- Birleştirilmiş
D.8/06 Yargıtay/Ceza 38/03 ve 39/03
(G.Mağusa Ağır Ceza Dava No: 5083/02)
YÜKSEK MAHKEME HUZURUNDA.
Mahkeme Heyeti: Nevvar Nolan, Gönül Erönen, Talat D.Refiker.
Yargıtay/Ceza 38/03
(-G.Mağusa Ağır Ceza Dava No: 5083/02)
İstinaf eden: Hasan Yeşilbaş- Merkezi Cezaevi - Lefkoşa
-ile-
Aleyhine istinaf edilen: KKTC Başsavcısı- Lefkoşa
A r a s ı n d a .
İstinaf eden namına: Avukat Rifat Reis
Aleyhine istinaf edilen- namına: Savcı Cevat Rıza.
Yargıtay/Ceza 39/03
(G.Mağusa Ağır Ceza Dava No: 5083/02)
İstinaf eden: KKTC Başsavcısı- Lefkoşa
-ile-
Aleyhine istinaf edilen: Hasan Yeşilbaş- Merkezi Cezaevi-Lefkoşa
A r- a s ı n d a .
İstinaf eden namına: Savcı Cevat Rıza
Aleyhine istinaf edilen namına: Avukat Rifat Reis.
Gazi Mağusa Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı Hüseyin Besimoğlu, Kıdemli Yargıç Gülden Çiftçioğlu ve Yargıç Gülen Özkamil'in 5083/02 sayılı davada 24.4.20-03 tarihinde verdiği karara karşı Sanık 1 ve Başsavcılık tarafından yapılan istinaflardır.
H Ü K Ü M
Nevvar Nolan: Bu istinafta Mahkemenin hükmünü sayın Yargıç Gönül Erönen okuyacaktır.
Gönül Erönen: Gazi Mağusa Ağır Ceza Mahkemesinde 50-83/02 sayılı davada, Sanık 1 Hasan Yeşilbaş ve Kardeşi Sanık 2 Cemal Yeşilbaş aleyhine aşağıdaki davalar getirilmiştir.
22/89 sayılı yasa ile tadil edilen Fasıl 154 Ceza Yasasının 20,203 ve 204. maddelerine aykırı 20.9.2002 tarihinde Gazi Mağusa da kanuna -aykırı bir fiil ile taammüden tasarruflarında bulundurdukları, babaları Mehmet Yeşilbaş'a ait LŞ 1662A kayıt nolu 125219 fabrika numaralı, çifte kırma, bindirik namlulu, çiftsan marka, Türkiye yapımı av tüfeği ile iki el ateş etmek suretiyle Gazi Mağusa'd-a sakin Mustafa Sporcuoğlu'nu öldürmek,
Fasıl 154 Ceza Yasasının 20 ve 205(1) (3) maddelerine aykırı, birinci davada belirtilen ayni tarih ve yerde, kanuna aykırı bir fiil ile, 1. davada suçun tafsilatında belirtilen av tüfeği ile 2 el ateş etmek suretiyle- Gazi Mağusa'da sakin Mustafa Sporcuoğlu'nu öldürmek,
Fasıl 154 Ceza Yasasının 20,282 ve 283. maddelerine aykırı birinci davada belirtilen ayni tarih ve yerde Gazi Mağusa-Lefkoşa anayolu üzerinde bulunan ve Hüseyin Nizamoğlu'na ait olan ağıl içerisinden sö-z konusu şahsa ait toplam 1.680.000.000-TL kıymetinde 12 adet Sakız ve İsrail cinsi 8-10 aylık kuzuyu sirkat ettikten sonra babaları Mehmet Yeşilbaş'a ait DK 162 plakalı Ford Escord marka araca yükleyip oradan ayrılmaya çalıştıkları bir esnada kendilerini -fark eden ve kaçmalarını önlemek için konu aracın önüne çıkan, Mustafa Sporcuoğlu'na 1. davada suçun tafsilatında belirtilen av tüfeği ile iki el ateş edip öldürdükten sonra söz konusu hayvanları almak suretiyle soygun yapmak,
Fasıl 154 Ceza Yasasının 20, -255 ve 265(1) maddelerine aykırı birinci davada belirtilen ayni tarih ve yerde Hüseyin Nizamoğlu'na ait ağıl içerisinde bulunan ve mezkur şahsa ait olan toplam 1.680.000.000-TL değerindeki 12 adet Sakız ve İsrail cinsi 8-10 aylık kuzuları sirkat etmek,
Fas-ıl 154 Ceza Yasasının 20. maddesi ile 15/92, 2/96 ve 2/2000 sayılı yasalarla tadil edilen Fasıl 57 Ateşli Silahlar Yasasının 2, 7(1)(A)(4)(A)26 ve 27.ci maddelerine aykırı 1.ci davada belirtilen ayni tarih ve yerde KKTC yetkili makamından adlarına kayıt be-lgesi olmaksızın 1. davada suçun tafsilatında belirtilen av tüfeğini taşımak,
Fasıl 154 Ceza Yasasının 20 ve 15/92, 2/96, 2/2000 sayılı Yasalarla tadil edilen Fasıl 57 Ateşli Silahlar Yasasının 2,7(1)(A)(4)(B) 26 ve 27. maddelerine aykırı birinci davada be-lirtilen ayni tarih ve yerde KKTC ilgili makamından adlarına kayıt belgesi olmaksızın 1. davada suçun tafsilatında belirtilen av tüfeğini tasarruflarında bulundurmak,
Fasıl 154 Ceza Yasasının 20 ve 15/92, 2/96, 2/2000 sayılı Yasalarla tadil edilen Fasıl 57- Ateşli Silahlar Yasasının 2,7(1)(B)(4)(A) 26 ve 27. maddelerine aykırı birinci davada belirtilen ayni tarih ve yerde Kaymakamlık'tan adlarına verilmiş tasarruf ruhsatları olmaksızın 1. davada suçun tafsilatında belirtilen av tüfeğini kullanmak,
Fasıl 154 -Ceza Yasasının 20 ve 55/88 sayılı Yasa ile tadil edilen Fasıl 54 Patlayıcı Maddeler Yasasının 2,4(1)(a)(4)(d) maddelerine aykırı birinci davada belirtilen ayni tarih ve yerde KKTC Patlayıcı Maddeler Müfettişinden izinleri olmaksızın iki adet 12'lik canlı a-v tüfeği fişengini taşımak,
Fasıl 154 Ceza Yasasının 20 ve 55/88 sayılı Yasa ile tadil edilen Fasıl 54 Patlayıcı Maddeler Yasasının 2,4(1)(e)(4)(d)(5)(a) maddelerine aykırı birinci davada belirtilen ayni tarih ve yerde KKTC Patlayıcı Maddeler Müfettişinden- izinleri olmaksızın 2 adet 12'lik canlı av tüfeği fişengi olan patlayıcı maddeleri tasarruflarında bulundurmak.
Sanıklar aleyhlerindeki ithamları kabul etmemiştir. İddia Makamı davasını isbat etmek için 27 tanık çağırmış ve 25 adet belgeyi emare olarak i-braz etmiştir. Sanıklar müdafaaya çağrılmaları üzerine oldukları yerden yeminsiz beyanda bulunmuş ve 1 tanık dinletmişlerdir. Duruşmayı müteakip Sanık 2, aleyhindeki davanın makul şüpheden ari bir şekilde kanıtlanmadığı nedeni ile aleyhindeki davalardan- beraat etmiştir.
Mahkeme huzurundaki ihtilafsız olgulara göre merhum Mustafa Sporcuoğlu 56 yaşında olup 20.9.02 tarihine kadar Gazi Mağusa-Lefkoşa yeni anayolunun 2 km kuzey tarafında göller bölgesinde Hüseyin Nizamoğlu'na ait mandrada çobanlık ve bekçil-ik yapmakta idi. Mandrada aydınlatıcı ışık yoktur. Maktül mandra içerisinde bulunan bir baraka odada yalnız olarak kalmakta idi. Hüseyin Nizamoğlu'na ait hayvanlar ise etrafı çevrili bir alan içerisinde bulunmakta idi. Maktül kalmakta olduğu mandra yakının-da mandrayı çevreleyen taştan duvarın yakınında 21.9.02 sabah saat 08.45 raddelerinde yerde yatılı bir vaziyette görülmüş ve yapılan muayenesinde ölü olduğu tesbit edilmiştir. Yine yapılan tesbitlerde olay yerinde 8 metre 30 cm uzunluğunda bir sürtünme izi-, kan izi tesbit edilmiş, 1 adet plastik tapa bulunarak emare olarak alınmıştır. Yine yapılan araştırmada olay yerinde araba tekerlek izleri ve mandradan ise kuzuların çalınmış olduğu tesbit edilmiştir. Maktülün yapılan muayenesinde maktülün bir cinayet ne-deni ile öldürülmüş olabileceği şüphesi ile soruşturma derinleştirilmiş, yapılan soruşturma neticesinde Sanıklar 13.10.02 tarihinde tesbit edilmiştir.
İddia makamına göre, 13.10.02 tarihinde Gazi Mağusa Polis Müdürlüğünün hücrelerinde tutuklu bulunan Sanı-k 1'in, Müfettiş Mustafa Uludağ'a gönüllü bir ifade vermek istemesi üzerine Sanık 1'in gönüllü ifadesi Müfettiş Mustafa Uludağ tarafından Müfettiş Gökay Karagil ve Müfettiş Ümit Özaktan huzurunda temin edilmiştir. Sanığa kanuni ihtar yapılmış ve Sanık 1 ih-tarın altını imzalamıştır. İfade Müfettiş Mustafa Uludağ tarafından yazılmış, Sanığa okunmuş ve Sanık 1 ifadeyi imzalamıştır. Davanın duruşmasına başlandığında ve bu ifadenin Müfettiş Mustafa Uludağ tarafından ibrazına teşebbüs edildiğinde müdafaa avukatı -bu ifadenin gönüllü bir ifade olmayıp yargıç kurallarına aykırı olduğunu, Sanık 1'e hiç sorulmadan, Sanık 1'i hücreden çıkarttıklarını ve iki subayın nezaretinde Sanık 1'in bir odaya konup, bu ifadenin tahkikat memuru tarafından düzenlenip Sanık 1'e vaadle- ve baskı ile yani "eğer bu yazılanları imzalarsan seni şimdi bırakacağız. Eğer bu ifadeyi imzalamazsan, seni, kardeşini, babanı hanımını hepsini derdest edip içeri tıkacağız" dedikten sonra imzaladığını, Sanık 1'in cahil olduğunun bilinmesi üzerine Sanık -1'e merak etme bu imzayı at diye yalan telkinde bulunup ifadenin zorla imzalatıldığını, Sanık 1'e yargıç kurallarına uygun olarak kanuni ihtar yapılmadığını, kanuni ihtarın ne olduğunun Sanık 1'e izah edilmediğini, Sanık 1'in hücrede iken kimseye "ben ifad-e vermek isterim" demediğini, yargıç kurallarının hiçbirine uyulmadan Sanık 1'e ifadenin imzalatıldığını ileri sürüp ifadenin gönüllü bir ifade olmadığı nedeniyle ifadenin ibrazına itiraz etmiştir. Bunun üzerine yapılan duruşma içinde duruşma neticesinde, -Mahkeme 10.03.2003 tarihinde vermiş olduğu ara kararında Sanık 1'in ifadesinin baskı tehdit ve vaad altında alınmadığına ve Sanık 1'in ifadesinin yargıç kaidelerine uygun olarak alınmış gönüllü bir ifade olduğuna karar vermiştir. Bunun üzerine bu ifade ema-re 6 olarak ibraz edilmiştir.
İddia Makamı davasını kapattıktan sonra Sanık 1 olduğu yerden Mahkemeye yaptığı beyanda şöyle demiştir:-
"Ben o gece evimden dışarıya ayrılmadım. Burada söylenenler polislerin ve şahadet verenlerin söyledikleri yalandır. B-en ne hırsızım ne de katilim Allah'ın verdiği canı Allah alır." (Mavi 447)
Sanık 1, daha sonra lehine şahadet vermek üzere bir tanık dinletmiştir.
Davayı dinleyen Gazi Mağusa Ağır Ceza Mahkemesi 24.4.2003 tarihinde vermiş olduğu kararda İddia Makamının -sunmuş olduğu şahadeti, Sanık 1'in gönüllü ifadesinin sunulan diğer şahadet ile desteklenip desteklenmediğini incelemiş, keza Sanık 1'in Mahkeme huzurunda yapmış olduğu beyanı da değerlendirerek, gerek hukuk kuralları gerekse konu ile ilgili Yüksek Mahkeme-mizin içtihadi kararlarını gözönünde tutarak Sanık 1'in aleyhindeki birinci davanın makul şüpheden ari bir şekilde kanıtlanmadığına kanaat getirerek Sanık 1'i beraat ettirmiştir.
Mahkeme ayrıca Sanık 1 aleyhine getirilen 2,3,4,5,6,7, ve 8. davaların maku-l şüpheden ari bir şekilde kanıtlandığı görüşüne vararak Sanık 1'i bu davalardan mahkûm etmiştir.
Daha sonra Sanık 1 ile ilgili olarak avukatının sunmuş olduğu hafifletici sebebleri, Sanık 1'in kabul ettiği
1996, 1999 ve 2000 senelerine ait sirkat ve kay-ıtsız ateşli silah taşıma, tasarruf, kullanma, izinsiz patlayıcı madde taşıma ve tasarruf suçlarından üç benzeri sabıkasını ve yaşı nedeniyle hakkında sunulan Sosyal Tahkikat Raporunu'da
(Emare 20) dikkate aldıktan sonra Ağır Ceza Mahkemesi vermiş olduğu -kararda Sanık 1'i mahkum olduğu 2. davadan 12 yıl,
3. davadan 5 yıl, 4. davadan ise mahkûmiyet kaydedilmesi,
5. davadan 1 yıl, 6. davadan 1 yıl, 7. davadan 1 yıl,
8. davadan 1 yıl süreyle hapislik cezalarına çarptırmıştır, cezaların birlikte çekilmesine -oybirliği ile karar verilmiştir. Keza Emare 4, DK 162 plakalı van aracın ve anahtarının yasal sahibine iadesine ve diğer emarelerin müsaderesine emir vermiştir.
Sanık 1, mahkumiyet ve verilen cezalar aleyhine Yargıtay/Ceza No.38/03 sayılı istinafı dosyal-amıştır.
Savcılık ise, suçun işleniş tarzı ve suçun vehameti nazarı itibara alındığında Gazi Mağusa Ağır Ceza Mahkemesinin 2.ci dava olan adam öldürme suçundan vermiş olduğu 12 yıl hapislik cezası, ve 3.cü dava olan silahlı soygun suçuna vermiş olduğu 5 -yıl hapislik cezasının suçun vehameti ile orantılı olmadığı, verilen cezaların aşikâr surette az oldukları nedeni ile Yargıtay/Ceza No.39/03 sayılı istinafı dosyalamıştır.
İstinaflar birleştirilerek dinlenmiştir.
İstinafların dinlenmesi sırasında Y/Ceza- 38/03 sayılı istinaftaki istinaf eden Sanık 1'in avukatı 10 istinaf sebebi içeren istinaf ihbarnamesini aşağıda belirtildiği şekilde 4 başlık altında toplamıştır.
Ağır Ceza Mahkemesinin Sanık 1'in ifadesinin Yargıç kurallarına uygun olarak alınan gönüllü -bir ifade olduğu hususundaki bulgusu, sunulan şahadet,emare ve raporlarla bağdaşmadığı nedeni ile hatalıdır.Keza ifadeye verilecek olan kıymet ve ağırlığını test ederken hatalı prensipler uygulanmıştır. İfadenin diğer şahadet,emare ve raporlarla teyit edil-diği hususundaki bulguları da hatalıdır.
Mahkemenin olgularla ilgili varmış olduğu bulguları verilen şahadetle desteklenmediği nedeni ile mahkûmiyet hatalıdır;
Mahkeme ceza takdir ederken Sanık 1 lehindeki hususlara gerekli önem ve ağırlığı vermeyerek Sa-nık 1'e fahiş bir ceza takdir etmiştir.
Sanık 1'in babası Mehmet Yeşilbaş'ın olayla ilgili hiçbir ilgisi ve ilişkisi olmadığı halde Ağır Ceza Mahkemesi emare 5 av tüfeğinin yasal sahibine iadesi hususunda emir vermemekle hatalı hareket etmiştir.
İlk önc-e Y/C 38/03 sayılı istinaftaki 1. ve 2. başlık altındaki istinaf sebeplerini incelemeyi uygun buluyoruz.
Savunma avukatı ortaya koyduğu bu istinaf sebepleri ile bizleri Sanık 1'in gönüllü ifadesinin gönüllü olup olmadığı ve doğruluğunu kanıtlamak açısında-n başka şahadetle desteklenip desteklenmediğini incelemeye davet etmiştir. Savunma avukatı 1. başlık altında ileri sürdüğü savlarla, ifadenin gönüllü olup olmadığından ziyade gönüllü ifadenin diğer şahadetle desteklenip desteklenmediğine ilişkin hitapta bu-lunmuştur. Savunma Avukatı ilgili ifadenin yargıç kurallarına uygun ve gönüllü olup olmadığı veya Sanık 1'in arzusu ve serbest iradesi ile yapılıp yapılmadığı veya Ağır Ceza Mahkemesinin 10 Mart 2003 tarihinde verdiği ara kararında nerede ve nasıl hata yap-tığı üzerinde durmadığı gibi bu hususta herhangi bir sav da ileri sürmüş değildir. Bu eksikliğe rağmen Sanık 1'in ifadesinin Yargıç Kurallarına uygun olarak alınıp alınmadığı ile ilintili Ağır Ceza Mahkemesi huzurundaki olguları değerlendirmiş bulunmaktayı-z.
Ağır Ceza Mahkemesi ara kararında bu hususta şöyle demiştir:
"Bu konuda iddia makamının çağırmış olduğu tanıkların şahadeti incelendiğinde tüm tanıkların şahadetini inanılır bulduk. Sanık 1'in bulunduğu yerden yapmış olduğu beyanın ise makul bir izaha-t olmadığı keza yapılan itirazla Sanık 1'in söylediklerinin bağdaşmadığı görüşündeyiz. İddia makamı tanıklarının inanılır bulmuş olduğumuz şahadetine göre Sanık 1'in ifadesinin baskı tehdit ve vaad altında alınmadığı ve Sanık 1'in ifadesinin yargıç kaidele-rine uygun olarak alındığı konusunda bulgu yaparız."
Ağır Ceza Mahkemesinin iddia makamı tanıklarının şahadetine inanarak vardığı bu sonuca varması için huzurunda yeterli şahadet olduğu, ve ifadenin gönüllü olduğuna ilişkin vermiş olduğu ara kararında t-akdir yetkisini yanlış kullandığına ikna olmadığımız gibi, müdahalemizi gerektirecek nitelikte hata yaptığı görüşünde de değiliz.
Bu görüşe vardıktan sonra bu safhada Sanık 1'in 13.10.2002 tarihinde saat 22.15'de verdiği gönüllü ifadesinde olayla ilgili- ne dediğine bakmakta fayda vardır:
"Mandradan kuzuları çalarak oradaki adamı vuran benim.Olayın nasıl olduğunu size söylemek rahatlamak isterim, çünkü o günden beridir hep ızdırap içindeyim. Olayın olduğu gün Babam ve Annem evde değillerdi. Ben evlerine g-irip yatak odasındaki dolapta tuttuğu Çiftsan marka bindirikli tüfeği aldım ve evime götürdüm. Babamın evi ile benim evim yakın yakındır. Ondan sonra karanlık olunca Babamın olan ve ikimizin evinin arasında park edilmiş duran DK162 plakalı Ford Escord van -arabayı aldım ve tüfeği de arabaya koyarak abim Cemalın evine gittim. Orada abimle bir kahve içtim tüfeği evimden alıp arabaya koyarken içine daha önceden cebimde kalan dışı plastik olan iki fişeği de tüfeğe koydum. Kahve içtikden sonra abime ava gitmeyi t-eklif ettim ve kabul etti. Köyden araba ile yola çıktık arabayı o kullanıyordu ben de yanında otururdum araba sağ direksiyondur. Tüfek ikimizin arasındaydı. Köyde avlanmak istemediğimiz için Gazi Mağusa'ya doğru yola devam ettik. Amacımız toprak yol bulup -oradan geçip avlanmaktı. Bu şekilde Gazi Mağusaya doğru devam ettik. Gazi Mağusa'ya doğru gelirken toprak bir yoldan sola döndük bir mandıranın yanından geçip ağaçlık bölgeye kadar gittik. Orada sülünler vardı. Birşey bulamadık geri döndük. Geri dönünce ma-ndradan kuzu çalmaya karar verdik ve mandranın aşağısında bulunan demir kapının yanına gittik. Cemal abim arabayı durdurdu, ikimizda aşağıya inip kapıyı açtık ve mandraya girdik. Acele acele tutabildiğimiz kadar kuzu tutarak arabaya koyduk kuzular büyüktü -ondan sonra ordan kaçmak için geldiğimiz tarafa doğru hareket ettik. Yukarıda mandıranın yanından geçerken birisi yaya olarak önümüze çıktı ve bize "dur"diye bağırdı, Cemal abim yavaşladı, ben bulunduğum tarafdan kapıyı açtım ve yarı belime kadar dışarı sa-rkıp bu kişiye üstü üstüne iki el ateş ettim. O sırada aramızda bu odanın iki uzunluğu kadar bir mesafe vardı. Ben ateş edince adam sırt üstü yere düştü abim bana "ne vurdun adamı" dedi. O sırada araba durdu ben aşağıya indim adamın yanına gittim onu ben a-yak bileğinden tutarak mandranın duvarının köşesine kadar sürükledim ve köşenin içine bıraktım ondan sonra arabaya bindim ve oradan ayrıldık. Yola çıktıkdan sonra Gazi Mağusa'ya doğru yolumuza devam ettik. İlk çemberden dönerek doğru köye gittik. Köye gire-rken vanın içinde bulunan bir bıçakla fişenklerin patlamış kısmını parçalayarak onları yola attım. Tam olarak nereye attığımı gösteremem. Köye gittikden sonra babamın olan ve abim Cemalın kullandığı mandraya gittik. Kuzuları indirip mandıraya koyduk. Kuzul-arı indirirken onları saydık ve 10 tane olduklarını gördük. Kuzuları mandıraya koyduktan sonra oradan köye gittik arabayı her zaman durduğu yere bıraktık. Cemal abim evine gitti ben de tüfeği alarak evime girdim ve tüfeği dolaba koydum ertesi gün annem ve -babam ablamdayken evlerine girerek tüfeği aldığım dolabın içine koydum.O günden bugüne huzursuzum bugün polis mandralarımıza baktı biz bu olaydan aşağı yukarı 10 gün kadar sonra mandralarımızı ayırdık. Abimin mandrasında benim hayvanlarım da vardı. Bugün p-olis mandrama baktığında bu çaldığımız kuzulardan buldu onları aldı ben bu olaydan başka bir olaya karışmadım başka olayları da bilemem bu olaydan çok pişmanım. Benim kullandığım tüfek bugün polisin babamın evinden aldığı tüfekdir".
Gönüllü ifadeye uygula-nan, istinaf edenin tanımı ile "olabilirlik" testinde ifadenin içeriğinin başka şahadetle teyit edilip edilmediği incelendiği zaman gönüllü ifadenin Sanık 1'i suçlara bağlayan önemli bölümlerinin teyid edildiğini görmekteyiz. Gönüllü ifadesinin teyidi açıs-ından en önemli hususlardan biri Tanık 8 P.M.Ahmet Arnavut'un şahadetidir.
Sanık 1 gönüllü ifadesinde av tüfeğini babasının evinden alıp arabaya koyarken daha önceden cebinde kalan dışı plastik olan iki fişengi de (Emare 5) tüfeğe koyduğu ve kahve içtikte-n sonra abisine ava gitmeyi teklif ettiği şeklinde bir beyanda bulunmuştur. Tanık 8 P.M. Ahmet Arnavut, Polis Genel Müdürlüğüne bağlı Balistik Şubede balistik uzmanıdır. Bu tanık Mahkemeye sunduğu emare 19'daki 3 adet rapor ve bunlara dayalı şahadeti ile m-aktülün ölümüne sebep olan 2 adet fişengin emare 5 tüfekle atıldıklarını ifade etmiştir.
Bu tanık şahadetinde cinayet sırasında kullanılan Emare 8 kartuşların balistik mukayesesi sırasında, mikroskopta ayrı ayrı yapılan karşılaştırılmalarında aralarında -çeşitli özellikler yönünden uygunluk görüldüğünü ve bu 2 adet kartuşun bir adetinin 125.219 seri numaralı çiftsan marka av tüfeğinin alt namlusu ile ve bir adetinin de üst namlusu ile atıldıklarını söylemiştir. Sunulan bu şahadetle fişenklerin Sanık 1'in b-abasına ait tüfekle atıldıkları tesbit edilmiş ve Sanık 1'in gönüllü ifadesini bir anlamda teyit etmiştir.
12'lik bir fişengin bir insan vücuduna atıldığında, tapanın insan vücudunda kalıp kalmamasının atılan mesafeye bağlı olduğunu belirten Tanık 8, 5-6 -metreye kadar yapılan atışlarda tapanın vücut içerisinde kalabileceğini, 5-6 metreden daha uzaktan atıldığı taktirde ise tapanın yere de düşebileceğini, 6 metreden atış yapılırsa hem tapa hem de keçenin vücutta kalabileceğini söylemiştir.
Sanık 1, gönüllü- ifadesinde mandıranın yanından geçerken birisinin yaya olarak önlerine çıktığını ve "dur" diye bağırdıktan sonra kardeşinin aracı yavaşlattığını, bulunduğu taraftan kapıyı açarak ve yarı beline kadar dışarıya sarkıp bu kişiye üst üste 2 el ateş ettiğini s-öylemiştir.Sanık 1 maktülle aralarında "bu odanın 2 uzunluğu kadar" (takriben 5-6 metre) mesafe olduğunu ve ateş açınca maktülün sırt üstü yere düştüğünü belirtmektedir. Bu hususta olay yerinde cesedi muayene eden tanık 9, Emare 21 raporu Mahkemeye ibraz e-tmiştir. Keza daha sonra maktül ile ilgili otopsi raporu Emare 20 olarak sunulmuştur. Bu raporlarda sunulan bulgular ve otopsiyi yapan tanık 10 tarafından sunulan şahadet Sanık 1'in maktüle yakın mesafeden 2 el ateş ettiği ile ilgili söylediklerini doğrula-maktadır. Bu husus ayrıca Tanık 23 Osman Özbayır tarafından da teyit edilmektedir. Eylül ayı içerisinde gece saat 09.00 civarında yatmaya giden Tanık 23 iki el silah sesi duyduğunu, kaldığı yer ile mandranın 500-600 metre mesafede olduğunu, silah sesinin a-rka arkaya geldiğini beyan ederek bunu ertesi gün polise söylediğini beyan etmiştir.
Sanık 1, gönüllü ifadesinde Gazi Mağusa'ya gelirken toprak bir yoldan sola döndüklerini ve bir mandıranın yanından geçtikten sonra ağaçlık bölgeye kadar gittiklerinden ba-hsetmektedir. Yine Sanık 1 gönüllü ifadesinde mandıradan kuzu çalmaya karar verdiklerini ve mandıranın aşağısında bulunan demir kapının yanına gittiklerini ve arabayı durdurarak aşağıya inip kapıyı açtıktan sonra, mandıraya girdiklerini söylemiştir. Yine g-önüllü ifadede "acele acele' tutabildikleri kadar kuzuyu tutarak arabaya koyduklarını, ondan sonra oradan kaçmak için geldikleri tarafa doğru hareket ettiklerini beyan etmiştir. Bu konuda şahadet veren iddia makamının 2. tanığı teknik fotoğraf ve parmak iz-leri uzmanı İsmail Kaymaklılı 16.10.2002 tarihinde maktülün vurulduğu mandıraya gittiğini, DK 162 plakalı van araca 12 kuzu koyduğunu ve aracın hareket halindeki yerde bıraktığı tekerlek izlerinin alçı kalıplarını aldığını, bu izler ile 13.10.2002 tarihind-e almış olduğu tekerlek izlerini karşılaştırdığını ve her iki tekerlek izinin uyum içinde olduğunu ve tekerlek izlerinin hayvanların bulunduğu ağılın kapısının hemen yanına kadar gitmekte olduğunu tesbit ettiğini beyan etmiştir. Tanığın bu bulguları da San-ık 1'in gönüllü ifadesini teyit etmektedir.
Sanık 1'in vermiş olduğu gönüllü ifadesindeki izahatın, sunulan ve itibar ettiği diğer şahadetle de uyum içinde olduğu ve desteklendiği görüşünü belirten Ağır Ceza Mahkemesi kararının bir kısmında şöyle demişti-r.
"İtibar etmiş olduğumuz şahadete ve Sanık 1'in gönüllü ifadesine göre maktül Mustafa Sporcuoğlu olay tarihinde 56 yaşında olup kardeşi İrfan Sporcuoğlu tarafından teşhis edilmiştir. Emare 5 av tüfeği Türkiye yapımı LŞ 1662 A kayıt nolu 125219 fabrika n-umaralı çift namlulu, namluları yivsiz setsiz üstten kırma çift tetikli gizli horozlu av tüfeği olduğu, bu av tüfeğinin Sanıkların babası Mehmet Yeşilbaşa ait olduğu, emare 1 plastik tapanın ve emare 3 keçenin emare 8 iki adet kartuçlara uyum sağladığı, em-are kartuçların emare 5 av tüfeğinden atılmış oldukları, emare 3 keçenin maktülün vücudundan çıkartıldığı, emare 1 plastik tapanın olay yerinde bulunduğu, maktülün Sanık 1 tarafından kasıtlı olarak emare 5 av tüfeği ile DK 162 plakalı araç içinde yolcu kol-tuğunda bulunduğu bir sırada araç hareket halinde iken bir atışın takriben 5-6 metreden diğer atışın ise 6 metre uzaktan olmak üzere iki el ateş edilmek suretiyle vurulduğu, maktülün 20.9.02 tarihinde saat 9.30 saatleri arasında Hüseyin Nizamoğluna ait Gaz-i Mağusa Lefkoşa anayolu üzerinde göller bölgesinde bulunan mandrada emare 16 krokide X noktasında yüzünden göğsünden ve koltuk altından vurulduğu, DK162 plakalı aracın sanık 1'in babası Mehmet Yeşilbaşa ait olduğu, Sanık 1'in olay yerinden ayrıldığı iki a-det kartuçu parçalayıp Turunçlu köyüne giderken ovaya attığı ancak bu kartuçların bilahare emare 7 krokide görüldüğü yerde bulunduğu, bu kartuçların yapılan incelemesinde emare 5 av tüfeği ile atılmış olduklarının tespit edildiği maktülün vurulduğu zaman a-rka üstü yere düştüğü ve öldüğü bunun emare krokide C noktasında gösterilmiş olduğu gibi 8 metre 30cm, Sanık 1 tarafından bir ayağından tutmak suretiyle sürüklendiği ve B noktasında bırakıldığı, havanın karanlık ve açık olduğu, maktülün vurulduğu yerin top-rak yol olduğu, DK 162 plakalı van aracın tekerlek izlerinin alçı kalıplarının 20.9.02 tarihinde ve 16.10.02 tarihinde alındığı sol ön ve sol arka tekerlek izlerinin bir birleri ile uygunluk gösterdiği, maktülün vücudundan saçma taneleri çıkartıldığı, sağ -göğüs boşluğundan keçe tapa çıkartıldığı, aort damarının saçma taneleri ile yırtıldığı, maktülün yüzünde göğsünde saçma taneleri bulunduğu ve maktülün kesin ölüm sebebinin av tüfeği yaralanması ile gelişen kalp, akciğer ve büyük damar yaralanmasına bağlı i-ç kanama sebebi ile öldüğü, maktülün Sanık 1 tarafından kanuna aykırı bir fiille öldürüldüğü konusunda kesin bulgu yaparız."
Ağır Ceza Mahkemesinin bu görüşlere varmak için huzurunda yeterli şahadetin var olduğu görüşündeyiz ve mahkumiyet kararının iptal-ini gerektirecek nitelik veya nicelikte hata yapıldığı görüşünde olmadığımız için mahkumiyet kararına karşı 1.ve 2. başlık altında yapılan istinafın reddedilmesi gerektiği görüşündeyiz.
Kesilen cezalarla ilgili istinaflara geçmeden önce Y/Ceza 38/03 sayı-lı istinafta 4. başlık altındaki istinaf sebebini ele almayı uygun bulduk. Savunma avukatı, Sanık 1'in babası Mehmet Yeşilbaş'ın olayla ilgili hiçbir ilgisi ve ilişkisi olmadığı halde Ağır Ceza Mahkemesinin, olayda kullanılan Emare 5 av tüfeğinin yasal sah-ibine iadesi hususunda emir vermemekle hatalı hareket ettiğini ileri sürmektedir. Bu hususu inceldiğimizde Savunma avukatının söylediklerinde haklılık payı görmekteyiz. Her ne kadar da ilgili tüfek Sanık 1 tarafından suç aleti olarak kullanılmışsa da bu tü-fek konu olayla hiç ilgisi bulunmayan ve maktülün ölümünde hiç bir sorumluluğu bulunmayan Sanık 1'in babası, Mehmet Yeşilbaşa ait bir av tüfeğidir. Bu nedenle bu husustaki istinaf sebebinin kabul edilmesi gerektiği görüşündeyiz.
Son olarak, Sanık 1'e- verilen cezalar aleyhine yapılan Y/C 38/03 sayılı istinafın 3.üncü başlık altındaki istinaf sebebini ve Y/Ceza 39/03 sayılı Savcılığın mukabil istinafta ileri sürdüğü cezaların azlığı ile ilgili istinaf sebeplerini değerlendirmek gerekmektedir.
Gazi Mağ-usa Ağır Ceza Mahkemesi ceza takdir ederken kararının bir bölümünde şöyle demiştir:-
"Fasıl 154 Ceza Yasasının 205 (1)(3) maddesine göre ceza ebedi hapisliktir. Toplum huzurunu bozan bu gibi ve son derece ciddi suçları önlemek Mahkemelerin görevidir. Bu -da ancak verilecek caydırıcı cezalarla mümkündür. Sanık 1'i mahkûm etmiş olduğumuz 3.cü dava silahlı soygun suçu ile ilgilidir. Fasıl 154 Ceza Yasasının 282 ve 283. maddesi yani silahlı soygun suçu ebedi hapisliği öngörmektedir. Bu gibi suçlar toplum taraf-ından infialle karşılanmaktadır. Bu sebeple bu tür suçları işleyen kişilere etkin ve caydırıcı cezalar verilmesi gerekmektedir............
Hiçbir kimsenin izinsiz ateşli silah bulundurması ve kullanmasının haklı sebebi yoktur.Bu sebeple bu gibi suçları iş-leyen kişilere de caydırıcı cezalar verilmesi kaçınılmazdır..........
Sanık 1, 21 yaşında evli ve 9 aylık bir çocuk sahibidir. Sanık 1 lehine düzenlenmiş bir Sosyal Tahkikat raporu mevcuttur. Yine İddia Makamı Sanık 1'in benzeri sabıkalarını emare olarak m-ahkemeye sunmuştur. Suçun işleniş şeklini, Sanık 1'in yaşını, evli olduğunu, 1 çocuk sahibi olduğunu, suçun hangi koşullarda işlenmiş olduğunu, suçun vehametini, hukuki mevzuatı dikkate aldıktan sonra Sanığı mahkum etmiş olduğumuz davalardan suçların veham-eti ile orantılı, Sanık 1'i ve başkalarını suç işlemekten caydırıcı, Sanık 1'in ıslâhını ve topluma faydalı bir insan olarak iadesini temin eder nitelikte bir hapislik cezası verilmelidir."
Genelde Yargıtay, davayı dinleyen Mahkemenin takdir yetkisine müd-ahale etmeyi yeğlemez. Meğerki takdir yetkisini hatalı veya yanlış verilere veya yanlış yasal zemine dayandırmış olsun. Bu durumlarda yaratılmış olabilecek adaletsizliği ortadan kaldırmak için Yargıtay verilen karara müdahale etmekten çekinmemektedir.
Bir-leştirilmiş bu ceza ile ilgili istinaflar'da verilen ceza aşikar surette az veya fahiş mi?
Bu sorunun yanıtını bulmak için Ağır Ceza Mahkemesinin, yukarıda alıntısını verdiğimiz gerekçelere dayanarak Sanık 1'e verdiği cezaların cezalandırma prensipleri ç-erçevesinde Sanık 1'in mahkum olduğu suçlarla, suçun işleniş tarzı veya Sanık 1'in kişisel durumu ile orantılı olup olmadığına bakmamız gerekmektedir.
Yargıtay Sanıklara verilecek cezayı etüt ederken kendisini Ağır Ceza Mahkemesinin yerine koymamaya öz-en göstermektedir. Davayı Yargıtay dinleyecek olsaydı Sanık 1'e daha farklı ceza takdir edip etmeyeceği şeklinde bir yaklaşım doğru bir yaklaşım değildir. Yargıtayın yapacağı inceleme Ağır Ceza Mahkemesinin huzurunda bulunan olgular çerçevesinde cezalandır-ma prensiplerini adaletin tecellisi açısından doğru değerlendirip değerlendirmediği, yanlış veya yeterince değerlendirme yapılıp yapılmadığıdır. Yargıtay, Ağır Ceza Mahkemesinin kararlarına müdahale yetkisini ender hallerde kullanmaktadır. İngiltere'deki y-asalar tahtında İngilterede Yargıtay görevini yapan Mahkemeler, Bidayet Mahkemelerince verilen cezaya karşı müdahale yetkilerini cezaların fahiş olduğu hallerde kullanmaktadırlar. Keza, İngiltere'de Yargıtay'ca yapılan değerlendirmeler sırasında konuya ist-inafen baktıkları cihetle Ağır Ceza Mahkemesinin verdiği cezadan daha sert bir ceza verme yoluna gitmemektedirler.
D.H.Thomas'ın Principles of Sentencing,2.baskı(1979) sayfa 396-397'da şöyle diyor.
"From the earliest days of the Court of Criminal Appeal,- -the powers to vary sentences on appeal have been exercised with restraint. Cases in which sentences are varied may be classified into five broad categories, although these are not necessarily exhaustive.
....................................................-.................................................................A second ground for variation in a sentence of imprisonment is the failure of the sentence to apply the correct principles in reaching his decision on sentence. In this case the sentence will- be considered 'wrong in principle' and a variation will be made to correct the error even if the effect of the variation on the position of the offender is marginal.
..................................................................Where the sentence is c-hallenged on the ground that it is disproportionate to the offence the Court has consistently adopted the view that the relevant criterion is not the sentence which members of the court would have passed if they had dealt with the case in the Crown Court, -but whether the sentence falls within the appropriate 'range' or 'bracket' of sentence. Minor variations in sentence are not normally made on the ground that the sentence is excessive (as opposed to being wrong in principle or failing to reflect mitigating- factors): the Court is reluctant to 'tinker' with sentences. The precise limits of the concept of 'tinkering' are difficult to identify, but it is unusual for the Court to reduce a sentence on the ground of simple dis-proportionality by less than one- fif-th.
..
.....
The second and more important restriction is that the Court shall so exercise their powers.... that taking the case as a whole, the appellant is not more severely dealt with on appeal than he was dealt with by the court below."
-Huzurumuzdaki istinafa gelince, Sanık 1'in mahkum olduğu bu iki ciddi dava Fasıl 154, 205 madde altında işlenen adam öldürme ve Fasıl 154 Ceza Yasasının 282. maddesi tahtında işlenen silahlı soygun suçlarıdır. Her ikisi de müebbet hapislik cezası taşıyan s-uçlardır. Ceza Yasamızın öngördüğü
bu cezalar bu tür suçların ne kadar vahim ve ciddi olduğunu göstermek için yeterlidir. Tabii ki, her meselede olduğu
gibi, suçla ilintili olay kendi olguları içerisinde değerlendirilmelidir.
Silahlı soygun suçu netices-inde Sanık 1, adam öldürme suçunu işlemiştir. Bu noktada, suçların işleniş tarzına bakmakta fayda vardır.
Sanık 1, sirkat suçunu işlemesine engel olmak isteyen maktülü ne pahasına olursa olsun durdurmak niyetinde idi. Aksini söylemek için küçük bir olası-lık olsa da Sanık 1'in hareketleri, Sanık 1'in öldürme niyetinin var olduğunu göstermektedir. Bir el ateş ettikten sonra ve bu bir el ateş 56 yaşındaki maktülü durdurmak için yeterli olacakken, Sanık 1'in ikinci kez ateş etmesi maktülü kesin durdurmak veya- doğuracağı muhtemel ölüm neticesini umursamaz olduğunu göstermek için yeterli bir kanıttır. Bir başka ifadeyle, maktülün ölümünün kazaen veya istenmeden meydana gelen bir eylemden sonra gerçekleştiği söylenemez. Ağır Ceza Mahkemesi Sanık 1'e ceza takdir e-derken olayın meydana geliş şekli ile ilgili olarak genel bir yaklaşım içinde değerlendirme yapmıştır. Bu durumda Ağır Ceza Mahkemesinin suçun işleniş şekline yeterince ağırlık verdiği izlenim veya görüşünde değiliz.
D.H. Thomas'un "Principles of Sentenc-ing" eserinde bu hususun ağırlatıcı faktör olduğu vurgulanmakta ve sayfa 82'de şöyle denmektedir:-
"...... where death results from a degree one violence intrinsically likely to cause death or serious injury, the circumstances of the robbery are of less i-mportance, and a substantial sentence more directly related to the act of violence itself will be upheld."
Sayfa 83'de şöyle denmektedir:-
"As in robbery cases, the Courts approach is to relate the sentence to the gravity of assault, although it may be a-ggravated if the possibility of death or bodily injury should have been apparent to the accused at the time"
Bir taraftan Sanık 1'in "öldürme fiili" ni gerçekleştirme şekli, diğer taraftan Sanık 1'in bu suçları işledikten hemen sonraki hareketlerinin de -verilecek cezayı ağırlatıcı faktörler arasında sayılması gerekir. Ağır Ceza Mahkemesi böyle bir değerlendirme yapmamıştır. Sirkat suçunu işlerken, Sanık 1 hayvanları alıp götürme isteğini engellemek isteyen, koyunları korumakla görevli ve sadece görevini y-apmaya çalışan maktülü kasıtlı bir şekilde, tabiri caiz ise "cowboy" vari bir tarz ve şekilde öldürüp sonra da değersiz birşeymiş gibi ayak bileğinden tutarak mandranın duvarının köşesine kadar torba gibi sürüklemesi ve köşenin içine bırakması ve hiçbirşey- yokmuş gibi arabaya binerek olay yerinden çaldığı hayvanlarla ayrılması, maktülün ölüp ölmediğiyle ilgilenmemesi, yaptığından nedamet veya pişmanlık duymaması, insanlığa yakışmayan bir tavırla hareket etmiş olduğunu inkar edilemiyecek şekilde, göstermekte-dir.
Bu olay, Sanık 1'in leyhine değerlendirilebilecek güçlü kişisel hafifletici sebeplerin var olmaması halinde, fazla müsamaha gösterilmemesi gereken bir olaydır. Sanık 1'i ıslah etmek, caydırmak ve başkalarına ibret olması için en ağır şekilde cezalan-dırılması gerekmektedir. Bu konuda Ağır Ceza Mahkemesi önünde bu suçların ağırlığını Sanık 1 leyhine hafifletebilecek faktörler bulunmamakta, bilakis ağırlaştırıcı faktörler bulunmakta idi. İlaveten, Sanık 1'in 1996 ile 1999 yıllarına ait sirkat suçundan i-ki ve 2000 yılına ait bir tane ateşli silah taşıma tasarruf, kullanma, izinsiz patlayıcı madde taşıma ve tasarruf suçlarından dikkate alınan sabıkaları da bulunmaktaydı.
Yukarıda sıraladıklarımız ışığında, suçların işleniş tarzının bir parçası telakki edi-lebilen tüm ağırlatıcı unsurların Ağır Ceza Mahkemesi tarafından yeterince dikkate aldığına kani olmadık. Kanaatimizce, tüm olgular ve cezalandırma prensipleri çerçevesinde Sanık 1'e verilmiş olan 12 sene hapislik cezası kısa denebilecek bir süre olmamakl-a beraber, toplum menfaatını yeterince gözetmemekte, kişileri bu gibi suçların işlenmesine karşı korumamaktadır.
Bu istinafta tüm bu görüşleri benimsemiş olmamıza rağmen, verilen hapislik süreleri aşikar surette az olmadığı, keza, yukarıda değindiğimiz p-rensipler nedeniyle de kendimizi Ağır Ceza Mahkemesi yerine koyarak hapislik sürelerine müdahalenin de doğru olmayacağı, görüşündeyiz.
Bu konuda ışık tutması açısından incelenen Antonis Christofides v. R. 1970 1 C.L.R. 78,sayfa 80'de değinildiği gibi :
"-The responsibility for measuring the appropriate sentence,must rest primarily with the trial court,for reasons which need no elaboration here. Sentencing is indeed a difficult and delicate function of the Court in the exercise of its criminal jurisdiction.-It must be performed with all due care; but this Court will not interfere with a sentence on appeal, unless there are sufficient reasons for such intervention."
Michael Antoni Afxentı "Iroas" v. R. 1966 2 C.L.R 116,davasında ise sayfa 118-119'da Mahkeme -şöyle demiştir:-
"The Court of Appeal will only interfere with a sentence so imposed, if it is made to appear from the record that the trial Court misdirected itself either on the facts or the law, or that the Court in considering sentence, allowed itself- to be influenced by matter which should not affect the sentence; or, if it is made to appear that the sentence imposed is manifestly excessive in the circumstances of the particular case..............................
The taking of human life is,for obviou-s reasons, a matter of very serious concern; and the courts have always taken a serious view of crimes resulting in the loss of life, especially in circumstances of violent attacks such as the one under consideration. This appeal must be dismissed; and the- sentence will run according to law, from today which sufficiently reflects our mind in the matter."
Fasıl 155 Ceza Usul Yasasının 147.(1) maddesi uyarınca istinafen görülen herhangibir meselede Yargıtay başka
biçimde emretmedikçe, bir hapis cezasının, is-tinafın karara bağlandığı günden başlaması öngörülmektedir. Keza, bu mevzuat ışığında huzurumuzdaki istinafa konu hapislik cezalarının farklı bir tarihten başlaması konusunda birşey söylememeyi tercih etmekteyiz.
Yukarıda serdettiğimiz düşünce ve görüşle-rimiz neticesinde Sanık 1 ile ilgili cezaların hangi tarihten başlayacağı hususunda herhangi bir direktif vermemenin adaletin tecellisi açısından en uygun yaklaşım olacağı görüşündeyiz.(bak:Lazarou(No.2) v. The Police 1969 2 C.L.R.55)
Bu nedenlerledir ki,- Y/Ceza 39/03 sayılı istinafı da reddetmeyi uygun görmekteyiz.
Neticede,
1. Y/Ceza 38/03 sayılı istinaf kısmen kabul edilerek:-
Gazi Mağusa Ağır Ceza Mahkemesi tarafından 24 Nisan 2003'de Sanık 1 Hasan Yeşilbaş aleyhine 2.ve 3. davalarda verilen mahku-miyet ve onu müteakip öngörülen hapislik cezaları ile ilgili yapılan istinaf red edilir.
Mehmet Yeşilbaş'a ait LS 1662 A kayıt no'lu 125219 fabrika numaralı, çifter kırma, bindirik namlulu, Çiftsan marka,Türkiye yapımı av tüfeğinin yasal sahibine iade edi-lmesi konusunda yapılan istinaf kabul edilerek bu doğrultuda emir verilir.
2. Y/Ceza 39/03 sayılı istinaf red edilir.
Nevvar Nolan Gönül Erönen Talat D. Refiker
Yargıç Yargıç Yargıç
28 Ara-lık, 2006
-
21
-
Full & Egal Universal Law Academy