-D.1/91 Yargıtay/Ceza 36/90
(Ağır Ceza Dava No. 1029/90; Lefkoşa)
Yüksek Mahkeme Huzurunda
Mahkeme Heyeti: Salih S. dayıoğlu, Niyazi F. Korkut, Celâl Karabacak
İstinaf eden: Has-an Zornacıoğlu, Merkezi Cezaevi, Lefkoşa
ile
Aleyhine istinaf edilen: KKTC Başsavcılığı, Lefkoşa
A r a s ı n d a
İstinaf eden namına: Menteş Aziz adına İlker Sertbay
Aleyhine istin-af edilen namına: Osman Talat
H Ü K Ü M
Salih S. Dayıoğlu, Başkan: İşbu istinaf Lefkoşa Ağır Ceza Mahkemesinin, (istinaf edeni) eşi Cevriye Zornacıoğlu'nu katle teşebbüs ve darp edip hakiki incinmesine sebep olduğu suçlardan mahkûm edip onu 3 yıl hapis- cezasına çarptırdığı kararından yapılmış bulunmaktadır.
Sanık ile müştekinin karı-koca olduğu bu meselede İlk Mahkemeye göre olgular şöyledir:
"Doğru olarak kabul ettiğimiz şahadete göre 12.4.1990 tarihinde takriben saat 06.00 raddelerinde sanık ile m-üşteki Cevriye Zornacıoğlu arasında kendi evlerinde vukubulan tartışmadan sonra müşteki işine gitmek için evden ayrılıp Yukarı Bocatncı'da Muratağa sokağında yolun sağına yürümekte olduğu bir sırada arkadan gelen arabanın sanığa ait olduğunu arabanın motor- sesinden anlayınca ön tarafta yolun kenarında parkedilmiş bir arabanın araksına sanığın geçmesi için çekilmiş, sanık arabası ile geçip gittikten sonra müşteki yolun sol tarafına geçerek yoluna devam etmiş biraz sonra sol tarafıyla dönüp geriye baktığı an -sanık kenddine arabanın sol ön kısmı ile bel hizasına çarpmış, kendini arabanın kabosu üzeirne almış, 38 ayak bir mesafe gittikten sonra yol hizasından 2 ayak 6 inç yüksekte Emare 1'de görülen 3 No'lu noktaya, tümsek bir yere kendini atmış, arabanın arka k-ısmı toprağa değdiğinden araba sönüp, müşteki yerden aklkıp koşarak çıkmaz sokağa inmiş, yolda koşmaya devam etmiş, sanık ise tümsek topraktan geri geri gelerek arabayı çalıştırmış, müştekiyi arabası ile kendisini takip etmiş, müşteki çıkmaz sokaktaki Must-afa Çakar'a ait 4 numaralı evin verandasının içine kendini atması ile sanık verandanın köşesine arabanın sol ön kısmı ile toslamıştır. Sonra sanık geri geri gelerek çıkmaz sokaktan ayrılmıştır. Yukarıdaki hususlarda bulgu yaparız."
Ağır Ceza Mahkemesi dah-a sonra meselenin hukuki yönünde inceledi ve bu hususta da şunları söyledi:
"Teşebbüs davalarında niyet en önemli unsurdur. İddia Makamının sanığın işlemeye teşebbüs ettiği suçu işleme niyetinde oldu-ğunu ve bu niyetinin fiiliyata koyduğunu kanıtlamakla -mükelleftir. Bu davada Mahkemenin sanığı mahkûm edebilmek için sanığın niyetinin, makul şüpheden ari olarak, yalnız öldürme olduğunu ve bu niyetten başka bir niyeti olmayacağı kanaatına varmak gerekir. Gör: Nicos Sampson Georkiades v. R.,, C.L.R. Vol. 22 -s.128 Yargıtay/Ceza 44/78, sayfa 5-6 ve Yargıtay/Ceza 23/83 ve 30/83."
İlk Mahkemeye göre bu davada niyet unsuru sanığın, arabsını karısının üzerine sürmesi ile kanıtlanmıştır. Ancak bu kanaat, Ağır Ceza Mahkemesini oluşturan heyetin 2 üyesi tarafından i-zhar edildi. 3. üye ise İddia Makamının sanığın niyetinin müştekiyi öldürmeğe teşebbüsten başka bir niyet olmadığı hususunu makûl şüpheden ari bir şekilde ispat edemediği kanaatına vardı. Mamafih Mahkeme heyeti oybirliği ile sanığın müştekiyi 2. davadan ya-ni onu hakiki bedensel incinmesine sebep olduğu davasından kabahatlı buldu. Mahkeme sanığı mahkûm ettiği 1. davadan 3 yıl hapis cezasına çarptırırken ikinci davadan onu mahkûm etmekle beraber sadece mahkûmiyetini kaydetmekle yetindi. Sanığa bu dava üzerind-en herhnagi bir ceza vermedi. Sanık Ağır Ceza Mahkemesinin kendisini 1. davadan mahkûm eden bu kararından istinaf etmiş bulunmaktadır. Dosyalanan istinaf ihbarnamesi 12 sebep içermekle birlikte bunları iki ana başlık altında toparlamak mümkündür. Bunlar is-e şöyle özetlenebilir:
-1)Mahkemeye sunulan şahadet, sanığın yegâne niyetinin müştekiyi öldürmek olduğunu göstermez. Bunun aksine bir yargıya varmakla İlk Mahkeme hata etti.
-
2) Herhalûkarda sanığa kesilen 3 yıl hapis cezası Mahkemeye sunulan olgular muvacehesinde aşikâr surette çoktur.
İlkin yasal durumu incelemeyi uygun bulduk. Sanığın tek niyetinin müştekiyi öldürmek olduğunun iddia makamınca kanıtlanması gerektiğine kuş-ku yoktur. Şayet sanığın niyeti başka bir suça bağlanabilirse sanık katle teşebbüs suçundan suçlu bulunmaz. Yargıtay/Ceza 44/78 Nevzat Hüseyin Karagül ile KTFD Başsavcısı davasında sayfa 5 ve 6'da Mahkeme bu hususta şunları söyledi:
"İstinaf edenin niyet-inin müştekiyi öldürme olduğunu ve bundan başka herhangi bir niyeti bulunmadığını her türlü makul şüpheden ari olarak isbat etmek yükümlülüğü daima iddia makamına aittir. Gör: R.v. Whybrow 35 Cr. App. R.141. R.v. Steane (1947) 15B.997. Nicos Sampson Georgi-ades v. Regina C.L.R. Vol.22 s.128. Nicolas Georghiou Kolis v. The Republic C.L.R. /1961) 2.53. Ioannis Michael Pefkos and Others v. The Republic C.L.R. (1961) s.340. Ceza İstinaf 7/72 Hüseyin Hasan Mani v. Başsavcılık."
Yukarıda iktibası yapılan içtiha-t kararlarından açıkça görüleceği gibi sanığın niyetinin sadece öldürme olması ve bu niyetin başka herhangi bir suça dağlanmmaması gerekmektedir. Nicos Sampson Georghiades v. Regina davasında çoğunluk hükmünü veren M. Zekâ bey sayfa 133'de şöyle dedi:
"W-hen the presence of intent in an attempt to commit a particular offence is sought to be established the nature of the evidence must be such as to rule out all other infrences, inconsistent with the presence of such intent. İf is not enough in ascxeratining- whether a particular intent is proved or not to say that this was a reasonable inference to be drawn from the facts but one must go further and be able to say that was the only reasonable inference which could be drawn from the facts as found; if there be- another reasonable view or probaility consistent with innocence capable to be taken on the same facts then to onus of proving beyond reasonable doubt the existence of the particular intent has not been discharged."
Ceza istinaf 9/72 Hüseyin Hasan Mani v-. Başsavcılık davasında sayfa 11'de ise Mahkeme niyet hususunda şöyle demişti:
"Niyet meselesine gelince sanığın suçu işlerken niyetinin yalnız maktülün malûliyet ve vahim bedensel incinmesine sebebiyet vermek olduğunun makul şüpheden ari bir şekilde isb-at edilmesi gerekir. Mahkeme huzurunda olan şahadetten amktulün niyetinin başka bir niyet olabileceği ihtimali varsa, sanığın mahkûm edildiği suçtan mahkûm edilmemesi gerekirdi."
Öte yandan iddia makamı bir olguyu isbat eder ve isbat edilen bu olgunun do-ğal neticesi belli bir sonuç doğurursa ve sanık da bu konuda herhnagi bir şahadet veya izahat vermezse; bu durumda Mahkeme sanığı itham olunduğu suçu işlemek niyetinde olduğu kanaatına varabilir. R.V. Steane (1947) K.B. 997 sayfa 1004'de Lord Goddard bu hu-susta şöyle dedi:
"No doubt, if the prosecution prove an act the natural consequence of which would be a ceratin result and no evidence or explanation is given, then a jury may, on a proper direction, find that the prisoner is guilty of doing the act wit-h the intent alleged, but if on the totality of the evidence there is room for more than one view as to the intent of the prisoner, the jury should be directed that it is for the prosecution to prove the intent to the jury's satisfaction, and if, on a revi-ew of the whole evidence, they either think that the intent did not exist or they are left in doubt as to the intent, the prisoner is entitled to be acquitted."
Yine Birleştirilmiş Yargıtay/Ceza 23/83 ve 20/83 sayılı içtihat kararında sayfa 4'de Mahkeme -şu görüşleri serdetti:
"Ne var ki niyet unsuru üzerinde karar verirken, böyle bir niyetin serdedilen olgulardan çıkabilecek tek niyet olup olmadığı ve makul olarak başka bir niyetin çıkarılmasının mümkün olup olmadığını da araştırmak gerekir."
Yasal du-rumu bu şekilde özetledikten sonra önümüzdeki istinafa betekrar göz atmakta yarar vardır.
Karı-koca olan müşteki ile sanığın evlilik hayatlarının huzurlu olduğu söylenemez. Olay günü olan 12.4.1990 tarihinde sabah saat 06.00 sularında müşteki işine gitme-k için evden ayrıldı. Muratağa sokağında yolun sağında yürümekte olan müştekinin arkasından arabasıyle gelen sanık, arabası ile müştekiyi ezmek istemişse de müştekinin parke dilmiş bir arabanın arkasına geçmesi sanığın bu niyetini önledi. Karşı tarafa geçe-n müştekiye sanığın tekrar geri dönüp, ona arkadan vurup arabasının gabosu üzerinde müştekiyi 30-40 ayak taşıması kendi iddia ettiği gibi basit bir trafik kazası olamaz. Bir an için böyle odluğu varsayılsa bile sanığın, daha sonraki hareketlerine bir anlam- vermek mümkün değildir. Şöyle ki; sanığın arabasının bir toprak tümseğine çarparak ani oalrak durması sonucu gabonun üstünde olan müşteki gabodan 5-6 ayak öne fıratıldı. Böylece kurtulan müşteki korku içinde bağırarak hemen yandaki bir çıkmaz sokağa saptı-. Sanık da motoru sönen arabasını tekrar çalıştırdı ve müştekinin arkasından sürdü. Bu sırada müşteki sokakta bulunan bir evin verandasına çıkarak daha büyük bir faciadan kendini kurtardı. Sanık ise müştekiyi çiğneme niyetini onu hızla takip etmekle göster-di. O kadar ki hzıını alamayan sanık arabasını müştekinin verandasına sığındığı evin köşesine tosladı. Sanığın bu hareketleri aynı gün polise verdiği yazılı iafdesinde iddia etmek istediği gibi basit bir trafik kazası görünümü vermekten uzaktır. Sanık şoke- olduğu için müştekiye zarar vermek için arabasını arkasından iki defa sürdüğünü hatırlamadığını iddia etti. Üç tam sayfa tutan yazılı ifadesi ailevi hayatının tüm ayrıntılarını, geçimsizliklerini, ailesinin ve sair kişilerin isimlerini ve daha birçok olay-ı içermektedir. Böyle ayrıntılı bir ifadeyi evrebilen bir kişinin şoke durumda olması mümkün değildir. Olaya hangi açıdan bakılırsa bakılsın bunun bir trafik kazası olamıyacağı açık ve kesindir. Nitekim Ağır Ceza Mahkemesi de sanığın bu husustaki müdafaası-nı reddetti. Geriye sanığın niyetinin ne olabileceği kalır.
Ağır Ceza Mahkemesi başkanı ile bir üyesi sanığın tej niyetinin müştekiyi öldürmek olduğu kanaatına varırken, diğer üyesi ise iddia makamının sanığın bu niyetini kanıtlayamadığı kanaatına vardı.-
Olgulardan da sarih bir biçimde görülebileceği gibi kanaatımızca sanığın olay günü yaptoğı hareketlerindeki tek niyetinin müştekiyi öldürmekten başka birşey olamaz. Herşeyden önce iddia makamının iddiasının aksine sanığın bir niyeti varsaydı bunu ya şah-adetle veya olguları kendisi ortaya koyması -kanıtlaması değil- gerekirdi. Çünkü R.v. Steane 1947 K.13.997 sayfa 1004'de Mahkemenin işaret ettiği gibi iddia makamı bir olguyu isbat eder ve bu olgunun doğal neticesi belli bir suç doğurursa ve sanık herhangi- bir şahadet ibraz etmez veya izahat vermezse, Mahkeme sanığın meydana gelen suçu işlemek niyeiyle hareket ettiği kanaatına varabilir. Önümüzdeki meselede de sanığın müştekiyi arabasıyle basmak için yukarıda izah edildiği şekilde eylemde bulunurken bunun d-oğal sonucunun ölüm olacağı kuşkusuzdur. Bu durumda olayla ilgili oalrak sanığın makûl bir izahat vermesi gerekir. Sanığın tek izahı olaya bir trafik kazası süsünü vermeğe çalışmak şeklinde oldu. Buna inanmak ise gerçekten safdillik olur. Nitekim Ağır Ceza- Mahkemesi de heyet oalrak sanığın bu safsatasına hiçbir şekilde inanmadı. Geriye tek bir husus kalır. O da acaba sanığın niyetinin müştekiyi öldürme teşebbüsünden başka bir niyeti olabilir mi? Birden fazla niyetin olabilirliğinin tartışılabilmesi ancak bu- niyetlerin veya bunlara açık olguların açıkça veya gerekli ima yoluyla da olsa ortaya çıkmasıyle mümkündür. Önümüzdeki meselede sanığın ileri srüdüğü iddia, bunun, bir trafik kazası olduğu doğrultusundadır. Sanık hiçbir zaman müştekiyi sadece yaralamak ve-ya onu sadece korkutmak niyeiyle bu eylemi yaptığını ne iddia etmiş ne de imada bulunmuştur. Olgulardan da, yaralamak veya korkutmak niyetleri sdidlâl edilemez. Sanığın izahı yuakrıda değinildiği gibi olaya bir tarfik kazası süsü vermek şeklinde oldu ki bu-nun da kabulü mümkün değildir. Bu durumda Mahkemeden akla gelebilecek bütün olasılıkları incelemesini beklemek doğru ve uygun olmaz. Bunun aksini düşünmek, iddia veya ima dahi yapılmayan veya olguların açık veya iz yoluyla dahi başka bir niyet gösterebile-ceğinin görülmediği hallerde, Mahkemenin bir sanığın, suçun işlendiği zaman sarhoş veya uyurgezerliği olup olmadığını veya akli dengesinin yerinde olup olmadığını ve daha akla gelebilecek birçok hususları incelemesi gerekeceği anlamına gelir ki Ceza Hukuku- buna cevaz vermez. Bu nedenle Ağır Ceza Mahkemesi heyetinin çoğunluğunun yukarıda söylenenlere uygun ve tabi olarak, sanıktan niyet konusunda başka bir ima daha gelmediğini ifade ve beyan etmekle hatalı hareket ettiği söylenemez.
cezanın çok oluşu iddia-sına gelince; Danığın işlediği suçun azami cezası yaşam boyu hapis cezasıdır. Sanığın sabıkası yoktur. Evlidir ancak evliliğinin başarılı olduğu söylenemez. Nitekim kendi öz karısını öldürmeğe teşebbüs etmiştir. Bundan sonra bu evlilikten hayır gelmiyeceği- açıktır. Sanık meslekten polis emnsubudur ve halk onu herşeyden önce kanunu tatbik eden birisi olarak görmektedir. Herkesten çok kanunlara riayet etmesi gerekirken sanık son derece sorumsuz hareket etmiştir. Sanığın özel durumu, suçu işleyiş tarzı ve sair- faktörler dikkate alındığında kesilen 3 yıl hapis cezasının müdahalemizi gerektirecek kadar çok olmadığı görüşndeyiz.
Sonuç olarak istinaf reddolunur. Hapis cezası mahkûmiyet tarihinden itibaren başlayacaktır.
(Salih S. Dayıoğlu) (Niyazi -F. Korkut) (Celâl Karabacak)
Başkan Yargıç Yargıç
25 Ocak 1991
-
-6-
-
Full & Egal Universal Law Academy