(1412 S. K. m. 32) (647 S. K. m. 4, 5, 6) (YİBK. 7.6.1976 T. 1976/3-4 E. 1976/3 K.)
Dava: Trafik Kanununa aykırı davranıştan sanık İsmail'in yapılan yargılaması sonunda; hükümlülüğüne ilişkin Sarıkaya Sulh Ceza Mahkemesi'nden verilen 23.12.1975 günlü hüküm sanığın temyizi üzerine Yargıtay Yedinci Ceza Dairesi'nce incelenerek 24.2.1976 gün ve 1866/1696 sayılı ilamiyla bozulup yerine geri çevrilmiştir.
İlk hükümde direnmeyi kapsayan 24.5.1976 günlü son hükmün Yargıtay'ca incelenmesi C.Savcısı ve sanık tarafından da istenilmiş, olduğundan dosya C.Başsavcılığı'nın hükmün bozulması istemini bildiren 20.7.1976 gün ve 7/5935 sayılı tebliğnamesiyle Birinci Başkanlığa gönderilmekle Ceza Genel Kurulu'nca okundu, gereği konuşulup düşünüldü:
Karar: Plakasız traktörü trafiğe çıkarıp kullanmak suretiyle Trafik kanununa muhalefetten sanık Şah İsmail D. hakkında yapılan yargılama sonunda; 6085 sayılı kanunun 58/b madde ve bendi gereğince takdiren ve teşdiden bir ay hapis ve bin lira hafif para cezasıyle cezalandırılmasına TCK.nun 59 ve 647 sayılı kanunun 4, 5 ve 6. maddelerinin tatbikine yer olmadığına ilişkin olarak verilen hükmü özel daire; "kaza hudutları içinde etkili olmak gibi sanığın şahsiyeti ile ilgili bulunmayan sebeplere istinaden cezanın asgari hadden fazla hükmedilmesi..." ni yasaya aykırı bularak bozmuş, mahkeme ise bazı gerekçelerle evvelki kararında direnmiştir.
a) Bir suç için yasanın öngördüğü cezanın aşağı ve yukarı sınırları arasında serbestçe tertib ederken hakimin, cezanın taban sınırını aştığı takdirde gerekçe göstermesi ve bu gerekçenin olayın ve sanığın dışında ve özellikle yasanın çıkarılmasındaki genel gerekçe gibi nedenlere dayanmaması, cezanın hak ve nesafet kuralları ile bağdaşması kararda ayrıca bir gerekçe gösterilmemişse olayın ve sanığın kişisel durumunun bunu icabettirdiğinin dosya muhtevasından açıkça belli olması gerekir. Bugüne kadar Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun değişmeyen içtihadı ve uygulamaları bu yoldadır.
Olayda ise mahkemenin takdiren ve teşdiden ceza tertip ederken ileri sürdüğü gerekçelerin hiç bir sanığın kişisel durumu ve oluş ile ilgili bulunmadığı görülmektedir. Direnme kararında (Takdiren ve teşdiden kelimeleri gerekçenin tümü ile birlikte mütalaa edilince yeterlidir) denilmekte ise de; takdire ve teşdide yol açan ve yasal görülmeyen nedenler özellikle açıklanmış bulunduğundan bu görüşte de isabet mütalaa edilmemiştir.
Böylece mahkemenin bozma ilamına uyarak doğrultusunda bir karar vermesi gerekirken evvelki kararda direnmesi usule ve yasaya aykırı olduğu gibi;
b) Mahkemelerin kısa süreli hürriyeti bağlayıcı cezanın paraya çevrilmesi ve cezanın tecil edilmesi yolunda bir istek bulunmadığı takdirde bu konuda olumlu veya olumsuz bir karar verme yükümlülükleri yoksa da eğer bu yolda bir karar vermeye re'sen gerek görürlerse bu takdirde bunun yasal gerekçelerini de göstermeye zorunlu oldukları halde kararın bu gerekçeden de yoksun olduğu görülmüştür. Bu ise Yargıtay Büyük Tevhidi İçtihad Genel kurulunun 7.6.1976 tarih E.3/4, K. 3 sayılı kararının ışığı altında gerek TCK.nun 89 ve gerekse 647 sayılı yasanın 6. ve gerekse 647 sayılı yasanın 4. maddelerinin güttüğü amaca aykırı görülmüştür. Bu durumda mücerret takdiren kelimesinin kullanılması da bir gerekçe sayılamaz. Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun kararlılık gösteren içtihadı da bu yoldadır.
Bu itibarla C.Savcısı ve sanığın temyiz itirazlarını kabulü ile direnme hükmünün bozulmasına karar verilmelidir.
Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerle tebliğnamedeki istek gibi direnme hükmünün a) Sanığın kişiliği ile ilgili bulunmayan sebeplere dayanılarak cezanın asgari haddinden fazla hükmedilmesinin ve b) ertelenmeye ve 647 sayılı kanunun 4. maddesinin uygulanmasına yer olmadığına ilişkin hükmün yasal gerekçeden yoksun bulunuşunun yasaya aykırı bulunduğu gerekçeleri ile BOZULMASINA 11.10.1976 gününde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy