(765 S. K. m. 38, 191/1, 273, 467)
Dava: Tehditten sanık Halil'in yapılan yargılanması sonunda; hükümlüğüne ilişkin Ankara 3. Asliye Ceza Mahkemesi'nden verilen 16.12.1974 günlü hüküm, katılanın temyizi üzerine Yargıtay Dördüncü Ceza Dairesince incelenerek 09.06.1975 gün ve 150/153 sayılı ilamıyla bozulup yerine geri çevrilmiştir.
İlk hükümde direnmeyi kapsayan 23.09.1975 günlü son hükmün Yargıtay'ca incelenmesi katılan tarafından istenilmiş, koşulu da yerine getirilmiş olduğundan dosya Cumhuriyet Başsavcılığının hükmün bozulması istemini bildiren 06.11.1975 gün ve 4/6055 sayılı tebliğnamesiyle Birinci Başkanlığa gönderilmekle Ceza Genel Kurulunca okundu, gereği konuşulup düşünüldü:
Karar: Tehditten sanık Halil'in TCK. nun 191/1, 273 ve 647 sayılı Kanunun 4, 6. maddeleriyle mahkumiyetine, cezasının ertelenmesine ve suçun şeref ve haysiyeti muhil olmadığı anlaşıldığından TCK. nun 38. maddesi muvacehesinde manevi tazminat isteğinin reddine ilişkin mahkeme kararını Özel Daire, suçun niteliği ve TCK. nun 38. maddesi sarahati gözetilmeden yazılı düşüncelerle manevi tazminat isteğini reddine karar verilmesini yasaya aykırı bularak bozmuş, mahkeme ise 21.12.1964 günlü 532/522 sayılı Yargıtay Ceza Genel Kurulu Kararına da dayanak olarak suçun şeref ve haysiyet kırıcı niteliği olmadığı gerekçesiyle evvelki kararında direnmiştir.
1- Dosyaya ve toplanan deliller kapsamına göre olay; müvekkiline ait kesinleşen bir alacak takibinde sanığın telefonu üzerine haciz vazettiren müdahili sanığın; seni gördüğüm yerde yok edeceğim öldürürüm veya yaşatmam demek suretiyle, ifa ettiği görevden dolayı telefonla tehdit etmesinden ibarettir.
Örneğin TCK. nun 467. maddesinde açıklandığı gibi manevi tazminata ilişkin özel hükümler ayrık olmak üzere, genel olarak bu konuda TCK. nun 38. maddesi (bir şahsın veya ailenin şeref ve haysiyetini ihlal eden her nevi cürüm ve kabahatlerde bir gün maddi zarar vukua gelmese bile mahkeme mağdurun talebine mebni manevi zarar mukabili olarak muayyen bir tazminat) hükmedebileceğini beyan etmektedir.
Böylece Ceza Mahkemelerinin manevi tazminata hükmedebilme yetkisi TCK'de sınırlandırılmıştır. Bu kuralın dışında bir suçtan dolayı bu kabil bir isteğin hüküm altına alınabilmesi için ise hukuk mahkemelerine umumi hükümler çerçevesinde başvurulması gereklidir.
Konumuz ise; genel olarak tehdit suçlarının "şeref ve haysiyeti ihlal edici" niteliği olup olmadığına ilişkindir. (tehdit eyleminin muhatabı üzerinde korku yarattığı söz götürmez ise de ne doğrudan ve ne de dolaylı olarak (şeref ve haysiyet) rencide ettiği iddia edilemez. Bu suçta mağdurun sıfatına bakılarak, manevi tazminat verilebilmesini mümkün kılacak bir ayırım yapmaya ise TCK. nun 38. maddesinin açık hükmü karşısında olanak yoktur ve böyle bir yol farklı uygulamalara da yol açabilir. Mağdurun kamu görevlisi oluşunun maddenin açıklamasında önemli olmadığı da aşikardır. Uygulama ve Yargıtay Ceza Genel Kurulunun içtihadı da hep bu yoldadır.
Bu itibarla mahkemenin, tehdit suçlarında TCK. nun 38. maddesinde öngörülen şeref ve haysiyeti kırıcı nitelik bulunmadığı ve müdahilin manevi tazminat isteğinin bu sebeple reddi gerektiği yolundaki kabulü usul ve yasaya uygun bulunduğundan müdahilin temyiz itirazlarının reddiyle direnme hükmünün onanmasına karar verilmelidir.
2- Çoğunluğa karşı olan görüş ise; manevi tazminatın duyulan ruhi acının tatmininden ibaret bulunmasına, bu kabil suçların doğrudan doğruya şeref ve haysiyeti kırıcı olmasının da söz konusu edilemeyeceğine, şeref ve haysiyet teriminin geniş anlamda tefsiri lazım gelip bireylerin fikir ve manevi darbelere karşı korunması gerekmesine, kaldı ki (seni yok ederim) deyiminin muhatabı küçültücü ve incitici niteliğinde kapsamasına, görev yapan bir avukatın ise bu hallerde yapılan tehditle şeref ve haysiyetinin kırıldığının da kabul edilebilmesine, esasen bugüne kadar yapılan uygulamalarda ve bu husustaki içtihatta yeni bir yol seçilmesi ve kişiye yönelik tehdit suçlarının bazı hallerde TCK. nun 38. maddesi şümulünde düşünebilmesini sağlayıcı bir ayırım yapılması icap etmesine göre; direnme hükmünün Özel Daire ilamı doğrultusunda bozulmasına karar verilmesi gerektiği yolundadır.
Sonuç: Açıklanan nedenle tebliğnamedeki istek gibi direnme hükmünün ONANMASINA, depo parasının gelir yazılmasına 24.11.1975 gününde üçte ikiyi geçen çoğunlukla karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy