğu suçlar neticesi Devletin 45 Milyon TL. civarında bir vergi kaybı olduğu ortadadır. Sö-z konusu vergi alacağının teminat altında olduğu da bir gerçek olmasına karşın bu miktar elan ödenmiş değildir ve sanığın bunu ödemek için herhangi bir girişimde bulunduğu da Yargıtaya söylenmemiştir. kanımca Ağır Ceza Mahkemesi bu hususu da da göz önünde -buludnurmuş oalcak sanığa mahkûm olduğu suçlarala ilgili kesinlikle çok ağır olduğu söylenemeyen bir hapislik cezası vermiştir. Kararımın başında da belirttiğim gibi sanık Ceza yasası altında mahkûm edildiği sadece 1 davadan azami olarak 10 yıl hapislik ce-zasına çarptırılabilirdi. Halbuki Ağır Ceza Mahkemesi bunu yapmamış, sanığın lehine olabilecek tüm hususları göz önünde bulundurduktan sonra sanığa sdece 3 sene 3 ay hapislk cezası vermiştir. Ağır Ceza Mahkemesinin ilgili içtihat kararlarını yanlış değerle-ndirdiği yönündeki iddiaya gelince; konuya şamil içtihatlar incelendiğinde bunun böyle olmadığı daha da açıklık kazanmaktadır. Şöyle ki son zamanlarda olguları birçok yönden bu davaya benzeyen bir başka davada (Bak: Birleştirilmiş Yargıtay/Ceza 4/91 ve 5/9-1 (D.11/91) sanıklar Yargıtay tarafından çoğunluk kararına göre 3 yıl hapislik cezasına çarptırılmıştı. Eğer o içtihat kararını bir örnek olarak alacaksam bu davada sanığın çaprtırıldığı 3 sene 3 ay hapislik kararı kesinlikle bu Mahkemenin müdahalesini ger-ektirecek fahiş bir hapislik cezası değildir.
Bu Mahkeme geçmişte birçok kararında belirttiği gibi Mahkemeler bir sanığı mahkûm ettikten sonra cezaya çarptırırken göz önünde bulundurulması gerken prensipler arasında bir benzerlik olması şayanı arzudur. N-itekim Yargıtay, yargıtay/Ceza 15/87 (D.17/87) sayılı kararının 3. sayfasında cezalar arasında nisbetsizlik ile ilgili karar verirken aynen şöyle demişti:
"Her ne kadar genelde (disparity of sentence), cezaların nisbetsizlik veya eşitsizlik prensibi ayni -davadaki sanıkalr arasında göz önünde bulundurulması ve tatbik edilmesi gerken bir prensip ise de benzer veya ilgili davalardaki sanıkalra kesilen cezalar arasında da göz öünde buludnurulması gereken bir prensiptir.
Kanımca bu istinaftaki sanığa kesilen -3 sene 3 aylık hapislik cezasına bu Mahkeme müdahale edecek ve cezayı düşürtecekse ena zından yukarında alıntısı yapılan prensibe ters düşecektir.
Netice olarak istinafın reddedilmesi gerektiği görüşündeyim.
N. Ergin Salâhi: Netice olarak istinaf oyçokl-uğu ile kabul edilerek, İlk Mahkemece takdir edilen cezaların aşağıdaki şekilde tenzil edilmesine;
1., 6., 10., 14., 18., 22., 26., 30., 34. ve 38. davalardan her biri için 1 sene 6 ay;
2., 7., 11., 15., 19., 23., 27., 31., 35., ve 39. davalardan her b-iri için 2 sene;
4., 9., 13., 17., 21., 25., 29., 33., 37. ve 41. davalardan her biri için 9 aya indirilmesine;
Cezaların İlk Mahkemenin verdiği karar tarihinden başlayarak birlikte çekilmesine;
3., 5., 12., 16., 20., 24., 28., 32., 36., 40. ve 42. d-avalardan ceza verilmeyerek sadece mahkûmiyet kaydedilmesine; karar verilir.
(N. Ergin Salâhi) (Taner Erginel) (Metin A. Hakkı)
Yargıç Yargıç - Yargıç
30 Haziran 1992
-
-
17
-
Full & Egal Universal Law Academy