-D.1/99 Yargıtay/Ceza 34/98
(Ceza Dava No:1432/98; Lefkoşa)
Yüksek Mahkeme Huzurunda.
Mahkeme Heyeti:Taner Erginel, Nevvar Nolan, Seyit A.Bensen.
İsti-naf eden: KKTC. Başsavcılığı, Lefkoşa
ile
Aleyhine istinaf edilen: Ülfet Emin, Lefkoşa
A r a s ı n d a.
Lefkoşa Kaza Mahkemesinin 1432/98 sayılı davada 31.8.1998 tarihinde verdiği karara (Yargıç- İlker Sertbay) karşı Başsavcılık tarafından yapılan istinaftır.
İstinaf eden namına: Savcı Ergül Kızılokgil
Aleyhine istinaf edilen namına: Avukat Kıvanç M. Riza.
H Ü K Ü M
Taner Erginel: Sayın Yargıç Nevvar Nolan'ın okuyacağı kararı önceden görme -fırsatım oldu, kararına katılırım.
Nevvar Nolan: Sanık aleyhine 9/76 sayılı Mahkemeler Yasasının 52(1)(c) maddesi altında 2 ve yine aynı yasanın 52(l)(d) maddesi altında 6 olmak üzere toplam 8 dava getirildi. Sanık aleyhindeki davaları kabul etmedi. Yapıl-an duruşmada savcılık şahadetini dinletip davasını kapattıktan sonra sanık avukatı sanığın müdafaasını yapmağa çağrılmadan beraat ettirilmesini talep etti. Sanık avukatının talebini tezekkür eden Kaza Mahkemesi de talebi uygun gördü ve sanığı, müdafaasını -yapmağa çağırmadan, aleyhindeki davalardan beraat ettirdi.
Savcılık beraat kararından istinaf dosyaladı. İstinaf ihbarnamesi 21 istinaf sebebi içermekle beraber aşağıda vereceğim 3 istinaf sebebi yakınmanın özünü oluşturmaktadır.
1. Kaza Mahkemesi, Bö-lüm 155 Ceza Usul Yasası, madde 74(l)(b) altında yapılan müracaatı değerlendirirken "submission of no case" ile ilgili içtihadi ve hukuki prensipleri olgulara yanlış ve hatalı uygulayarak, sanığı itham edildiği suçlardan müdafaaya çağırmayıp beraat ettirme-kle hata etti,
2. Kaza Mahkemesi, 9/76 sayılı Yasanın 52(l)(c) ve 52(l)(d) maddelerinde belirtilen " konuşma yapar" söz dizelerinin iki kişi arasında yer alan konuşmayı kapsamadığı ve yasa koyucunun aleniyet aradığı hususunda karar vermekle hata etti,
3-. Kaza Mahkemesi iddia makamı tanığı Memduh Erdal'ın şahadetine inanmamakla ve itham edildiği suçlardan müdafaasını yapmağa çağırmak için geçerli ve yeterli şahadet mevcut olduğu halde sanığı müdafaasını yapmağa çağırmayıp beraat ettirmekle hata etti.
Mem-duh Erdal'ın yöneticisi olduğu bir şirket aleyhine Girne Kaza Mahkemesinde bir hukuk davası açıldı. Şirketi savunması için bir avukat olan sanık görevlendirildi. Kaza Mahkemesi şirket aleyhine karar verdi, şirket de karardan Yargıtaya istinaf dosyaladı. Me-mduh Erdal'ın şahadetine göre, istinaf Yargıtay'da karara bağlanmadan önce, sanık, Memduh Erdal'ın Lefkoşa'daki ofisinde, Memduh Erdal'a kararın aleyhlerine olabileceğini, lehlerine olması için davayı görenlerin 30,000 Sterling istediklerini, önce 4 kişi o-lup 50,000 Sterling istediklerini sonra 3 kişiye düştüklerini ve onları 30,000 Sterlinge razı ettiğini söyledi.
Sanık aleyhindeki ilk 6 dava 9/76 sayılı Mahkemeler Yasasının 52(l)(d) maddesi altında 7 ve 8. davalar ise aynı yasanın 52(l)(c) maddesi altı-nda getirilmiştir. 9/76 sayılı Mahkemeler Yasasının 52(l)(c) ve 52(l)(d) maddeleri aynen aşağıya aktarıldığı gibidir.
"52(l) Bir kişi
............................
(c) Yargısal işlemlerin askıda veya kararlaştırılmamış olduğu sırada, işlemi ya-nlış aksettiren veya işlemin adil bir şekilde görülmesine halel getirici nitelikte olan veya adaletin seyrini engelleyen veya geciktiren veya işlemin huzurunda yapıldığı veya yürütüldüğü kişinin otoritesini küçük düşürücü nitelikte yazı yayınlar, konuşma y-apar veya harekette bulunursa; veya
(d) Yargısal işlemlerde karar vermiş olan mahkeme hakkında şeref veya haysiyet veya onur kırıcı nitelikte yazı yayınlar, konuşma yapar veya harekette bulunursa;
........................
suç işlemiş olur- ve.......
Kaza Mahkemesinde savcılık tüm şahadeti sunup davasını kapattıktan sonra sanık avukatı Mahkemeden, müdafaasını yapmağa çağrılmadan sanığın beraat ettirilmesini talep etti. Bölüm 155 Ceza Usul Yasası, madde 74(l)(b) tahtında savcılık davasını -kapattıktan sonra sanık avukatı sanığın müdafaasını yapmağa çağrılmasını gerektirecek yeterlikte bir davanın ilk nazarda, görünürde (a prima facie case) ortaya konamadığını ileri sürüp sanığın beraatini talep edebilir. Böyle bir müracaat üzerine Mahkeme sa-nık aleyhine, ilk nazarda, görünürde bir davanın ortaya konup konamadığını karara bağlar ve eğer ilk nazarda, görünürde sanık aleyhine bir dava ortaya konamadığı kararına varırsa sanığı beraat ettirir.
1962 yılında İngiltere'de Yüksek Mahkeme bir san-ık aleyhine ilk nazarda, görünürde bir davanın (a prima facie case) ortaya konup konamadığına karar verecek olan yargıçlara yol gösterici bir ilkeyi açıklamıştı. Bu ilke (1962) l All E.R. sayfa 448'de "Practice Note" başlığı altında yayınlanmış olup aşağıd-a verildiği gibidir.
" A submission that there is no case to answer may properly be made and upheld:
a) when there has been no evidence to prove an essential element in the alleged offence;
b) when the evidence adduced by the prosecution has been so d-iscredited as a result of cross-examination, or is so manifestly unreliable, that no reasonable tribunal could safely convict on it".
Bu ilke ülkemizde de benimsenmiş olup uygulanmaktadır. Bu ilkeye göre sanığın müdafaasını yapmağa çağrılmasını gerekti-recek yeterlikte bir davanın ilk nazarda, görünürde ortaya konmadığı iddiası aşağıdaki iki durumda kabul görebilir:
(1)- İşlendiği iddia edilen suçun esaslı bir unsurunu kanıtlayıcı herhangi bir şahadetin olmadığı durumlarda;
(2)- Savcılık- tarafından sunulan şahadetin, makûl bir mahkemenin sanığı emin olarak mahkum edemeyeceği kadar
a) açık bir şekilde güvenilmez, veya
b) çapraz sorgulama sonucu güvenilmeyecek kadar açıkça sarsılmış, değerini yitirmiş olduğu durum-larda.
Eğer işlendiği iddia edilen suçun unsurları hakkında şahadet varsa ve sunulan şahadet yukarıda (2)'de ifade edilen ölçüde değersiz, güvenilmez değilse, Mahkeme, sanığı müdafaasını yapmağa çağırmalı ve sanık müdafaasını kapattıktan, duruşma tamamlan-dıktan sonra, huzurundaki tüm şahadetin kesin değerlendirmesini yaparak davayı karara bağlamalıdır.
Sanık aleyhindeki ilk 6 dava 9/76 sayılı Mahkemeler Yasasının 52(l)(d) maddesi altında getirilmiştir. Sanık 6 davada da 7/95 sayılı Yargıtay/Hukuk davasınd-a karar verildikten sonra Memduh Erdal'a istinaftaki davasını kazanmak için Yüksek Mahkeme Yargıçlarından dört kişiye istedikleri 30,000 Sterling parayı vermediği için davayı kaybettiğini söylemekle itham edilmiştir.
Savcılık tarafından sunulan şahadete -bakıldığında, 7/95 sayılı Yargıtay/Hukuk davasında Yargıtay karar verdikten sonra sanığın Memduh Erdal'a itham edildiği veya benzer sözleri söylediğine dair herhangi bir şahadet olmadığı görülmektedir. Bu konuda tek tanık olan Memduh Erdal'ın şahadetine gö-re sanık Memduh Erdal'a kararın aleyhlerine olabileceğini, lehlerine olması için davayı görenlerin 30,000 Sterling para istediklerini, ilk dört kişi olup 50,000 Sterling istediklerini, sonra üç kişiye düştüklerini ve onları 30,000 Sterlinge razı ettiğini s-öyledi. Memduh Erdal sanığın bu sözleri kendisine Yargıtayın kararından önce söylediğini şahadetinin birkaç yerinde açıkça ifade etmiştir. Memduh Erdal'ın şahadetine göre Yargıtayın kararından sonra sanık kendisine telefon etmiş ve sadece kararın aleyhleri-ne verildiğini bildirmiştir.
9/76 sayılı Mahkemeler Yasasının 52(l)(d) maddesi altında getirilen bir davada suç oluşturduğu iddia edilen konuşmanın veya davranışın zaman içindeki sıralamada mahkemenin kararından sonra yer alması gerekir; halbuki Memduh E-rdal'ın şahadetine göre sanık yukarıda verilen sözleri, eğer söylemişse, Yargıtay/Hukuk 7/95 sayılı davada Yargıtay kararını açıklamadan önce söylemiştir. Bu durumda Kaza Mahkemesi sanık avukatının müracaatını kabul edip sanığı aleyhindeki ilk 6 davadan mü-dafaasını yapmağa çağırmadan beraat ettirmekle hata etmemiştir.
Sanık, aleyhindeki 7. dava ile, 9/76 sayılı Mahkemeler Yasasının 52(l)(c) maddesine aykırı, 7/95 sayılı Yargıtay/Hukuk davasının karara bağlanmadığı bir sırada, davayı gören yargıçların otor-itesini küçük düşürücü nitelikte harekette bulunmakla, yani istinaftaki davayı kazanması için dört mahkeme yargıcına verilmek üzere Memduh Erdal'dan 30,000 Sterling para talep etmekle itham edildi.
Kaza Mahkemesi söz söylemenin veya konuşma yapmanın hare-kette bulunma olarak nitelendirilemeyeceği bulgusuna vardı ve bu bulgusu ışığında davanın esaslı bir unsurunu kanıtlayıcı şahadet, yani harekette bulunma ile ilgili şahadet, olmadığı gerekçesi ile müdafaasını yapmağa çağırmadan sanığı aleyhindeki 7. davada-n da beraat ettirdi.
Kaza Mahkemesinin, söz söylemenin harekette bulunma olmadığı ve sanığın yargıçların otoritesini küçük düşürücü nitelikte bir hareketi ile ilgili şahadet olmadığı, bulgusundan yakınan bir istinaf sebebi olmadığı için 7. davadan verile-n beraat kararı bu istinafın konusu olamaz.
Sanık, aleyhindeki 8. dava ile 9/76 sayılı Mahkemeler Yasasının 52(l)(c) maddesine aykırı 7/95 sayılı Yargıtay/Hukuk davasının karara bağlanmadığı bir sırada davayı yürüten yargıçların otoritesini küçük düşürüc-ü nitelikte konuşma yapmakla, yani Memduh Erdal'a istinaftaki davayı kazanması için dört yargıca 30,000 Sterling para verilmesi gerektiğini söylemekle itham edildi.
9/76 sayılı Mahkemeler Yasasının 52(l)(c) maddesi altında getirilen bir davada suç oluştu-rduğu iddia edilen sözlerin, 52(l)(d) maddesinden farklı olarak, yargısal işlemlerin karara bağlanmasından önce söylenmesi gerekir. Memduh Erdal sanık tarafından kendisine söylendiğini iddia ettiği, yukarıda daha önce verilen, sözlerin 7/95 sayılı Yargıtay-/Hukuk davası karara bağlanmadan önce aralarında yer alan bir konuşmada söylendiğini şahadetinde açık olarak ifade etmiştir.
Sanık avukatı Mahkemeler Yasasının 52(1)(c) maddesi altında suç oluşturması için, herhalukârda, konuşmanın aleni olması gerektiğ-ini iddia etmiştir. Kaza Mahkemesi de sanık avukatının iddiaları doğrultusunda Türk Dil Kurumu Yayınları, Türkçe Sözlükte "konuşma yapmak" topluluk karşısında bir konuda konuşmak anlamında verilir diyerek madde 52(l)(c)'de aleniyetin esas olduğu, bu madde -altında suç oluşturması için konuşmanın topluluk karşısında, aleni olması gerektiği, iki kişi arasında geçen bir konuşmanın bu madde kapsamında olmadığı kararına vardı ve sanığı 8. davadan da müdafaasını yapmağa davet etmeden beraat ettirdi.
9/76 sayılı -Mahkemeler Yasasının 52(l)(c) maddesine göre bir kişi ".yargısal işlemlerin kararlaştırılmamış olduğu sırada .. işlemin huzurunda yürütüldüğü kişinin otoritesini küçük düşürücü nitelikte.. konuşma yaparsa" suç işlemiş olur. Bu maddede ifade edilen suç mahk-emenin aşağılanması, mahkemeye hakaret (contempt of court) suçudur.
İngiliz Mahkemeleri yüzyıllar önce dahi bir yargılamanın adil yürütülmesini engelleyici, mahkemeleri aşağılayıcı, otoritesini küçük düşürücü yazı, söz ve davranışları cezalandırma yetki -ve gücüne sahiptiler. Koruma, görünürde mahkemelere, yargıçlara veriliyor olsa bile gerçek amaç uygar kamu düzeninin korunmasıdır. Uygar ülkelerde hakkının verilmediği, hakkının elinden alındığı, gasbedildiği inancında olan, anlaşmazlığa düşen bireyler hak-kını elde etmek, korumak, anlaşmazlıklarını çözümlemek için mahkemelere başvururlar. Mahkemeler de adaletin gereğini yerine getirirler. Yargıçlara görevleri ile ilgili saldırılar, karalamalar, bir yargılamanın adil yürütülmesini, sonuçlanmasını, engelleyic-i, geciktirici nitelikte yazılar, konuşmalar, davranışlar bireylerin yargıya güvenini sarsar. Yargıya güveni sarsılmış, hakkının verilmediğine, hakkının elinden alındığına inanan, anlaşmazlıklara düşen bireyler dava açmaktan kaçınabilirler, anlaşmazlıkları-nı pazarlıklarla, ödünler vererek çözümleme yoluna başvurabilirler, hatta başka zeminlerde hak arayışlarına girişebilirler; zamanla anlaşmazlıkların çözüm yeri ulus adına yargı yetkisini kullanan bağımsız mahkemeler olmayabilir. Anlaşılabileceği gibi mahke-melerin sahip olduğu, bir yargılamanın adil yürütülmesini geciktirici, engelleyici, adaleti saptırıcı, mahkemeleri aşağılayıcı, otoritesini küçük düşürücü nitelikte yazı, söz ve davranışları cezalandırma yetkisi ve gücü ile sağlanan koruma sonuçta ve aslın-da bireye ve uygar kamu düzeninedir.
Bir dava sonuca bağlanmadan, o davadaki yargılamayı engelleyici, yargılamanın adil olarak yürütülmesine halel getirici, adaleti saptırıcı veya yargılamayı yürüten yargıçların otoritesini küçük düşürücü nitelikte bir -yazının bir gazete veya dergide yayınlanması veya bir panelde, konferansta, bir topluluk karşısında yukarıda belirtilen nitelikte bir konuşma yapılması, Mahkemeler Yasasının 52(l)(c) maddesi kapsamında olup, mahkemeye hakaret diye çevirisi yapılan "comtemp-t of court" suçunu oluşturur; bu konuda bir görüş ayrılığı yoktur. Sanık avukatı ile savcılık arasındaki görüş ayrılığı aşağıdaki sorunun yanıtındadır. Yargısal işlemin huzurunda yürütüldüğü kişinin otoritesini küçük düşürücü nitelikte sözlerin madde 52(l)-(c) altında bir suç oluşturması için topluluk karşısında söylenmesi bir koşul mudur? Sanık avukatına göre madde 52(l)(c) altında suç oluşturabilmesi için konuşmanın topluluk karşısında, aleni olması gerekir. Sanık avukatı bu iddiasını "konuşma yapmak" ifad-esinin sözlükte yer alan açıklamasına dayandırmaktadır. Türk Dil Kurumu Yayınları, Türkçe Sözlük, genişletilmiş 7. baskıda "konuşma yapmak" topluluk karşısında bir konuda konuşmak diye açıklanmaktadır. Yukarıda daha önce belirttiğim gibi Kaza Mahkemesi san-ık avukatının görüşünü benimsedi ve aleniyet arandığı, iki kişi arasında geçen bir konuşmanın madde 52(l)(c) altında bir suç oluşturamayacağı kararına vardı.
Madde 52(l)(c) altında bir kişi "..yargısal işlemin huzurunda yürütüldüğü kişinin otoritesini kü-çük düşürücü nitelikte . konuşma yaparsa" suç işlemiş olur. Kaza Mahkemesine göre bir kişi konuşmasında yargısal işlemin huzurunda yürütüldüğü kişinin otoritesini küçük düşürücü nitelikte sözler sarfetse bile madde 52(l)(c) altında bir suç oluşması için sö-zlerin topluluk karşısında bir konuda konuşurken sarfedilmiş olması gerekir. Bir yasa maddesi yorumlanırken yasa koyucunun niyetini etkili bir şekilde hayata geçirmek veya yasa koyucu tarafından ortadan kaldırılması amaçlanan bir fesatı, zararı ortadan kal-dırmak için, sözcüklerin makûl bir esneklik tanıması halinde, sözcükler genel, yaygın anlamlarından daha geniş anlamda yorumlanabilirler. Sözcüklere yasa koyucunun amaç ve düşüncesini en iyi, en geniş şekilde yansıtan, yasa koyucunun niyetini en etkili bir- şekilde hayata geçiren anlam verilmelidir.
Yasa koyucunun madde 52(l)(c) ile neyi amaçladığı açıktır. Kendisine tebligat yapılan kişinin yargıca ve mahkemeye lanet okumasının, sövmesinin (Phillips v. Hedges, 1736), tutuklunun tutuklandığı esnada mahkeme-yi aşağılayıcı sözler sarfetmesinin (R v. Crosse, 1703)mahkemeye hakaret (contempt of court) suçunu oluşturduğu The English and Empire Digest, Volume XVl, sayfa 20'de görülmektedir. Yargısal işlemin huzurunda yürütüldüğü yargıcın otoritesini küçük düşürücü- yazı, söz veya hareket bir fesattır ve yasa koyucunun niyeti madde 52(l)(c) ile bu fesatı önlemek, ortadan kaldırmaktır. Bir yargısal işlemin huzurunda yürütüldüğü kişinin otoritesini küçük düşürücü nitelikte yazı yayınlanmayacak, konuşma yapılmayacak vey-a harekette bulunulmayacak. Burada engellenmek istenen yukarıda belirtilen nitelikte bir konuşmadır, bir yayındır, bir harekettir. Konuşma bir düşüncenin, duygunun sözle anlatımıdır. Madde 52(l)(c)'nin sanık avukatının iddia ettiği ve Kaza Mahkemesinin ben-imseyip karara bağladığı kadar dar bir anlam ile kısıtlı olduğu ve bu madde ile oluşturulan suçun bu denli kısıtlandığı görüşünde değilim. Konuşma, topluluk karşısında olsun veya olmasın, yukarıda belirtilen nitelikte ise madde 52(l)(c)'nin kapsamındadır.
-
Belirttiklerim ışığında, Kaza Mahkemesinin, yargısal işlemin huzurunda yürütüldüğü kişinin otoritesini küçük düşürücü nitelikte sözlerin, madde 52(l)(c) altında suç oluşması için, mutlaka topluluk karşısında söylenmeleri gerekir kararını hatalı bulurum.
-
Kaza Mahkemesi, sanığı aleyhindeki 8. dava ile 9/76 sayılı Mahkemeler Yasası, madde 52(l)(c) altında itham edildiği suçtan müdafaasını yapmağa çağırmadan beraat ettirmekle hata mı etti? Kaza Mahkemesi iki nedenle sanığı 8. dava ile itham edildiği suçtan -müdafaasını yapmağa çağırmadı. Kaza Mahkemesi hem madde 52(l)(c) altında yargısal işlemin huzurunda yürütüldüğü yargıcın otoritesini küçük düşürücü nitelikte sözlerin aleni, topluluk karşısında söylenmesinin madde 52(l)(c) altındaki suçun esaslı bir unsuru- olduğu kanısına vardı ve suç oluşturduğu iddia edilen sözlerin aleni, topluluk karşısında söylendiğine dair şahadet olmadığı, yani işlendiği iddia edilen suçun esaslı bir unsurunu kanıtlayıcı herhangi bir şahadet olmadığı, gerekçesi ile hem de savcılığın -esas ile ilgili tek tanığı olan Memduh Erdal'ın şahadetinin güvenilir olmadığı ve hiçbir mahkemenin bu şahadete dayanarak sanığı mahkûm edemeyeceği gerekçesi ile sanığı müdafaasını yapmağa çağırmadan beraat ettirdi.
Yukarıda yargısal işlemin huzurunda y-apıldığı yargıcın otoritesini küçük düşürücü sözlerin, madde 52(1)(c) altında suç oluşması için, aleni topluluk karşısında söylenmelerinin koşul olmadığını belirtmiştim; bu durumda sanığın 8. dava ile itham edildiği suçun esaslı bir unsurunu kanıtlayıcı şa-hadet olmadığı gerekçesi geçerli değildir. Kaza Mahkemesinin diğer gerekçesi hiçbir mahkemenin Memduh Erdal'ın şahadetine dayanarak sanığı mahkûm edemeyeceğidir. Kaza Mahkemesi Memduh Erdal'ın şahadeti ile ilgili nasıl bir değerlendirme yapmıştır? Kaza Mah-kemesi Memduh Erdal'ın şahadetine ne değer takdir etmiştir? Kaza Mahkemesinin Memduh Erdal'ın şahadetini nasıl değerlendirdiği, bu şahadete ne değer takdir ettiği Kaza Mahkemesinin kararından aktaracağım bir alıntıda açıklıkla görülmektedir. Kaza Mahkemesi- davayı aşağıdaki ifadelerle karara bağlıyor:
"..şahadetine hiç inanmadığım, tutarsız, çelişkili, sıkıntılı, kaçamak ve doğru söylememe özelliği tescilli bir kişiye hiçbir değer vermediğimi belirtir ve mevcut şahadet ile sanığı hiçbir mahkemenin mahkûm e-demeyeceği kanısında olduğumdan sanığın müfafaaya çağrılmamasına ve beraatine karar veririm".
Kaza Mahkemesi, kararından aktardığım alıntıda, tanık Memduh Erdal için "doğru söylememe özelliği tescilli bir kişi" yakıştırması yapmıştır. Tanığın yöneticisi -olduğu bir şirket aleyhine Girne Kaza Mahkemesinde bir dava açıldığını daha önce belirtmiştim. O davada duruşma yapılmış Memduh Erdal da şahadet vermiş ancak Kaza Mahkemesi Memduh Erdal'ın şahadetini çelişkili bulup şahadetine itibar etmemişti. Davalı şirk-et Kaza Mahkemesinin kararından Yargıtaya istinaf etmiş 7/95 sayılı Yargıtay/Hukuk'ta Yargıtay Kaza Mahkemesinin Memduh Erdal'ın şahadeti ile ilgili değerlendirmesine müdahale etmemişti. Bir kişinin bir hukuk davasında çelişkili şahadet vermiş olması o kiş-i için "doğru söylememe özelliği tescilli bir kişi" yakıştırmasını haklı kılmaz. Bu oldukça ağır ve ölçüsüz bir yakıştırmadır. Bir kişinin bir hukuk davasında çelişkili şahadet vermiş olması, kendi başına, o kişinin bir başka hukuk veya ceza davasında verm-iş olduğu veya vereceği şahadetin hiçbir surette herhangi bir değer taşıyamayacağı sonucunu vermez.
Savcılık tarafından sunulan şahadet, daha açıkçası Memduh Erdal'ın şahadeti, açık bir şekilde güvenilmez veya çapraz sorgulama sonucu açıkça güvenilmeyece-k derecede sarsılmış, değerini yitirmiş ve makul bir mahkemenin bu şahadete dayanarak sanığı emin olarak mahkûm edemeyeceği bir şahadet midir? Bunun değerlendirmesi yapılırken unutulmamalıdır ki mahkeme bu safhada kesin değerlendirme yapmak durumunda değil-dir, bu safhada sanık aleyhine müdafaa yapmasını gerektirecek yeterlikte ilk nazarda, görünürde bir davanın (a prima facie case) ortaya konup konamadığı karara bağlanır. Yukarıda izah ettiğim gibi suçun tüm unsurları hakkında şahadet olması halinde, iddia -makamının sunduğu şahadet açıkça güvenilmez veya çapraz sorgulama sonucu esastan ciddi sarsılmış, değerini yitirmiş olmadıkça mahkemenin sanığı müdafaasını yapmağa çağırması gerekir.
Kaza Mahkemesi savcılığın esas ile ilgili tek tanığı olan Memduh Erdal'-a, kendi ifadesi ile, hiç inanmadı, şahadetine hiçbir değer vermedi ve mevcut şahadet ile sanığı hiçbir mahkemenin mahkûm edemeyeceği bulgusuna vardı. Tanıkları ve şahadeti değerlendirmede, huzurunda şahadet veren tanıkları dinleme ve izleme olanağına sahi-p olan Kaza Mahkemesi bu olanağa sahip olmayan Yargıtaydan daha avantajlı konumdadır. Bir tanığın şahadeti esnasında takındığı tavır, soruları yanıtlama tarzı, ses tonu, cümlelerindeki vurgu gibi hususlar tanığın ve verdiği şahadetin değerlendirilmesinde e-tkili olur, bunları da ancak tanığı şahadeti esnasında izleyen ve dinleyen mahkeme görüp duyabilir. Kaza Mahkemesinin bu avantajları nedeni ile Yargıtay Kaza Mahkemesinin tanıklar ve şahadet ile ilgili değerlendirmelerine, bulgularına kolay kolay müdahale -etmez; ancak bu, tanıkları ve şahadeti değerlendirmede Kaza Mahkemelerinin Yargıtayın denetimi dışında oldukları anlamına da gelmez.
Kaza Mahkemesi iddia makamı tanığı Memduh Erdal'ın şahadetine "tutarsız, çelişkili, sıkıntılı, kaçamak" yakıştırmaları y-aparken, bu yakıştırmalarını nereye dayandırdığı kararında açık olarak görülmemektedir.
Kaza Mahkemesinin Memduh Erdal'a inanmamasının, şahadetine değer vermemesinin gerekçesi karar içerisinde açıkça görülmemekle beraber, kararda yer verilen aşağıdaki ko-nuların Kaza Mahkemesinin bu değerlendirmesinin gerekçesi olduğu makul olarak istihraç edilebilir. Kaza Mahkemesi Memduh Erdal'ın polise ifade vermek istemediğine, polise ifade vermekten kaçındığına, olayı anlatan bir ifade vermediğine, sadece "yaptığım id-dia doğrudur" diyen yazılı bir ifade verdiğine, bu yazılı ifadesinde ne sanığın kendisinden kaç para istediğinden, ne yargıçtan veya yargıç adetinden bahsetmediğine ve yine Memduh Erdal'ın mahkemede şahadet vermek istemediğine, bu nedenle aleyhine dava get-irilmesinin konu olduğuna, şahadet vermediği takdirde sanık yerine konabileceğinin kendisine söylendiğine kararında yer vermiştir. Kararında yer verdiği bu konular Memduh Erdal'ı ve şahadetini değerlendirirken Kaza Mahkemesini olumsuz etkilemiş olabilir. K-aza Mahkemesi kararında yer vermemesine rağmen, tanık Memduh Erdal şahadetinde, mahkemeye gelip şahadet vermek istememesinin, kendince, bir izahatını vermiş, bu olayın duyulması ülkeye zarar verir düşüncesi ile mahkemeye gelip şahadet vermek istemediğini a-çıklamıştır. Kaza Mahkemesi tanığın bu izahatına inanır veya inanmaz, bu ayrı konu, ancak bu izahata kararda yer verilmesi daha adil bir yaklaşım olurdu.
Yargıtayın önünde bulunan Kaza Mahkemesinin duruşma tutanaklarına göz atıldığında ilk nazarda Memdu-h Erdal'ın şahadetinin açıkça güvenilmez, çapraz sorgulama sonucu esastan ciddi sarsılmış, değerini tümü ile yitirmiş olduğunu söylemek oldukça zordur. Memduh Erdal'ın şahadetine inanmamak ve değer vermemekle Kaza Mahkemesinin hata ettiği iddiasında olan s-avcılığın bu yakınmasını karara bağlarken oldukça zorlandığımı söylemeliyim. Ciddi tereddütler sonrasında, Memduh Erdal'ı şahadeti esnasında izleyen ve dinleyen Kaza Mahkemesinin, bu tanığı ve şahadetini değerlendirmede, Yargıtaydan daha avantajlı olduğunu- ve yukarıda temas ettiğim gibi polise ifade vermekten ısrarla kaçınan, polise olayı anlatan bir ifade vermeyen, mahkemede şahadet vermek istemeyen, şahadet vermediği takdirde kendisinin sanık yerine konulabileceğinin söylenmesi üzerine şahadet veren bu ta-nığı ve şahadetini Kaza Mahkemesinin olumsuz değerlendirmesinin tümü ile yanlış olamayacağını da dikkate aldıktan sonra Kaza Mahkemesinin bu şahadetin müdafaa yapmasını gerektirecek yeterlikte sanık aleyhine ilk nazarda bir dava ortaya koyamadığı, bu tanığ-ın şahadeti ile makul bir mahkemenin sanığı emin olarak mahkûm edemeyeceği kararına müdahale etmemeyi uygun görürüm.
Yukarıda belirttiklerimin tümü ışığında istinafın reddedilmesi gerektiği görüşündeyim.
Seyit A.Bensen: Katılırım.
Mahkeme: Sonuç olara-k istinaf oybirliği ile reddedilir.
Taner Erginel Nevvar Nolan Seyit A. Bensen
Yargıç Yargıç Yargıç
4 Mart 1999
-
-
11
Full & Egal Universal Law Academy