-D.1/2001 Birleştirilmiş
Yargıtay/Ceza 47-48/98
(Ceza Dava No: 4718/97;Lefkoşa)
YÜKSEK MAHKEME HUZURUNDA.
Mahkeme Heyeti:Taner Erginel,Mustafa H.Özkök,Gönül Erönen.
- Yargıtay/Ceza 47/98
(Ceza Dava No:4718/97; Lefkoşa)
İstinaf eden: KKTC Başsavcısı
ile -
Aleyhine istinaf edilen: Ulus Matbaacılık Ltd.,Lefkoşa
A r a s ı n d a.
İstinaf eden na-mına: Savcı Sarper Altıncık
Aleyhine istinaf edilen namına: Avukat Mustafa Asena.
- -Yargıtay/Ceza 48/98
(Ceza Dava No:4718/97; Lefkoşa)
İstinaf eden: KKTC. Başsavcısı
- ile -
-Aleyhine istinaf edilen: Lütfi Özter, Lefkoşa
A r a s ı n d a .
İstinaf eden namına:Savcı Sarper Altıncık
Aleyhine istinaf edilen namına:Avukat Mustafa Asena.
-
İstinaf, Lefkoşa Kaza Mahkemesinin (Tanju Öncül Kaza Mahkemesi Yargıcı) 4718/97 sayılı davada 30.11.1998 tarihinde verdiği karara karşı Başsavcılık tarafından yapılmıştır.
-------------------
H Ü K Ü M
Taner Erginel : Bu istinafta karar Sayın Gönül Erö-nen tarafından hazırlanmıştır ve onun tarafından okunacaktır. Karara aşağıdaki görüşlerimi eklemeyi uygun görüyorum.
Sanık 2, 20.3.1997 tarihinde Birlik Gazetesinde "Yargımızla İftihar Ediyoruz" başlığı altında bir makale yayınlamıştır. Bu nedenle Sanık-lar aleyhine müfsit gaye ve adaleti küçük düşürme amacıyle yayın yaptıkları öne sürülerek istinaf konusu davalar getirilmiştir. İstinaf konusu yazıyı okuduğumuz zaman iki farklı bölüme ayrılabileceğini görürüz. Birinci bölümde yazar, yargının eleştirilem-emesinden şikayet etmekte ve diğer kuruluşlar gibi yargının da eleştirilmesini talep ederek bu konuda Yasama Meclisini göreve çağırmaktadır. İkinci bölümde ise bir yargıcın yaptıkları isim verilmeden anlatılmaktadır. İlk Mahkeme yazının yargıçla ilgili bö-lümünün söz konusu yargıcı küçük düşürücü ve karalayıcı olduğunu kabul etmiş fakat birinci bölümün yıkıcı bir niyet taşımadığını göz önününde bulundurarak Sanıkları beraat ettirmiştir.
Yazarın birinci bölümde ifade ettiği görüşler yani bir yazarın yargın-ın eleştirilememesinden şikayet etmesi ve bu konuda Meclisi göreve davet etmesi suç değildir. İlk Mahkeme yargıçla ilgili söylenenlerin küçük düşürücü ve karalayıcı olduğunu kabul etmesine rağmen, yazıdaki genel ve egemen amacın yasal olduğunu göz önünde -bulundurarak Sanıkları şüpheden yararlandırmış ve beraat ettirmiştir. Yazı okunduğu zaman İlk Mahkemeyi haklı gösterecek bir anlam taşıdığını yani yazıdaki esas ve egemen amacın yasal olan amaç olduğunu, karalayıcı ifadelerin örnek olarak veya esas görüşe- destek olmak için söylendiğini görüyoruz.
Konuya ilişkin içtihatlara göre bir yazıda yıkıcı niyet olup olmadığını saptamak için yazıda yer alan münferit cümlelere değil yazının genelde halkta yaratacağı etkiye bakmak gerekir.
Bu yasal durum ışığında b-u istinafta İlk Mahkeme kararının hatalı olduğunu ve Sanıkların bu koşullarda şüpheden yararlanamayacağını göstermek için Savcılığın yeterli argüman yapamadığı kanısındayım. Ayrıca, İlk Mahkemede Savcılığın uzman tanık celbetmediğini, aksine bunu Sanıkla-rın yaptığını ve uzman tanığın yazının yıkıcı amaçla yazılmadığını söylediğini göz önünde bulundurmak zorundayız. Böyle bir davada uzman tanık dinletmenin gerekli olup olmadığı tartışılabilir. Ancak Sanıklar uzman tanık dinlettiklerine göre Savcılığın bu- şahadeti çürütmeye çalışması uygun olacaktı. Bu nedenlerle İlk Mahkemenin varmış olduğu sonucun hatalı olmadığı kanısındayım.
Yukarıdaki nedenlerle Sayın Gönül Erönen'in yazdığı karara katılıyorum. Sn. Gönül Erönen kararına, sonuca varmak için gerekl-i olan gerekçelerin yanısıra genel görüşlerini de eklemiş bulunmaktadır. Bu görüşlerle ilgili bu aşamada herhangi bir şey söylememeyi tercih ediyorum.
Mustafa H.Özkök: Başkanın söylediklerine bağlı olarak karara katılırım.
Gönül Erönen: -Huzurumuzdaki istinaflar, ayni olaydan neşet ettiği için birleştirilerek dinlenmiştir.
-
Sanıklar aleyhine Lefkoşa Kaza Mahkemesinde dosyalanmış olan 4718/97 sayılı ceza davasında 1. Sanık olan Ulus Matbaacılık Ltd. şirketi ile 2. Sanık olarak dava edilen gazeteci Lütfi Özter aleyhine, iki dava getirilmiştir. Sanıklar Fasıl 154 Ceza Yasasını-n 20, 47(b) ve 48(d) maddelerine aykırı davranmakla itham edildiler. Birinci davanın olguları şöyle idi: 20.3.1997 tarihinde Lefkoşa'da 6294 sayılı BİRLİK gazetesinde müfsit gaye ile yargı adaletinin uygulanmasına karşı nefret yaratmak maksadına matuf icra-atın içinden bölümünde "YARGIMIZLA İFTİHAR EDİYORUZ" başlığı altında aşağıdaki kısımları havi yazıyı yayınladılar.
"Yüce adaletimizin eğitimde neyi "Bilimsel" olarak kabul edip, neyi tehlike bulup hapislikle cezalandırdığına baktığımızda doğrusu göğsü-müz kabarıyor, Nasıl iftihar etmeyelim?. "Dinsel erotik söylem" adlı porno kitabın içeriğini, hayvanlarla insanlar arasında sapık cinsel ilişki kurmanın yollarını, kadınlara iffetsizliği, erkeklere süpyancılık ve oğlancılığı öven, islam dinine kara çalmak -için her kepazeliği sergileyen ahlaksız ilişkilerle dolu bir metin için, "Bilimseldir" kararını vererek yeşil ışık yakan, okullarda okutulmaya kalkışılmasında sakınca görmeyen"Adaletin
kestiği parmak acımaz" dediğimiz yüce Mahkemelerimiz değil midir? Kura-n kursu düzenleyerek , islamın temel değerlerini öğretme gayretlerine hapislik cezası veren yine Adaleti ile iftihar ettiğimiz Mahkemelerimizden başkası mıdır? Nasıl iftihar etmeyelim? Böyle bir Mahkemeye, böyle yorumlanabilecek yasalara, böylesi kararlar -üretebilecek anlayışta yetkililere sahip olduğumuz ve bu anlayışı adaletin şaşmaz yargısı haline getirerek, "Asla eleştirilemez, eleştiren yargıya hakaret ettiği için hapsedilir." uygulaması ile güçlendirip güvence altına aldığımıza göre eserimizle ne kada-r iftihar etsek az değil. Eleştirilerimizi yapıyoruz, düşüncelerimizi dile getiremiyoruz, herkesi yargılayan yargıyı vicdanlarımızda yargılayarak kağıda dökemiyoruz. İftiharımızın nasıl bir iftihar olduğunu bu iftiharın içindeki anlamı okuyucumuz takdir ed-er. Cumhurbaşkanı'nın, Başbakan'ın, Bakanların, Meclisin kıyasıya eleştirilebildiği ülkemizde, basın yoluyla düşüncenizi ifade özgürlüğü yargı erkinin kapısından içeriye giremiyor. Girmeye Adaleti yargılamaya kalkışırsa kalemi de kırılır, eli de, gazetesi -de... demokrasimiz bu kadardır! Eleştirsen ne mi olur? Ya hapsi boylarsın, ya da para cezası ile sürüm sürüm süründürülürsün. Gazetenin kapısına da kocaman bir kilit asabilirler. Halkımız dinsel erotik söylem "bilimsel" diyen, kuran kursuna, "hapislik" ver-en düşünce anlayış ve yaklaşım ile var olduğu iddia edilen yasaları vicdanın derinliklerinde yargılamış, notu vermiştir. Allah hepimizin günahlarını affetsin diye dua ederken sormadan edemiyoruz: Ey Meclis nerdesin, bu çarpıklıklara ne zaman son vereceksin-? Ve siz Meclisdekiler bu çarpıklıklara ne zaman ciddiyetle eğileceksiniz?."
-Aleyhlerindeki ikinci davada Sanıklar yine Fasıl 154 Ceza Yasasının 20, 47(b) ve 48(d) maddelerine aykırı birinci davada belirtilen tarih ve mahalde 20.3.1997 tarihli 6294 sayılı BİRLİK gazetesinde yayınladıkları "YARGIMIZLA İFTİHAR EDİYORUZ" başlıklı 1. d-avada tafsilatı verilen yazıyı müfsit gaye ile KKTC'de adaletin tecellisine karşı adaleti küçük düşürmek maksadına matuf olarak yayınlamakla itham edildiler.
Sanıklar suçlarını kabul etmediler ve davanın duruşmasına gidildi. İddia Makamı davasını isbat et-mek için 1 tanık çağırmıştır. Sanıklar da lehlerine şahadet vermek için 1 tanık çağırmışlardır. İlgili gazete ve yazı Alt Mahkemeye emare 3 olarak sunulmuştur. Taraflar daha sonra Mahkemeye hitap ettiler.
Bidayet Mahkemesi kararını 30.11.1998 tarihinde ve-rmiş ve
" Yıkıcı niyet unsurunun makul şüpheden ari olarak kanıtlanmadığı" gerekçesiyle Sanıkları aleyhlerindeki davalardan beraat ettirmiştir.
İddia Makamı bu karardan istinaf ederek özetle, Bidayet Mahkemesinin dava konusu yazıda "yıkıcı niyet" unsurun-un kanıtlanmadığı görüşüne dayanarak Sanıkları beraat ettirmekle hata ettiğini iddia etmektedir.
Huzurumuzda yapılan istinafta İstinaf Eden (İddia Makamı), Alt Mahkemenin kararındaki çelişkilere işaret ederek yazının küçük düşürücü ve karalayıcı olduğu -bulgusuna vardıktan sonra yıkıcı niyetle yapılmadığı sonucuna varmakla ve Sanıkları beraat ettirmekle hata ettiğini ileri sürmüştür. Şöyle ki; Mahkemenin "küçük düşürdüğü" bulgusuna vardıktan sonra başka herhangi bir unsuru aramaması, yani bu bulgunun Sanı-kları mahkum etmek için yeterli olduğuna kanaat getirmesi ve bu hususun kendiliğinden davada bahsi geçen sözlerin yıkıcı olduğunu gösterir sonucuna varması gerekirdi. Keza İstinaf Eden, Bidayet Mahkemesinin serdetmiş olduğu görüşlerinde dava konusu yazının- alay eder bir havada yazıldığını veya Mahkemeye yönelik haysiyet ve onur kırıcı olduğu hususunda tesbitlerde bulunduğunu, bu tesbitlerinde haysiyet ve onur kırıcı sözlerin tek bir yargıca karşı değil tüm yargı ve adalet sistemini hedef aldığını iddia etmi-ştir.
Daha sonra söz alan Savunma avukatı, İddia Makamının Sanıklar aleyhine getirmiş olduğu davada esas yazının içerisinde yıkıcı niyetin olup olmadığının kanıtlanması gerektiğini, yazının uslubunun sert ve dozunun kaçmış olmasına rağmen, bu yazıdaki niy-etin yıkıcı değil, meclisi, yasa koyucuyu ve yargıyı keza adaleti ve yargı sistemini olumlu yöne çekmek olduğunu, yıkıcı olduğu hususunda Mahkeme huzurunda destekleyici şahadet bulunmadığını, Mahkeme önüne sadece ilgili yazının konulmuş olmasına ve başka h-erhangi bir görüş konulmamış olmasına rağmen Mahkemenin yıkıcı unsurun var olduğu görüşüne varmasının beklendiğini, İddia Makamının bu şekilde hareket ederek emare yazının yıkıcı unsurunu isbat etmemiş olmasına rağmen bu yazının yıkıcı olmadığının isbatını- Sanıklara bıraktığını, ve neticede Sanıkların makul şüpheden yararlanması gerektiği cihetle de Alt Mahkemenin vermiş olduğu beraat kararının doğru olduğunu ileri sürmüştür.
Olguları ve tarafların iddialarını yukarıdaki şekilde özetledikten sonra bu isti-nafta karar verilmesi gereken hususu etüd edelim.Bu istinafta karar verilmesi gereken en önemli husus Sanıklar aleyhine getirilmiş olan davalarda suçu oluşturan unsurların Mahkeme huzurundaki olgulara dayanılarak makul şüpheden ari bir şekilde kanıtlanıp k-anıtlanmadığıdır.
Bu açıdan yasal durum ve isbat külfeti ile ilgili hususları incelemekte fayda vardır. Fasıl 154'ün ilgili 47(b) maddesi aynen şöyledir:-
"any person who....... publishes any words or document or makes any visible representation whatsoe-ver with a seditious intention."
-Müfsit niyetin yani yıkıcı niyetin açıklamasını yapan madde ise 48(d) maddesidir. İlgili 48(d) maddesi şöyledir:
-
"......Seditious intention is an intention... To bring into hatred or contempt or to excite disaffection against the administration of justice."
-Görüleceği gibi bir kişinin Fasıl 154 Ceza Yasasının 47(b) maddesi tahtında suç işlemiş olması için o kişinin aleyhine şu unsurların İddia Makamınca makul şüpheden ari bir şekilde isbatlanması gerekir:
-Yazının yayınlanmış olduğu.
Müfsit gaye (yıkıcı niyet) ile yazılmış olduğu.
-Huzurumuzdaki meselede yayının yapılmış olduğu ihtilaf konusu edilmemiştir ve ilgili yazının yayınlanmış olduğu savunma tarafından da kabul edilmiştir. Bu durumda ikinci unsuru incelemek gerekir.
-İkinci unsurda görülebileceği gibi niyet (intention) önemli bir husustur. Bu gibi davalarda İddia Makamının yazının yıkıcı niyetle(müfsit gaye) yazılıp yayınlanmış olduğunu isbat etmesi gerekir. Burada konu edilen yazıda yer alan sözcükler kendi başlarına -"müfsit gayeyi" bir başka deyişle "yıkıcı niyeti" açıklamaya yetiyorsa İddia Makamının böyle bir yazının müfsit gaye ile yayınlandığını başka (extrinsic) şahadet ile isbatlaması gerekmez. Bu durumdaki bir yazıda yer alan kelimeler, bu kelimelerin doğal ve -olağan anlamları ve/veya varsa doğurduğu neticeler yazıyı yazmaktaki "niyeti" veya "yıkıcı niyeti" gösterebilir. Dolayısıyle Mahkeme huzuruna gelen yazıdaki sözcüklere doğal ve olağan anlamlarını vererek Mahkemeler "niyet"in ne olduğuna karar verebilir. -Fakat her zaman böyle olmaz. Bazen bir yazıda yer alan sözcüklere doğal ve olağan anlamları verildiği halde yazıda yeralan imalar veya açıklama isteyen (innuendo) kısımlar nedeniyle "niyet" kolaylıkla anlaşılmayabilir. Bu durumda böyle bir yazının müfsit g-aye ile yayınladığının isbatı için başka (extrinsic) şahadet sunulması gerekir. Niyetin var olup olmadığı hususunu incelemek Alt Mahkemenin uhdesinde bulunmaktadır. İddia Makamı, ithamnamede alıntısı verilen emare 3 de yer alan ve Sanıklar tarafından yazıl-an yazının KKTC'nde adaletin tecellisine karşı nefret yaratmak,onu küçük düşürmek veya adalete karşı "itaatsizliğe yol açmak" maksadıyla yayınlandığını iddia etmektedir.Konuya ilişkin incelememizi derinleştirip bu niyetlerden herhangi birisinin Alt Mahkeme- huzurunda ispatlanıp ispatlanmadığına bakmamız gerekir.
Odgers on Libel and Slander 6. baskı sayfa 418'de şöyle denmektedir:
"... The jury should, in every case, consider the book or newspaper article as a whole, and in a fair, free and liberal spirit,- not dwelling too much upon isolated passages, or upon a strong word here or there, which may be qualified by the context, but endeavouring to gather the general effect which the whole composition would have on the minds of the public. Considerable latitud-e must be given to political writers" (Per Lord Kenyon, C.J., İn R.v. Reeves, 26 How. St. Tr., at p. 592)
Grose J.Rv. White an-d another 1. Camp 359'da şöyle denmiştir:-
"It certainly is lawful, with decency and candour, to discuss the propriety of the verdict of a jury, or the decisions of a judge. But if the extracts set out in the information contain no reasoning or discussion -but only declamation and invective, and were written, not with a view to elucidate the truth, but to injure the characters of individuals, and to bring into hatred and contempt the administration of justice in the country. Then the defendants have trangres-sed the law, and ought to be convicted." (per Grose, J., in R. v. white and another, 1. Camp 359, n.).
R v. Sullivan 11. Cox cc. Sayfa 49'da
"Every man is free to write as he thinks fit, but he is responsible to the law for, what he writes; he is not u-nder the pretence of freedom, to invade the rights of the community, or to violate the constitution, to promote insurrection, premdanger the public peace, or create discontent, or bring justice into contempt, or embarrass its functions."
..........
A w-riter may criticise or censure the conduct of the servants of the Crown or the acts of the Government he can do it freely and liberally, but it must be without malignity, and not imputing corrupt or malicious motives; with the same motives a writer may fre-ely criticise the proceedings of courts of justice and of individual judges, nay, he is invited to do so, and to do so in a free and fair and liberal spirit. The law does not seek to put any narrow construction on the expressions used, and only interferes -when plainly and deliberately the limits are passed of frank and candid and honest discussion."
Yukarıdaki içtihat kararlarında-n anlaşılacağı gibi başka organlar yanında Mahkemeler ve adalet mekanizması hakkında haklı (just criticism) eleştiri yapmak fesat(sedition) sayılmamaktadır. Her şahıs kendine verilen kişisel hak ve özgürlükleri kullanarak herhangi bir devlet organını iyi n-iyetle eleştirebilir. Ancak bu eleştiri yıkıcı niyetle yapıldığı zaman bu bir suç sayılmakta ve toplum menfaatını korumak için bu gibi eylemlerin önlenmesi ve caydırılması gerekmektedir.
-
Bir yazının yıkıcı niyetle yazıldığı iddia edildiği hallerde yazılanların gerçek olduğu hususu bir müdafaa teşkil etmez ve bu hususta şahadet verilemez. Önemli olan yazılan yazının yıkıcı olup olmadığıdır. Bu hususta Stephen, History Criminal Law o-f England Vol. 2 sayfa 381 de şunlar belirtilmektedir.
-
"The exception is that criticism of existing institutions, intended in good faith for their improvement and for the removal of defects in them, is lawful, even if it is mistaken with respect accordingly to such criticims, it may still be said that the tru-th of the matters stated in a writing prosecuted as a seditious libel is immaterial. For instance, if a person were charged with seditious libel for asserting that the taxes were unjust and oppressive and that the revenue was squandered on- improper objects, the question for the jury would not and could not be whether the assetion was true nor would evidence to prıve its truth be admissible. The question would be whether the writer's object was to procure a remedy by peaceable means, or the -promote dissaffection and bring about riots."
Bir kişinin yazı yazarken kullandığı kelimelerin sorumluluğunu da taşımakta olduğu Cave J. Burns davasında şöyle açıklanmıştır:-
".....although it is a good working rule to say that a man must be taken to in-tend the natural consequence of his acts, and it is very proper to ask a jury to infer, if there is nothing to show the contrary, that he did intend the natural consequences of his acts, yet, if it is shown from other circumstances, that he did not actuall-y intend them, I do not see how you can ask a jury to act upon what has then become a legal fiction.
It is one thing to speak with the distinct intention to produce disturbances, and another thing to speak recklessly and violently of what is likely to prod-uce disturbances."
Yazılan bir yazının halkın hangi sınıfına hitap ettiği bazen önem arzeder. Yazının belli kişilere yapacağı etkiyi ölçebilmek için bunu incelemek gerekir.
R. v. Gray 1900 2 QB davasında Lord Russel CJ şöyle demiştir.-
-
"any act done or writing published calculated to bring a court or a judge of the court into contempt or to lower his authority is a contempt of court. Further, any act done or writing published calculated to obstruct or interfere with the due course of ju-stice or the lawful process of the courts is a contempt of court."
-
Genel uygulamada konu ile ilgili yasal ve içtihadi durum yukarıda belirtildiği gibidir. Keza, Alt Mahkeme kararında da belirt-ildiği gibi, yazıyı yazanların ifade özgürlüğünün de göz önünde bulundurulması gerekir.
Yayımlanan bir yazıda imalar ya da açıklama isteyen kısımlar (innuendo) olmadığı ve konu yazıda yer alan kelimecikler doğal ve olağan anlamlarını vererek bir sonuca ul-aşmak mümkün olduğu hallerde davayı dinleyen yargıcın dava konusu yazıda kullanılan kelimelerin doğal anlamlarını dikkate alarak kararını vermesi mümkündür. Ancak Sanığın yazdığı yazıda kullandığı kelimelerin "yıkıcı niyet" taşıdığı kendiliğinden anlaşılma-dığı takdirde ve yazıda "innuendo" olması halinde, dava konusu yazıdaki kelimelerin yoruma, açıklamaya ihtiyacı olması halinde, yazıdaki kelimelerin hangi amaçla ve hangi anlamda kullanıldığının kanıtlanmasını ya da açıklanmasını yapmak üzere tanık çağrıla-bilir.
Şimdi davaya has olguları yukarıda çizdiğimiz hukuki çerçeve içerisinde incelemekte fayda vardır.
Huzurumuzdaki istinafta, özetle; İddia Makamının düşüncesine göre davayı dinleyen yargıcın dava konusu yazıda kullanılan kelimelerin doğal anlamların-ı dikkate alarak ve yazının şeref ve haysiyet kırıcı olduğu bulgusuna vardıktan sonra "yıkıcı niyetle" yazıldığı sonucuna varması gerekirdi.
Savunma ise, Sanıkların yazıp yayınladığı yazıda "innuendo" ,yani açıklanması gereken hususlar bulunması nedeniyl-e yazı ve yazıda kullanılan kelimelerdeki "innuendo" yu açıklamak veya yorumlamak ve konu yazının yıkıcı niyetle yazılmadığını ve yayınlanmadığını kanıtlamak için tanık dinletmiştir.
Görülebileceği gibi Alt Mahkeme huzurunda sadece dava konusu yazı ve bu- yazının ihtiva ettiği kelimeler bulunmuyordu, yazılan yazıya bütünlüğü içinde ne anlam verilebileceği ile ilgili olarak savunma tarafından tanık çağrılarak, şahadetle yorum da getirilmiştir.Savunma tanığı, ceza davasına konu edilen yazının Meclisin yasam-a görevlerini hedef alarak yasaların güncelleştirilmesi gerektiğine yönelik ve bu amaçla yazıldığını ileri sürmüştür. Getirilen bu açıklama veya yorumu sarsmak için İddia Makamı tekzip edici veya aksini gösteren şahadet sunmamıştır. Bir başka deyişle, savu-nma tarafından dava konusu yazıda yer alan sözcüklerin muhtemel anlamları ve bu sözcüklerin halk nezdinde nasıl anlaşılmakta olduğu hususlarında Alt Mahkeme huzuruna şahadet getirilmiştir. Alt Mahkemenin kararından anlaşıldığı üzere bu şahadet tekzip edilm-emiştir.
İddia Makamının, Alt Mahkeme yazının küçük düşürücü ve karalayıcı olduğu hususunda bulgu yaptıkan sonra bu bulgusuna rağmen Sanıkları beraat ettirmekle hata etmiştir şeklindeki iddiaları, Alt mahkeme huzurundaki şahadet karşısında yetersiz kalmak-ta ve kabul edilmesi mümkün değildir, çünkü bir Sanık ancak ilgili Mahkemeye sunulan şahadetle ve Mahkemenin takdiriyle mahkum edilebilir. Sanıkların beraat edebilmesi için makul bir şüphe yaratılması yeterli idi, ki Alt Mahkemenin takdirine göre, Sanıklar- bunu yapmıştır. Bu da bizim "aksi ispat edilinceye kadar herkes masumdur" temel hukuk ilkemize ters düşmemektedir.
-Mahkeme, kararının bir kısmında konu yazının "yıkıcı niyet"le yapılmadığı görüşüne varmıştır.
Alt Mahkeme huzurundaki yazı, yayınlandığı tarihte yazının konu ettiği mesele güncelliğini kaybetmemiş, halkın tepkisini almış ve ilgisini çekmiş bir konuya iliş-kin idi. Alt Mahkeme, huzurundaki yazıya bakıldığı zaman bu yazıdaki niyetin Meclisi göreve çağırmaya yönelik olduğu anlamını çıkarmıştır. Yazıda yer alan kelimeler ağır olabilir veya ifade şekli sert olabilir ancak buna rağmen Alt Mahkemenin yukarıda bel-irtildiği şekilde konu yazının Meclisi göreve çağırmak niyetiyle kaleme alındığı ya da bütün sertliğine rağmen konu yazının "yıkıcı niyet" taşımadığı bulgusuna varamayacağını söylemek mümkün değildir. Yüksek Mahkeme olarak biz kendimizi Alt Mahkemenin yeri-ne koyup, "biz yargılamış olsa idik farklı karar verebilirdik," diyemeyeceğimiz ise bilinen bir prensiptir.
-
Alt Mahkeme, huzurundaki şahadeti değerlendirerek konu yazıda "yıkıcı niyet" bulunmadığına karar vermiştir. Alt Mahkemenin bu sonuca varmasında hata ettiğine ikna olmuş değiliz.
Alt Mahkeme, huzurundaki şahadete ve takdirine dayanarak konu yazının "yıkıc-ı niyet" ile değil Mahkemeyi "eleştiri amacı" ile kaleme alındığı görüşüne yer vermiştir. Alt Mahkemenin yazı ile ilgili bulguları bu doğrultudadır. Bu gerçekler çerçevesinde Alt Mahkemenin takdir yetkisini kullanarak varmış olduğu bulgulara ve sonuca vara-bilmesi için huzurunda yeterli şahadet olduğu görüşündeyiz. Konuya bir başka açıdan baktığımızda ise Sanıkların Alt Mahkeme huzurunda "yıkıcı niyet" olmadığı konusunda makul şüphe yaratabilecek nitelik ve nicelikte şahadet sunduğu görülmektedir.
Netice o-larak huzurumuzdaki istinafta Alt Mahkemenin yazıda yıkıcı niyet bulunmadığı bulgusunun ve bu bulguya dayanan beraat kararının hatalı olduğuna ikna olmadık.
Alt Mahkemenin Sanıkların Mahkemeye saygısızlıktan dolayı itham edilebileceği ile ilgili belirtmi-ş olduğu görüşler ise huzurumuzdaki istinafın maksatları dışında olduğu cihetle bu konuda görüş beyan etmeyi uygun bulmuyoruz.
Neticede, Alt Mahkeme takdir yetkisini kullanarak gerek hukuksal gerekse olgusal değerlendirmelere varmıştır.Varmış olduğu bu so-nuca ulaşırken müdahalemizi gerektirecek derecede bir hata veya yanlış yaptığı veya bulguya vardığı söylenemez hatta bu davaları çok esaslı şekilde incelemeye tabi tuttuğu rahatlıkla söylenebilir.
Tüm yukarıdakiler ışığında huzurumuzdaki 47/98 ile 48/98 s-ayılı her iki istinafın reddedilmesi gerektiği kanaatindeyiz.
- Mahkeme heyeti bu sonuca oybirliği ile varmış bulunmaktadır. Konunun güncelliğini dikkate alarak konu ile ilgili derinlemesine bir çalışma yapmış bulunuyorum.
-Yaptığım bu geniş irdelemeyi burada açıklamak istiyorum.
Sanıkların beraat ettirildiği suçlar, Fasıl 154 Ceza Yasamızın yürürlüğe girdiği 1929 yılında İngiliz sömürge döneminde Kıbrıs İngiliz kolonisi valilerinin idaresi altında iken, gerek Kıbrıslı Rum- gerekse Kıbrıslı Türklerin ayaklanmalarını önlemeye yönelik ve İngiliz yönetimine karşı yıkıcı faaliyetleri durdurmak, önlemek ve kışkırtıcı yayınları kısıtlamak amacıyle o döneme ve o zaman dilimine uygun olarak yasallaşmıştır. Ancak buna rağmen bugün ce-za yasamızda yer almaktadır. Bu madde altında öngörülen suçlar çok nadiren kullanılması, bariz durumlar haricinde, başka yasal düzenleme varsa, bu maddeler altında dava açma yönüne gidilmemesi gerekir. Kaldı ki Sanıkların itham edildiği suç maddeleri, Vata-n hainliğinden biraz daha hafif suç kategorisine girmektedir.
Bu tür ithamlar Anglo-Saxon hukuk sistemini kullanan gelişmiş ülkelerde hemen hemen kullanılmaz (obsolete)dir (kullanılmıyor). Bu maddelerin halen ceza yasamızda yer alması toplumun geldiği ge-lişme düzeyine ve çağımıza uymamaktadır. Yasa koyucularımız tarafından bu konuda karar verilmesi gereken hususlar vardır. Koloni devrinden kalan yasalarımızı uygulayıp çağın gerisinde kalmaya devam edecek miyiz? yoksa küreselleşme sürecinde çağdaş yasaları- hukuk sistemimize kazandırarak çağdaş dünyada yerimizi alacak mıyız? Bu tür yasalar günümüzde gelmiş olduğumuz noktada Kuzey Kıbrıs Türk Cumhüriyetine uymamaktadır. Bilhassa basın (medya) özgürlüğüne ilişkin Avrupa İnsan Hakları Konvansiyonunun (AİHK) ve- Mahkemesinin (AİHM) ifade özgürlüğü ile ilgili düzenlemesini kendi Anayasamızın 24. maddesine dahil ettikten sonra buna Fasıl 154 Ceza Yasamızın müfsitane yayın ile ilgili kurallarının Anayasamıza ters düşüp düşmediği irdelenmelidir.
2000'li yıllardayı-z ve bugünlere uzun mücadeleler sonucu kendi anayasal çatımız altında devletimizle, demokrasimizle, insan haklarına saygılı ve hukukun üstünlüğünü benimseyen ilkelerimizle geldik. Demokrasi, insan hakları ve hukukun üstünlüğü çağdaş ülkelerin vazgeçilmez i-lkeleridir ve biz bu ilkelerin olmazsa olmaz ve vazgeçilmez önemi içinde yaşamaktayız. Bir çok kararlarımızda da vurguladığımız gibi mevcut bazı yasalarımız tabiri caiz ise küreselleşme sürecinde çok "ilkel" kalmaktadır. Bu durum Kıbrıs Türk halkına yakışm-ayan bir düzenlemedir. Yasalarımızı çağdaşlaştırmak için girişimler başlatılmışsa da maalesef bu süreç çok yavaş ilerlemektedir. Mahkemelerimizin uyguladığı yasalar henüz güncelleştirilememiştir. Çağdaş yasaların, bu arada basın konularında basının esas gö-revlerini, ve sorumluluklarını içeren yasanın da bir an önce düzenlenmesi dileğinde olduğumu belirtmek isterim.
Kararımızın başında belirtiğimiz içtihatlarda Fasıl 154 madde 47 ve 48 ile ilgili serdedilen prensipler geçerliliklerini korurken huzurumuz-daki konunun bir yerde ifade özgürlüğünü ilgilendirdiğini ve ifade özgürlüğünün de güncel bir konu olduğu düşüncesiyle, ifade ve basın özgürlüğü ile ilgilenen her kesime ışık tutması açısından daha geniş kapsamlı bir etüd yapmanın yerinde olacağı görüşünde-yim.
İngilterede uygulanan Anglo-Saxon hukuk sisteminde yakın geçmişte temel hakların uygulanmasını sağlayan İnsan Hakları Yasası ile AİHK yasallaşmış ve İngilteredeki hukuk sisteminin bir parçası haline gelmiştir. KKTC'de uygulanan hukuk sistemi aynidir.- AİHK'nun huzurumuzdaki konu ile ilgili ne gibi kurallar içerdiğine, hangi hak, özgürlük ve sorumluluklar öngördüğüne değinmek yerinde olacaktır.
Basına tanınan geniş ifade özgürlüğünün kısıtlanması gereken halleri Avrupa Mahkemesi gayet dar çerçevede yo-rumlamayı tercih etmiştir. Bunun nedeni ise şöyle savunulmaktadır : Kamuoyunu ilgilendiren konularda (matters of general interest) basının verdiği bilgilerin herkesi katılımcı bir ruhla tartışmaya yönlendirdiği, bunun da demokratik yapılarda gerekli olduğu- için gelişi güzel engellenmemesi anlayışı ile hareket etmek gerekmektedir. İfade özgürlüğünün engellenmesi halinde, basının çalışması ile toplumda genel tartışmalara gelişigüzel yol açabileceği konularda çekimser kalması durumunu yaratacaktır. Bu ise sakı-ncalıdır. Yasalarca basına verilen ifade özgürlüğünün kısıtlanması halleri çok dar çerçevede yorumlanması ve düşünülen kısıtlama basının toplumdaki görevlerini gözeterek buna uygun bir şekilde yapılması gerekmektedir.
Bu hakların bir çoğu 1983 yılından b-eri KKTC Anayasasında yasallaşmış durumda ve hukuk sistemimizin bir parçası halindedir. KKTC Anayasasının 24. maddesindeki düşünce, söz ve anlatım özgürlüğünü içeren madde, AİHK 10. maddesinin muadilidir.
Avrupa İnsan Hakları Konvansiyonunun (AİHK) 10. -maddesi şöyledir:-
"1. Everyone has the right to freedon of expression. This right shall include freedom to hold opinions and to receive and impart information and ideas without interference by public authority and regardless of frontiers. This Article sh-all not prevent States from requiring the licensing of broadcasting, television or cinema enterprises.
2. The exercise of these freedoms, since it carries with it duties and responsibilities, may be subject to such formalities conditions restrictions or pe-nalties as are prescibed by law and are necessary in a democratic society in the interests of national security territorial integrity or public safety for the prevention of disorder or crime for the protection of health or morals for the p-rotection of the reputation or rights of others for preventing the disclosure of information received in confidence or for maintaining the authority and impartiality of the judiciary."
KKTC Anayasasının düşünce, söz ve anlatım özgürlüğü ile ilgili 24. mad-ddesi ise aynen şöyledir:-
Madde 24:
(1)Herkes, düşünce ve kanaat özgürlüğüne sahiptir; kimse, düşünce ve kanaatlarını açıklamaya zorlanamaz. Düşünce suçu yoktur.
(2)Herkes, düşünce ve kanaatlarını, söz, yazı, resim veya başka yollarla tek başına veya t-oplu olarak açıklama ve yayma hakkına sahiptir.
Bu hak, herhangi bir resmi makamın müdahalesi ve Devlet sınırları sözkonusu olmaksızın, kanaatını anlatma, haber ve fikir alma ve verme özgürlüklerini kapsar.
(3)Söz ve anlatım özgürlüklerinin kullanı-lması, yalnız ulusal güvenlik, anayasal düzen, kamu güvenliği, kamu düzeni, genel sağlık, genel ahlak yararı için veya başkalarının şöhret veya haklarının korunması veya bir sırrın açıklanmasının önlenmesi veya yargının otorite veya tarafsızlığının sürdürü-lmesi için gerekli ve yasanın koyduğu yöntemlere, koşullara, sınırlamalara veya cezalara bağlı tutulabilir.
KKTC Anayasasındaki bu madde ile AİHK 10. maddesi arasındaki en önemli farklılık "demokratik bir toplumda olması gerektiği gibi" ibaresi (necessary- in a democratic society) eksik olmasıdır. Ancak bu eksiklik KKTC Anayasasının demokrasi, sosyal adalet ve hukukun üstünlüğüne dayalı ve laik bir cumhuriyet olduğumuzu içeren 1. maddesi tarafından telafi edilmektedir.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Handy-side v. UK A 24 para. 49'da (1976) düşünce özgürlüğü ile ilgili önemli bir kararında şöyle demiştir:
'Freedom of empression constitutes one of the essential foundations of a [democratic] society one of the basic conditions for its progress and for the d-evelopment of every man. Subject to paragraph 2 of Article 10, it is applicable not only to "information" or "ideas" that are favourably received or regarded as inoffensive but also to those that offend, shock or disturb the state or any sector of the popu-lation. Such are the demands of that pluralism, tolerance and broadmindedness without which there is no " democratic society." '
-Düşünce ve ifade özgürlüğünü sağlamak her demokratik hukuk devletinin sorumluluğu altındadır. AİHM günümüz Avrupasında bu özgürlüklerin devletlerce sağlanıp sağlanmadığını denetlemektedir. Keza AİHK'nun 10. maddesinin 2.kısmı devletlere bazı hallerde, bil-hassa sorumsuzca yapılan yayınlarda, kısıtlama hakkı da tanımıştır. Benzer kısıtlamalar KKTC Anayasasında da yer almıştır. [Bak ayrıca D.J. Harris,M. O'Boyle,C. Warbrick in "Law of the European Convention on Human Rights" (1995) kitabında özellikle p.388 -ve 390]
Avrupa İnsan Hakları Konvansiyonu altında düşünce özgürlüğünün kısıtlanması ancak kamu yararını korumayı amaçlayan durumlarda ve yayının meşru bir amaçla yapılmadığı hallerde söz konusu olmaktadır.
Bağımsız ve tarafsız yargı söz konusu olduğu za-man ise kısıtlamanın haklılığı daha fazla önem kazanmaktadır.
Devletlerin özellikle yargı sistemlerinin korunmasını sağlamak amacı ile ifade özgürlüğü kısıtlamalarına ilişkin Avrupa Mahkemesi birçok kararlar vermiştir. Devletlerin anlatım özgürlüğüne mü-dahalesi, AİH Konvansiyonunun madde 6(1) uyarınca Sanıklar dahil, bireylerin şöhret ve haklarının korunması gerektiği, keza duruşma ile ilgili hususların yayınlanmasıyle, adli yargılamanın zedelenebileceği gerekçelerinde, haklı gösterilebilir.(Bak: Observ-er and Guardian v. UK A 216 para 61-64 (1991)
Bir başka davada Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Devleti haklı bularak bu açıdan anlatım ve ifade özgürlüğüne müdahaleyi yerinde bulmuştur. Konu, Greenland'da bir vergi davasında karar veren Mahkemenin bir der-gide eleştirilmesi ile ilgili idi. Konu davada Mahkeme devleti haklı bulmuş, bunun üzerine çıkan bir makalede bir yazar yargıçların konu meselede "görevlerini yaptıklarını" yazmıştır. Danimarka Mahkemesi bu ibarenin hukukçu olmayan yargıçların (lay judges-) yargısal görevlerini bağımsız ve tarafsız yapmadıkları iması taşıdığına karar vermiştir. AİHM'ne ifade özgürlüğünün kısıtlandığından yakınan yazar, yaptığı eleştirinin yargıçlara değil makama yapıldığını ve yazının vergi ile ilgili genel politik söylem i-çerisinde yapıldığı iddiasında bulunmuştur. AİHM konu eleştirinin kısmen aşırıya kaçtığı ama esasta yargıçların nam ve şöhretlerine karşı yapılan isnatlar, töhmetler içerdiğine kanaat getirerek, yargıçların haklarının korunması gerektiği noktasından hareke-tle, bu itibarla yazarı cezalandırarak, argümanlarını reddetmiştir.[Barfod v. Denmark A 149 para 30-35 (1989)]
Avrupa Mahkemesinin tam ters görüş belirten başka bir kararı bulunmaktadır. Sunday Times v. UK A 30 para 59 (1979) davasında, İngilterede askıd-a olan bir dava ile ilgili yayınlanmaması istenilen bir makalenin yayınlanmasını engellemek için Devlet tarafından yapılan bir ara emri temin etme girişiminde Devlet başarısız olmuştur. Devlet, bu meselede insanların yargıya olan güvenini sarsmamak ve "gaz-etenin yapacağı yayının bir yargılama" olmaması için, müdahale etmek istemiştir. AİHM konuyu esaslı şekilde inceledikten sonra ret kararında, İngiliz Mahkemesinin ifade özgürlüğü hakkına yeterli ağırlık vermediğini, askıda olan davanın durgun vaziyette bu-lunduğu, halkın büyük bir kısmının dava ile ilgilendiği, makalenin ılımlı kalemle yazıldığı, dengeli olduğu ve istenilen ara emrinin çok geniş kapsamlı olduğu noktalarını vurgulayarak, ara emri vermek için olgularda "acil sosyal gereklilik" (pressing soci-al need ) bulunmadığı görüşüne yer vermiştir.
Anlaşılan, Avrupa Mahkemesi,konuya ışık tutan bu hukuk davalarında, bireyin ifade özgürlüğü ile kamu yararı arasındaki dengeyi korumaya çalışmıştır. AİHM, korunması gereken en önemli ifade özgürlüğünün siyas-i ifade özgürlüğü olduğunu da vurgulamaktadır. Sırası gelmişken buna burada kısaca değinmekte fayda vardır. Siyasi görüşleri yani anlatımı kısıtlamak için çok ciddi ve önemli nedenler olması gerekmektedir. Bu doğrultuda konvansiyonun ilgili 10. maddesi, if-ade özgürlüğünün kısıtlanmasına ilişkin hususları dar anlamda yorumlamaktadır. Tolerans ve geniş bakış açısının bir ifadesi olarak siyasi görüşü ifade etme özgürlüğüne yer verilmesi demokratik toplumun temel kavramı olarak sayılmaktadır. Her çeşit ve boyut-ta siyasi görüşlere yer veren yayınlar toplum menfaati açısından teşvik edilmesi gerektiğine inanılmaktadır. Bu itibarla siyasetçilerin de demokrasi gereği ayni şekilde tenkide karşı toleranslı olmaları gerekmektedir. Bu politik görüşlerin ifadesi ise bası-n özgürlüğünü de bir anlamda kapsamına almaktadır.
Basının (medyanın) görevi Lingens v. Austria A 103 para 41(1986) davasında şöyle ifade edilmiştir:
-
"....it is.....incumbent on it to impart information and ideas on political issues just as on these other areas of public interest. Not only does the press have the task of imparting such information and ideas: the public also has a right to recieve them.-...."
Bu görevin etkili bir şekilde yerine getirilmesini engelleyen müdahalelere AİHM karşı çıkmaktadır. Bilhassa yalan olduğu için engellenen bir haberin doğru olduğunu kanıtlamak için imkan tanınması gerektiğine işaret etmektedir. Bir çok davada da beli-rtildiği gibi (Castells v. Spain A 236 para 46 (1992) davasında) hukukun üstünlüğünün hüküm sürdüğü ükelerde basının rolünü Avrupa Mahkemesi şöyle açıklamıştır:
-"In a democratic system the actions or omissions of the government must be subject to close scrutiny not only of the legislative and judicial authorities but also of the press and public opinion.Furthermore, the dominanat position which the government occu-pies makes it necessary to display restraint in resorting to criminal proceeedings, particularly where other means are available for replying to the unjustified attacks an criticisms of its adversaries or the media"
Yu-karıda AİHK'nun basına tanıdığı sorumluluk ve özgürlük ve bunlarla ilgili prensipler, demokrasi ve sosyal adalet ilkelerine bağlı olan KKTC için de geçerli olması gerekmektedir. Bunu Anayasamız öngörmektedir. Yine de hemen vurgulamak gerekir ki AİHK prensi-plerinin uygulanması KKTC'nin toplumsal, sosyal, siyasal ve kültürel yapısına uygun olarak düzenlenmelidir.
Ancak kesinlikle bilinmelidir ki tıpkı AİHM prensiplerinde olduğu gibi kişinin yargı sistemine veya herhangi bir yargıcına yolsuzluk (corruption)- veya buna benzer ithamlarda bulunmuş olması tolere edilmeyecek ve ayni ölçüde kişinin ifade özgürlüğü kısıtlanabilecektir. Hukukun üstünlüğüne ve adaleti koruyan yargı sisteminin ahlaki şahsiyetine direkt veya dolaylı, açık veya zımni, yolsuzluk veya benz-eri ithamlarda bulunulmakla, yargıyı, hizmet ettiği halk nazarında küçük düşürecek, nefret uyandırabilecek, yargıya olan güveni yok edip hukukun üstünlüğüne dayalı devlet yapısını temelinden sarsabilecek yayınlar dünyanın her yerinde olduğu gibi KKTC'de de-, geçmişte olduğu gibi, tolerans görmeyecektir. Bu gibi hallerde Devlet, adalet sistemine karşı yapılan bu tür saldırıları önlemek sorumluluğunu da taşımaktadır.
Dünyada ifade özgürlüğünün tanınması sadece sözde değil uygulamada da olması gerekir. Dünyad-a değişen normlar, basının veya başka ve daha geniş anlamda medyanın faaliyetlerini yerine getirirken görevinin ne olduğunun ya da ne olması gerektiğinin, çerçevesini çizmek zor değildir. Hukukun üstünlüğünü gözeterek demokrasiye ve katılımcı ruha destek v-ermek amacıyle yukarıda değinilen bilinç içerisinde tartışma ortamı yaratmak ve halkı doğru şekilde bilinçlendirmek görev ve sorumluluğu hatta özgürlüğü ile hareket edilmelidir.
Basının bu konudaki özgürlüğü geniş olduğu kadar görev ve sorumluluklarının da- oldukça ağır olduğunu belirtmek isterim.-
Mahkeme : Yukarıda söylenenler ışığında istinaf oy birliği ile reddedilir.
Taner Erginel Mustafa H.Özkök Gönül Erönen
Yargıç Yargıç Yargıç
23 Şubat,2001
-
-
-1
24
-
Full & Egal Universal Law Academy