-D.12/2010 Yargıtay/Ceza 82/2010
(Girne Ceza Dava No: 2400/2010)
YÜKSEK MAHKEME HUZURUNDA.
Mahkeme Heyeti: Mustafa H. Özkök, Narin F. Şefik, Ahmet Kalkan.
İstinaf eden: Yusuf Yağcı, Merkezi Cezaevi- Lefkoşa
- ile -
Aleyh-ine istinaf edilen: KKTC Başsavcısı - Lefkoşa.
A r a s ı n d a.
İstinaf eden namına : Avukat Serhan Çınar
Aleyhine istinaf edilen namına : Savcı Mustafa Atakara.
Girne Kaza Mahkemesi Yargıcı Melek Esendağlı'nın 2400/2010 sayılı dav-ada 27.10.2010 tarihinde verdiği karara karşı Sanık tarafından yapılan istinaftır.
---------
H Ü K Ü M
Mustafa H. Özkök: Bu istinafta Mahkemenin hükmünü Sayın Yargıç Ahmet Kalkan okuyacaktır.
Ahmet Kalkan:İstinaf Eden, Girne Kaza Mahkemesi- huzurunda Fasıl 154 Ceza Yasasının 82(2) maddesine aykırı olarak 1.4.2010 tarihinde Girne'de, umumi bir yer olan Şehitler Caddesi üzerinde ev hudutları dışında ağız uzunluğu 10.5cm olan açıldığında sabitlenen sivri uçlu bıçağı kanunsuz olarak tasarrufunda- bulundurmakla itham edildi.
Sanık aleyhindeki ithamı kabul etti.
Mahkeme suçunu kabul eden Sanığı (1) ay hapse gönderdi.
İstinaf Eden Sanık mahkum olduğu suç nedeni ile kendisine kesilen cezanın aşikâr surette fazla olduğunu ileri sürerek kararı istin-af etmiştir.
İSTİNAF İLE İLGİLİ OLGULAR:
İstinafı ilgilendirdiği oranda olgular şöyledir:
Sanık 1.4.2010 tarihinde saat 12.20 raddelerinde Girne'de Şehitler caddesinde kaldırım üzerinde bulunduğu bir sırada o esnada görevde olan Adli Şubede görevli PM- Ferdi Çiftçi tarafından durumu şüpheli görülerek durdurulmuş ve üzerinde kanunsuz herhangi bir şey bulunup bulunmadığı sorulduğunda üzerindeki bıçağı polise vermiştir.
Tahkikat sırasında polise emare 1 gönüllü ifadeyi veren Sanık ifadesinde olayı anlatm-ıştır.
İSTİNAF SEBEPLERİ:
İlk Mahkeme huzurunda Avukat tarafından temsil edilmeyen Sanık, mahkumiyetten sonra Avukat tutup Mahkemenin kararını istinaf etmiştir.
İstinaf Eden Avukatı 4 ayrı istinaf sebebi dosyalamasına rağmen istinafın duruşmasında tüm- istinaf sebeplerini tek başlık altında toplayarak Mahkemeye hitap etmiştir.
İstinaf Edenin tüm istinaf sebeplerini topladığı ana başlığı aşağıdaki gibidir.
Muhterem İlk Mahkeme, Sanığa ceza takdir ederken cezalandırma prensiplerini gerektiği gibi dikk-ate almamış, olayın oluş şeklini suçun vahametini ve Sanığın kişisel durumunu hatalı değerlendirerek, hapislik dışında bir ceza vermesi gerekirken, hapislik cezası vererek alenen fahiş bir ceza ile Sanığı cezalandırmıştır.
TARAFLARIN İDDİALARI:
İstinaf E-den Avukatı hitabında özetle, Muhterem İlk Mahkemenin İddia Makamının olgularından farklı olarak kararında, olayın geceleyin işlendiğini belirttiğini ve bu düşünceden hareketle Sanığın sanki gece yarısı sokakta dolaşan birisiymiş gibi değerlendirerek veya -o etki altında kalarak hapse gönderdiğini, oysa suçun öğle saat 12.30'da işlendiğini, Sanığın, polise ilk andan itibaren yardımcı olduğunu, Muhterem İlk Mahkemenin İddia Makamı tarafından sunulan olguları dikkate almadığını ve gönüllü ifadeye değer verdiği-ni; Sanığın kişisel durumu itibarıyle bu suçtan alacağı hapislik cezası sonucunda KKTC'den ihraç edileceğini, işini kaybedeceğini, bakmakla yükümlü olduğu küçük çocuğunun bu durumdan etkileneceğini, boşandığı eşinin onu affettiğini, hapislik cezasının Sanı-ğa yaratacağı sonuçların suçun vahameti ile orantılı olmayacağını, bu nedenle para cezası ile adaletin sağlanacağı bu meselede, hapislik cezası vermekle suç ile orantısız ceza verildiğini ve hata yapıldığını ileri sürmüştür.
Aleyhine İstinaf Edilen taraf-ından bulunan Savcı İlk Mahkemenin kararının hatalı olmadığını, olayın öğle vakti meydana geldiğini, Mahkemenin geceleyin demesine rağmen ceza verirken bu hususu ağırlaştırıcı neden olarak almadığını, Sanığın ihracı, eşi tarafından affedilme konularının İl-k Mahkeme huzuruna getirilmediğini, İlk Mahkemede konu edilmeyen hususların istinafa konu olamayacağını, Mahkemenin cezalandırma prensiplerini dikkate alarak adil bir ceza verdiğini belirtmiştir.
İSTİNAF SEBEBİNİN İNCELENMESİ:
Daha önce özetini verdiğim-iz istinaf sebeplerinin tek cümle ile anlatımı kesilen cezanın alenen fahiş olduğudur.
Sanığın suçlu bulunarak mahkum edildiği Fasıl 154 Ceza Yasasının 82(2) maddesinde yer alan kanunsuz bıçak taşıma suçu, ceza yasamızda asgari hapislik cezası öngören is-tisnai suçlardandır.
Bu durum, Kanun Koyucunun suça verilecek cezayı düzenlerken hassas davrandığını ve amme menfaatinin korunmasına önem verdiğini, açık bir şekilde ortaya koymaktadır.
Böyle olmakla beraber, benzeri bir suça konu olan Y/C 4/85 sayılı -Yargıtay kararında, iktibas edilen Dourmoush v. Police (1963) I CLR (539) davasında Mahkeme herhangi bir Sanığın düçar olacağı zorluğu ve onun şahsı ile ilgili tüm hafifletici sebepleri dikkate aldıktan sonra uygun gördüğü takdirde tespit edilen cezadan da-ha hafif bir ceza kesebilir denmiştir.
Bir Sanığa ceza takdir ederken, işlemiş olduğu suçun ağırlığı ve böyle bir suç için belli bir hapislik cezasının öngörülmesi, ilk nazarda, verilecek cezada kamu menfaatinin önde tutulması gerektiği ilkesinden hareke-tle caydırıcı veya ibret verici bir ceza verilmesi düşünülebilir. Ancak suçun işleniş şekli, Sanığın bu gibi suçları işlemeye temayülü olup olmadığı, Sanığın kişisel ve özel durumu, sair olgular dikkate alındığında cezaların kişiselliği prensibi öne çıkarı-larak bu gibi bir suçluya daha hafif bir ceza verilmesi kamu vicdanında bir etki yaratmayacağı sonucuna ulaşılırsa Sanığa daha hafif ceza verilebilir. (Gör. Y/C 28/91)
Mezkûr kararda daha detaylı verilen bu prensip özünde Y/C 7/91, 12/91 (D 4/91) de ve b-irçok kararda belirtilen cezalandırma prensiplerinin bir sentezi niteliğindedir.
Yukarıdaki prensipleri cezalandırma prensipleri ile birlikte değerlendirdiğimizde şu sonuca varmak mümkündür.
Bir suçtan mahkum olan Sanığa ceza verirken, cezayı verecek o-lan Mahkemenin geniş takdir hakkı vardır. Mahkeme bu takdir hakkını kullanırken iki temel noktayı dikkate alması gerekmektedir. Birincisi suç ile ilgili faktörler (suçun niteliği, işleniş şekli ve sonuçları), ikincisi Sanık ile ilgili kişisel faktörler. Ma-hkeme tüm hafifletici ve ağırlaştırıcı nedenleri dikkate aldıktan sonra uygun ve adil cezayı tespit edecektir. Ceza Yasaları, Kanun Koyucunun amacına uygun olarak toplumu, ferdi, yaşamı ve vatandaşların mallarını koruma maksadı ile düzenlenir.
Bizi bağla-mamakla beraber 1982 CLR 1 Christos Eronymides
V R. davasında Sayfa 274'de bu konu ile ilgili şöyle denmiştir
"We feel that in the sentencing process the sentencer's discretion should be guided by the two broad principles of taking account first of the n-ature and circumstances of the offence and secondly of the personal circumstances of the offender, with all mitigating or aggravating factors that there may exist and then decide upon the appropriate sentence, bearing in mind the characteristics of democra-tic life which consist of the preservation of Law and order, the protection of society and the protection of the life and property of the citizens".
Neticede suç işleyen bir kişinin kişisel durumu ile toplumsal fayda ve amme menfaati arasında denge kura-rak cezayı tesbit etmek Mahkemenin görevidir.
Yargıtay, İlk Mahkeme tarafından takdir edilen cezaya bariz bir hata yapılmamış ise prensip olarak müdahale etmez. Başka bir deyişle Yargıtay huzuruna gelen meselelerde İlk Mahkeme yerine geçip ceza takdir e-tmez.
Dolayısıyle İlk Mahkemede konu edilmeyen bir iddia ilk defa olarak istinaf safhasında ileri sürülemez. (Gör Y/C75/02) İstinaf Eden Avukatının, müracaat ederek belli bir konuda şahadet dinletmek istemesi başka bir şeydir ve bu meselede konu değildir-.
İstinaf Eden Avukatı, istinaftaki hitabında Sanığın hapislik cezasının onaylanması halinde veya 1 gün dahi hapislik cezası alması halinde KKTC'den ihraç edileceğini belirtmiş ve bu husus üzerinde çok durmuştur.
Mahkeme zabıtlarından görüleceği gibi b-u iddia İlk Mahkeme huzurunda yapılmamış bu nedenle, İlk Mahkeme, ceza verirken bu hususu dikkate almamıştır.
İstinaf Eden Avukatı, İlk Mahkeme huzurunda Sanığın avukatsız olduğunu, bu nedenle bu iddiayı yapmadığını, bu durumun bilinen bir gerçek olduğun-u ve adli ihbar olarak dikkate alınması gerektiğini ileri sürmüştür.
Bir kişinin KKTC'den ihraç edilmesi Bakanlar Kurulu Kararı ile gerçekleşen idari bir tasarruftur. Bu idari tasarrufun hangi hallerde ve uygun şekilde kullanılıp, kullanılmadığı o mesele-ye has koşullar içerisinde bir yargı ihtilafına konu olduğu takdirde ilgili Mahkemece değerlendirilebilir. İhraç kararlarının hukuki nitelikleri itibarı ile ihtilâflı konular olmaları, adli ihbar olarak alınmalarına engel teşkil etmektedir.
Bunun yanısır-a bu husus İlk Mahkemede konu olmadığı cihetle istinaf aşamasında bir olgu olarak hafifletici neden olarak değerlendirilmesi mümkün değildir.
Aynı şekilde Sanığın boşandığı eşi tarafından affedildiği İlk Mahkeme huzurunda ileri sürülmediği gibi bu husu-sta Yargıtayda ek şahadet dinlenmesi için müracaat yapılmamıştır. Dolayısıyle Sanığın boşandığı eşi tarafından affedilmesinin İlk Mahkeme tarafından dikkate alınmaması bir hata olmadığı gibi bu hususun istinafta Sanık leyhine hafifletici neden olarak değer-lendirilmesi mümkün değildir.
İlk Mahkemenin kararı incelendiğinde Mahkemenin suça ilişkin faktörler ile Sanığın kişisel durumuna ilişkin faktörleri ayrı ayrı ele alıp değerlendirdiği ve cezalandırma prensipleri doğrultusunda sonuca ulaştığı görülmektedi-r.
İlk Mahkeme, olguları kararına aktarırken suçun 1.4.2010 tarihinde geceleyin işlendiğini belirtmişse de ceza verirken bu olguya değer vermedi ve ağırlaştırıcı neden olarak dikkate almadı.
İlk Mahkeme kararını üç esas üzerine kurmuştur.
Birincisi, -suçun niteliği itibarı ile ciddi bir suç olduğu, bu tür suçlara konu bıçaklarla, küçük tartışmalardan büyük sonuçlar veya suçlar meydana gelebileceğinden bu tür suçların önlenmesinde toplumun huzur ve güvenliğini korumak için kamu yararını koruyan caydırıc-ı cezaların verilmesinin gerekli olduğudur.
İlk Mahkeme, bu tespitinde hata yapmış değildir. Özellikle günümüz koşullarında ülkemizde bıçaklarla çok ciddi suçlar işlendiğini, halkın bu suçların yaygınlaşmasından tedirgin olduğunu dikkate aldığımızda bıça-k taşıyanların, bıçak taşıma sebebine bağlı olarak caydırıcı cezalar ile cezalandırılmaları amme menfaatinin korunması bakımından gereklidir.
İkincisi, suçun işleniş şeklidir. Sanık, polis tarafından şüpheli hareketleri sebebi ile tesbit edilip yakalanmı-ştır. Sanığın bu bıçağı neden taşıdığını ortaya koyacak şahadet kendi gönlü ile yaptığı itirafta mevcuttur.
İlk Mahkeme, Sanığın gönüllü ifadesinde belirttiği şekilde karısıyla ilişkisi olduğundan şüphelendiği kişi ile konuşmak maksadı ile buluşması sıra-sında bıçağı arabasından özellikle alması ve yanında bulundurmasını ağırlaştırıcı neden olarak dikkate almıştır.
Sanığın böyle bir buluşma sırasında arabasında bulunan bıçağı yanına alıp buluşmaya gitmesi ve polisin dikkatini çekecek davranışlar içine gi-rmesi İlk Mahkemenin kararında belirttiği gibi hoşgörü ile bakılması mümkün olmayan bir davranıştır. İlk Mahkeme, suçun işleniş şekli ile ilgili Sanığın gönüllü ifadesinde belirtilenleri aleyhine almakla hata etmiş değildir.
Üçüncüsü ise Sanığın kişisel- durumudur. İlk Mahkeme Sanığın kişisel ve sosyal durumunu, düzenli bir işi olduğunu, suçunu kabul ettiğini, sabıkasız oluşunu, pişman olduğunu, özür dilediğini, suçunu kabul etmesini ve ailevi durumunu, 1 çocuk babası olduğunu, Sanık leyhine değerlendirmi-ştir.
Tüm yukarıdakiler ışığında ilk Mahkemenin Sanığa ceza tespit ederken cezalandırma prensiplerini doğru olarak meseleye uyguladığı, tüm faktörleri dikkate alarak cezayı takdir ettiği ve hata yapmadığı sonucuna ulaştık.
SONUÇ:
Netice itibarı ile Sa-nık, istinafında başarılı olmadığından istinaf reddedilir.
Ceza mahkumiyet tarihinden itibaren çekilecektir.
Mustafa H. Özkök Narin F. Şefik Ahmet Kalkan
Yargıç Yargıç Yargıç
24 Kasım, 2010
-
8
Full & Egal Universal Law Academy