-D.10/87 Yargıtay/Ceza 24/87
(Lefkoşa Ceza Dava No: 171/87)
Yüksek Mahkeme Huzurunda
Mahkeme Heyeti: Salih S. Dayıoğlu, Aziz Altay, Cel(l Karabacak
İstinaf eden: KKTC Başsavcılığ-ı, Lefkoşa.
- ile -
Aleyhine istinaf edilen: Öztürk Ünverdi, Lefkoşa.
A r a s ı n d a.
İstinaf eden namına: Derviş Akter
Aleyhine istinaf edilen namına: Kıvanç M. Rıza
Rüşvet - Devlet hi-zmetinde iken menfaat temin etme - Fasıl 154 Ceza Yasasının 100(a) maddesine aykırı devlet hizmetinde iken görev icabı bir menfaat temin etmek - Sanığın özel kliniğinde muayene ettiği hastayı para karşılığında devlet hastahanesinde ameliyat etmek istemesi.-
Usul - Sanığın müdafaa yapmaya davet edilmemesi - Sanık aleyhine "prima facie" dava kanıtlanması - İlk Mahkemenin İddia Makamı tanıklarına inanmaması ve suçun tüm unsurlarının kanıtlanamadığı görüşü.
Prima facie davanın kanıtlanması - Yüksek Mahkemenin -suçun tüm unsurlarına ilişkin şahadetin bulunduğu görüşü - Yüksek Mahkemenin İddia Makamı tanıklarına inanmayan İlk Mahkeme kararında hata bulma- ması.
OLAY: Devlet Hastahanesinde uzman bir doktor olarak çalışan Sanık, özel kliniğinde tedavi ettiği hasta-ya ameliyat olması gerektiğini söyledi. İddiaya göre doktor hastaya, ameliyatı Devlet Hastahanesinde yapmak isterse 150.000TL, özel klinikte yapmak isterse 250,000TL. ödemesi gerektiğini söyledi. Şikâyetçinin durumu Sağlık Bakanına bildirmesi üzerine bir h-anım polis, Şikâyetçinin hanımı kimliğine büründü ve önceden numaraları tesbit edilen parayı Sanığa verdi. Doktorun parayı alması üzerine dışarıya çıkan polis durumu polis ekibine bildirdi. İçeriye giren polisler numaraları tesbit edilen paraları bulamadıl-ar, daha sonra bu paralar klinik dışında bulundu. Sanık parayı aldığını kabul etmedi ve bir komplo karşısında olduğunu iddia etti. Sanık Devlet Hastahanesinde görev yaparken menfaat temin etmekle itham edildi. Sanık Mahkemede suçunu kabul etmedi. Yapılan d-uruşmada İddia Makamı tanıklarının dinlenmesinden sonra Mahkeme suçu oluşturan tüm unsurların isbat edilmediğini, Sanık aleyhine (prima facie) bir dava kanıtlanamadığını belirtti ve bu nedenle Sanığı müdafaasını yapmaya çağırmadan beraat ettirdi. İddia Mak-amı, İlk Mahkeme kararının hatalı olduğunu iddia ederek istinaf etti.
SONUÇ: Yüksek Mahkeme hangi hallerde bir kişinin müdafaasını yapmaya çağrılacağı üzerinde durdu. Yüksek Mahkeme suça ilişkin unsurların birinin kanıtlanmaması halinde Sanığın müdafaa ya-pmaya davet edilmemesi gerektiğini belirtti. Sanığın itham olduğu Fasıl 154 Ceza Yasası 100(a) maddesi üzerinde duran Yüksek Mahkeme, Şikâyetçinin hastahanenin bir hastası olduğunu dikkate aldı ve suçun tüm unsurları hakkında şahadet bulunduğu sonucuna var-dı. Şahadete ilişkin istinafta ise Yüksek Mahkeme, İlk Mahkemenin İddia Makamının tanıklarına inanmadığını belirtti. Şahadeti değerlendirmede İlk Mahkemenin daha avantajlı olduğunu gözönünde bulundurarak İlk Mahkeme kararını onayladı.
Atıfta Bulunulan Ya-rgısal İçtihatlar:
Rex v. Mustafa Kara Mehmed 16 C.L.R. s.46, sayfa 49.
Atıfta Bulunulan Bilimsel İçtihatlar:
Phipson on Evidence, 11th. Ed. s.57 para.120.
H Ü K Ü M
Salih S. Dayıoğlu: İşbu istinaf Lefkoşa Kaza Mahkemesinin sanığı (aleyhine istinaf e-dileni) beraat ettiren kararından yapılmış bulunmaktadır. Taraflar arasında olgular üzerinde görüş birliği olmadığı cihetle ilkin iddia makamı (istinaf edenin) tarafından sunulan esasa ilişkin olgulara değinmekte yarar vardır. İddia makamına göre;
Sanık -bütün ilgili zamanlarda kamu görevinde uzman bir doktor olarak Lefkoşa Burhan Nalbantoğlu hastahanesinde çalışmakta idi. Sanık ayrıca resmi görevi dışında, özel kliniğinde hasta da kabul ediyordu. Müşteki bel fıtığından mustarip olup sanığın özel hastaları-ndan biri idi. 14 Ekim 1986 tarihinde daha önce varılan bir anlaşma uyarınca sanık hastahaneye gitti ve orada bulunan sanık müştekinin omuriliğine bir iğne yaptıktan sonra omuriliğin röntgeninin çekilmesini sağladı. Röntgen çekimi 16.10.1986 tarihinde tekr-arlandı. Filimlerin çekiminden sonra sanık müştekiye bel fıtığından mustarip olduğunu ve ameliyat olması gerektiğini söyledi ve ameliyat hakkında konuşabilmeleri için müştekiyi özel kliniğine davet etti. Müştekiye yapılan iğne ve omuriliğinin röntgeninin ç-ekimi ile ilgili olarak hastahanede hiçbir kayıt tutulmadı. O kadar ki salt kayıtlara bakılarak gerek 14 veya gerekse 16 Ekim 1986 tarihinde müştekiye hastahanede iğne yapılmadığı veya omuriliğinin röntgeninin çekilmediği söylene- bilir. Oysa ki bu işlemle-r gerçekten olmuş vakalardır.
Röntgen filmlerinin çekimlerinden 5-10 gün sonra müşteki sanığın kliniğine gitti ve orada sanık ona ameliyat olması gerektiğini ve bunun için Devlet Hastahanesinde olmayı kabul ederse ücretinin 120,ooo.-TL, özel kliniğinde o-lmayı istemesi halinde ücretinin 250,000.-TL olduğunu söyledi. Müşteki düşüneceğini söyleyerek ayrıldı.
18.11.1986 tarihinde müşteki Serdarlı İlk Okul Müdürü ve köy doktorunun eşliğinde Sağlık Bakanını ziyaret etti. Olay Bakana anlatıldı. Bakanın istemi -üzerine polisten dört kişilik bir ekip geldi. Yapılan plan uyarınca müştekinin cebinde bulunan 115,000.-TL banknotların seri numaraları polis ekibi tarafından alındıktan sonra 17-17.30 sularında Polis Çavuşu Şadan ile müşteki sanığın kliniğine gittiler.
-Kliniğin bekleme odasında biraz bekledikten sonra müşteki ve P.Ç. Şadan sanık tarafından içeri alındı. P.Ç. Şadan müştekinin karısı rolüne bürün- müştü. Yapılan konuşmalardan müşteki Genel Hastahanede ameliyat olmayı kabul ettiğini ve bunun için 120,000.- -TL yerine 115.000.-TL uydurabildiğini söyledi. Sanık bu miktarı yeterli buldu ve aldı. Daha sonra oradan ayrılan müşteki Sağlık Bakanına gitti. Polis Çavuşu Şadan ise durumu klinik dışında bekleyen polis ekibine bildirdi ve bu sefer polis memuru ile P.Ç Şa-dan betekrar sanığın yanına çıktılar. Sanık o sırada bir başka hastayı muayene etmekte idi. Polisler ziyaretlerinin nedenini açıklayınca sanık bunun bir komplo olduğunu ve para almadığını söyledi. Yapılan aramada sanığın üzerinde veya klinik içinde seri nu-maraları alınan para veya herhangi bir kısmı bulunmadı. Para daha sonra saat 00.30'da kliniğin dışında bulundu. 19.11.1986 tarihinde sanığa polis tarafından dava okundu. Sanık bu davaları reddetti ve kendisine komplo yapıldığı iddiasını tekrarladı.
İddia- makamı davasını kapattıktan sonra İlk Mahkeme, daha sonra temas edeceğimiz iki nedenden ötürü sanığı müdafaasını yapmaya çağırmayarak beraatına karar verdi. Bu nedenle sanığın kendi ağzından olayları nasıl değerlendirdiğini detaylı bir şekilde bilmemize o-lanak yoktur. Ancak yapılan istintaktan maddi olgular açısından 115,000.-TL'nin veya herhangi bir miktarın iddia edildiği gibi sanık tarafından alınmadığı ve bu olayın Bakan tarafından polisin işbirliği ile icra edilmiş bir komplodan ibaret olduğu üzerinde- durulduğu anlaşılmaktadır.
İddia Makamı davasını kapattıktan sonra İlk Mahkeme ilk nazarda (prima facie) sanığı müdafaasını yapmaya davet edecek kadar yeterli şahadet bulunmadığı kanaatına vardı ve sanığı müdafaasını yapmaya davet etmeden beraat ettirdi-. İlk Mahkeme kararında (a) İddia Makamının ibraz ettiği şahadetten suçu teşkil eden unsurların tümünü ispat edemediği, ve (b) İddia Makamı şahitlerinin şahadetinin çok ciddi çelişkiler ile dolu ve güvenilir olmaktan uzak olup bu şahadete dayanarak sanığı -mahk(m etmenin salim bir hareket olamayacağını belirtti.
İddia Makamı İlk Mahkemenin yukarıda (a) ve (b) olarak özetlenen hususlarda hataya düştüğünü ileri sürerek istinaf etti.
Ceza davalarında Fasıl 155 Ceza Muhakemeleri Usulü Yasasının 74(1)(c) madd-esine göre İddia Makamı davasını kapattıktan sonra mahkeme huzurunda ilk nazarda sanığı müdafaasını yapmağa davet edecek kadar yeterli şahadet bulunması halinde, Mahkeme, sanığı müdafaasını yapmaya davet eder. Aksi halde sanığı beraat ettirip serbest bırak-ır. Fasıl 155 madde 74(1)(c) aynen şöyledir:
"74.(1)(c) at the close of the case of the prosecution, if it appears to the Court that a prima facie case is made out against the accused sufficiently to require him to make a defence, the Court shall call upo-n him for his defence and shall inform him that he may make a statement, without being sworn, from the place where he then is, in which case he will not be liable to cross- examination or give evidence in the witness box, after being sworn as a witness, i-n which case he will be liable to cross- examination as a witness;"
İlk nazarda sanığı müdafaasını yapmaya davet edecek kadar -yeterli şahadetin yorumu Rex v. Mustafa Kara Mehmed 16 C.L.R. s.46 davasında yapılmıştır. Konu davanın 49. sayfasında aynen şöyle denmektedir:
"I must say I have met with clearer definitions than this, but from it I should be inclined to think that unles-s the evidence is credited by the jury it cannot be considered as prima facie evidence. And as "sufficient evidence" is synonymous with "prima facie evidence" it, therefore, cannot be taken as "sufficient evidence."
These definitions appear to me to demo-nstrate that "sufficient evidence" must be evidence which is credited by the jury. And if it is not credited by the jury then it is not evidence at all.
If the judges of the Assize Court put no reliance on the credibility of the witnesses for the prosecu-tion, and there is no other evidence but this before them, I think, they must direct themselves as jurors to the position of the case at the close of the prosecution. That position being, that there is no evidence before them which raises a presumption and- calls for an answer from the accused. If the law does not permit them to do this, then they must perform a sort of mental miracle and obliterate from their minds the impression of incredibility an-d the worthlessness of the testimony given by the witnesses."
Ceza Yasamızın mehazını teşkil eden İngiliz hukukunda da durum aynıdır. 1962 1 A.E.R. s.448'de yayınlanan tatbikat notunda (Practice Note) Lord Parker C.J. şöyle demiştir:
"A submission that- there is no case to answer may properly be made and upheld: (a) when there has been no evidence to prove an essential element an the alleged offence; (b) when the evidence adduced by the prosecution has been so discredited as a result of cross-examination- or is so manifestly unreliable that no reasonable tribunal could safely convict on it.
Apart from these two situation a tribunal should not in general be called on to reach a decision as to conviction or acquittal until the whole- of the evidence which either side wishes to tender has been placed before it. If, however, a submission is made that there is no case to answer, the decision should depend not so much on whether the adjudicating tribunal (if compelled to do so) would at t-he stage convict or acquit but on whether the evidence is such that a reasonable tribunal might convict. If a reasonable tribunal might convict on the evidence so far laid before it, there is a case to answer."
-Phipson on Evidence 11th Ed. s.57 para 120'de aynen şöyle denmek- tedir:
"The standard of proof required if the prosecution is successfully to discharge its initial evidential burden is that it must have raised a case to answer, or established a prima f-acie case, against the accused: What this amounts to is best expressed in the negative. A submission that there is no case to answer may properly be upheld (a) when there has been no evidence to prove an essential element in the alleged offence, (b) when t-he evidence adduced by the prosecution has been so discredited as a result of cross-examination or is so manifestly unreliable that no reasonable tribunal could safely convict on it. The decision to uphold or reject the submission should not depend upon- whether the adjudicating tribunal (if compelled to do so) would at that stage convict or acquit, but upon whether the evidence -is such that a reasonable tribunal might convict."
Yukarıda alıntısı yapılan içtihatlardan da görülebileceği gibi genellikle gerek İddia Makamı gerekse sanık tarafından çağrılacak tüm şahadet Mahkeme huzurunda olmadıkça Mahkeme bir sanığın suçlu olup olm-adığına karar veremez. Ancak İddia Makamı davasını kapattıktan sonra (a) sanığın itham edil- diği suçu oluşturan unsurlardan herhangi birisi hakkında şahadet bulunmadığı veya (b) İddia Makamı tarafından ibraz edilen şahadetin istintak sonucu inanıl- mayaca-k kadar sarsılmış veya o kadar bariz bir şekilde güvenilemeyecek bir şahadet olduğu ve bu şahadete dayanarak makul bir mahkemenin salimen mahk(m edemeyeceği kanısında ise Mahkeme sanığı müdafaasını yapmaya davet etmez. Buna göre müdafaa avukatının sanığı- müdafaasını yapmaya davet etmemesi hususunda müracaatta bulunması halinde Mahkeme o safhada bir karar vermek durumunda kaldığı takdirde önünde sanığı mahk(m edip edemeyeceği kadar şahadet olup olmadığına değil, mevcut şahadetle makul bir mahkemenin mahk(m- etme ihtimalinin bulunup bulunmadığına bakar. Eğer o safhaya kadar Mahkemeye celbedilen şahadetle makul bir mahkeme sanığı mahk(m edebile- ceği kanısında ise Mahkemenin sanığı müdafaasını yapmaya davet etmesi gerekir.
Yukarıda belirtilen yasal durum ışı-ğında önümüzdeki meselede İlk Mahkemenin sanığı müdafaasını yapmaya davet etmemekle hataya düşüp düşmediğini incelememiz gerekir. Daha önce belirttiğimiz gibi İlk Mahkeme suçu oluşturan unsurların tümü isbat edilmediğinden ve ayrıca ibraz edilen şahadeti i-nanılır ve güvenilir bulmadığından sanığı müdafaasını yapmaya davet etmeyerek beraat ettirdi.
İlkin mevcut şahadetle suçu oluşturan unsurların ispat edilip edilmediğinin incelenmesi gerekir. Sanık Fasıl 154 Ceza Yasasının 100(a) maddesine aykırı Devlet H-izmetinde iken görevi icabı ileride Devlet Hastaha- nesinde ameliyat edeceği Ali Fırat isimli şahıstan 115,000TL menfaat temin etmekle itham edildi. Müdafaa avukatı Ali Fırat ismindeki şahsın uzun zamandan beri sanığın hastası olduğunu, itham edildiği olay-da da özel kliniğine özel hasta olarak geldiğini, hastahaneye yatıp ameliyat olması için hiçbir zaman müracaat etmediğini, nitekim hastahane kayıtlarında adı geçen hastanın ismine rastlanmadığını, suçlama bir an için doğru olarak kabul esilse bile ameliyat-ın hastahanede kaçak olarak yapılacağını ve bu şekide yapılacak ameliyatın resmen görevi icabı sayılamayacağı için itham edildiği suçun oluşmadığını iddia etti. İlk Mahkeme de adıgeçen hastanın ameliyat olmak üzere hastahaneye müracaat eden bir hasta olmad-ığını ve sanığın da ameliyatı hastahanede görevi icabı yapmayacağını dikkate alarak suç unsurlarının oluşmadığı kanaatına vardı. Sanığın itham edildiği suçun dayandırıldığı Fasıl 154 Ceza Yasasının 100(a) maddesi aynen şöyledir:
"100. Any person who -
(a-) being employed in the public service, and being charged with the performance of any duty by virtue of such employment, corruptly asks, receive or obtains, or agrees or attempts to receive or obtain, any property or benefit of any kind for himself or any -other person on account of anything already done or omitted to be done, or to be afterwards done or omitted to be done, by him in the discharge of the duties of his office; or"
-Görüleceği gibi konu Yasa maddesi sanığın görevi icabı ileride yapacağı bir ameliyat için menfaat temin etmeyi de suç olarak kabul etmektedir. Bu durumda adıgeçen hastanın ameliyat olması için Devlet Hastahanesine müracaat etmediği ve kayıt yaptırmadığı i-çin Devlet Hastahanesinin bir hastası olmadığını ve bu nedenle sanığın bu hastayı hastahanede görevi icabı ameliyat etmiş sayılmayacağı iddiası yasal dayanaktan yoksundur. Devlet hastahanesinde görevli bir hastahane doktoru ileride hastahanede ameliyat ede-ceği bir hastadan, hastahanede kaydı olsun veya olmasın, menfaat sağlaması ve bu husustaki şahadetin inanılır ve güvenilir olması halinde Ceza Yasasının 100(a) maddesi kapsamında bir suç işlemiş olur. Binaenaleyh İlk Mahkemenin yukarıda belirtilen şartlar -altında suçun oluşmadığı hakkında yaptığı bulgu hatalıdır.
İlk Mahkemenin şahadete ilişkin bulgusu ile ilgili istinafa gelince; yukarıda alıntısı yapılan içtihatlar ışığında İddia Makamı şahitleri istintakta sarsılır ve verdikleri şahadete güvenilemeyece-ği açık bir şekilde görülmesi halinde Mahkeme sanığı müdafaasını yapmağa davet etmez. Nitekim İlk Mahkeme bu meselede İddia Makamı davasını kapattıktan sonra huzurundaki şahadeti çelişkiler ile dolu ve inanılır ve güvenilir bulmadığını belirtti ve sanığı m-üdafaasını yapmaya davet etmemeye karar verdi. Mahkeme huzurunda şahadet veren şahitlere inanıp inanmama şahitleri şahadet verirken yakından izleme olanağı bulan İlk Mahkemenin Yargıtaya nazaran daha avantajlı durumda olduğuna kuşku yoktur. Bu nedenle İlk -Mahkemenin şahitlere inanıp inanmaması hususundaki bulgusunda yanıldığını söylemek çoğu kez olanaksız- dır. Esasen zabıtlar incelendiğinde gerçekten İddia Makamı tarafından ibraz edilen şahadetin çelişkiler ile dolu olduğu gözükmektedir. Bu durumda şahitle-ri yakından izlemek fırsatını bulan İlk Mahkemenin bu şahitlere inanmamakla hataya düştüğü söylenemez.
Sonuç olarak istinaf reddolunur.
(Salih S. Dayıoğlu) (Aziz Altay) (Cel(l Karabacak)
Yargıç - Yargıç Yargıç
6 Temmuz 1987
363
371
Full & Egal Universal Law Academy