-D.7/2006 Yargıtay/Ceza 83/05
(Ağır Ceza Dava No 3641/04; Lefkoşa)
YÜKSEK MAHKEME HUZURUNDA.
Mahkeme Heyeti: Nevvar Nolan, Gönül Erönen, Seyit A. Bensen.
İstinaf eden: İbrahim Yücehan Şahinler, Merkezi Cezaevi,
L-efkoşa
(Sanık)
- ile -
Aleyhine istinaf edilen: KKTC Başsavcısı - Lefkoşa
A r a s ı n d a.
İstinaf eden tarafından: Avukat Menteş Aziz ve Avukat
- Rifat M. Reis
Aleyhine istinaf edilen tarafından: Savcı Ergül Kızılokgil
Lefkoşa Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı Önder Gazi, Kıdemli Yargıç Çetin Amber ve Yargıç Beril Çağdal'ın 3641/2004 sayılı davada 25.10.2005 tarihinde verdiği karara karşı -Sanık tarafından yapılan istinaftır.
---------------
H Ü K Ü M
-
-Nevvar Nolan:Lefkoşa Posta Dairesi, Muhasebe Şube Amiri olan sanık, Ağır Ceza Mahkemesinde 13 suç ile itham edildi. Bunlardan dördü Ceza Yasasının 20, 255 ve 267. maddelerine aykırı kamu görevlisi tarafından sirkat, dördü Ceza Yasasının 20(d), 255 ve 267.- maddelerine aykırı kamu görevlisini kamu görevlisi tarafından sirkat suçunu işlemek için teşvik etme, beşi de Ceza Yasasının 105. maddesine aykırı kamu görevlisi tarafından kazanç sağlamak amacı ile mevkiyi kötüye kullanma suçlarıdır.
Sanık
dava ile, Pos-ta Dairesi, Küçük Kaymaklı Şube Amiri
Halil Kızıldağ ile birlikte, Posta Dairesine ait 15,000,000,000TL değerinde damga pulunu ve 9,475,124,515 TL nakit parayı,
dava ile, Posta Dairesi, Lefkoşa Otobüs Terminali Şube Amiri Özbay Calluda ile birlikte, -Posta Dairesine ait 38,834,955,000 TL nakit parayı,
dava ile, Posta Dairesi, Başbakanlık Şube Amiri Ali Gazi ile birlikte, Posta Dairesine ait 8,126,850,000 TL nakit parayı,
11. dava ile (3. davadaki tarihlerden farklı tarihlerde) Posta Dairesi,- Başbakanlık Şube Amiri Ahmet Güler Alp ile birlikte, Posta Dairesine ait 16,764,675,000 TL nakit parayı
zimmetine geçirmek suretiyle sirkat etmekle itham edildi.
Davayı dinleyen Ağır Ceza Mahkemesi, 25.10.2005 tarihli kararında, huzurundaki tüm şahadet-i değerlendirdikten sonra sanığın, ithamlarda belirtilen tarihler arasında, Küçük Kaymaklı, Lefkoşa Otobüs Terminali ve Başbakanlık Şübeleri şübe amirleri ile birlikte, şübelerin kasalarından, ithamlarda belirtilen nakit paraları ve damga pullarını sirkat -ettiği bulgusuna vararak, sanığı itham edildiği tüm suçlardan suçlu buldu ve mahkum etti. Sanığa, birlikte çekilmeleri koşulu ile, kamu görevlisi tarafından sirkat ve kamu görevlisini kamu görevlisi tarafından sirkat suçunu işlemeye teşvik etme suçlarından- 30 ve kamu görevinde kazanç sağlamak amacı ile mevkiyi kötüye kullanma suçlarından 15 ay hapis cezası takdir edildi. Sanık hem mahkumiyet hem de ceza aleyhine istinaf etti.
İstinaf eden/sanığın istinaf ihbarnamesinde görülen istinaf sebepleri aşağıdaki -şekilde özetlenip, toparlanabilir.
1- Ağır Ceza Mahkemesinin sanık aleyhindeki suçların makul şüpheden ari olarak ispatlandığı bulgusu ve tüm davalarla ilgili mahkumiyet kararı hatalıdır,
2- Ağır Ceza Mahkemesi, sanığın ve tanıklarının şahadetlerine itib-ar etmemekle ve bunları şüphe yaratıcı, savcılığın sunduğu şahadeti cerh edici kabul etmemekle ve sanığı aleyhindeki tüm davalardan mahkum etmekle hata etmiştir,
3- Savcılık tanıklarının şahadetlerinde çok esaslı çelişkiler bulunmasına rağmen, Ağır Ceza -Mahkemesi, bu çelişkilerin davanın seyrini etkilemeyeceği bulgusuna vararak sanığı mahkum etmekle hata etmiştir,
4- Ağır Ceza Mahkemesi suç ortaklarının şahadetine itibar etmekle hata etmiştir,
5- Sanığın suç ortaklarının kamu görevlisi tarafından sirkat- suçundan yargılanmadıkları gerçeği ışığında, Ağır Ceza Mahkemesi sanığı bu suçlardan mahkum etmekle, keza sanığı suç ortaklarının teşvikçisi olarak kabul etmek ve kamu görevlisini kamu görevlisi tarafından sirkat suçu işlemek için teşvik etmek suçlarından- mahkum etmekle hata etmiştir,
6- Ağır Ceza Mahkemesi sanık aleyhindeki suçlarla ilgili mevzuatı, suç unsurlarını yanlış değerlendirmiş ve sanığı hatalı mahkum etmiştir,
7- Sanığa takdir edilen hapis cezalarının süresi müdahaleyi gerektirecek kadar fahiş-tir.
Ağır Ceza Mahkemesi sanığın itham edildiği suçları işlediğinin savcılık tarafından makul şüphenin ötesinde kanıtlanması gerektiğine, sanığın masum olduğunu kanıtlama yükümlülüğü olmadığına, bir suç ortağının sanık aleyhindeki şahadetine ihtiyatla ya-klaşılmasının, suç ortağının teyit edilmeyen şahadetini sanık aleyhine değerlendirmeye alıp sanığı mahkum etmenin tehlikelerine dikkat edilmesinin, yerleşmiş kurallar olduğuna kararında yer verdikten sonra, önündeki şahadeti bu kurallar ışığında değerlendi-rmeye almıştır.
Ağır Ceza Mahkemesi, sanığın suç ortağı diye nitelendirdiği tanıkların şahadetine, kendisini suç ortaklarının şahadeti konusunda uyardığını belirttikten sonra, itibar ederek, görevleri arasında şübeleri denetlemek de bulunan sanığın, yuka-rıda belirtilen şübe kasalarından sürekli para talep ettiği ve şübe amirlerinin tasarruflarındaki kasalardan sanığa talep ettiği paraları verdikleri, verilen bu paraların hiçbir zaman yerine konmadığı bulgularına vardı; Ağır Ceza Mahkemesi sanığın bu paral-arı alırken Posta Dairesini bu paralardan sürekli mahrum bırakma niyetini taşıdığı bulgusuna da vardı.
Ağır Ceza Mahkemesinin suç ortağı olarak nitelediği tanıklardan Ali Gazi ile Halil Kızıldağ şahadetlerinde Sayıştay denetimi nedeni ile, şübelerdeki ka-sa açıklarının ortaya çıkmaması için, 6.2.2001 tarihinde sanıkla birlikte ana kasadan pul çıkardıklarını ifade ettiler. Şahadet veren sanık da kasadan pul çıkardıklarını kabul etti ancak Halil Kızıldağ'ın acil ihtiyaç var demesi ile pul çıkarıldığını söyle-yip, amaçla ilgili bu tanıklardan farklı bir tablo çizdi. Ağır Ceza Mahkemesi, Muhasebe Şube Amiri olarak Posta Dairesi Müdürüne vekalet eden sanığın şahadetinden, 6.2.2001 tarihinde ana kasadan pul çıkarıldığında uyulması gereken usule uyulmadığının, pul -talep formu olmadan, pul değerleri ile ilgili liste hazırlanmadan, pul ana defterine pul çıkarıldığına dair gerekli kayıt yapılmadan ana kasadan pul çıkarıldığının görüldüğünü, sanığın ne kadar pul çıkarıldığını, pulların kime ne kadar verildiğini bilmediğ-ini ifade ettiğini belirttikten sonra, 6.2.2001 tarihinde ana kasadan sanık ve suç ortakları tarafından usullere uyulmadan çıkarılan pulların sanığın suç ortaklarının kasalarındaki açığı örtmek için çıkarıldıkları bulgusuna vardı; sanığın şahadetine inanma-dı ve Ali Gazi ile Halil Kızıldağ'ın şahadetini sanığın şahadetine tercih etti.
Alt Mahkemenin, önünde şahadet veren tanıkları ve şahadeti değerlendirmesine, şahadetten kaynaklanan bulgularına Yargıtayın yaklaşımı birçok Yargıtay kararında açıkça ifade e-dilmiş ve uygulamada kökleşmiştir. Bu kararlardan sadece bir tanesi olan Birleştirilmiş Yargıtay/Ceza 28 ve 35/02 (D.2/06)'da aşağıdakiler ifade edilmiştir
" Birçok içtihat kararında belirtildiği gibi bir tanığı ve şahadetini değerlendirmek, tanığın önünd-e şahadet verdiği Mahkemeye düşen ciddi bir görevdir. Mahkeme, önünde şahadet veren tanığı dinler, izler ve bunlar ışığında o tanığı ve şahadetini değerlendirir. İstinaf Mahkemesi önünde sadece ilgili tutanaklar vardır. Tanığı dinlemeyen, izlemeyen İstinaf- Mahkemesi, o tanığı dinleme ve izleme avantajına sahip olan Alt Mahkemenin, o tanık ve şahadeti hakkındaki değerlendirmesine genellikle müdahale etmez. Tanığın önünde şahadet verdiği Mahkemenin, tanık ve şahadeti ile ilgili değerlendirmesine müdahale edeb-ilmesi için, İstinaf Mahkemesinin, böyle bir müdahaleyi haklı kılacak, görünen iyi nedenleri olması gerekir. Önünde şahadet veren tanıkları ve bu tanıkların şahadetini değerlendirmesi sonucu Alt Mahkemenin vardığı bulgulara, önündeki şahadetten bu bulgular-a varabilmesi makul olduğu sürece, İstinaf Mahkemesinin müdahale etmeyeceği yerleşmiş bir ilkedir. Alt Mahkemenin vardığı bir bulguya, önündeki şahaddetten o bulguya varılamayacağı tutanaklardan görülmedikçe, İstinaf Mahkemesi müdahale etmez. Alt Mahkemeni-n, önünde şahadet veren tanıkları ve şahadetlerini değerlendirmesi sonucu vardığı bulgulara, İstinaf Mahkemesinin müdahale edebilmesi için, bu bulguların hatalı olduğu hususunda, bu bulguların hatalı olduğunu iddia eden tarafından tatmin edilmesi gerekir. -Alt Mahkeme savcılık tanıklarına inanmış, sanığa ve savunma tanıklarına inanmamışsa, Alt Mahkemenin savcılık tanıklarına inanmak, sanığa ve savunma tanıklarına inanmamakla hata ettiği hususunda Yargıtayı ikna etme yükü, karardan istinaf eden ve bunu ileri -süren sanıktadır. (Bak:Ceza/istinaf 23/72)"
Ağır Ceza Mahkemesinin önündeki tanıkları ve şahadeti değerlendirmesine, olgusal bulgularına müdahalemizi gerektirecek bir neden göremedik; Ağır Ceza Mahkemesi önündeki şahadet Mahkemenin vardığı bulgulara maku-l olarak varmasına açıktı, Ağır Ceza Mahkemesinin vardığı bulguların hatalı olduğu hususunda tatmin olmadık.
Savcılık tarafından sunulan şahadet içerisinde görülebilecek her çelişki Yargıtayın mutlaka mahkumiyet kararını bozmasını gerektirmez. Yargıtay, -davadaki tüm şahadete ve bu şahadet içerisinde görülen çelişkiye bakar ve çelişkiyi şahadetin bütünü içerisinde değerlendirmesi sonucu, çelişkinin Alt Mahkemenin mahkumiyet kararına şüphe düşürecek nitelikte olduğu kanısına varması halinde, Alt Mahkemenin -mahkumiyet kararını bozar. Bu istinafta savcılık tanıklarının şahadetlerinde esaslı çelişkiler göremedik, Ağır Ceza Mahkemesi bir suç ortağının diğer bir suç ortağının kasasındaki açığı öğrendiği zamanla ilgili şahadette iki tanık arasında yaklaşık bir saa-t kadar bir fark olduğunu görmüş ve bu farkı da şahadetin bütünü içerisinde değerlendirip tanıkların şahadetini güvenilmez kılmadığı sonucuna varmıştır; Ağır Ceza Mahkemesinin bu değerlendirmesinin hatalı olduğunu söyleyemeyiz.
İstinaf eden/sanık, kamu g-örevlisini kamu görevlisi tarafından sirkat suçu işlemeye teşvik etmekten de mahkum oldu. İstinaf eden avukatı sirkat suçu işleyenlerin bu suçtan yargılanmadan sanığın bu suçla itham edilmesinin ve yargılanmasının hatalı olduğunu iddia etmiştir. İstinaf ed-en avukatının bu iddiasında haklı olmadığı Birleştirilmiş Yargıtay/Ceza 21 ve 27/05 (D.4/06) sayılı kararda da verilen, Halsbury's Laws of England, 4th Edition, Vol.ll(l), paragraf 50'de ifade edilenlerden görülmektedir:
" 50. Indictment etc of secondary p-arties. In general, a secondary party may be tried and convicted whether or not the principal has been tried and whether or not the court has juristiction to try the principal. The fact that the alleged principal has been acquitted, whether on a procedural- point or on the merits, is no bar to the conviction of a secondary party."
İstinaf ihbarnamesinde, yukarıda da verildiği gibi, Ağır Ceza Mahkemesinin sanık aleyhindeki suçlarla ilgili mevzuatı ve suç unsurlarını yanlış değerlendirdiği iddiası da vardır.- Bölüm 155 Ceza Usul Yasasının 138. maddesi istinafın dayandığı tüm sebeplerin tam olarak istinaf ihbarnamesinde gösterilmesini buyurmaktadır; ayni yasanın 144. maddesinde de ciddi bir adaletsizlik yapıldığı kanısında olmadıkça, Yargıtayın, sadece istinaf -ihbarnamesinde gösterilen sebepleri dinleyerek istinafı karara bağlayacağı düzenlenmektedir. İstinaf sebeplerinin tam olarak istinaf ihbarnamesinde yer alması gereğini getiren bu düzenlemede amaç, istinafın dinlenmesinde istinaf edenin dayanacağı, ileri sü-receği hukuki noktaların ve olguların önceden karşı tarafın ve Yargıtayın bilgisine getirilmesidir (Bak:Birleştirilmiş Yargıtay/Ceza 64, 65, 66/02 - D.4/02). Yukarıdaki istinaf sebebine bakarak Ağır Ceza Mahkemesinin hangi suçla ilgili yaptığı hangi değerl-endirmenin yanlış olduğu iddiası yapıldığını, hangi suç unsurlarını yanlış değerlendirdiğinin iddia edildiğini, söylemek olası değildir. İstinafın dinlenmesinde istinaf eden avukatı, sirkat suçlarında sanıkta aranan sürekli mahrum bırakma niyetinin eksikli-ğinden söz etmiştir, istinaf ihbarnamesinde açıkça yer almayan böyle bir iddianın dinlenip dinlenemeyeceği bir yana, R v.Williams (1953)37 Cr.App.R.71 ve Ceza/İstinaf 31/72'de ifade edilenler ışığında, Ağır Ceza Mahkemesinin, istinaf eden/sanığın, sirkat s-uçlarında aranan "sürekli mahrum bırakma niyetini" taşıdığı bulgusunun hatalı olduğu söylenemez; Ağır Ceza Mahkemesinin mevzuatı yanlış değerlendirdiği görülmemektedir.
Yine, istinaf ihbarnamesinde yer almamasına rağmen, istinaf eden avukatı, bir konuyu -kapsayan özel bir yasanın mevcut olması halinde genel yasanın uygulanmaması, bir fiilin hem özel yasa hem de genel yasa altında suç olması halinde sanığın özel yasaya aykırı suç işlemekten yargılanması gereğinin yerleştiğine işaret ederek, hem kamu görevli-si tarafından sirkat hem de kamu görevinde mevkiyi kötüye kullanma suçlarından yargılanan istinaf eden/sanığın, sadece kamu görevinde mevkiyi kötüye kullanma suçundan yargılanması gerektiğini ileri sürdü. İstinaf eden avukatının ifade ettiği, Yargıtay/Ceza- 11/92 (D:1/92)'de de yer alan bu ilkeye katılırız, ancak bu ilkenin sanığın yargılandığı bu davaya nasıl uyarlanıp uygulanacağını göremedik; burada iki farklı yasa yoktur, sanık aleyhindeki tüm suçlar Bölüm 154 Ceza Yasası altında getirilmiştir. İstinaf e-den avukatı, belki sanığa kamu görevinde kazanç sağlamak amacı ile mevkiyi kötüye kullanma suçundan ayrı ceza verilmemesini ileri sürebilirdi, ancak önümüzde böyle bir tartışma da yoktur.
İstinafta ileri sürülenlerin tümünü değerlendirdikten sonra, Ağır -Ceza Mahkemesinin ispat yükümlülüğü ve ölçüsü, suç ortaklarının şahadeti konularında davaya yaklaşımının hatalı olmadığı kanaatına varır, Ağır Ceza Mahkemesinin, sanık aleyhindeki tüm suçların makul şüphenin ötesinde kanıtlandığı bulgusuna ve tüm suçlardan- mahkumiyet kararına, müdahale etmek için bir neden görmeyiz.
Yukarıda da belirtildiği gibi sanığa Ağır Ceza Mahkemesi tarafından, birlikte çekilmek üzere, kamu görevlisi tarafından sirkat suçlarının her birinden 30 ay, kamu görevlisini kamu görevlisi ta-rafından sirkat suçu işlemeye teşvik etme suçlarının her birinden 30 ay ve kamu görevinde kazanç sağlamak amacı ile mevkiyi kötüye kullanma suçlarının her birinden 15 ay hapis cezası takdir edildi. Sanık 30 ve 15 ay süreli hapis cezalarının belirgin bir şe-kilde Yargıtayın müdahalesini gerektirecek kadar fazla olduğu, fahiş ceza takdir edildiği iddiası ile cezalara karşı da istinaf etmiştir.
Alt Mahkemeler tarafından sanıklara takdir edilen cezalara, ceza aleyhine yapılan istinaflarda, Yargıtayın yaklaşımı-nı ve Yargıtayın uyguladığı ilkeleri ifade eden birçok karar vardır; bu kararlardan biri olan Yargıtay/Ceza 69/04 (D.1/06)'da aşağıdaki ifadeler yer almaktadır:
" Bir sanığa ceza takdir etmek öncelikle sanığı yargılayan Alt Mahkemenin sorumluluğunda olan b-ir husustur ve Alt Mahkeme bu görevini çok ciddi bir şekilde yerine getirmekle yükümlüdür. Alt Mahkeme cezayı takdir ederken, dikkate alması gereken tüm hususları dikkate almış, dikkate almaması gereken bir hususu dikkate almamışsa Alt Mahkemenin takdirin-e müdahale edilmemesi gerekir. Alt Mahkeme tüm hususları doğru bir şekilde dikkate almış ve doğru değerlendirmiş olmasına rağmen, yine de, Mahkemenin takdir etiği cezanın alenen yetersiz veya alenen fahiş olduğu görülürse, böyle bir durumda Yargıtay Alt Ma-hkemenin saptadığı cezaya müdahale edebilir. Burada Yargıtayın kaçınması gereken bir husus vardır, şöyle ki, Yargıtay kendi takdirini olabildiğince sanığı yargılayan ve sanığa cezayı saptayan Alt Mahkemenin takdiri yerine koymaktan kaçınmalıdır. Davanın tü-m olgularından işlenen suçun ağırlığı ile saptanan cezanın orantılı olmadığı, cezanın suça ve suçluya uymadığı açıkça görülmedikçe, saptanan ceza aşikar surette, müdahaleyi gerektirecek kadar ağır veya yetersiz olmadıkça, Yargıtay Alt Mahkemenin ceza takdi-rine müdahale etmemelidir."
İstinaf edenin mahkum olduğu kamu görevlisi tarafından sirkat suçu, kamu görevlisini kamu görevlisi tarafından sirkat suçunu işlemeye teşvik suçu 7 yıla kadar, kamu görevinde kazanç sağlamak amacı ile mevkiyi kötüye kullanma s-uçu ise 3 yıla kadar hapis cezası taşımaktadır. Ağır Ceza Mahkemesi bir taraftan kamu görevlisi tarafından sirkat suçunun ciddi bir suç olduğunu, kamu görevinde istihdam edilen kişilerin kamunun güvenini sarsacak eylemlerden sakınmaları gereğini, bu tür su-çlara caydırıcı ceza verilmesinin kamu yararı gereği olduğunu, suçların işleniş tarzını, öte taraftan sanığın sabıkasız oluşunu, ailevi durumunu, cezaların şahsiliği prensibini ve sanık lehine belirtilen diğer hafifletici nedenleri değerlendirmesine aldıkt-an sonra yukarıda verilen cezaları takdir etmiştir. Kamu görevinde olanların bulundukları konumu kullanarak halk tabiri ile Devletten götürmeleri hafife alınacak bir bozukluk değildir, bunun önünün alınmasında kamu yararı vardır ve önünün alınabilmesi için- uygulanacak önlemler arasında Ağır Ceza Mahkemesinin de belirttiği gibi cezaların caydırıcı niteliğinin görülmesi mutlaka olmalıdır. Kamu görevinde olan kişiler görevlerinin ifasında, bu görevlerinin gerektirdiği ve kendilerinden beklenen doğruluğu, dürüs-tlüğü sergilemelidirler. Devlet tarafından kendilerine duyulan güvenin kötüye kullanıldığı, suistimal edildiği görülen suçlarda kamu görevlilerine verilmesi gereken ceza ibret verici, başkalarını bu tür suçlar işlemekten caydırıcı nitelikli olmalıdır. Kamu- yararı, bu tür suçlarda cezanın ibret verici, caydırıcı özelliğinin, ceza saptanırken dikkate alınan diğer cezalandırma ilkelerine önceliğini ve üstünlüğünü gerektirir. İstinaf eden/sanığa takdir edilen hapis cezalarının sürelerine baktığımızda cezaların -fahiş olmadığı bir yana, Ağır Ceza Mahkemesinin sanığa oldukça ılımlı davrandığını, cezaların caydırıcı nitelik taşıdıklarının tartışılırlığını görürüz.
Yukarıda belirttiklerimiz ışığında sanık tarafından cezaya karşı yapılan istinaf da reddedilir. Bölüm- 155 Ceza Usul Yasası, madde 147'de, Yargıtay başka türlü emretmedikçe, hapis cezasının, Yargıtayın istinafı sonuçlandıran karar tarihinden başlayacağı düzenlenmiştir. İstinaf edenin mahkum olduğu suçlarda takdir edilmesi gereken ceza ile ilgili yukarıda i-fade ettiklerimiz ışığında, Ceza Usul Yasası, madde 147 altında başka türlü bir emir vermeyi uygun görmüyoruz.
Nevvar Nolan Gönül Erönen Seyit A. Bensen
Yargıç Yargıç Yargıç
26 Aralık, 2-006
-
10
-
Full & Egal Universal Law Academy