- Birleştirilmiş
Yargıtay/Ceza 22/76 ve 23/76
YÜKSEK MAHKEME HUZURUNDA.
Mahkeme Heyeti: M.N.Münir Ertekün, Başkan, Ahmet İzzet ve
Salih S. Dayıoğlu.-
Yargıtay/Ceza 22/76-
- (Dava No. 1943/76)
İstinaf eden: Turgut Hasan Bafidi, Merkezi Cezaevi
ile
Aleyhine istinaf edilen: Başsavcılık, Lefkoşa
a r a s ı n d a.
İstinaf eden namına: Vedat R. Derviş ve Gürsel -E. Kadri.
Aleyhine istinaf edilen namına: Münir Akil.
Yargıtay/Ceza 23/76
(Dava No.1943/76)
İstinaf eden: Başsavcılık, Lefkoşa.
ile
A-leyhine istinaf edilen: Turgut Hasan Bafidi, Merkezi Cezaevi
a r a s ı n d a.
İstinaf eden namına: Münir Akil.
Aleyhine istinaf edilen namına: Vedat R. Derviş ve Gürsel E. Kadri.
Öldürme Bkz. İnsan Ö-ldürme - İhmal ile ölüme neden olma.
İhmal ile ölüme neden olma - Fasıl 154 Ceza Yasası Madde 205'e aykırı
bir fiil veya ihmal ile ölüme neden olma - İlk Mahkemenin Sanığı suçlu bularak 5 yıl hapse mahkûm etmesi.
Fasıl 154 Ceza Yasası - Yasanın 205. ma-ddesi - 205. maddeye aykırı bir
fiil veya ihmal ile ölüme neden olma - İlk Mahkemenin Sanığı suçlu bularak 5 yıl hapse mahkûm etmesi.
İstinaf - Mahkûmiyet ve ceza aleyhine istinaf - Sanığın gönüllü
ifadesinin ibraz olunamaması ve muhteviyatı hakkı-nda verilen sözlü şahadetlerin yetersiz kalması nedeniyle gönüllü ifadeye dayanarak verilen mahkûmiyet kararının iptal edilmesi.
Şahadet - Sanığın suçu kabul eden gönüllü ifadesi veyaikrarının aslının ibrazının mümkün olmaması - 1974 Barış Harekâtından
s-onra bu ifadenin Rum polisinin eline geçmesi ve bu nedenle
ibrazının mümkün olamaması - Aslı ibraz edilemiyen bir belgenin sureti veya muhteviyatı hakkında sözlü şahadetin ikinci derece şahadet olarak verilebilmesi - Sanığın ikrarının muhteviyatı hakkında -verilen sözlü ifadelerin yetersiz kalması - İkinci derece şahadeti değerlendirirken Mahkemelerin daha dikkatli olması gereği.
Şahadet - Sanığın suçu kabul eden ifade veya ikrarı - Bu ikrarın
aslının Rum tarafında kaldığından ibrazının mümkün olmamasıSan-ığın ikrarın tehdit ve baskı ile alındığı iddiası - İlk mahkemenin duruşma içinde duruşma yaparak ikrarın gönüllü alındığına karar vermesi - Yargıtayın ifadenin tehdit ve baskı ile alındığına ilişkin iddiayı reddetmesi.
Şahadet - Bir Sanığın sadece kendi -ikrarı üzerine mahkûm edilebilmesi
- İkrarın doğruluğunun Mahkemelerce araştırılması - Araştırırken "ikrarın doğru olduğunu gösteren ikrar haricinde şahadet var mı? Sanığın suçu işleme fırsatı var mıydı? İkrar akla yakın mı? İkrar doğru olduğu ispat olun-an olgular ile bağdaşır mı?" sorularının sorularak ikrarın denetlenmesi.
Şahadet - İkinci derece şahadet - Birinci derece şahadet ibraz etmenin
mümkün olmadığı ispat edildikten sonra ikinci derece şahadetin ibrazına gidilebilmesi - Birinci derece şahade-tin ibrazının mümkün olmadığı, belgenin aslının kaybolduğu, tahrip olduğu, ya da karşı tarafın tasarrufunda olup ibraz edilmediği hususları kanıtlanarak ispat edilebilir - Rum tarafında kalan Sanığın ikrarının ibraz edilememesi - İkrarın muhteviyatının iki-nci derecede şahadet olan sözlü şahadetle ispat yoluna gidilmesi.
Şahadet - Sanığın yazılı gönüllü ifadesinin muhteviyatı hakkında
şahadet - Şahadetin gönüllü ifadenin tümünü içermemesi ve ancak 1/3'ünü içermesi - Muhteviyatı hakkında şahadet veren şa-hitlerin bazı önemli hususları hatırlayamaması, bazı önemli hususları ise yanlış hatırlaması - Hatırlanmayan hususların diğer hususlara yapacağı etkinin önemli olması - Aradan 2 yıl gibi uzun bir zaman geçmiş olması - Sanığın ibraz edilemeyen ikrarına daya-narak Sanığı mahkûm etmenin salim olmaması.
Şahadet - Bilirkişi şahadeti - Bilirkişi şahadetinin maksat ve
mahiyeti - İspatlanmayan hususlarda bilirkişi şahadetinin kıymetinin az olması - Tekzip edilmediği hallerde bilirkişi şahadetinin kabul edilmesi g-erektiğine ilişkin iddianın hatalı olması - Bu hususta İngiliz içtihat kararı.
Kriminal tahkikat - Tahkikatta Maktulün olay mahallindeki
fotoğraflarının ibrazı ve Sanığın suç aletini diğer benzer aletlerden ayırdedebilip edememesi.
İkrarın davada tümûn-ün ibrazı kuralı.
OLAY: Maktül, kendi kardeşi ve Sanığın babası da dahil 3 kişiyi
öldürüp bir süre hapiste kaldıktan sonra aftan yararlanarakserbest kaldı ve Dağaşan köyüne yerleşti.
Sanığın Dağaşana dönmesinden sonra köyde korku ve huzursuzluk başgöst-erdi. Maktül birçok kez ikaz edilmesine rağmen
Sanığı ölümle tehdit etmekten vazgeçmedi.
2 Mayıs 1974 tarihinde Sanıkla Maktül köy bakkaliyesinde
karşılaştılar. Maktül "şşt" diye bir ses çıkardı.
Maktül ve Sanığın bakkaliyeden ayrılmasından kısa bir süre
s-onra köy meydanından silah sesleri işitildi. Silah seslerini işiten köylüler silah seslerinin geldiği yere doğru gittiler ve orada Maktulü yaralarından kan sızar vaziyette gördüler.
Polisin tahkikatı sonunda Sanık tutuklandı. Sanık tutuklanmasından bir sür-e sonra gönüllü bir ifade verdi ve Maktulü silahla öldürdüğünü itiraf etti. Sanık ayrıca suç aleti silahı sakladığı yeri söyledi.
1974 Barış harekâtından sonra serbest kalan Sanık yeniden
tutuklandı ve adam öldürmeye sebep olmakla itham edildi. Ancak Sanığ-ın daha önce verdiği gönüllü ifadeRumların eline geçtiği için ifadenin aslı ibraz edilemedi ve muhteviyatı hakkında sözlü şahadet verildi.
Ağır Ceza Mahkemesi Sanığı yasaya aykırı bir fül ile
Maktul İrfan Hüseyin Bellali'nin ölümüne sebep olmaktan suçlu
b-uldu ve mahkûmiyet tarihinden başlamak üzere 5 yıl hapse
mahkûm etti.
Sanık ilk tutuklandığı zaman alınan ifadenin tehdit altında
ve Hakim Kaidelerine aykırı olarak alındığını ve bu nedenle geçerli olamıyacağını iddia ederek hükmü istinaf etti. Sanık ayrı-ca ifadenin aslı ibraz edilmeden ikinci derece şahadetle kanıtlanamayacağını öne sürdü.
Başsavcılık da cezanın aşikârsurette az olduğunu ileri
sürerek mukabil istinaf dosyaladı.Sanık ile Başsavcılığınyaptığı istinaflar birleştirilerek dinlendi.
SONUÇ: -Yüksek Mahkeme, Ağır Ceza Mahkemesi huzurunda Sanığın
ifadesinin muhteviyatı hakkında şahadetveren şahitlere ya hiç
ya da konuyu aydınlatacak sorularsorulmadığını,Sanığın da
bu hususlarda farklı iddialar içeren şahadet vermediğinidikkate alarak ifad-enin gönüllü olduğu kanaatine vardı.
Genelde bir meselede mümkün olan en iyi şahadetin ibraz
edilmesi gerektiğini, bunun mümkünolmadığıhallerde ikinci
derecede şahadetin ibraz edilebileceğini belirtenYüksek Mahkeme, Rumların elinde kalan Sanığın gönüllü- ifadesinin ibrazının
mümkün olmadığını dikkate aldı ve muhteviyatı hakkında sözlü
şahadet dinlemekle Ağır Ceza Mahkemesinin hatalı hareketetmediğini belirtti.
Aslı ibraz olunamayan ve muhteviyatı hakkında sözlü şahadet verilen bir ikrarı değerlendirirk-en Mahkemelerin son derece dikkatli olması gerektiğini belirten Yüksek Mahkeme, Sanığın 1 1/2 sayfalık gönüllü ifadesinin 1/2 sayfalık ifade ile özetlendiğini, burada gönüllü ifadenin hatırlanmayan kısımlarının gönüllü ifadenin hatırlanan kısımlarını nasıl- etkileyeceğinin önemli olduğunu vurguladı. Gönüllü ifadenin uzun olduğunu, hatırlanan kısmın hatırlanmayan kısımdan az olduğunu, ifadenin verildiği tarih ile muhteviyatı hakkında sözlü şahadet verilen tarih arasında 2 yıllık bir zaman farkı olduğunu, ifad-e ile ilgili bazı önemli hususların hatırlanamadığını, baıı önemli hususların da yanlış hatırlandığını dikkate alan Yüksek Mahkeme gönüllü ifadeye dayanarak Sanığı mahkûm etmenin salim olmadığı kanaatine vardı ve istinafı kabul ederek Sanığın mahkûmiyetini- iptal etti.
Atıfta Bulunulan Yargısal İçtihatlar:
R. v. Sykes (1913) 8 Cr.App.R.233 sayfa 236.
2- R. v. Sfangoras (1957) 22 C.L.R s.113.
3- Davie v. Edinburgh Magistrates (1953) S.C. s.34 sayfa 40.
Atıfta Bulunulan Bilimsel İçtihatlar:
-Archbold Criminal Pleading, Evidence and Practice 36. baskı
para.l962, para.ll27.
-2- Phipson on Evidence 10. baskı sayfa 481, para.l286.
__________________
H Ü K Ü M
M.N. Münir Ertekün, Başkan: Bu istinafta Mahkemenin hükmünü Sayın
Yargıç Ahmet İzzet verecektir.
Ahmet -İzzet: İstinaf eden (sanık) Lefkoşa Ağır Ceza Mahkemesi
huzurunda 2 Mayıs 1974 tarihinde Baf kazasının Dağaşan köyünde taammüden kanuna aykırı bir fül veya ihmal ile yani bir tabanca ile ateş ederek Dağaşanlı İrfan Hüseyin Bellali'nin ölümüne sebep olmak-la itham edilmişti. Yapılan duruşma neticesi Ağır Ceza Mahkemesi İddia Makamının taammüt unsurunu isbat edemediği nedeni ile sanığı taammüden katilik davasından beraat ettirerek onu Ceza Kanununun 205. maddesi altında gayri kanuni adam öldürme (homocide) s-uçundan kabahatlı bularak mahkûmiyet tarihi olan 14 Temmuz 1976 tarihinden itibaren 5 yıl hapse mahkûm etmişti.
Sanık bu karardan hem ceza hem de mahkûmiyet aleyhine istinaf etmiştir. Savcılık da kesilen cezanın aşikâr surette yetersiz olduğuna dair bir i-stinaf dosyalamıştır. Bu iki istinaf birleştirilerek birlikte dinlenmiştir. İstinafın işitilmesi esnasında ceza ile ilgili her iki istinaf geri çekilc3iğinden bû istinaflar reddolundu.
Lefkoşa Ağır Ceza Mahkemesinin bulgularına göre vakâ şöyle cereyan et-miştir:-
Suçun işlendiği tarihten bir müddet önce maktül İrfan Hüseyin Bellali, kendi öz kardeşi ve sanığın babası da dahil 3 kişiyi öldürmüş, hapse mahkûm edilmiş, bir süre hapiste kaldıktan sonra aftan yararlanarak serbest bırakılmış, bir süre Yalova kö-yünde kaldıktan sonra ailesi ile birlikte Dağaşan köyüne gelip yerleşmişti. Maktülün Dağaşana gelmesi ile köyde huzursuzluk başlamış, köy halkı korku içerisinde kalmış ve kahvelere çıkamaz duruma gelmiştı. Emniyet mensupları bu durumla ilgilenerek gerek sa-.nığı, gerekse maktülü ikaz etmek için aratmışlar fakat bu davete sanık icabet ettiği halde maktül icabet etmemişti.
2 Mayıs 1974 günü sabahleyin saat 6.30' da maktül köy İhtiyar Heyeti azası bulunan ve köy kooperatif bakkaliyesini çalıştıran İ.M. 5. şahi-t Kâmil Mehmet'in bakkaliyesine gitti. Maktül orada otururken tesadüfen sanık da bir muhtar belgesi hakkında birşey sormak için aynı bakkaliyeye geldi. Bakkalın muhtar belgesinin muhtar taraf ından bırakılmadığını söylemesi üzerine sanık oradan ayrıldı ve -muhtarın evine gitti. Kısa bir müddet sonra sanık annesi ıle beraber elinde muhtar belgesi olduğu halde tekrar bakkaliyeye geldi. Maktül halen orada oturuyordu. Kâmil Mehmet aza olarak bu belgeyi imzalamak i in eline aldığı bir sırada, maktül yoldan birisi- geçmiş gıbi elin il bir işaret yaptı ve "şşşt" deyip yerinden kalktı ve bakkaliyede ıktı. 5-6 dakika sonra sanık ve annesi dükkandan ayrıldılar. Kısa bir süre sonra köy meydanlığından silâh sesleri işitildi. Silah seslerini işiten P.E.1267 Günfer Mümta.z- ve P.Ç.Yrd.2061 Esat Ahmet silâh seslerinin geldiği yere doğru gittiler. Köy meydanına vardıklarında orada maktulü daha yaralarından kanlar sızar vaziyette Recai Durali nin evinin duvarlarının dibinde yerde yatar vaziyette gördüler.
Durumdan haberdar edi-len Baf Polisinden İ.M. 10. şahit Namık Varol bir heyet ile beraber köye geldiler. Vak'a yerine geldikleri zaman maktulün üzeri bir battaniye ile örtülü idi. P.M. Namık Varol o an kendi fotoğraf makinesi ile maktulün ve vak'a mahallinin resimlerini çekti. -Polis ekibinde bulunanlar da maktulün yararlarının taze olduğunu teyid ettiler.
Polis ekibi ile birlikte gelen Dr. Ahmet Civisilli maktulün ölü olduğunu tesbit etti. Dış muayenede, sağ kaş üzerinde iki kurşun deliği, sağ üst dudağın girîş noktasından bir -mermi çıkış deliği, boğazın alt kısmında bir mermi giriş deliği, göğsün solunda iki mermi giriş deliği ve sağda bir mermi giriş deliği mevcuttu. Kaş üzerindeki yaraların etrafında ve göğüsteki yaraların bir tanesinde gömlek üzerinde barut izleri vardı. mak-tulün ayakları içerisinde yerde bir adet kovan bulunup alındı. Ceset çevrilerek bakıldığı zaman arkasında göğüsteki giriş mermilerine tekâbül eden çıkış delikleri görüldü ve ceset kaldırılırken yerdeki kan izleri içerisinde bir adet kovan ile bir adet merm-i bulundu. Ceset yakındaki bir eve taşınarak Dr. Ahmet Civisilli tarafından otopsisi yapıldı. Otopsideki bulgulara göre ölüm morluğu teşekkül etmişti. Doktorun şahadetine göre 3-4 saat zarfında ölüm morlukları teşekkül edebilirdi, ancak bu vücut ısısına ve- yerin ısısına göre değişebilirdi. Maktulün, kafasına, kalbine ve ciğerlerine isabet eden kurşunların meydana getirdiği yaralar neticesi öldüğü tesbit edildi. Otopsi yapılmadan önce ceset soyulduğunda iki adet, ve bilâhare maktulün bulunduğu yerde iki adet- daha boş kovan bulunarak teslim alındı.
Yapılan tahkikat neticesi sanık ve sanığın kardeşi tutuklanarak Kasabaya götürüldüler. Sanığın kardeşi Cemal Hasan bir süre sonra serbest bırakıldı. Sanık Bafta bir gün tutuklu kaldıktan sonra yeni yapılan emniyet -müdürlüğü binasında hücre bulunmadığından ve diğer şahitlerle temasa mani olmak maksadı ile Yeşilova karakoluna aktarılarak karakol sorumlusu P.Ç.187 M. Mehmet Özçaylıya teslim edildi.
5 Mayıs 1974 tarihinde tahkikat devam ederken sanık müfettiş Namık Var-ol'u görmek istediğini bildirdi ve bunun üzerine Namık Varol Yeşilova karakoltına aratıldı. Sanık hücreden çıkarıldı ve P.Ç.187 Mehmet Özçaylı ve P.Ç.1883 Ahmet Karagözlü huzûrunda gönüllü bir ifade vererek suçunu itiraf etti. Bu ifade dava ile ilgili poli-s dosyası ile birlikte 1974 Barış Harekâtından sonra Rum polisinin eline geçtiği için Mahkemede ibraz edilemedi. Bunun üzerine P.M. Namık Varol, P.Ç. Mehmet Özçaylı ve P.Ç. Ahmet Karagözlü, sanığın ifadesinde ne söylediğine dair sözlü şahadet verdiler. Nam-ık Varol'un hatırladığına göre, sanık şunları söyledi:-
"İrfan Hüseyin Bellailiyi tabanca ile vurarak öldürdüm. Eğer ben onu öldürmeseydim, o beni öldürecekti. Memlekette adalet yoktur. Bu adam benim babamı öldürmüştü. 3-5 sene hapsedilmiş ve aftan yararla-narak çıktı, şimdi köye geldi ve bana muhtelif köylülerimle haber göndererek taciz etti, rahatsız etti, silâh aldığını ve beni de babam gibi öldüreceğini haber etti. Benim de asablarım bozuktur, ve çaresiz kalarak kendisini vurup öldürdüm. Vurduğum tabanca-yı evimin yanında olan eski muhtar Mustafa Naim'in evinin arkasında bir zeytin ağacının altına sakladım, orada bulabilirsiniz. Eğer bu adam kendisine yapılan ikazlara uyarak köye gelmemiş olsaydı bu iş olmayacaktı ama kimseyi dinlemedi ve neticede köyde he-pimizin huzuru kaçtı ve sonunda da kendi canımı kurtarmak için bu işi yapmağa mecbur kaldım (sanık iiadesinde bazı isimler verdi fakat bunları Namık Varol hatırlayamadı) onlarla bana haber gönderdi ve silâh satın aldığını, babam gibi beni de öldüreceğini b-ana onlarla haber etti. Köyde olan son silâh atışları da onun prova yapması idi halbuki siz bunu tesbit edemediniz. Bütün köylü olarak akşam üzerinde herkes evine kapanmaya başladı, köyde bir korku, bir teror havası yaratıldı ve bu iş içinden çıkılmaz bir -hal aldı. Ben de bunu yapmağa mecbur kaldım sırf hayatta kalmak için."
İfade bittikten sonra sanık ihtar altında bir kroki yaparak tabancayı nereye sakladığını gösterdi. Aynı gece P.M. Namık Varol, P.Ç. Ahmet Karagözlü ve P.Ç. Yrd. Esat Ahmet Dağaşanda mu-htarın eski evine gittiler, krokide verilen bilgiden faydalanarak bir zeytin ağacı altında mavi bir naylon çanta içerisinde bir tabanca buldular.
6 Mayıs 1974 tarihinde tabanca, kanuni ihtar yapıldıktan sonra sanığa gösterildi ve sanık cevaben "evet İrfan-ı vurduğum tabanca budur" şeklinde cevap verdi. Tabanca bilâhare balistik bilirkişisi P.B.M Davut Kemal'a verildi. Bu şahidin ilk anda yaptığı tetkik neticesi, tabancanın kurşun yatağı ile kapak takımı arasında sıkışnıış bir mermi bulunduğu ve tabancanın k-ullanılmış ve kullanıldıktan sonra temizlenmemiş ve içerisinde barut izleri olduğu görüldü. Tabanca ve mermi kovan ve çekirdekleri paketlenerek mühürlenmiş ve bu şahit tarafından balistik tetkiklerde bulunulmak için Ankara'ya götürülmüştür. Davut Kemal'ın -Ankara Emniyet Müdürlüğü 5. Şubedeki imkânlardan yararlanarak yaptığı tahkikat neticesinde, maktulün yanında bulunan kurşunlarla deneme mahiyetinde atılan kurşunların aynı iz bıraktığı ve kurşunların aynı tabancadan çıktığı saptanmıştır. Maktulün boğazında-n çıkarılan çekirdek ile diğer iki kovanın da ayni tabancadan atıldığı tesbit edilmiştir.
Barış Harekâtından sonra serbest kalan sanık Türk kesimine geçmiş ve Lefkoşa Polisi tarafından tekrar tutuklanarak yeniden dosya tanzimine gidilmiştir. Sanıktan kanu-ni ihtar altında tekrar ifade alınmak istendiğinde "benim başımdan bu kadar fasariya geçti, esir düştüm, hiç birşey hatırlamam eklinde ceva verdi. Kendisine dava okunduğu zaman da "söyleyeceklerimi Mahkemede söyleyeceğim şeklinde cevap verdi.
İstinafın du-ruşması esnasında sanığın Polise verdiği ifadelerin tehdit altında alındığı ve bu sebeble geçerli olmadığı iddia edilmiştir. Ağır Ceza Mahkemesi huzurundaki duruşmanın tutanaklarını inceleyecek olursak, ifadelerle ilgili bu iddiaların karışık bir durum arz-ettiği görülecektir. Ağır Ceza Mahkemesi huzurundaki duruşmada sanığı o zaman temsil eden avukat, 5 Mayıs 1974 tarihli ifade ibraz edildiği zaman itiraz etmiş ve bu itirazda Baf Sancaktarının sanığa daha evvelden yazılmış bir ifadeyi imza ettirmeye çalıştı-ğını, sanığın sancaktar ve tabur komutanı tarafından defalarca dövüldüğünü iddia etmiştir. Görüleceği gibi burada hem sanığa sahte bir ifade imza ettirildiği iddiası, hem de sancaktar ve tabur komutanı tarafından sanığın dövüldüğü iddiası yer almaktadır. H-albuki ifadenin gönüllü olup olmadığı hakkında yapılan duruşma içinde duruşmada (trial within trial) esas şahit olan Namık Varol sanığın avukatı tarafından istintak edildiği zaman kendisine tabur komutanı hakkında hiçbir soru sorulmamıştır. Yalnız sancakta-r tarafından sanığa daha ewel de yazılmış bir ifadenin imzalatıldığından bahsedilmiştir. Keza, yine bu şahide, sancaktarın herhangi bir şiddet kullandığı hakkında herhangi bir soru sorulmamıştır. P.Ç.187 Mehmet Özçaylı'nın istintakında ise bu şahide sahte -bir ifadenin imzalatıldığından, sancaktar ve tabur komutanının sanığı tehdit ettiğinden bahsedilmemiştir. P.Ç.1883 Ahmet Karagözlü'nün şahadeti esnasında da sadece sancaktarın sanığın odasındaki şahısları dışarı çıkararak sanıkla yalnız kaldığından bahsedi-lmiş, diğer hususlardan hiç bahsedilmemiştir. İstinafın duruşmasında sanığın avukatı sancaktar ve tabur komutanının şahit olarak çağırılmadığından şikâyet etmiştir. Sancaktarın şimdi Kıbrıs'ta olmadığı sarihtir. Tabur Komutanı hakkında ise, Kıbrıslı olup o-lmadığına dair sarih şahadet yoktur. Diğer taraftan sanık, şiddet kullanıldığına veya kendisine yanlış ifade imza ettirildiğine dair şahadet vermemiştir. Bütün bu hususları ve tutanakları gözden geçirdikten sonra sanığın verdiği ifadelerin, Ağır Ceza Mahke-mesinin bulduğu gibi gönüllü olarak verildiği sonucuna vardık. Bu nedenle bu istinaf sebebini reddederiz.
Diğer istinaf sebeblerine geçmeden ewel bir ikrarın şahadet olarak kabulü ile ilgili bazı genel ilkeleri belirtmekte fayda olduğu görüşündeyiz.
Bir s-anık kendi ikrarı üzerine mahkûm edilebilir. Bunu engelleyen bir kanun yoktur. Fakat tatbikatta mahkeme bir ikrar üzerinden sanığı mahkûm etmeden önce, bu ikrarın muhteviyatına verilecek önemi araştırmalı ve ikra.rın doğru bir itiraf olduğuna kani olmalıdı-r. Bunu da yaparken şu noktaları araştırmak gerekmektedir. İkrarın doğru olduğunu gösteren ve ikrarın haricinde başka şahadet var mı? İkrarı teyit eden diğer başka şahadet var mı? İkrarda bahsedilen olgular denetleyebileceğimiz kadarı ile doğru mu? Sanığın- suçu işleme fırsatı var mıydı? İkrarı akla yakın mı (possible)? Doğru olduğu isbat olunan olgular ile bağdaşır mı?
Bu prensipler R. v. Sykes (1913) 8 Cr.Ap.R.233, sayfa 236'da şöyle izah edilmektedir:-
"A man may be convicted on his own confession alone;- there is no law against it. The law is that if a man makes a free and voluntary confession which is direct and positive, and is properly proved, a jury may, if they think fit, convict him of any crime upon it. But seldom, if ever, the necessity arises, be-cause confessions can always be tested and examined,first by the police, and then by you and us in Court, and the first question you ask when you are examining the confession of a man is, is there anything outside it to show it was true? is it corroborated-? are the statements made in it of fact so far as we can test them true? was the prisoner a man who had the opportunity of committing the murder? is his confession possible: is it consistent with other facts which have been ascertained and which have been,- as in this case, proved before us?"
Bu prensipler R.v. Sfangoras (1957) 22 C.L.R. 113 davasında tasvip edilmiştir. İlâveten bu- davada ikrarın daha sonra geri çekildiği hallerde daha da çok dikkat etmenin gerektiği belirtilmektedir.
Sanığın ifadesinde suçu işlerken kullandığı tabancayı nereye sakladığını söylemesi ve söylediği yerde tâbancanın bulunması bir dereceye kadar ikrar-ını teyit eder niteliktedir. Normal şartlar altında ifadenin aslı ibraz edilmiş olsaydı, bunun önemi büyük olabilirdi. Ancak, o zamsn Mahkeme, sanığın ikrarının doğru olup olmadığını, ikrarda bahsedilen diğer şeylerle de kontrol edebilecekti. Meselâ sanığı-n ikrarında ismini verdiği üç şahsın ifadesi, sanığın ikrarının doğru olup olmadığını kanıtlayacak nitelikte olabilirdi.
Bu istinafta ileri sürülen en önemli nokta şudur:
İstinaf edenin avukatı Fasıl 155 Ceza Usulü Kanunu uyarınca hakim kaidelerine göre -alınan bir ifadenin bazı şartlara tabi olarak alındığını, bu gibi ifadenin senet veya mektuba benzeyen bir evrak olmadığını, bu sebeple de bu ifadenin muhteviyatı hakkında 2.derecede (secondary) şahadet verilemeyeceğini iddia etmiştir.
Bu nokta iizerinde -fazla içtihat kararı olmamakla beraber, Archbold' da yer alan bir ifade ile genel şahadet kuralları, bir karara varmak için yeterlidir.
Archbold Criminal Pleading, Eviden.ce and Practice, 36. baskı para 1127'de şöyle denmektedir:
"Admissions or confession-s to persons other than magistrates, if in writing, are proved as any other written instrument: R. v. Swatkins 4 C & P 548."
Buna göre, sanık tarafından mahkeme dışında yapılan bir ikrar, mahkemede tıpkı herhangi diğer bir evrağın isbat edildiği gibi isbs-t edilebilir.
Umumiyetle bir meselede mümkün olan en iyi şahadet (best evidence, primary evidence) ibraz edilmelidir. En iyi şahadetin elde edilmediği hallerde, ikinci derecede şahadet (secondary evidence) ibraz edilebilir. Bu demektir ki umumiyetle bir b-elge şahadet olarak ibraz edilmek istendiğinde blegenin aslı ibraz edilmelidir. İkinci derecede şahadet ibraz etmeden önce birinci derecede şahadet ibraz edilmenin mümkün olmadığı isbat edilmelidir. Bir belgenin muhteviyatı hakkında birinci derecede şahade-t belgenin kendisidir; ikinci derecede şahadet ise, ya bunun bir sureti, ya da muhteviyatının ne olduğu hakkında sözlü şahadettir. Bu sebeple bir suret veya sözlü şahadet ibraz olunmadan, aslının ya kaybolduğu, ya tahrip olduğu, ya da karşı tarafın tasarru-funda olduğu ve bunu ibraz etmek istemediği isbat olunmalıdır. Bu prensip Archbold paral062'de şöyle izah edilmiştir:-
"It is a general rule that the best evidence of which the nature of the case will admit must be produced, if it can possibly be obtained;- if not, then the next best evidence that can be obtained is admitted. This means that, as a general rule, where a written ciocument is to be used as proof, the original document must be itself produced, and where a fact can be proved by persons who actual-ly saw or heard it they must be called .............. before secondary evidence is offered, a foundation for it must first be laid, by proving that evidence at first hand cannot be obtain-ed. Tlıe best evidence of the contents of a deed or other written instrument is the written instrument itself; secondary evidence is a true copy, or parol evidence of the contents, of the original. Therefore, before a copy of a written intrument, or parol -evidence of it's contents, can be received as proof, the absence of the original instrument must be accounted for, by proving that it is lost or destroyed, or that it is in possession of the opposite party."
Yukarıdaki prensiplere göre sanığın 5 Mayıs 197-4 tarihinde verdiği ifadenin aslı Rumların eline geçtiği ve bugün var olmadığı şahadette mevcuttur. Bu ifadenin gönüllü bir ifade olmadığı isbat edilmediği veya hakim kaidelerine aykırı bir şekilde alındığı iddia edilmediği için, kanaatımızca ifadenin aslı- mevcut olmadığından muhteviyatı hakkında sözlü şahadet verilebilir. Bunu yapmakla da Lefkoşa Ağır Ceza Mahkemesi hata işlemiş değildir. Ancak hemen şunu belirtmek yerinde olur ki, bu şekilde sözlü şahadetle isbat olunan bir ifadenin muhteviyatına verilece-k önem, tamamıyle ayrı bir konudur, ki istinafta iddia olunan diğer önemli noktalardan biri de budur.
Aslı ibraz olunamayan ve muhteviyatı hakkında sözlü şahadet verilen bir ikrarı değerlendirirken mahkemeler son derece dikkatli olmalıdırlar. Bu şekilde is-pat olunan bir ikrara ne değer verileceği pek tabüdir ki davanın olgularına bağlıdır. İfadenin kısa ve basit olduğu hallerde, ifadenin hatırlanması kolay olabilir. Diğer taraftan, ifade uzun ve karışık olursa veya ifadenin yazıldığı tarih ile muhteviyatı h-akkında sözlü ifadenin verildiği tarih arasınde uzun bir müddet geçmişse veya ifadenin muhteviyatı hakkında sözlü şahadet veren şahsın hafızasına güvenilemezse, o zaman sözlü şahadete verilecek değerin de farklı olacağı aşıkârdır. Bütün bunların ve davanın- tüm olgularının mahkeme tarafından dikkate alınması ve ona göre bir değerlendirme yapılması gerekmektedir.
İstinaf konusu davada ibraz edilmeyen fakat muhteviyatı hakkında sözlü şahadet verilen sanığın esas ifadesi Namık Varol'un şahadetine göre 1 1/2 say-fa kadardı. Namık Varol tarafından bu ifadenin muhteviyatı hakkında verilen şahadet ancak 1/2 sayfaya baliğ olmaktadır. Bu demektir ki Namık Varol'un hatırlayamadığı ve şahadet veremediği bir sayfalık ifade dışarıda kalmıştır. Başka bir deyimle Namık Varol- sanığın ifadesinin ancak üçte birini hatırlayabilmiştir. Bu hususta istintak edildiği zaman Namık Varol muhtelif safhalarda şunları söyledi:
Sayfa 126-127:
"S. Bu ifade 1 1/2 sayfa idi?
C. Tahminen evet.
S. Hemfikirsiniz ki bugün bize bütün söyledikler-in yarım sayfa bile
tutmaz.
Şimdi bunun yanında tabancanın nereye saklı olduğunu muhtarın
evi avlusunda zeytin ağacının şeyinden bahsetti. Eğer onları da
eklersek tamam.
S. Bir de zeytin ağacından bahsetti, başka nerden bahsetti?
C. Olay- yerinden nasıl kaçtığını, bahçelere giden yoldan giderek
evinin ittisalinde olan eski muhtar Mustafa Naim in avlusuna girip
kendi duvarına yakın zeytin ağacının altını kazdığını ve
naylonda sarılı tabancayı sakladığını, ondan sonra da dö-nüp tekrar
olay yerine geldiğini söylediği şeyler arasında bunlar da vardı.
Birkaç da isim vermişti.
S. Bu isimlerden sen ifade aldın mı?
C. Aldım o zaman.
S. Bu son dosya tanziminde yine onla.rdan ifade aldın mı?
C. Maalesef almadım çünk-ü kim olduklarını bilmezdim, isimleri
hatırlayamazdım yanımda çünkü not yoktu, onları bulup meydana
çıkarmak imkânı bulmadım. Onlar için araştırmalar yaptım maalesef
muvaffak olamadım.
S. O isimler o ifadede vardı?
C. Evet.
S. Yani en -azından bize bugün Mahkemede söylemediğin o ifadenin
muhteviyatında şeyler vardır o isimler vardır?
C. Evet.
S. Söylemediğin o isimler hariç başka daha neler vardır?
C. Başka birşey olduğunu tahmin etmiyorum zannedersem aşağı
yukarı bütün ifa-denin muhteviyatını şey ettik.
Sayfa 128:
" C.Benim hatırladıklarım, aldığım ifadenin muhteviyatı biraz
- önce söylediklerimdir.
- S.Yani sen Mahkemede ifadenin özetini beyan etmiş bulunmaktasın,
teferruatını değil?
C.Söylenen sözleri hatırladıklarımı burda hepsini beyan ettim.
S.Söylenenlerin kaçta kçını hatırladın acaba sana göre?
C. Bilmiyorum? Bileydim böyle soru so-racağınızı bir hesap yapardım
daha önceden. Biraz önce söyledim tamamını verdiğimi tahmin
ederim.
S. Hiç eksiksiz herşeyi beyan ettiniz tamam mı?
C. Öyle tahmin ederim."
Sayfa 129:
"C. Mümkün olduğu kadar hatırlayabildiğim kadarını söyle-dim.
S. Ne kadarı mümkün değildi acaba hiç eksiksizdi?
C. Esas ifade olmadığına göre ona bir cevap veremeyeceğim,
müsaadenizle.
S. Kaç tane isim söylemişti sana?
C. Üç tane isim geçti.
S. Bu üç isimin bir tanesini olsun niçin hatırlamadın?
C. Çü-nkü kendini gördüm konuştum ve bana bunları söylemesini
istedim maalesef yardımcı olmadı bana."
Ağır Ceza Mahkemesi bu hususta şunları söyledi (s.236):
"Bilâhere sanıktan gönüllü ola.rak aldığı ve Mahkemece gönüllü olarak kabul edilen 5.5.74 tarih-li ifadenin nasıl ve niçin kimin eline geçtiği hususunda şa.hadet vermiştir. Muhteviyatı hakkında söylediklerinin ise geçerli şahadet olduğu kanaatındayız. Ancak best evidence olarak değil de secondary evidence olarak bunların muhteviyatını kabul ediyoruz.- Muhteviyatı hakkında söyledikleri kanaatımızca özeti değildir, hatırladıklarının tümünü söylemiştir."
Bunlardan da görüleceği gibi şahit ifadenin bazı kısımla.rını hatırlamış, bazılarını da hatırlayamamıştır. Ağır Ceza Mahkemesinin söylediği gibi kendi h-atırladıklarının tümünü söylemiştir. Fakat kanaatımızca bu ifadeyi değerlendirirken önemli olan, hatırladıklarının tümünü söylemesi değil de, hatırlayamadıklarının önemi ve bunların ifadenin diğer kısmına yapacağı etkidir. 1 1/2 sayfalık ifadenin hatırlaya-madığı bir sayfası içinde acaba sanığın leyhine birşey var mıydı? Yahut sanığın ifadesinin doğru veya yanlış olduğunu kanıtlayacak herhangi bir husus var mıydı? İfadenin tümüne verilecek ma.na ile eksik olarak okunduğunda verilecek mana aynı mı olacaktı? B-ütün bunlar kara.nlıkta kalmıştır. Namık Varol tekrar dosya hazırlamağa başladığında cinayet tarihinden 1 1/2 sene geçtiğini ve şahadet verirken de 2 seneden fazla bir müddet geçtiğini nazarı itibara aldığımızda, 1 1/2 sayfalık bir ifa.denin tümünü hatırla-manın ne kadar zor olduğu meydana çıkmaktadır.
Namık Varol şahadeti esnasında kendisine yöneltilen sorulara karşı bazı şeyleri iyi hatırlamadığını belirtmiştir. Bunların birçoğu teferruat ile ilgilidir ve hatırlamasını bekleyemeyeceğimiz şeylerle ilgilidi-r. Fakat gerek Namık Varol'un şahadeti, gerekse diğer şahitlerin şahadeti tetkik edildiği zaman, hatırlanması lâzım gelen bazı önemli hususların da hatırlanamadığı görülmektedir. Bunların bazıları şunlardır:-
Sanığın yazılı ifadesinde bahsettiği üç kişini-n ismini
hatırlamaması. Bu husustan, yukarıda ikrarın başka şahadetle teyit edilip edilmediği konusunu eleştirirken bahsetmiştik. Şimdi bundan tekrar bahsetmekten maksadımız, ikrar ile ilgili önemli bazı hususların hatırlanamadığını belirtmektir. Na.mık -Varol şahadetinde Barış Harekâtından ewel üç şahsın ifadelerini aldığını söyledi. Bir Polis tahkikat memurunun bilhassa bir buçuk sene sonra her şeyi hatırlamasının mümkün olmayacağı aşikârdır. Fakat bu üç şahıstan ifade aldığına göre bunların hiçbirinin i-smini hatırlayamaması sanık aleyhine olan bir husustur, ve ikrar hakkında verilen sözlü ifadenin değerini de büyük ölçüde azaltmaktadır.
Namık Varol şahadetinde zeytinin altında bulduğu ve Davut Kemal'e teslim ettiği tabancanın "Colt" marka olduğunu söyl-edi (Tutanaklar, sayfa 157). Halbuki Davut Kemal, Namık Varol' dan aldığı ve muayeneye tabi tuttuğu taba.ncanın
"Browning" marka olduğunu söyledi (Tutanaklar, sayfa 38). Mahkemede emare olarak bulunan tabanca.nın "Browning" marka olduğunu gözönünde tutarsa-k Namık Varol'un önemli bir noktayı yanlış hatırladığı aşikârdır.
3. P.Ç. Mehmet Özçaylı da sanığa Polis karakolunda gösterilen
tabancanın "Colt" tipi bir tabanca olduğunu söylemiştir.Bu
şahit de acaba yanlışlık yapa.rak "Browning" marka olan -bir
tabancayı "Colt" olarak mı hatırladı? Öyleyse ikişahidin
aynı hatayı yapması çok garip bir tesadüftür. Yoksa, Namık
Varol'un ifadesini okuyarak Namık Varol'un yaptığıyanlışlığı-
- mı tekrarladı? Cevap ne olursa olsun, bu yanlışlık bu iki
şahidin şahadetine gölge düşürmüş olur.
4. Zeytinin altında bulunan tabanca sanığa gösterildiği zaman
Namık Varol'a göre sa.nık şu cevabı verdi? "Evet İrfanı vur-
duğum tabana bu-dur." P.Ç. Ahmet Karagözlü ise duruşma
içinde duruşmada, sanığın "İrfanı öldürdüğüm tabanca budur"
dediğini, (tutanaklar, sayfa 116), halbuki daha sonra esas
şahadetinde sanığın "İrfanı vurup öldürdüğüm tabanca budur
ve zeytinin altına -sakladığım taba.ncadır" dediğini ifade
etti. Normal olarak bu iki şahidin söyledikleri arasındaki bu
fark mühim olarak addedilmeyebilir, fakat bu davada hafıza
mevzu bahis olduğu için hafızanın ne gibi yanlışlıklara
-sebebiyet vereceğini göstermek bakımından önemlidir. Ahmet
Karagözlü "zeytinin altında sa.kladığı tabanca" derken acaba
sanığın Polis karakolunda kendisine tabanca gösterildiği zaman
söyledikleri ile, daha ewel esas ifadesinde- söylediklerini mi
karıştırdı; yani, acaba. ilk ifadesinde sanığın
söylediklerini, kendisine tabanca gösterildiği zaman söylemiş
gibi mi hatırladı ? Buna emin olamayız.
İkrarlar ile ilgilidiğer bir kural da, her davada ikrarın- tümü
ibraz edilmelidir. Bu kurala göre sanığın ikrarında leyhine söyledikleri de, aleyhine söyledikleri gibi ibraz edilmelidir. Keza, Mahkeme bir ikrara verilecek değeri tesbit ederken, yanlız bir kısmını okumakla değil, tümünü okumakla mükelleftir. Aksi -takdirde ikrarın kati ve tam ma.nası meydana çıkmaz.
Netice olarak, ikrarın uzun oluşu, hatırlanan kısmın hatırlanamayan kısımdan çok daha uzun olması, bu sebeple ikrarın tümünün değil de 1/3'ünün Mahkeme huzurunda olması, ikrarın yazıldığı tarih ile muhte-viyatı hakkında verilen sözlü şa.hadetin tarihi arasında iki senelik bir zaman farkı olması ve ikrar ile ilgili bazı önemli hususların yanlış hatırlandığı dikkate alındığında, bu ikrar üzerine sanığın mahkûm edilmesinin salim olamayacağı kanaatına vardık.
-
İstinaf edenin avukatı diğer bazı önemli noktalara da temas etmiş ve özellikle sanığın verdiği ifade üzerine taba.ncayı bulmaya giden ekibin tamamen Polislerden oluştuğundan, zeytinin altında bulunan tabanca sanığa gösterilirken aynı hacimde ve benzerlikt-e olan tabancalarla birlikte gösterilmediğinden ve tabancaâa parmak izlerinin bulunup bulunmadığının araştırılmadığından şikâyet etmiştir.
Keza istinaf edenin avukatı, Davut Kemal'ırı tabancanın namlusundaki izler ile mermi çekirdekleri ve kovanlar üzerin-deki izlerin aynı olduğunu söylerken bulgularını Ma.hkemeye izah edecek ve Mahkemenin kendisinin bir yargıya varmasını mümkün kılacak fotoğra.flar ibraz etmeâiğini belirterek şahadetinin kabul edilmemesi gerektiğini iddia etmiştir.
Kanaatımızca bu noktala-r gayet mühim noktalardır ve bir cürmün tahkikatı esnasında riayet edilmesi zorunlu olan hususlardır. Bu istinafta gerek olmadığından bunların ayrıntılarına girmemeyi, ancak son bahsedilen kuralı gerektiren sebepleri izah bakımından aşağıdaki pasajları akt-armakla yetinmeyi uygun bulduk.
Genel olarak bilirkişi şahadeti hakkında Phipson on Evidence 10. baskı sayfa 481, para.l286'da şöyle denmektedir: -
"Value of Expert Evidence. The testimony of experts is often considered to be of slight value since they ar-e proverbially, though perhaps unwittingly, biased in favour of the side which calls them, as well as over-ready to regard harmless facts as confirmation of preconceived theories; moreover, support or opposition to given hypoteses can generally be multipli-ed at will."
Da.vie v. Edinburgh Magistrates (1953) S.C. 34 davasında sayfa 40' da bilirkişi şahadetinin maksat ve mahiyeti hak-kında şöyle denilmektedir:-
"Their duty is to furnish the judge or jury with the necessary scientific criteria for testing the accurancy of their conclusions, so as to enable the judge or jury to form their own independent judgement by the application of t-hese criteria to the facts prqved in evidence."
Ayni davada Mahkeme, bilirkişi şahadetinin tekzip edilmediği hallerde kabul edilmesi gerektiği iddiasını kabul etmeyerek şunları ilve etmiştir:
"The parties have invoked the decision of a judicial tribunal a-nd not an oracular pronouncement by an expert. Netice olarak istinaf kabul olunur.
Lefkoşa Ağır Ceza Mahkemesinin mahkûmiyet kararıiptal edilerek sanığın serbest bırakılması emrolunur.
(M.Necati Münir Ertekün)(Ahmet İzzet) (Salih S. Dayıoğlu)
- Başkan. Yargıç. Yargıç.
20 Ocak, 1977.
Full & Egal Universal Law Academy