(1412 S. K. m. 307, 367, 406, 413)
Dava: Orman Kanununa aykırı davranıştan sanık G.'nin yapılan yargılaması sonunda; hükümlülüğüne ilişkin Y.......... Sulh Ceza Mahkemesinden verilen 04.08.1976 günlü hüküm, Üst Cumhuriyet Savcısının temyizi üzerine Yargıtay 3. Ceza Dairesince incelenerek onanmasına dair verilen 17.11.1976 gün ve 8054/8200 sayılı ilama karşı Cumhuriyet Başsavcılığınca; 3. Ceza Dairesinin onama kararının kaldırılarak hükmün bozulması istemini bildiren 25.11.1976 gün ve 107 sayılı itaraznamesiyle dosya 1. Başkanlığa gönderilmekle Ceza Genel Kurulunca okundu, gereği konuşulup düşünüldü:
Karar: Orman gençleştirme sahasında izinsiz hayvan otlatmak suretiyle 6831 sayılı Kanuna muhalefetten sanık G. hakkında yapılan yargılama sonunda; söz konusu Kanunun 95/1-son madde ve fıkralarıyla mahkumiyetine ve cezasının ertelenmesine ilişkin hükmün üst Cumhuriyet Savcısının temyizi üzerine Özel Dairece; "vekalet ücreti kişisel hakka taalluk eden bir husus bulunduğundan hükmü temyiz edenin sıfatı itibariyle bu cihet inceleme konusu dışında bırakılmış olmakla tebliğnamenin 2 nolu bendindeki mütalaaya iştirak edilmemiştir. Ancak; kabul suretine ve uygulamaya göre 6831 sayılı Yasanın 95/2 madde ve fıkrası gözetilmeden yazılı şekilde hafif para cezasının eksik hükmedilmesinin yasaya aykırı bulunduğu gerekçesiyle bozulmasına karar verilmiştir.
Cumhuriyet Başsavcılığı itirazında özetle: "maktu ücreti vekalet HUMK. nun 423/6. maddesi uyarınca yargılama giderlerindendir. Kişisel hukukunu ilgilendiren bir husus değildir. Bu nedenle uygulamasında yapılan hata yasaya aykırılık teşkil eder ve CMUK. nun 307. maddesine göre temyiz sebebidir ve Cumhuriyet Savcıları da bu nedenle hükmü temyiz edebilirler.
Gerçi üst Cumhuriyet Savcısı hükmü yalnız para cezasına hasren temyiz etmişse de Usulün 294. maddesine göre sanık yararına olduğundan bu yönden de hüküm bozulmalıdır. Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 05.07.1976 gün ve 291/307 sayılı kararı da düşüncemizi doğrular. "denilmek suretiyle dire kararının bu bakımdan kaldırılmasına ve hükmün bu yönden de bozulmasına" karar verilmesi istenilmiştir.
1 - HUMK. nun 423. maddesi ve 05.03.1941 gün ve 50/7 sayılı İçtihadı Birleştirme Genel Kurulu Kararı kapsamalarından "ücreti vekaletin" mahkeme masraflarından sayıldığı anlaşıldığı gibi, CMUK. nun 413/son madde ve fıkrası hükmünden de bu sonuç açıklıkla belli olmakta ve maddenin yine Ceza Usulünün 367. maddesi ile birlikte mütalaa edilmesi icap etmektedir. Ancak;
Vekalet ücretinin bir (mahkeme masrafı) olması onun kişisel hak olma niteliğini değiştirmez. Nitekim, Cumhuriyet Savcıları hükümde belirtilen ve kamuyu ilgilendiren mahkeme masraflarının Usulün 406. maddesine göre tahsilini sağlarken ücret vekaletin de aynı yoldan alınması savunulması zor bir durum olur ve yasal olanak dışıdır. Aynı maddenin 2. fıkrasına göre ücreti vekalet de şahsi haklar meyanında İcra İflas Kanunu hükümlerine tabi olarak takip olunabilecektir. Bu konuda başka türlü düşünmeye imkan bulunmadığından ücreti vekaletin kişisel hak, tahsil edilmesinin de özel hukuk hükümlerine bağlı olduğundan bir tereddüt almamaktadır.
Gerçi kişisel hakka yönelik yasaya aykırılıkların da bir kanuna muhalefet ve sonuç olarak bozma nedeni olduğu kuşku götürmekte ise de; bu hususun Yargıtay tarafından incelenebilmesi için hükme karşı hak sahibi tarafından yapılmış bir temyiz itirazının bulunması gerekmektedir.
İtirazda dayanak alınan genel kurul kararında ise, örneğin temyiz edenlerin sıfatları itibariyle de bu bakımdan olayımızla tam bir uyum yoktur.
Bu itibarla Özel Daire uygulaması usule ve yasaya uygun görüldüğünden Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının reddine karar verilmelidir.
2 - Çoğunluğa karşı olan görüş ise; CMUK. nun 360 ve atıf yaptığı 294. maddesi hükümlerine, 05.03.1941 gün ve 50/7 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararına, ücreti vekaleti mahkeme masraflarından sayılmasına ve buna yönelik bir hatanın yasaya aykırılığı oluşturmasına ve genel kurulun şimdiye dek yaptığı uygulamalara göre, itirazın kabulüne karar verilmesi gerektiği yolundadır.
Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenle Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının REDDİNE 20.12.1976 gününde üçte ikiyi geçen çoğunlukla karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy