-D. 4/2006 Birleştirilmiş
Yargıtay/Ceza 21 ve 27/2005
(Lefkoşa Ağır Ceza Dava No:2253/2003)
YÜKSEK MAHKEME HUZURUNDA.
Mahkeme Heyeti: Nevvar Nolan, Gönül Erönen, Şafak Öneri.
Yargıtay/Ceza -: 21/2005
(Lefkoşa Ağır Ceza Dava No:2253/2003)
İstinaf eden: Emir Ali Tatlıdil, Merkezi Cezaevi, Lefkoşa
-ile-
Aleyhine istinaf edilen: KKTC Başsavcısı, Lefkoşa
A r a s ı n d a.
İstinaf e-den namına : Avukat Menteş Aziz ve Levent Celalettin
Aleyhine istinaf edilen namına: Savcı Ergül Kızılokgil ve Cemaliye Usanmaz
Yargıtay/Ceza : 27/2005
(Lefkoşa Ağır Ceza Dava No: 2253/20-03)
İstinaf eden: KKTC Başsavcısı - Lefkoşa
-ile-
Aleyhine istinaf edilen: Emir Ali Tatlıdil, Merkezi Cezaevi, Lefkoşa
A r a s ı n d a.
İstinaf eden namına : Savcı Ergül Kızılokgil ve Cemaliye Usanmaz
Aleyhine istinaf -edilen namına: Avukat Menteş Aziz ve Levent Celalettin
Lefkoşa Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı Narin F. Şefik, Kıdemli Yargıç Çetin Veziroğlu ve Yargıç Ömer Güran'ın 2253/2003 sayılı davada 1/4/2005 tarihinde verdiği karara karşı Sanıklar ve Başs-avcılık tarafından yapılan istinaflardır.
H Ü K Ü M
Nevvar Nolan: Bu istinafta Mahkemenin hükmünü Sayın Yargıç Şafak Öneri okuyacaktır.
Şafak Öneri: Müşteki bir Kooperatif Bankasıdır. Sanık ise Kooperatif İşleri Dairesinde Kooperatif Başmüfettişi- olarak görev yapmaktadır.
Müştekinin, Kooperatif Merkez Bankasında, topladığı mevduatları da yatırdığı bir hesabı bulunmakta olup, bu hesaptan ödeme yapabilmesi için, çek defteri mevcuttur. Müştekinin uygulamasına göre, üyelere yapılması gereken mevdua-t ve diğer geri ödemeler bu hesaptan ödenmek üzere çek verilmek suretiyle de mümkün olabilmektedir. Herhangi bir ödeme için çek ile yapılan ödemelerde, çekin yetkili yönetim kurulu üyeleri tarafından da imzalanmış olması gereklidir. Dava ile ilgili tarih-lerdeki uygulama uyarınca, acil durumlarda kullanılmak üzere, müştekinin sekreteri merhum Ali Turgut Özgüven'in tasarrufunda, yetkili yönetim kurulu üyeleri tarafından önceden imzalanmış boş çekler mevcut idi.
Başsavcı, merhum Özgüven'in, sanığın müşte-kiyi teftiş ettiği 1/1/1996 - 31/12/1998 tarihleri arasında, sanıkla birlikte hareket ederek, daha önce yönetim kurulu tarafından imzalanıp kendisine acil durumlarda kullanılmak üzere verilen çeklerden 26 adedini, bazı kişiler lehine muhtelif miktarlarda k-eşide ettiğini, çeklerde yazılı meblağların, gerçekte mevcut olmayan hesaplara ait gibi gösterildiğini, mezkûr çeklerin sonuçta, sanığın imzası ile sanığın hesabına yattığını ileri sürerek, sanık aleyhine, mezkûr çeklerden kaynaklanan çek sahteleme, tedavü-le sürme, sahte belge düzenleme, mevkiyi kötüye kullanma, sahtekârlıkla para temini, başkasının kimliğine bürünme ve sirkat davalarını getirdi. Sanık keza, 26 çekden kaynaklanan davalar dışında, yetkisiz belge düzenleme ve sahte evrak düzenleme suçlarında-n da itham edildi.
Başlangıçta sanık aleyhine getirilen dava sayısı 163 iken, iddianamenin Ağır Ceza Mahkemesince tadili neticesinde dava sayısı 220'ye yükseltildi. Ancak sanık, Ağır Ceza Mahkemesinde, aleyhine getirilen 3 dava geri çekildiği için topla-m 217 davadan itham edildi.
Hiç bir ithamı kabul etmemesi üzerine yapılan duruşma sonucunda sanık, 97 davadan ilk nazarda aleyhine yeterli şahadet bulunmaması (no case) gerekçesi ile müdafaaya çağırılmayarak beraat ettirildi. Müdafaaya çağırıldığı 120 dav-anın 80'inden ise beraat etti 40'ından mahkûm oldu.
Sanığın mahkûm olduğu davalar şöyledir;
a) Fasıl 154 madde 331, 333(d)(i), 334 ve 336. maddelerine aykırı olarak 7 adet çekin sahtelenmesi ile ilgili 4, 6, 7, 8, 9, 11 ve 15. davalar, b) Fasıl 154 madd-e 336 ve 339'a aykırı olarak 3 adet sahtelenmiş çeki tedavüle sürmekle ilgili 18, 23 ve 24. davalar, c) Fasıl 154 madde 297 ve 298'e aykırı olarak yukarıda (a)'ya konu 7 adet çekten kaynaklanan sahtekârlıkla para temini ile ilgili 103, 105, 106, 107, 108, -110 ve 117. davalar, d) Fasıl 154 madde 334 ve 343(a)'ya aykırı olarak yetkisiz belge sahtelemekle ilgili 64, 65 ve 66. davalar, e) Fasıl 154 madde 331, 333(a), 334 ve 335'e aykırı olarak sahte belge düzenlemekle ilgili 69. dava, f) arka yüzlerini saht-elemekten mahkûm olduğu yukarıda (a)'da belirtilen 7 adet çek ile sahtelemekten beraat ettiği diğer 3 çekin, ön yüzlerinin, asli fail (principal) Ali Turgut Özgüven tarafından sahtelenmesinde suç ortağı sıffatıyle yargılandığı Fasıl 154 madde 20, 331, 333(-a), 334 ve 336'ya aykırı olarak sahte çek düzenlemekle ilgili 142, 146, 150, 152, 154, 156, 160, 162, 164 ve 174. davalar, g) Fasıl 154 madde 20, 255 ve 262'ye aykırı olarak yukarıda izah edilen (a)'ya konu 7 adet çekin de dahil olduğu 9 adet çekin sirkat-ı ile ilgili 201, 203, 204, 205, 206, 208, 209, 210 ve 215. davalar.
Ağır Ceza Mahkemesi, sanığa, mahkûm olduğu davalar için aşağıdaki hapis cezalarını takdir etti;
4, 6, 7, 8, 9, 11 ve 15'inci davalardan 4'er yıl, 18, 23 ve 24'üncü davalardan 4'er yıl, -64, 65 ve 66'ıncı davalardan 2'şer yıl, 69'uncu davadan 6 ay, 103, 105, 106, 107, 108, 100 ve 117'inci davalardan 1'er yıl, 142, 146, 150, 152, 154, 156, 160, 162, 164 ve 174'üncü davalardan 4'er yıl, 201, 203, 204, 205, 206, 208, 209, 210 ve 215'inci dava-lardan 1'er yıl.
Ağır Ceza Mahkemesi kararının hatalı olduğunu ileri süren sanık, Yargıtay/Ceza 21/2005 nolu istinafı dosyalayarak tüm mahkûmiyetler ve cezalar aleyhine istinaf etti. Ayni şekilde Ağır Ceza Mahkemesinin sanığa verdiği beraat kararlarını -hatalı bulan ve verilen cezaları yeterli görmeyen Başsavcılık da sanık aleyhine Yargıtay/Ceza 27/2005 nolu istinafı dosyaladı, ancak istinafın duruşmasında beraat aleyhine olan istinafı geri çekti. Tarafların müracaatı üzerine her iki istinaf mahkeme tara-fından birleştirilerek dinlendi.
Sanık tarafından dosyalanan istinaf ihbarnamesi 20 istinaf sebebi içermesine rağmen sanık avukatı, istinafın duruşmasında bunların bazılarına hiç temas etmemiş, bazılarını da birleştirerek ele almıştır. İstinafın duruşma-sında, ileri sürülen istinaf sebepleri şu şekilde özetlenebilir;
1- Sanığın itham edildiği davaların çok sayıda ve karmaşık olması nedeniyle mahkeme üyelerinin zihninde belirginlik oluşmamıştır. Bu durum sanığa layıkı ile adalet tevdi edilememesi sonucu-nu doğurduğundan mahkûmiyet hatalıdır. 2- İddia makamı iddianamede yer alan tüm şahitleri mahkeme huzuruna getirmemek ve müdafaaya "tender" etmemekle sanığa adaletsizlik yaptı.
3- Ağır Ceza Mahkemesi davanın duruşmasını birbirini takip eden günler-de (day in - day out trial) yapmayarak 2.5 ay süreye yaymakla hata etmiştir. Mahkeme bu şekilde davranmakla sanığa adaletsizlik yaptığından yargılama geçersiz (null and void) olup mahkûmiyet hatalıdır.
4- Ağır Ceza Mahkemesi iddia makamı tanıkları İsa Nu-rçin, Bülent Gencer, Hüseyin Baloğlu, Hüseyin Erçelik, Bilgin Özaltınok, Utku Özgüven, Hasan Tatlıdil, Atila Çağ ve Ali Tuna'nın şahadetine inanmakla hata etmiştir. Her halukarda bu tanıkların şahadetine yanlış değer ve ağırlık vererek, sanığı mahkûm etme-kle hata etmiştir.
5- Ağır Ceza Mahkemesi sanığın mahkûm olduğu tüm davalarda, suçun unsurları, iddia makamı tarafından sunulan şahadet ile makul şüphenin ötesinde kanıtlanmamış olmasına rağmen sanığı mahkûm etmekle hata etmiştir.
6- Ağır Ceza Mahkemesi,- mahkeme huzurunda yargılanmayan merhum Ali Turgut Özgüven'in "dolandırma niyeti" olduğu bulgusuna varması ve sanığı merhum Ali Turgut Özgüvenin suç ortağı sıfatıyle Fasıl 154 madde 20 altında sorumlu tutup mahkûm etmesi hatalıdır.
7- Sanığa verilen hap-is cezası çok fahiştir. Özellikle ayni Ağır Ceza Mahkemesi heyetinin ayni adli yıl içinde daha ağır suçlar için verdiği cezalarla kıyaslandığında takdir edilen hapis cezası alenen fahiştir.
Başsavcılık tarafından dosyalanan istinaf sebebi ise şöyledir; -Ağır Ceza Mahkemesinin sanığa takdir ettiği hapis cezaları infaz mevzuatı dikkate alındığında aşikâr surette azdır.
İstinaf sebeblerini ayrı ayrı incelemeyi uygun buluruz.
1. İstinaf sebebi; sanık avukatına göre sanığın ayni iddianame altında bu kadar ç-ok sayıda dava ile itham edilmesi hatalıdır. Sanığın itham olunduğu davaların çokluğu yargılamada karmaşa yaratarak mahkeme heyetinin kafasında bir çok izdihamlar yaratmıştır. Alt Mahkemenin kararında, müdafaa tanığının şahadetinden hiç bahsedilmemesi ma-hkemenin yaratılan karmaşa nedeni ile olayı kavrayamadığını ve şaşkınlık içinde olduğunu göstermektedir. Bu koşullar altında sağlıklı bir yargıya varmak mümkün olmadığından sanığa adaletsizlik yapılmıştır.
Fasıl 155 madde 153'e göre bir iddianamenin şe-kline veya esasına ilişkin itirazlar yargılamayı yapan İlk Mahkemede dile getirilmelidir. Fasıl 155 madde 153 şöyledir;
"153. -No judgment, finding, sentence or order of a trial Court shall be reversed or altered on appeal on account of any objection to any charge, information, summons or warrant for any alleged defect therein in any matter whether of substance or form unless such- objection was raised before the Court whose decision is appealed from, nor for any variance between such charge, information, summons or warrant and the evidence adduced in support thereof unless such objection was similarly raised and the trial Court, no-twithstanding that it was shown that by such variance the appellant had been deceived or misled, refused to adjourn the hearing -of the case: Provided that, if the appellant was not represented by an advocate at the hearing before the trial Court, the Supreme Court may allow any such objection to be raised."-
Buna göre iddianamedeki esasa veya şekle ilişkin itirazlar, alt mahkemeye yapılmadıkça istinaf konusu edilemezler. Sanığın alt mahkemede avukatsız olarak bulunması halinde, yargıtayın izni ile bu gibi itirazların yapılabilmesi, bu kuralın istisnasını t-eşkil eder.
İstinaf konusu davada, sanık alt mahkemede avukat vasıtasıyle temsil ediliyordu. İddianame, başlangıçta sanık aleyhine 163 dava ihtiva etmesine rağmen ithamdan önce iddia makamının müracaatı ile 2 kez tadilata uğradı ve dava sayısı 220'ye y-ükseltildi. Her iki tadilat talebi de sanık avukatı tarafından itiraza uğramayarak olumlu karşılandı. Sanık avukatı, alt mahkemede, iddianamedeki davaların çokluğunu itiraz sebebi yapmaması bir yana, ithamın daha da artmasına katkıda bulunduğu cihetle ya-rgıtay'da ithamların çokluğundan şikayetci olması Fasıl 155 madde 153 altında mümkün değildir.
Dava sayısının çokluğunun, karmaşa yarattığı ve mahkemenin bu karmaşadan ötürü yargılamada yetersiz kalarak sanığa adaletsizlik yaptığı iddiasına gelince; dav-aların çokluğu, tek başına, mahkemenin yargılamada yetersiz kalması veya hata yapması sonucunu taşımamaktadır.
Jüri sisteminin geçerli olduğu İngiltere'de, birden fazla sanıklı, çok karmaşık şahadet içeren bazı davalarda, karmaşıklıktan etkilenen jürinin -sağlıklı karar veremediği gerekcesi ile istinafta beraat ile sonuçlanan mahkûmiyetlere rastlanmaktadır. (Arthur Guy Carless. Francis Jefferson Stapley. 1934 cr. A.P, Vol XXV, sayfa 43.)
Bununla beraber çok sanıklı, oldukça karmaşık şahadet içeren bazı dava-larda, davanın çok sanıklı ve karmaşık olmasının mutlaka sanığa adaletsizlik yapılacağı anlamına gelmediği, duruşma yargıcının jüriye yaptığı davanın hukuki boyutunu çizen konuşmanın (summing-up), karmaşıklığı bertaraf ederek jürinin etkilenmesi ihtimalini- ortadan kaldırdığı gerekcesi ile onaylanan mahkûmiyetler de mevcuttur. (Harry Greenberg (1943) 28 Cr. App. R. Sayfa 160.)
Hukuk sistemimizde ceza yargılaması ve neticesinde üretilen karar, profesyonel hukukçu yargıçlar tarafından yapıldığı için olası -bir karmaşadan etkilenme ihtimali son derece zayıftır. Buna rağmen alt mahkemedeki dava tutanaklarından, çok açık bir şekilde sanık aleyhindeki davaların çokluğu veya birden fazla sanıklı davalarda şahadetin karmaşıklığı nedeni ile içinden çıkılmaz bir ka-rgaşanın meydana geldiği, mahkemenin yaratılan karmaşadan etkilenerek yargılama yeterliliğini kaybetti, bunun sonucu olarak sanığa adaletsizlik yapıldığı görülüyorsa, sanık aleyhindeki mahkûmiyet kararı iptal edilebilir.
Huzurumuzdaki meselede dava t-utanaklarını ve kararı tetkik eden bir kişinin, alt mahkemenin yargılama süresince davaların çokluğundan dolayı mahkemeyi menfi yönde etkileyen bir karmaşa içine girdiğini tesbit etmesi olanaksızdır. Bilakis davaların çokluğuna rağmen ideal bir yargılama -yapıldığını söylemek yanlış olmaz. Anlaşılacağı gibi sanık avukatı dava sayısının çokluğunun yargılamada karmaşa yarattığı ve mahkemenin bundan etkilenerek sanığa adaletsizlik yaptığı hususunda bizi ikna edememiştir. Bu nedenlerle bu istinaf sebebinin re-ddedilmesi gerekir.
Yeri gelmişken aşırı denebilecek çoklukta dava ihtiva eden ithamname veya iddianamelerle ilgili bir şeyler söylemeyi uygun görürüz. Bir iddianamenin birden çok itham içerecek şekilde düzenlenmesi yasalara aykırı değildir. Ancak bir -ceza yargılamasında esas olan, yargılamanın hem sanık, hem iddia makamı, hem de mahkeme için uygun koşullarda yerine getirilmesi, tüm taraflar için adil koşullarda yapılabilmesidir. Bunun gerçekleşebilmesi için fiziki ve moral şartların mevcut olması yan-ında, ithama konu davaların sanık tarafından yeterince anlaşılabilecek kadar açık ve özlü olarak ifade edilmesi ve iddianamelerin yargılamada karmaşıklığa sebebiyet vermeyecek şekilde düzenlenmesi gerekmektedir. Kural olarak bir sanığın özellikle ayni olg-ulardan kaynaklanan birden fazla suçtan dolayı eş zamanlı olarak ve mümkünse ayni ithamname veya iddianame altında itham edilmesi gerekir. Ancak huzurumuzdaki meselede olduğu gibi ayni veya benzeri birden fazla olaydan kaynaklanan büyük rakamlara ulaşan s-uçlarda, ithamların, iddia makamı tarafından birden fazla iddianameye bölünerek yargılanmanın sağlanmasını daha doğru ve taraflar için daha adil olacağı görüşündeyiz.
Bir çok davanın ayni iddianame altında ikame edilmesi yerine, birden fazla iddianame -altında getirilmesi, yargılamanın, yargılamadaki tarafların tümü için daha olumlu, adil ve ideal olacağı düşüncesiyle savcılığın bundan sonraki iddianame ve ithamnameleri bu şekilde düzenleyeceğini ümit ederiz.
2. İstinaf sebebi; sanık avukatı bu istin-af sebebi ile ilgili olarak iddia makamının, iddianamede tanık olarak görülen 60 kişiden sadece 35 tanesini şahadete çağırdığını, müdafaanın çağrılmayan tanıkların şahadetinden yararlanamadığı için yapılan yargılama ve varılan bugular ile mahkûmiyetin yanl-ış ve hatalı olduğunu ileri sürmektedir. Sanık avukatına göre iddianamede tanık olarak ismi bulunan tüm kişiler, iddia makamı tarafından tanık olarak çağrılarak tanık kürsüsüne konmalıdır.
Bir ceza davasında iddia makamının tanık çağırma ile ilgili gö-revi, iddianamede tanık olarak belirtilen kişileri, tanıklık yapabilmeleri için mahkemede hazır bulundurmakla sınırlıdır. İddia makamı davasını kurallar çerçevesinde, istediği şekilde yönetebileceği gibi iddianamede yer alan tüm tanıkları, tanık olarak di-nletmek zorunda değildir. Konu ile ilgili olarak Archbold 2000, paragraf 4-275, sayfa 410'da şunlar yer almaktadır;
"-Witnesses the prosecution choose not to call
In R. V. Rusell-Jones (1995) 1 Cr.App.R. 538, the Court of Appeal set out the following principles, which emerge from the previous authorities and from rules of practice.
1- Generally speaking the prosecuti-on must have at court all the witnesses named on the back of the indictment (nowadays those whose statements have been served as witnesses on whom the prosecution intends to rely), if the defence want those witnesses to attend. In deciding which statements- to serve, the prosecution have an unfettered discretion, but must normally disclose material statements not served."
-
Huzurumuzdaki meselede, sanık aleyhindeki iddianamede 60 kişi tanık olarak yer almaktadır. İddia makamı bu kişilerden 35'ini -tanık olarak çağırdıktan sonra davasını kapattı. Tutanakların mavi 555. sayfasında, iddia makamının, davasını kapatmazdan önce, savunma avukatının talebi üzerine, iddianamede belirtilen bir tanığın iddia makamı tarafından şahadete çağırıldığı, görülmekted-ir. Bunun dışında iddianamede tanık olarak isimleri belirtilen ve şahadete çağırılmayan diğer kişilerin tanıklığı, müdafaa tarafından talep edilmedi. Bu olgular ışığında iddia makamının iddianamede tanık olarak gösterilen kişileri tanıklık yapmak üzere h-azır bulundurmadığından söz etmek mümkün değildir. Sonuç olarak bu istinaf sebebi de dayanaksız ve yersiz olduğundan reddolunur.
3. İstinaf sebebi; sanık avukatı yargılamanın birbirini takip eden günlerde yapılmayıp 2.5 ay müddete yayıldığını ve bu duru-mun Ağır Ceza Mahkemesinin şahadeti değerlendirerek olguları tesbit ederken hatalı davranmasına neden olduğunu iddia etmektedir.
Bir davanın uzun sürede sonuçlanması, tarafların ibraz ettikleri şahadetin süresi ile doğru orantılıdır. Çok miktarda -tanık dinlenen davalarda yargılamanın uzun sürmesi ve verilecek karar için, tüm şahadetin titizlikle incelenerek üretileceği düşünüldüğünde, belirli bir zamana ihtiyaç duyulması son derece doğaldır. İstinaf konusu davadaki tutanaklar incelendiğinde, davan-ın duruşmasına 14/1/2005 tarihinde başladığı, iddia makamı tanıklarının 21/2/2005 tarihinde şahadetlerini tamamladığı, savunma avukatının sanığın müdafaaya çağırılmaması gerektiğini (submission no case) iddia etmesi üzerine mahkemenin 1/3/2005 tarihinde bi-r ara karar verdiği, hemen bir gün sonra duruşmaya devam edilip sanığın yeminsiz beyanının alındığı ve tanığının dinlendiği, 8-9/3/2005 tarihinde hitapların yapıldığı ve yaklaşık 20 gün sonra 1/4/2005 tarihinde davanın kararının okunduğu görülmektedir. Gö-rüleceği gibi Ağır Ceza Mahkemesi 217 ithamı içeren, sanık ve 36 tanığın dinlendiği, uzun hitapların yapıldığı bir davayı kısa sayılabilecek bir sürede dinleyip tamamlamıştır. Bunlar ışında bu istinaf sebebinde herhangi bir mesnet görmeyiz.
4. İstinaf s-ebebi; sanık avukatına göre Ağır Ceza Mahkemesi, iddia makamı tanıklarının şahadetlerine inanıp sanığı mahkûm etmekle hatalı davranmıştır.
Önceki bir çok istinaf kararında belirtildiği gibi (ör: C.İ. 6/74, Y/C 9/90, Y/C 14/98) yargıtay, alt mahkemelerin -olgular ile ilgili bulgularına müdahale ederken çok titiz davranır. Çünkü tanıkları gören, doğru veya yalan şahadet verdikleri hususunda hal ve hareketlerini izleyerek bir kanaate varan, alt mahkemelerdir. Alt mahkemenin olgularla ilgili bulgularının hata-lı olduğunu iddia eden taraf, bu bulguların, şahadete dayanmadığı, şahadetin yanlış değerlendirilmesi sonucunda üretildiği, dikkate alınması gereken önemli konulardaki şahadetin dikkate alınmadığı hususlarında Yüksek Mahkemeyi tatmin edemedikçe, Yüksek Mah-keme, alt mahkemenin olgularla ilgili bulgularına müdahale etmez. Ağır Ceza Mahkemesi kararı incelendiğinde, tanıkların şahadetlerini titiz bir incelemeye tabi tutarak değerlendirdiği anlaşılmaktadır. İstinaf eden, Ağır Ceza Mahkemesinin şahadeti değerle-ndirirken hata yaptığı ve bu tanıklara inanılmaması gerektiği hususunda bizi ikna edememiştir. Kaldı ki Ağır Ceza Mahkemesinin kararı tek başına bu tanıklardan herhangi birinin şahadetine dayanmamaktadır. Ağır Ceza Mahkemesi önünde sanığı mahkûm olduğu s-uçlara bağlayan yeterli şahadet vardı. Ağır Ceza Mahkemesi huzurundaki tüm şahadeti değerlendirerek bulgu yapmıştır. Söylenenler ışığında bu istinaf sebebinde de herhangi bir mesnet görmeyiz ve bu istinaf sebebini de reddederiz.
5. İstinaf sebebi; bu i-stinaf sebebi ile ilgili olarak sanık avukatı sadece sanığın mahkûm olduğu sahte çek düzenleme ve sirkat suçları üzerinde durmuştur.
Öncelikle, sahte çek düzenleme ile ilgili yasal durumu incelemeyi uygun görürüz. Sahtekârlığın tanımı Fasıl 154 madde -331'de düzenlenmektedir. Fasıl 154 madde 331 şöyledir:
"331. Forgery is the making of a false document with intent to defraud."
Buna göre sahtekârlık, dolandırmak kastıyle sahte belge düzenlemektir. Bu maddeye göre sahtekârlık suçunun iki unsuru vardı-r. 1- Sahte belge düzenlemek, 2- Sahte belgeyi dolandırma niyeti ile yapmak.
Fasıl 154 madde 333(d)(i) şöyledir:
"333.(d)(i) in the name of any person without his authority whether such name is or is not the same as that of the person signing;"
Herha-ngi bir belgeyi, yetkisi olmaksızın başkasının adına imzalayan kişi, sahte belge düzenlemiş olur. Attığı imzanın, adına imza attığı kişinin imzası ile ayni olup olmaması suçun oluşmasında etkili değildir.
Fasıl 154 madde 333 şöyledir:
"333. Any person ma-kes a false document who-
(a) makes a document purporting to be what in fact it is not;"
Olmayan bir şeyi varmış gibi göstererek belge düzenleyen herkes, sahte belge düzenlemiş olur.
Dolandırma niyetinin hangi hallerde mevcut olacağı Fasıl 154 madde 334-'de izah edilmektedir.
Fasıl 154 madde 334 şöyledir:
"334. An intent to defraud is presumed to exist if it appears that at the time when the false document was made there was in existence a specific person ascertained or unascertained capable of being defr-auded thereby and this presumption is not rebutted by proof that the offender took or intended to take measures to prevent such person from being defrauded in fact; nor by the fact that he had or thought he had a right to the thing to be obtained by the fa-lse document."
Rusell On Crime 12. baskı, sayfa 1227'de sahtekârlığın tanımı şu şekilde yapılmaktadır:
"Forgery is the false making of an instrument purporting to be that which it is not, it is not the making of an instrument which purports to be what- it really is, but which contains false statements. Telling a lie does not become a forgery because it is reduced into writing."
Ancak bir başkası yerine bir evrağı imzalayan kişi, imza atmaya yetkili oluğuna iyi niyetle inanması halinde, sahte belge düze-nlemiş olmaz. Bu hususta Rusell On Cirme 10. baskı, sayfa 1473'de şunlar yer alır.
"It is forgery for a person to put the name of another on a bill of exchange as acceptor without that person's authority, even though the person putting the name expect-s to be able to meet it when due, or expects that such other person will overlook it. But if the prisoner either had authority form such other person, or from the course of their dealings bona fide considered that he had such authority, it is not forgery" -
Rusell On Cirme 10. baskı, sayfa 1474'de şunlar yer alır.
"As it is not forgery where the act is done under the honest belief that the party doing it had a right to do it, althought in point of fact he had really no such right, evidence which tends t-o show that there was reasonable ground for such belief is admissible on behalf of the prisoner."
Sanığın mahkûm olduğu 4. istinaf sebebine konu sahte çek düzenleme davaları 7 adettir. Bu davalara konu sahtelenmiş çeklerin tümü Hüseyin Baloğlu adına keş-ide edilmiş olup arka yüzleri Baloğlu tarafından imzalanmış intibaını veren ciro amaçlı bir imza ile sanığın imzası ve Asbank'daki hesabının numarası yazılı olduğu halde sanığın Asbank'daki hesabına yatırıldı. Alt mahkeme, huzurundaki şahadeti bu davalard-aki ortak noktalardan hareketle her çek için ayrı ayrı değerlendirmeye tabi tutmuştur. İstinaf edenin avukatı da istinafın duruşmasında, çek sahtelemekle ilgili 4. davayı ele alarak argümanlarını yapmış, argümanlarını sanığın mahkûm olduğu diğer sahte çek- davaları için de aynen tekrarlamıştır.
Sanığın mahkûm olduğu 4. davada olgular şöyle özetlenebilir; yönetim kurulu üyelerinin acil durumlar için boş olarak imzaladıkları BRT Kooperatifinin, Kooperatif Merkez Bankasındaki hesabından ödenmek üzere keşid-e edilmiş 102723 nolu emare 22(a)'daki çekin ön yüzü BRT Kooperatif sekreteri merhum Özgüven tarafından doldurularak sanığa verildi. Mezkûr çek Baloğlu adına tanzim edilmiş olup 4/3/1997 tarihini taşımaktadır ve 492.160.000-TL ihtiva etmektedir. Çeki ala-n sanık arkasına Baloğlu'nun kimlik kartı numarasını yazdı ve Baloğlu tarafından atılmış intibaını verecek şekilde ciro maksadı ile imzaladı. Daha sonra, Asbank'taki hesap numarasını yazarak kendi imzasını da attı. Bilahare mezkûr çek sanığın Asbank'taki -hesabına yatırıldı.
Sanığın bu davada mahkûm edilebilmesi için iddia makamının a) mezkûr çekin arka yüzündeki Baloğlu imzasının sanık tarafından yetkisiz olarak atıldığını, b) imzaladığı anda dolandırma niyetinin mevcut olduğunu kanıtlaması gerekir.
-Polise verdiği ifadede, çekin arkasındaki Baloğlu imzasının kendisi tarafıdan atıldığını reddeden sanık, alt mahkemedeki duruşmada, Baloğlu'nun imzasını kendisinin attığını kabul etti. Ancak sanık mezkûr imzayı bankadaki memurun isteği ile ve hiçbir kötü -niyet taşımadan attığını, Baloğlu'nun imzasını atmak için yetkili olduğunu, çeşitli dairelerde Baloğlu'nun işlerini takip etmesi ve onun adına bankalara para yatırıp çekmesi için kendisine Baloğlu tarafından emare 112 ve 111 yetki belgesi ve vekaletname ve-rildiğini, dava konusu çekin arkasına imza atarken bu yetkiye dayanarak ve tamamen iyi niyetle davrandığını ileri sürmüştür. Sanık BRT Kooperatifinde Baloğlu adına kendi parasını yatırdığı bir hesap açtığını ve bu hesaptan para çekmek üzere çekin arkasını- iyi niyetle imzaladığını iddia etmektedir. Huzurundaki şahadeti değerlendiren alt mahkeme, sanığın iddialarının doğru olma olasılığı bulunmadığı bulgusuna vardı ve sanığın Baloğlu'nun imzasını yetkisiz olarak atarak mezkûr çeki sahtelediğini, Baloğlu'nu-n müşteki nezdinde herhangi bir hesabının bulunmadığını, işlemin merhum Özgüven tarafından başka bir şahsa ait M37/2 nolu hesaba ait bir işlem olarak gösterilmesine rağmen bu işlemin daha sonra iptal edildiğini, sanığın, merhum Özgüven ile birlikte hareket- ederek suçların meydana gelmesini sağladığını, çeke konu meblağın hangi hesaptan çıktığının belirlenemediğini, bu gerçekler ışığında çeke konu meblağın sanık tarafından müştekinin hesabından alındığı cihetle müştekinin dolandırıldığı bulgusuna vararak suç-un unsurlarının iddia makamı tarafından makul şüphenin ötesinde kanıtlandığı sonucuna ulaştı ve sanığı mahkûm etti.
Sanığın mahkûm olduğu bu istinaf sebebine konu diğer sahte çek düzenleme davalarında da, yukarıda belirtilenler çerçevesinde sanığın çek-leri Baloğlu adına imzalarken yetkisiz olduğunu bulan alt mahkeme çeklerde yazılı meblağların Özgüven tarafından gerçekde var olmayan hayali hesaplarda muhasebeleştirildiği bulgusuna vararak müştekinin dolandırma kastının da makul şüphenin ötesinde kanıtla-ndığı sonucuna ulaştı ve bu davalardan da mahkûm etti.
Alt mahkemenin önünde suçun unsurlarının makul şüphenin ötesinde kanıtlanıp, kanıtlanamadığını tesbit etmek için yararlanabileceği yeterli şahadet vardı. Alt mahkemenin bu şahadete dayanarak bulgu -yaptığı görülmektedir. Mahkemenin bu bulgularının hatalı olduğuna dair huzurumuzda herhangi bir istinaf sebebi yoktur. Kaldı ki, mahkemenin bu konudaki bulgularına dayanaklık eden şahadetin mahkeme tarafından yanlış değerlendirildiği veya hatalı bulguya -varıldığı söylenemez.
Sanık avukatı 4. istinaf sebebine konu çek sirkatı davalarında sanığın mahkûm olmaması gerektiğini, çünkü çek yapraklarının çok az bir maddi değeri olduğunu iddia etmektedir.
Alt mahkemenin çek sirkatı ile ilgili olarak yaptığı -bulguları şöyledir;
"201. davaya konu Emare 22 A çek, 203. davaya konu Emare 21 A çek, 204. davaya konu Emare 20 B çek, 205. davaya konu Emare 23 A çek, 206. davaya konu Emare 24 A çek, 208. davaya konu Emare 25 A çek, 209. davaya konu Emare 13 A çek, 2-10. davaya konu Emare 14 A çek, 215. davaya konu Emare 19 A çekler tümü de Hüseyin Baloğlu adına düzenlenmiş ve sahte olarak düzenlendikleri kabul edilen çeklerdir.
Bu çekleri sanık hakkı olmadan almış ve hesabına yatırmıştır. Çekler uğradıkları değiş-im nedeni ile çek yaprağı özelliklerini kaybetmişlerdir ve mal sahipleri sirkat edilen çek yapraklarından daimi olarak yoksun kalacaklardır. Dolayısı ile bu davalardan suçun tüm unsurları İddia makamı tarafından makul şüpheden ari şekilde isbat edilmiştir-."
Sirkat suçunun tanımı Fasıl 154 madde 255'de yapılmaktadır. Fasıl 154 madde 255 şöyledir;
"255(1)A person steals who, without the consent of the owner, fraudulently and without a claim of right made in good faith, takes and carries away anything ca-pable of being stolen with intent, at the time of such taking, permanently to deprive the owner thereof.
.......................................
.......................................
(2)(a)The expression "takes" includes obtaining the possession-
(i-) by any trick;
(ii) ...................
(iii)...................
(iv) ...................
(b)the expression "carries away" includes any removal of anything from the place which it occupies, but in the case of a thing attached, only if it has been comp-letely detached.
(c)the expression "owner" includes any part owner, or person having possession or control of, or a special property in, anything capable of being stolen.
(3)Everything which has value and is the property of any person, and if adhering to -the realty then after severance therefrom, is capable of being stolen."
Buna göre çalınabilir herhangi bir eşyanın, sahibinin rızası ve iyi niyetli bir hak talebi olmaksızın sahibini o eşyadan sürekli yoksun bırakmak niyeti ile alınıp götürülmesi, sirkat-tır.
Fasıl 154 madde 255 bugün artık yürürlükte olmayan İngiltere'deki The Larceny Act 1916'nın 1. maddesi ile tıpa tıp aynidir. Larceny Act'ın uygulandığı çek sirkatı ile ilgili davalarda, İngiliz doktrin ve içtihatlarına göre çek yaprağı bir kâğıt par-çası olarak sirkat edilebilen bir eşyadır. Bu konuda Rusell On Cirme 12. baskı, 2. cilt, sayfa 900-901'de alıntısı yapılan R v. Perry (1895) davasında şunlar yer almaktadır;
"In R. V. Perry a cheque drawn by a railway company, which was intended to b-e used in payment of poor rates, was handed to the prisoner who was one of the railway clerks, to be passed by him to the overseers of the poor. The prisoner got a tradesman to cash the cheque and applied the proceeds to his own use. There was a question- as to whether the cheque was void for defect of stamping, but amongst other counts the prisoner was charged with stealing a piece of paper, value one penny, and the judges, on a case reserved, held that the cheque could be regarded as a piece of paper, th-e stealing of which was sufficient to sustain a count of larceny."
Yukarıda izah edilen hukuki durum ışığında, alt mahkemenin çek sirkatı ile ilgili bulguları ve kararı hatalı değildir.
6. istinaf sebebi; sanık avukatı istinafın duruşmasında, merhum- Özgüven'in yargılanmadığını, bu nedenle sahte çek düzenleme suçu işlediği sabit olmadığı cihetle, sanığın merhum Özgüven'in suç ortağı olmasının söz konusu olmadığını iddia etmektedir.
Herhangi bir kişi, başkasının asli fail olduğu bir suç ile ilgili -olarak, Fasıl 154 madde 20 altında suç ortağı sıffatıyle, asli failden bağımsız olarak ayrı bir iddianame ile itham edilip yargılanabilir ve mahkûm edilebilir.
Bu hususta Halsbury's Laws of England 11(1), sayfa 44, paragraf 45'de şunlar yer almaktadır;
"4-5. Secondary parties; the actus reus. A person who aids, abets, counsels or procures the commission of a crime and is liable to be tried and punished as a principal offender may be termed a secondary party.
A person who is present abetting the principal w-hen the crime is committed is liable as a secondary party even though he takes no part in the actual perpetration of the crime."
Halsbury's Laws of England 11(1), sayfa 49, paragraf 50'de şunlar yer almaktadır;
"50. Indictment etc of secondary parties. In- general, a secondary party may be tried and convicted whether or not the principal has been tried and whether or not the court has jurisdiction to try the principal."
Herhangi bir kişinin, suç teşkil eden fiil veya eylemlerde bulunduğu mahkeme huzurunda-ki şahadet ile makul şüphenin ötesinde ortaya konmuşsa, Fasıl 154 madde 20 altında suç ortağı sayılabilen herhangi bir kişi, asli fail ile birlikte veya ondan bağımsız olarak yargılanıp mahkûm edilebilir.
Sanığın, arka yüzünü sahtelemek suçundan mahkûm -olduğu 7 adet çek ile beraat ettiği diğer 3 çekin ön yüzlerinin merhum Özgüven tarafından gerçeğe aykırı bir şekilde tanzim edilip dolandırma niyeti ile sahtelendiği mahkeme huzurundaki şahadetten sabittir. Alt mahkeme sanığın, merhum Özgüven ile birlikte- hareket ettiği bulgusuna vararak Fasıl 154 madde 20 altında, merhum Özgüven'in yaptığı suç teşkil eden fiilerden sorumlu tuttu.
Yukarıda izah ettiğimiz hukuki durum ışığında alt mahkemenin sanığı, merhum Özgüven'in suç ortağı olarak Özgüven'in suç teş-kil eden fillerinden dolayı sorumlu tutup mezkûr 10 adet çekin ön yüzlerinin sahtelenmesi suçundan mahkûm etmesi hatalı değildir.
Sonuç olarak sanık mahkûmiyeti aleyhine yapmış olduğu istinafta başarılı olamamıştır.
Sanığın ve Başsavcılığın ceza aleyhi-ne yaptığı istinaflara gelince; her iki istinafı da birlikte ele alıp değerlendirmeyi uygun görürüz.
Alt mahkeme mahkûm ettiği bir sanığa ceza tesbit ederken, cezalandırma ilkelerini doğru olarak uygulamış ve dikkate alınması gereken önemli hususları dik-kate almışsa, tesbit edilen cezaya çok fahiş veya çok az olmadığı sürece Yüksek Mahkeme kendisi davayı dinlemiş olsaydı daha fazla ceza tesbit edecek olsa dahi müdahale etmez. Huzurumuzda bulunan meselede de biz davayı dinlemiş olsaydık özellikle dava ile- ilgili tarihlerdeki ceza infaz mevzuatını dikkate alarak Ağır Ceza Mahkemesinin tesbit ettiği cezadan daha yüksek bir cezaya hükmedebilirdik. Ağır Ceza Mahkemesinin sanığa ceza verirken cezalandırma ilkelerini doğru olarak uyguladığı ve dikkate alması ge-reken faktörleri dikkate aldığı görülmektedir. Kanaatimizce tesbit edilen ceza az olmakla birlikte müdahalemizi gerektirecek kadar aşikâr surette az değildir. Bu itibarla Ağır Ceza Mahkemesinin sanık hakkında verdiği cezaya müdahale etmeyi uygun görmeyiz-.
Netice olarak sanık tarafından dosyalanana 21/2005 ve Başsavcılık tarafından dosyalanan 25/2005 sayılı istinaflar başarılı olamadıklarından red ve iptal olunur. Sanığın hapis cezası Ağır Ceza Mahkemesinin mahkûmiyet tarihinden başlayacaktır.
Nevv-ar Nolan Gönül Erönen Şafak Öneri
Yargıç Yargıç Yargıç
12/Mayıs/2006
2
Full & Egal Universal Law Academy