(334 S. K. m. 11, 19) (765 S. K. m. 143, 163) (1630 S. K. m. 4, 64)
Dava ve Karar: Laikliğe aykırı olarak Devletin içtimai ve iktisadi veya siyasi veya hukuki temel nizamlarını kısmen de olsa dini esaslara ve inançlara uydurmak amacı ile propaganda yapmak, bu amaçla cemiyet tesis ve faaliyetlerini idare etmek ve bu şekilde kurulmuş cemiyete, girmekten sanıklar Atalay, Leon, Tahsin, Aşkın, Ahmet, Yüksel, Yılmaz, Erdal, Yani Kosta ve Jozef'in bozmaya uyularak yapılan yargılamaları sonucu beraatlarına dair İzmir Üçüncü Ağır Ceza Mahkemesinden verilen 29.12.1978 gün ve 301/532 sayılı hüküm, yerel C.Savcısının temyizi üzerine Yargıtay Dokuzuncu Ceza Dairesi'nde incelenerek 7.05.1979 gün ve 926/2076 sayılı ilam ile onanmasına karar verilmiştir.
C.Başsavcılığı'nın, CMUK. nun 322. maddesi uyarınca özel dairenin onama kararına itiraz etmesi ve onama kararının kaldırılmasını ve hükmün bozulmasını isteyen 5.06.1979 gün ve 49 sayılı itiraznamesiyle dosyanın Birinci Başkanlığa gönderilmesi üzerine Ceza Genel Kurulu'nca okundu, gereği konuşulup düşünüldü:
Laikliğe aykırı olarak Devletin İçtimai ve iktisadi veya siyasi veya hukuki temel nizamlarını kısmen de olan dini esaslara ve inançlara uydurmak amacı ile propaganda yapmak, bu amaçla cemiyet tesis ve faaliyetlerini idare etmek ve bu şekilde kurulmuş cemiyete girmekten sanık Atalay ve dokuz arkadaşının bozmaya uyularak yapılan yargılamaları sonucu beraatlarına ilişkin hüküm, özel dairece: (Sanıklardan Yani Kosta ile Jozef`in, tornacı tanık Hüseyin'e 250 kuruş bedelle sattıkları Tanrı Kötülüğe Nasıl Müsaade Ediyor? adlı kitabın polise gösterilmesi üzerine soruşturmaya başlanmıştır. Gerek bu kitapta, gerek dosyada bulunan Mukaddes Kitap Gerçekten Tanrının Sözü müdür? Hayata Sevk Eden Hakikat adlı kitaplarda, Ahd-ı Atik (Tevrat) ile Ahd-i Cedid (İncil)'i kapsayan Kutsal Kitaptaki bahisler üzerinde durulmuş, özellikle: Tufan, mucizeler, ahlak, peygamberliklerin anlamı, kiliseler, Allah kimdir, neden ölüyoruz, İsa, kötü ruhlar, göğe giden küçük sürü, Allah'ın krallığı, hakiki kilise ve onun temeli, Allah'ı memnun etmeyen alışkanlıklar, dua, Hıristiyan itaati, hayata karşı ilahi saygı, aile mutluluğu, hakiki tapınma gibi konular işlenmiştir.
Bunlar, Kur'an dışındaki kutsal kitaplardan esinlenen ve temel inancı Hıristiyanlık esaslarına dayanan dinsel bir kuruluşun Yehova Şahitleri Topluluğunun inançlarını yansıtmaktadır.
Sanıklardan sekizinin İzmir Şubesi Yöneticisi olduğu Mukaddes Kitap Kursları Derneğinin, İçişleri Bakanlığı'nca onaylanarak 14.05.1975 gününde ilgililere bildirilen tüzüğündeki amaç ise Mukaddes Kitabın görüş, inanç ve ahlak anlayışını yaymak, okunmasını ve incelenmesini teşvik etmek, isteyenlere öğretmekten ibaret olarak özetlenebilir.
11.01.1976'dan başlayarak yıl sonlarına kadar süren çeşitli dernek toplantılarına ilişkin polis raporlarında belirtildiğine göre, çoğunluğu kadın ve çocuklardan oluşan ve sayıları 50-80'i geçmeyen dinleyicilere, kutsal kitaplardan ayetler okunduğu, Yehova (Tanrı) yolunda gitmenin gerekliliği, Süleyman'ın meseleleri, çocuk eğitimi, alçak gönüllülük, İsa'nın mucizeleri, sabır ve sadakat, fidye, şeytanın elinden kurtulma, Zeburun bazı parçaları, Adem ile Havva, Hürriyet ve itaat, yakın akraba ile evlenmenin sakıncaları gibi konular üzerinde durulmuş, dualarla başlanıp dualarla bitirilmiştir.
Anılan raporlarda bu toplantıların yasa dışı propagandalara alet edildiğini ve tüzük dışına çıkıldığını gösterir herhangi bir kayıt yer almamıştır.
Dinlenen tanıkların anlatımlarında da dava konusu suçların işlendiği kanıtlayacak nitelikte bilgilere rastlanmamıştır. C.Savcısının temyiz dilekçesinde, sanıkların yeryüzünde dinsel yönetime dayalı bir düzen kurmak istedikleri, işbaşındaki hükümetlerin tanrı izni ile ayakta durduklarını savundukları, bu yoldaki görüşleri kitaplarla yaydıkları ve amaçlarını gerçekleştirmek istedikleri belirtilmiş, yukarıda adları yazılı kitaplardan örnekler veren tebliğnamede ise bu görüş desteklenmiştir.
Ancak tebliğnamede üzerinde durulan bölümler, sanıkların kendi eylem ve çabaları ile gerçekleştirmek istedikleri amaçları kapsamayıp, inandıkları dinsel ilkelerin belirtilmesinden ibarettir. Bir gün gelip İsa'nın yeryüzüne ineceğine, dünyadaki kötülüklere son vereceğine ve tanrının istediği yolda adil bir dünya krallığı kurulacağına olan inançları, Türkiye'ye özgü bir düzen değişikliğine yönelik olmayıp evrensel çapta bir görüşün ifadesidir. Böyle bir görüşe bağlanmak ise, Anayasanın güvencesi altında bulunan inanç ve düşünce özgürlüğünün sınırları içerisinde kalmaktadır. Bu nedenle sanıkların davranışlarının TCK.nun 163. maddesinde değinildiği üzere Türkiye Devletinin Temel düzenlerini dinsel esaslara uydurmak amacı ile dernek kurmak ve yönetmek niteliğinde eylemler olarak kabulüne olanak görülememiştir. Zira sanıkların davranışları dinsel bir inançtan kaynaklanan ümitli bir bekleyiş niteliğindedir. Bu yolda aktif bir faaliyet, sosyal ve siyasal bir amaç peşinde olmadıkları görülmektedir.
Bu durum karşısında, sanıkların eylemlerinde suçluluk olmadığına ilişkin beraat hükmünün gerekçesinde belirtilen hususlar, dosyaya ve kitaplarda yazılı metinlere uygun bulunmuştur) gerekçesiyle yerel mahkeme hükmünü onamıştır.
Onama kararına karşı itiraz yoluna başvuran C. Başsavcılığı Özetle: Bazı ansiklopedilerde Yehova Şahitliği'nin enternasyonal ve siyasi bir din cemiyeti olduğunun belirtildiği; Yehova Şahitleri'nin dünyevi amaçlarının, dünya toplumları arasındaki ulusal ve siyasal sınırları yok etmek, bunların sembolü olan bayrak ve ulusal marşları tanımamak, ulusların koruyucusu ve savunucusu olan askerliği ve milli Savunmayı kaldırmak ve reddetmek ve böylece gökyüzündeki İsa'nın görevlendirdiği kişiler eliyle dünya halkını yönetmek olup, laik hükümetlerle tam bir aykırılıkları bulunduğu, bu nedenle yayınlanan kitap ve broşürlerin içeriğindeki fikirlerin TCK.nun 163. maddesine giren suçları oluşturduğu; toplantılarına katılanlara aynı inançla ilgili yeni yayınları arkasını kesmeden vererek, onları, okutmaya çalışmak ve konuşmalar yoluyla sözlü ve okunaklı telkine tabi tutarak aktif, aksiyoner ve eylemci bir hale getirip, vaiz ve öncü yaparak kendi siyasi çıkarları yönünde şartlandırmaya çalıştıklarının açıkça görülebildiği; merkezi Amerika'da olan ve çeşitli ülkelerdeki şubelerine maddi imkanlarını İyi Umutlar Fonu diye adlandırılan teşkilattan temin eden Yehova Şahitliğinin kökü dışarıda, yeryüzünün teokratik bir düzenle idaresini temin için kurulmuş, dinsel niteliğinden ziyade siyasal yönü ağır basan bir cemiyet ve sanıkların İzmir'de faaliyete geçirdikleri derneğinde bu cemiyetin şubesi olduğunu kabulde zorunluluk bulunduğu, yeryüzünde bulunan bütün devlet ve milletleri içine alacak tarzda teokratik bir nizam kurma amaçlarından, açık olarak ismi geçmediğinden bahisle Türkiye'yi soyutlamanın olanaksız olduğu) belirterek onama kararının kaldırılarak, hükmün bozulmasına karar verilmesini talep etmiştir.
1- Yehova Şahitliği nedir?
Yehova Şahitleri adı ile tanınan ve birçok ülkelerde yandaşlarının bulunduğu anlaşılan toplumsal hareketin doğuş yeri Amerika'dır. Charles Tame Russel tarafından 1874 yılında; Hıristiyanlık'taki teslis ve cehennem inanışına tepki olarak kurulmuştur. 1931 yılında Yehova Şahitliği adını almıştır. Dayandıkları kitab-ı mukaddes, Kur'an dışındaki kutsal kitaplardan oluşmaktadır. Bunların başlıcaları Tevrat ile İncil'dir. Tanrı adı olarak benimsendikleri Yehova adı, İsrail kaynaklıdır. Yehova Şahitleri, Tanrı tanıkları, yani Tanrı'ya inananlar demektir. Bunların inandıkları kutsal kitap ile yayımladıkları belli başlı dergi ve broşürlerde yer alan temel inançlar şöyle özetlenebilir: İsa, Allah'ın oğlu değil, insandır ve ilk yaratığıdır. Üçlü tanrı anlayışı (Teslis - Trinite) ile cehennem inanışı yersizdir. Dünya toplumlarının yaşayışlarında bir takım olumsuz belirtilerin (kıyamet alametinin) ortaya çıkmasından sonra, mevcut düzenler değişecek, İsa'nın emrinde bin yıl süreli tanrısal bir krallık kurulacaktır. Bu sonuçtan önce Tanrı'nın orduları ile şeytanın orduları savaşacak ve Armagedon Savaşı İsa tarafından kazanılacaktır. Böylece kurulacak olan yenidünya düzeninde ulusal sınırlar ve bayraklar olmayacak, gereği kalmayacağı için askerlik mesleği de kalkacaktır.
Yehova Şahitleri'nin, tanrıya dayanmaları, kutsal kitabı esas almaları ve İsa'yı Peygamber olarak tanımaları bakımından bunların dinsel nitelikte yeni bir akımın izleyicileri olarak tanımlanmaları genellikle kabul edilmiş bir görüştür. Başka bir deyimle bu kuruluş, yeni Hıristiyanlık (Neo-Hıristiyanizim) hareketinden başka bir şey değildir. Bu yönden bir mezhep niteliği taşımaktadır.
2 - Yehova Şahitliği'nin yayılışı, Türkiye'deki çalışmaları:
Bu dinsel kuruluş, çeşitli ülkelerde dernekler kurmak suretiyle faaliyete geçmişlerdir. Türkiye'de Cumhuriyetten önceki dönemlerden beri de varlıklarını göstermişlerdir. Nitekim 1912 yılında İstanbul'da eski harflerle basılan Kitab-ı Mukaddes adlı kitap Amerikan Kitab-ı Mukaddes Şirketi tarafından yayımlanmıştır. Daha sonra 10.07.1974 gününde Mukaddes Kitap Kursları Derneği adı altında İstanbul'da yeni bir örgüt oluştuğu görülmektedir. Buna ilişkin tüzük, İçişleri Bakanlığı'nca onaylanarak 14.05.1975 gününde ilgililere bildirilmiştir. Bu derneğin bir şubesi, 6.06.1975 gününde İzmir'de kurularak çalışmaya başlamıştır. Bağlı bulundukları tüzüğün 11. maddesinde amaç şöyle belirtilmektedir:
Mukaddes kitap Kursları Derneği, Türkiye Cumhuriyeti dahilinde, dil, ırk, sınıf, din ve mezhep ayırımı gözetmeksizin T.C. Anayasası'nın tanıdığı din hürriyeti ve laiklik kuralı içinde Yehova Şahitleri'nin inanç, kültür ve ahlak görüşü açısından, Kitab-ı Mukaddes görüş, inanç ve ahlak anlayışını yaymak, bu kitabın okunmasını ve incelenmesini teşvik etmek ve isteyen herkese öğretmek amacını güder.
Bu maddenin 7. numaralı bendinde ise şunlar yazılıdır:
Dernek siyasetle uğraşmaz. Derneğin hiçbir siyasi, amacı yoktur. Dernek dil, ırk, sınıf, din ve mezhep ayrımına dayanarak nitelikleri Anayasa'da belirtilen Türkiye Cumhuriyetinin temel vasıflarına aykırı hiçbir eylem ve faaliyette bulunamaz. Derneğin dini ve ahlaki görüşler yönünden bir din ve mezhep sahiplerinin diğerlerine hakim ve imtiyazlı olmasına yönelik bir faaliyet ve amacı mevcut olmayıp Anayasa'da belirtilen din hürriyetine ve dini görüş eşitliğine, laikliğe inanır ne bunların gerçekleşmesini amaç bilir.
3 - Davanın geçirdiği evreler:
Kaynağı, niteliği ve hukuki yapısı bundan ibaret olan derneğin İzmir Şubesi'nin yönetim kurulu üyeleri, ..................... adında sekiz kişidir. 3.06.1977 günlü iddianamede bu sekiz kişi ile birlikte, adı geçen derneğe girdikleri kabul edilen Jozef ile Yani Kosta haklarında kamu davası açılmıştır. Suç tarihi 27.07.1976 olarak gösterilmiştir. İlk sekiz sanığın eylemlerinin, TCK.nun 163/1. maddesine ve son iki sanığın eylemlerinin, bu maddenin 2. fıkrasına girer nitelikte olduğu ileri sürülmüştür. 23.01.1978 de verilen ilk beraat hükmünün, eksik soruşturma nedeniyle Yargıtay Dokuzuncu Ceza Dairesi'nce bozulması üzerine bozmaya uyularak yapılan ikinci duruşma sonunda 29.12.1978 günlü kararla sanıkların beraatlarına ikinci kez hükmolunmuştur. Bu karar, C.Başsavcılığı'nın tebliğnamesine aykırı olarak 7.05.1979 gününde dairece oybirliğiyle onanmıştır, 5.6.1979 günlü itiraz yazısında, onama kararı isabetsiz görülerek kaldırılması istenmiştir.
4 - C.Başsavcılığı'nın itirazında, yukarıda da özetlendiği gibi :
Allah anlamına kullanılan Yehova adında, Yehova Şahitleri adlı kuruluşun kurucusundan, yayın organlarından, bu kuruluşa bağlanan kişilerin başlıca inanışlarından bu inanışlara göre Armagedon Savaşı sonunda İsa'nın yönetimindeki Yüz kırk dört bin insanın gökyüzünden yeryüzüne inerek dünyayı kutsal kitaptaki buyruklara uygun biçimde yöneteceğinden, söz edildikten sonra Anayasa'nın 11 ve 19. maddelerinde yer alan vicdan ve din özgürlüğü ile bu hak ve özgürlüklerin kötüye kullanılması konusu incelenmekte ve dava dosyası içindeki Hayata Sevk Eden Hakikat, Tanrı Neden Kötülüğe Müsaade Ediyor adlı kitaplar üzerinde durulmaktadır. Bu kitaplarda yer alan görüş ve inanışlardan sonuç çıkarılarak ve üzerinde yorum yapılarak Yehova Şahitlerinin dünyevi amaçlarının, dünya toplumları arasındaki ulusal ve siyasal sınırları yok etmek, bunların sembolleri olan bayraklar ve ulusal marşları kaldırmak olduğu ve son amaçlarının ise dünya üzerinde teokratik bir düzen kurmaktan ibaret bulunduğu öne sürülmektedir. Bu nedenlerle beraat hükmünü onayan Dokuzuncu Ceza Dairesi'nin 7.05.1979 günlü kararındaki görüşe katılınmadığı belirtilerek anılan kararın kaldırılması istenmiştir.
İtirazda, iddianamedeki yasa maddelerinde değişiklik öngörülmüş ve ilk sekiz sanığın eylemlerinin TCK. nun 163/1. maddesi ile birlikte 1630 sayılı Dernekler Yasasının 4 ve 64/1. maddelerine aykırı olduğu, diğer iki sanığın eylemlerinin ise TCK.nun 163/4. maddesi kapsamına girdiği belirtilmiştir.
5 - İtirazın kabul edilmemesi nedenleri:
Ceza Genel Kurulu bu itirazı her yönden isabetsiz bulmuştur. Şöyle ki: Hakkında dava açılan kişiler, iddianamede yazılı on yurttaştan ibarettir. Bunlar dışına çıkılarak anılan derneğin tüzel kişiliği ve Yehova Şahitleri adlı dinsel kuruluşun Uluslararası varlığı hakkında dahi yargılama yapıldığı düşüncesini uyandırabilecek biçimde konunun sınırlarını zorlamak düşünülemez. Olayda, sanıklarla onların dava konusu eylemlerine değinmemiz ve bununla yetinmemiz zorunludur.
İddianamede ilk sekiz sanığın eylemleri Laikliğe aykırı faaliyet olarak gösteriliyor. Bu konuda üzerinde somut olarak durulan faaliyetler şunlardır: Haftanın belirli günlerinde İzmir'de toplantılar düzenlemek, diğer iki sanığı İzmir'in mahallelerinde dolaştırmak, ayrıca kendilerine yandaş kazandırmak amacıyla Niğde'ye göndermek, Son iki sanığın eylemleri ise gönderilen yerlere gidip Yehova Şahitliğini tanıtmak ve İzmir'de bir tornacıya Tanrı Neden Kötülüğe Müsaade Ediyor adlı kitabı satmak eylemlerinden ibarettir. Bunun dışında başkaca kitap satıldığını gösterir ne bir iddia, ne de bir kanıt vardır. Bu iki sanığın Niğde'ye ve İzmir'in mahallelerine gönderilmeleri eyleminde esasen bir açıklık yoktur. Bir yurttaşa bedeli karşılığında bir kitap satmak ise hiçbir bakımdan suç olarak söz konusu edilemez. Adı geçen kitapta ve benzeri broşürlerde, Ahd-i Atik (Tevrat) ile Ahd-i Cedid (İncil)'i kapsayan kutsal kitaptaki bahisler üzerinde durulmuş, özellikle tufan, mucizeler, ahlak, Peygamberliklerin anlamı, kiliseler, Allah kimdir, neden ölüyoruz, İsa, Kötü ruhlar, göğe giden küçük sürü, Allah'ın krallığı, hakiki kilise ve onun temeli, Allah'ı memnun eden alışkanlıklar, dua, Hıristiyan itaati, hayata karşı ilahi saygı, aile mutluluğu, hakiki tapınma, gibi konular işlenmiştir.
Bunlar, Kur'an dışındaki kutsal kitaplardan esinlenen ve temel inancı Musevilikle Hıristiyanlığın bağdaştırılmasına dayanan dinsel bir kuruluşun (Yehova Şahitleri Topluluğunun) inançlarını yansıtmaktadır.
Böyle bir inanca bağlı bulundukları anlaşılan sanıkların bu inançlarını genel bir düşünce ile ve yorum yapmak suretiyle suç saymak, ceza hukuku ilkeleriyle bağdaşamaz.
Haftanın belirli günlerinde yapılan toplantılara gelince: Bu toplantılarda konuşulanlar, dinsel bir takım inançların açıklanması ve ahlaki bazı konuların işlenmesi niteliğindedir. Bunlar dışına çıkılmadığı ve yasalara aykırı bir davranışta bulunulmadığı, her toplantı sonunda görevli polis memurlarınca düzenlenen ve örnekleri dosyada bulunan raporlardan açık bir biçimde anlaşılmaktadır.
Tanrı Neden Kötülüğe Müsaade Ediyor adlı kitaptaki inançlara gelince: Burada dava ile ilgili olan husus şudur: Bugünkü iktidarlar Tanrı'nın rızası ile iş başında bulunmaktadırlar. Ama dünya devletlerindeki ahlak ve düzen bozukluğu zamanla büyümesine devam ettiğinden Tanrı artık bu duruma son vermek ihtiyacını duyacaktır. Bu amaçla İsa'yı yere indirecektir. İsa, gökyüzündeki adamlarıyla böyle bir savaşı 1914 yılında başlatmıştır. O günden 70 yıl sonra bu savaş yeryüzüne de inecek ve yapılacak olan Armagedon Meydan Savaşı'nda İsa zafer kanacak, çeşitli ülkelerde görevlendireceği yeni yöneticiler eliyle dünya ülkelerini Tanrı'nın iradesine ve isteğine uygun biçimde yönetmeye başlayacaktır .İnancın konumuzla ilgili bölümünün özeti budur.
İtiraz yazısına göre, mademki dünya yüzünde gerçekleşecek Tanrısal kaynaklı bir yönetime inanılmış, o halde devlet işleri din kurallarına uydurulmaya çalışılıyor. Mademki dünya devleti kurulunca ulusal sınırlar kaldırılacak, devletlerin sembolleri olan bayraklar direklerinden indirilecek, gerek kalmayacağı için askerliğe son verilecek, o halde devlet işlerine, dünya işlerine karışılmış oluyor.
Bu görüşte isabet bulmak güçtür. Tersine benzeri davalarda daha önceki yıllarda değişik hukuk kurumlarında görevli ve yetkili bilirkişilerce verilmiş olan ve örnekleri dosyada bulunan çeşitli raporlarda, bu yoldaki inançlara bağlanılmasında ve bunların isteyenlere duyurulup yayılmasında TCK.nun 163. maddesinin ihlal edilmesinin söz konusu olmadığı belirtilmiştir. Adı geçen madde, devlet düzenini dinsel esas ve inançlara uydurmak amacıyla örgüt kurmayı ve buna bağlı eylemleri yasaklamıştır. Yehova şahitlerinin dinsel bir inanca dayanan ve mistik bir ümidi yansıtan, Tanrı ve peygamber eylemi olarak bağlandıkları bu görüşler dinsel inanç sınırını aşmamıştır. Sanıklarca eyleme dönüştürülmüş ve kendi iradeleri ürünü sayılacak bir faaliyet yoktur. Bu yolda aktif hareketleri saptanmış değildir. Kendileri Tanrısal bir yazgının buyruğundadırlar. Bağlı bulundukları dernek şubesini böyle bir siyasal amaçla kurduklarını gösterir herhangi bir kanıt da elde edilmiş değildir. Tüzükleri dışına çıktıkları ve din özgürlüğünü kötüye kullandıkları dahi saptanamamıştır. İnandıkları kitaplarda belirtilen dinsel inançların gerçekleştirilmesi amacıyla giriştikleri siyasal nitelikte herhangi bir eylemleri söz konusu değildir. Dinsel ve kültürel faaliyetlerin suç sayılması ise Anayasanın ve yasaların özüne ve sözüne aykırı düşer. Kaldı ki, yeryüzündeki bütün otoritelerin Tanrı'nın müsaadesiyle iş başında bulunduklarına inanmaktadırlar. Bir gün gelip Tanrı bu düzeni değiştirecekse ve sanıklar buna inanmışlarsa bunda, adı geçenleri suçlandıracak bir yön bulunmaması gerekir.
Öte yandan, buna benzer inanışlara yüzyıllardan beri İslam Dünyası'nda dahi rastlanmıştır. Şii Mezhebi'ndeki Mehdi inancı ile Sünni Mezheplerdeki Son Halife inanışı, İsa'nın yeryüzüne inişi ile ilgili inanıştan farklı bir nitelik taşımaz. İslam'daki bu tür inanışlara bağlanmak hiçbir zaman laikliğe aykırı bir suç sayılamayacağı gibi Yehova Şahitleri'nin bu inanışlarında da suçluluk bulmak mümkün değildir. Böyle bir yorum ceza ilkelerine ve yasa maddelerine aykırı olur. Kıyasla, zorlama ile suç oluşturulamaz, ceza verilemez.
Öte yandan, sanıkların sosyal etkinlikleri yönünden ve bağlı bulundukları derneğin Türkiye'deki varlığı ve gücü bakımından ceza hukukunda söz konusu olan Elverişli araç koşulu da gerçekleşmiş sayılamaz.
Bir gün gelip sanıkların bu inanışları gerçekleşir de dünyada Tanrısal bir yönetim kurulursa, sanıkların buna inanmaları nedeniyle cezalandırılmış olmaları bu sonucu önleyemeyecektir. Yok eğer, bu bekleyişler bir hayal ürünü ve hoş bir inançtan ibaret kalacaksa bu durumda sanıkların inanışlarının, laik devlet düzenimize zarar vermesi söz konusu olamaz. Bu bakımlardan kutsal kitaplardan kaynaklanan ve kişilerin kafa ve vicdanlarında yer alan bu nitelikteki inançların elverişli araç olarak kabul edilmesi olanak dışıdır.
Sanıkların eylemleri, vicdan ve din özgürlüğünü koruyan Anayasanın 19. maddesinin sınırlarını aşmamış, bu yönden maddenin son fıkrasında yazılı özgürlüğü kötüye kullanma ve istismar etme durumu da gerçekleşmemiştir.
Bu hususlar gerek beraat hükmünde, gerek dairenin onama kararında birbirini tamamlayıcı biçimde yeterince açıklanmış bulunmaktadır.
Son iki sanığın sattığı kitaptaki inanç ve görüşler yalnız Türkiye'yi değil, bütün insanlığı amaçlamaktadır. Yansıttığı inançlar TCK.nun 163. maddesinin kapsamı dışında kalır. Bu maddede yazılı propaganda veya telkin eylemlerinin yasal unsurları ve koşulları da yoktur. Çünkü, dinsel inanışları öğretilmesi ve yayılması faaliyetleri din ve inanç özgürlüğünün sınırları içinde kalır. Laiklik, devletin dinler karşısındaki bağımsızlığı demek olduğuna göre, sanıkların dinsel kitaplarda yer alan inançlara bağlanmalarında propaganda suçunun bulunmadığı açık bir gerçektir. Keza, dinsel duygu dışında siyasal bir amaçla ortaya çıkan telkin dahi söz konusu değildir.
Dernekler Yasasına gelince: Mukaddes Kitap Kursları derneğinin merkezi İstanbul'dadır. Bunun tüzüğü hükümetçe onanmıştır. Adı geçen dernek varlığını sürdürmekte ve yaşamaktadır. Bunun bir şubesini İzmir'de açan sanıkların eylemleri, Dernekler Yasasının 4. ve 64/1. maddelerinde yazılı suç ve cezalarla ilgili görülemezler. Hükümetçe onaylandığına göre, inanç ve düşünce yönünden bağlı bulundukları Newyork Merkezi ile olan manevi ilişkileri de, kökü dışarıda bulunan dernekleri yurt içinde kurmak suçuna yer veren TCK.nun 143. maddesi içerisinde düşünülemez. Nitekim bu maddeye iddianamede değinilmediği gibi itiraznamede dahi yer verilmemiştir.
Yukarıda açıklanan nedenlerle, yerinde bulunmayan C.Başsavcılığı itirazının reddine karar verilmelidir.
Çoğunluk görüşüne katılmayan Ceza Genel Kurulu Başkanı M. S. Livanelioğlu: (Yehova Şahidi olduklarını kabul eden ve amaçlarına ulaşmaları için faaliyetlerini Mukaddes Kitap Kursları adındaki paravan dernek adına sürdüren sanıkların eylemlerinde; TCK.nun 163. maddesinde yazılı suçun oluşup oluşmadığının tespiti ve bu davada isabetli bir sonuca ulaşılabilmesi için önce Yehova Şahitlerinin inançları, amaçları, çalışma biçimleri ve nasıl bir kuruluş olduğunun bilinmesinde zorunluluk vardır. Amerika'daki merkez yönetimlerince hazırlanıp Türkiye'de faaliyete geçirdikleri dernek aracılığı ile yayınladıkları Tarassut Kulesi, Allah Hak Olsun, Kaybolan Cennetten Tekrar Kazanılmış Cennete, Bütün Milletler Allah'ın Krallığı Altında Birleşin ve dava dosyasında bulunan Hayata Sevk Eden Hakikat adlı kitap ve broşürlerle dernek tüzüğünden ve konu ile ilgili ansiklopedik ve bilimsel eserlerin incelenmesinden anlaşılacağı üzere; Yehova Şahitleri dini ve siyasi bir cemiyettir. Burada Şahitler tabiri güçlü Tanrı Yehova'ya tanıklık eden, tanıyan anlamında kullanılıyor. Gerçekte Yahudililiğin tesiri altında kalan ve bir Hıristiyan tarikatı gibi görünen bu dini ve siyasi cemiyet, Amerika'da oturan liderlerinin yönetimi altında Amerika, Asya, Afrika ve yurdumuzda kesif bir faaliyet içindedir. Şahitler, kitap, mecmua, broşür ve teyp kullanarak halkla temas kurmak ve görüştükleri kimselere telkin ve vaazda bulunarak amaçlarını gerçekleştirmeye gayret etmektedirler. Ful-Time tam gün çalışanlara Öncüler yarım gün çalışanlara da Neşriyatçılar diyorlar. Her iki grup şahitler, Amerika'daki merkezlerinden ve yine oradaki liderlerinden aldıkları direktifle faaliyet gösterirler. Mahalle kiliselerine Krallık Salonu adını vermişlerdir. Böylece şahitler aynı zamanda bir vaizler cemiyetidir. Kendi adamlarına Kutsal İşçi derler.
Yehova Şahitleri, milliyetçiliği, milli duyguları reddettikleri gibi, milli hudut da tanımazlar. Ulusların savunucusu ve koruyucusu olan askerliğin, askere alınmanın karşısındadırlar. Ulusal egemenlik, bağımsızlık, milli hatıralar ve kahramanlıkların sembolü olan bayrağı ve sancağı selamlamayı reddeder ve bu çeşit davranışları puta tapmak sayarlar. Şahitlerin boşanmaları yasaktır. Seçimlere iştirak etmeyi, seçme ve seçilmeyi günah sayarlar. Sigara, içki ve heykel yapmak haramdır. Kendilerinden olmayanları düşman tanırlar. Ahiret'e, Cehennem'e inanmazlar. Yehova'nın güçlü bir Tanrı olduğuma, İsa'nın da vaadedilmiş bir dünyanın kralı olup, bu kralın gökte taç giymiş bulunduğunu, yakında Armagedon Savaşı'nda yeryüzündeki kötü insanları yok edip asıl hedefleri olan dünya krallığını kuracağına inanırlar. Bu krallık, yeryüzündeki bütün milletlerin siyasi sistemleri yıkılmak ve ortadan kaldırmak suretiyle tesis edilecektir. Milli hükümetlerini Allah'ın krallığına teslim etmeyenler helak edilecektir. Yeryüzündeki bütün siyasi sistemler bir canavardır. Armagedon Savaşı ile yok olacaklardır. Yehova'nın ikazlarına kulak verip şimdiden ona boyun eğenlerin davranışlarının yukarıda açıklanan ilkelere uyduranların yeryüzünde kurulacak bir dünyada ebedi olarak yaşayacaklarını telkin ederler.
Amaçlarının tahakkuku için binlerce kitap, broşür, mecmua ve teyp hazırlayıp, bunları türlü dillerde bastırıp bütün dünyaya yaymaktadırlar. Şimdiye kadar 100 ayrı dilde 643 milyon nüshadan fazla kitap bastırıp dağıttıkları bilinmektedir. Dergi ve broşürler bu rakama dahil değildir. Memleketimizde de, pek çok kitap ve broşürleri Türkçe olarak bastırıp dağıtmışlardır.
Sanıkların bir kısmının İzmir Şubesi Yöneticisi oldukları Mukaddes Kitap Kursları Demeğinin Tüzüğünde: amaçlarının Yehova Şahitlerinin, inanç, kültür ve ahlak görüşü açısından Kitabı Mukaddes görüş, inanç ve ahlak anlayışını yaymak ve bu kitabın okunmasını ve incelenmesini teşvik etmek ve isteyen herkese öğretmek olduğu; bu yolda eğitici programlar, konferanslar düzenlemek, yayınlarda bulunmak, yabancı dillerdeki eserleri Türkçe'ye çevirmek için derneği faaliyete geçirdikleri belirtilmiştir.
Sanıklar savunmalarında: Yehova Şahitliği'nin bir din olduğunu, bu dinin gerektirdiği bütün vecibeleri benimsemiş ve yerine getirmek için çalışan kimselerden olduklarını, Sanık Kosta'nın muhbir Hüseyin'e vermiş okluğu broşürdeki esasları da kabul ettiklerini, Derneğin, Yehova Şahitliği dinine hizmet eden, çalışmalarının geliştirmesi ve yayılması bakımından yasal yönden çözüm getiren bir vasıta olduğunu, kanuni bir ihtiyaçtan doğduğunu, yayınlarının meşruluk kazanması için bu dernek kuruluşuna zaruret bulunduğunu. Mukaddes Kitap haricindeki yayınlardan de dernek yönetim kurulunun malumatı bulunduğunu, içlerinden bazılarının dinlerini, değiştirip Yehova Şahidi olarak nüfus kütüğüne kayıt ettirdiklerini, seçme ve seçilmeyi mubah saymadıklarını, inandıkları dinin bu faaliyetleri günah saydığını, askerliği mecbur tutmadıklarını söylemişlerdir.
Yehova Şahitleri'nin dünya görüşünün yayılması için çıkarılan pek çok , kitapta olduğu gibi, dosyada mevcut Hayata Sevk Edan Hakikat adlı kitapta da, Yehova Şahitlerinin inançları doğrultusunda bugünden faaliyet göstermeleri, inançlarına uymayan yasalara karşı gelmeleri gerektiğini telkin eden pek çok kısım bulunmaktadır, örneğin:
a- Allah'ın rızasını kazanmak için mukaddes kitabı tetkik etmek ve Allah'ın iradesi hakkında bilgi edinmek şarttır. Fakat İsa Mesih'in söylemiş olduğu veçhile, mühim olan bu iradenin yerine getirilmesidir. Bir kimsenin işleri öğrendiği şeylere uygun olmalıdır. Öyle ise, Allah'ı memnun etmek için, bir kimsenin dini inanışı Mukaddes Kitapla tam bir ahenk içinde olmalı ve hayatın her safhasına tatbik edilmelidir. (S. 16).
b- Yehova Allah, adil sistemindeki hayatımız için bizi talim ve teçhiz etmek üzere kullandığı bir teşkilata sahiptir. Şimdi ki kötü şeyler sistemi yok olduktan sonra insanlar her yerde Allah'ın yolunu takip edecekler, Allah'ın hükümeti yegane hükümet olacaktır. Yeryüzünde müşarekette bulunmak için, Allah'ın tasvip ettiği kavminden başka kimse kalmayacak, Yanlışı ve doğruyu ancak Allah'ın standardı tayin edecek. Ancak bir tek din olacaktır. Bundan dolayı,en hikmetli hareket, yazılı sözü olan Mukaddes Kitap vasıtasıyla verdiği eğitimden faydalanarak Allah'ın yolunda yürümeye şimdiden çalışmaktadır. Bunu yaptığımız takdirde, Allah'ın adil yeni sisteminde ebedi hayat arzu ettiğimiz söylediğimiz zaman, bunu gerçekten ciddi olarak istediğimizi ispat etmiş oluruz. (S. 151).
c- Fakat siyasal otoritelere karşı gösterilen tabiiyetin derecesi nedir? Acaba sınırsız mıdır? Acaba beşeri kanuna gösterilen itaat, Allah'ın kanununa gösterilenden daha mı önemlidir. Kat'iyen. (S. 174).
d- Allah'ın tasvibini kazanmak istiyor musunuz? eğer istiyorsan, kanuna itaat, hayatında ciddi bir mesele olacaktır. Bu komşularının şahsına ve mülküne gereken itibarı göstermene sebep olacaktır. Seni hükümet memurlarına karşı saygılı kılacaktır. Fakat her şeyden önce, hayatını yüce kanun verici olan Yehova Allah'ın adli kararları ile tam bir ahenk içinde bulundurmana sebebiyet verecektir. (S. 178).
e- Kendileri, Devletin Kanuna karşı mükellefiyetlerini hafiften almadılar; fakat insan kanunu ile Allah'ın kanunu arasında doğrudan doğruya bir ihtilaf baş gösterince onlar en üst olarak Allah'ın Kanununu kabul ettiler. Onların götürdükleri mahkemenin hürmet edilen bir üyesi, bunun farkında olarak meslektaşı olan hakimlere, kendilerinin hükümet memurları olarak Allah'a karşı cenk edenler haline gelmemeleri için, bu hiristiyanlara engel olmamalarını hikmetle nasihat etmiştir. (S.175).
Görüldüğü gibi, anılan kitap ve broşürlerde yer alan ve olanaklar ölçüsünde temas kurdukları kişilere aşılanmak istenen fikir ve öneriler, Yehova Şahitlerinin amaç ve faaliyetlerini göstermeye yeterlidir ve bunların sadece masum bir inanış olarak kabulü mümkün değildir.
Laiklik deyiminin aslı Latincedir. Laicus kelimesinden gelmektedir ki, dini ve ruhani olmayan anlamını ifade eder.
Türk Hukuk sözlüğünde laiklik: Devlet idaresinde ilim ve fen icaplarının ve münhasıran Dünya ihtiyaçlarının göz önünde tutulmasına ve dinin ancak vicdana taalluk edip Dünya ve siyaset işlerinde müdahalesi doğru olmayacağına ve bu kanaatle tesis edilen ve idarenin hakiki terakkiyi temin edeceğine inanmanın sembolü olarak tarif edilmiştir.
Çoğunluk görüşünü benimseyen bazı üyeler, Anayasamızın vicdan ve din hürriyeti ile ilgili 19. ve düşünce hürriyeti ile ilgili 20. maddesi karşısında sanıkların eylemlerinin suç teşkil etmeyeceğine değinmişlerdir.
Anayasamızın 20. maddesi; herkesin düşünce ve kanaat hürriyetine sahip olduğu ve bu düşünce ve kanaatlerini söz, yazı ve resim gibi her türlü vasıta ile, tek başına veya toplu olarak açıklayabileceğini ve yayabileceğini belirtmiş ve bundan başka hiç kimsenin düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamayacağını hükme bağlamıştır.
Anayasamızın Kurucu Meclisteki müzakereleri sırasında, iş bu maddenin fikir ve düşünce hürriyetine hudut çizmediği ve bu itibarla mahzurlu olduğu ve filhakika bu hükmün mesela nasyonal Sosyalizme yahut Komünizme veyahut irticaa ve ümmetçiliğe kayan fikirlerin fertler tarafından tek veya toplu olarak yayınlanmasına mani olmayacağı ileri sürülmüştür.
Bu görüşe karşı komisyon sözcüsünce verilen cevapta: maddelerin yalnız başlarına ele alınarak değil fakat gai esaslara göre tetkik ve tefsir edilmesi gerektiği, Anayasamızın esas itibarıyla hürriyetleri imha edici faaliyetleri men eden ve realist bir hürriyet anlayışını kendisine temel ittihaz eden bir Anayasa olduğu ve bu sebeple laik ve demokratik nizamı yıkmak isteyen, devletin ve milletin bütünlüğünü parçalamak isteyen fikirlerin ifade edilmesinin fikir hürriyetine dahil sayılamayacağı, bilakis suç olacağı belirtilmiştir. (TBMM. Tutanak Dergisi, cilt 3, 44. birleşim, 13.04.1961, S. 445-450), (Türk Anayasa Hukukunun Umumi Esasları, Prof. Dr. İlhan Arsel, 1962 basımı S.465).
Laiklik ilkesinden ne anlaşılması ve Anayasamızın 19. maddesinin ne şekilde yorumlanması gerektiği konusunu inceleyen Anayasa Mahkemesi ise, 21.10.1971 gün ve E: 1970/53 K: 1971/76 sayılı kararında: Ülkemizde 1961 Anayasası ile kabul edilmiş olan laiklik ilkesi, geçirilen tarihi tecrübelere, devrimlere, ulusun dini ve siyasi özelliklerine ve yurdumuzun koşullarına uygun bir anlam taşımaktadır. Anayasanın 2. maddesinde yer alan laiklik ilkesi, devletin niteliklerinden birini açıklar ve belirler. Buradaki laiklik ilkesinin kavramını saptamak için Anayasanın konu ile yakın ilgisi bulunan, özellikle başlangıç bölümünün 2., 19., 153. ve 154. maddelerinin ışığı altında inceleme yapılması ve Anayasa koyucunun kastettiği alamın araştırılıp tartışılması uygun olacaktır. Anayasanın 153. maddesinde, bu Anayasanın hiçbir hükmünün Türk toplumunun çağdaş uygarlık seviyesine erişmesi ve Türkiye Cumhuriyetinin laiklik niteliğini koruma amacını güden, madde metninde gösterilen devrim kanunlarının, bu Anayasanın halk oyu ile kabul edildiği tarihte yürürlükte bulunan hükümlerinin Anayasaya aykırı olduğu şeklinde anlaşılamayacağı ve yorumlanamayacağı belirlenerek böylece laik devlet düzeninin korunması hedef tutulmuş bulunmaktadır. 1961 Anayasası ile güdülen ana erek başlangıç bölümünde Türk Ulusu'nun daima yücelmesi ve 13. maddesinde ise Türk Ulusu'nun çağdaş uygarlık seviyesine erişmesi biçiminde saptanmıştır. Bu esasların Anayasada yer alması, az önce açıklanan ana ereğe varılmasını engelleyebilecek veya zorlaştırabilecek nitelikte hiçbir hak ve özgürlüğün Anayasada tanınmamış olduğunu, Anayasada benimsenmiş laiklik düzenine ilişkin kuralların ancak bu ana ereği gerçekleştirme doğrultusunda yorumlanabileceğini, bu ana ereğin Anayasada öngörülen birçok sınırlandırmaları zorunlu kılan bir neden, daha açıkçası Anayasada benimsenmiş bütün temel ülkelere egemen bir düşünce olduğunu anlatır. Şu nedenledir ki tarihi tecrübelerden ders alınarak ülkemizde bu ana amaca aykırı erek güden dini örgütlerin kurulmasına Anayasa hükümleri ile olanak tanınmamıştır... Laiklik ilkesinin önemli esaslarından olan bu hükümler din ayırımı gözetmeksizin herkesi kapsamakta bulunmuş ve böylece din hürriyeti anayasa inancası altına alınmıştır. Ancak toplum hayatına etkili olabilecek ilişkilerde ölçüsüz hak ve sınırsız hürriyet düşünülemeyeceğinden, din hürriyetinden doğan hakların da bireyin manevi hayatı alanından taşıp toplum alanına ve toplumun huzurunu ve çıkarlarını tahdit eden eylem ve davranışlara dönüşmesinin milletin çıkarlarını ve huzurunu korumakla yükümlü olan devletçe önlenmesi zorunludur... Din hürriyetinin Anayasa ile çizilen sınırlarının ihlali, dinin sömürülmesi ve kötüye kullanılması, devletin laiklik esasına dayanan düzenine karşı gelinmesi anlamını taşımakta; Anayasanın temel ereklerini engelleme sonucunu doğurmaktadır. Böyle bir tutumun ve sınırsız, denetimsiz bir din hürriyeti ve bağımsız bir dini örgütlenme anlayışının ülkemiz için pek ağır tehlikelerle yüklü olduğu uzak ve yakın tarihi tecrübelerle anlaşılmıştır. Bu nedenlerle anayasa kovucu, mabedin işleriyle uğraşan kimselerin özerkliği veya bağımsızlığı biçiminde sınırsız ve devletin denetimi dışında kalan bir din hürriyeti anlayışının Anayasada kabul edilen laiklik düzeni ve ilkelerine uygun görmemiştir... Yukarıda açıklanan nedenlere dayanan zorunluluklar karşısında Anayasamızda din ve devlet ilişkileri tayin edilirken din hürriyetinin, bireyin manevi alanına ilişkin olanlarının dışındaki bölümleri için birtakım sınırlamalar getirilmiş ve kurulmuş olan laik devlet düzenini korumak üzere yaptırımlar konulmuştur. Bunların sonucu olarak devlete din hürriyeti üzerinde bir denetim yetkisi tanınmış bulunmaktadır. Bu yetki, din ayırımı gözetilmeksizin, bireylerin dini inançlara tecavüzlerini önleyici tedbirler almak ve ibadetlerin, dini ayin ve törenlerin kamu düzenine veya genel ahlaka veya bu amaçlarla çıkarılan kanunlara uygun olup olmadığını izlemek, dini sömürmeyi ve kötüye kullanmaları ve dini taasssubu önlemek gibi biçimlerde kendini göstermektedir. Böylece Türkiye Cumhuriyeti Anayasasında yer alan ve Türk Ulusu'nun daima yücelmesi, Türk Ulusunun çağdaş uygarlık seviyesine erişmesi deyimlerinde ifadesini bulan ana ereğin gerçekleştirilmesi mümkün görülmüştür denilmektedir.
Esasen mahkemeler uygulayacakları yasayı, yorum yoluyla dahi anayasa ile bağdaştıramazlarsa, bu takdirde kendiliklerinden o yasayı uygulamaktan kaçınamazlar; Anayasanın öngördüğü usule uygun olarak iptalini sağlamak amacıyla Anayasa Mahkemesine başvurulmalıdır. Zira T.C. Anayasası'nın geçici 9. maddesi Anayasadan önceki yasalar hakkında da Anayasa Mahkemesi'nde Anayasaya uygunluğunun denetlenmesinin yapılacağını hükme bağlamak suretiyle Anayasa ile zımni ilgayı ilke olarak reddettiğinden, - Onar Armağanı, Dr. İsmet Ocakçıoğlu, Kurallar Zinciri ile İlgili Bazı Sorunlar, S. 507 - TCK.nun 163. maddesinin bütün unsurları ile yürürlükte bulunduğu gözden uzak tutulmamalıdır.
Bu genel açıklamalardan sonra, Yehova Şahitleri'nin bilhassa milliyetçilik, seçimlere katılmama, askerlik ödevi ile ilgili propaganda ve telkinlerinin Anayasa düzenimizi temelinden sarsacak nitelikte bulunduğunun belirlenmesinde fayda bulunmaktadır.
Anayasamız esasında milli bir karaktere sahiptir. Yani millet ve milliyet ilkeleri üzerine bina edilmiştir. Millet, milli şuur, milliyet, milliyetçilik gibi birbirini tamamlayan mefhumlar ve prensipler bir demet halinde bir araya gelerek Anayasamızın dayandığı, üzerine inşa edildiği temel ilkelerden, temel sütunlardan birini teşkil eylemektedir. (Prof. Dr. Selçuk Özçelik, Anayasamızın Dayandığı Temel ilkeler. İ. Ü. Hukuk Fakültesi Mecmuası, Özel Sayı 1977).
Gerçeklen Anayasamızın başlangıç kısmında Türk Milleti'nin bütün fertlerini, kaderde, kıvançta ve tasada ortak, bölünmez bir bütün halinde, milli şuur ve ülküler etrafında toplayan ve milletimizi, dünya milletleri ailesinin eşit haklara sahip şerefli bir üyesi olarak milli birlik ruhu içinde daima yüceltmeyi amaç bilen Türk Milliyetçiliğinden hız ve ilham alarak... bu Anayasayı kabul ve ilan ettiği açıklıkla belirtildiği gibi, 2. maddesinde Türkiye Cumhuriyeti'nin milli bir devletolduğu da hükme bağlanmıştır.
Anayasamızın 55. maddesinde Vatandaşlar, kanunda gösterilen şartlara uygun olarak, seçme ve seçilme hakkına sahiptir, 56. maddesinde: vatandaşlar, siyasi parti kurma ve usulüne göre partilere girme ve çıkma hakkında sahiptir... Siyasi partiler, ister iktidarda, ister muhalefette olsunlar, demokratik siyasi hayatın vazgeçilmez unsularıdır denilmektedir.
Seçimlere katılmanın Anayasal düzenimizdeki önemine ilişkin, Anayasa Mahkemesinin 6.05.1968 gün ve 15/13 sayılı kararında: Demokratik idarenin halkın, halk tarafından, halk yararına yönetilmesi demek olduğunda şüphe yoktur. Buradaki, özellikle halk tarafından deyimi eldeki konuyu, yakından ilgilendirmektedir. Devletlerin sosyal durumlarında çağlardan beri süregelen değişiklik ve gelişmeler, halkın, yönetimi bizzat elde tutmasına maddi ve faili imkan vermediğinden, temsilcileri yoluyla idareye katılmaları zorunluluğunun ortaya çıktığı ve temsili rejimlerin bu zorunluluğun sonucu olarak kurulduğu bilinen vakıalardır. Doğrudan doğruya halk idaresinde halkı, nasıl halkın çoğunluğu yönetmekte idiyse, temsili rejimlerde de yine halkın çoğunluğunu temsil edenlerin yönetimin başında bulunmaları gerekmektedir. Ancak böyle bir temsili rejimin demokratik niteliği var sayılabilir... Serbest oy esasına göre yapılan seçim, seçmenin oyunu baskıya, kanun dışı bir müdahaleye uğramadan kullanabildiği bir seçimdir. Ancak bir eylemin serbest oy esasını zedelemesi için baskının mutlaka fiili ve maddi olması gerekmez. Serbestlik ilkesi aynı zamanda seçmen iradesine dolaylı yollardan müdahalede bulunacak veya etki yapacak bir engel ve tedbirin seçmen karşısına çıkartılmamasını da zorunlu kılar... Anayasa siyasi parti kurmayı, partilere girmeyi ve çıkmayı bir hak olarak tanımış; bunların kuruluşunu herhangi bir izne bağlamadığı gibi kurulduktan sonrada serbestçe faaliyette kalmalarını teminat altına almış ve siyasi partileri, ister iktidarda, ister muhalefette olsunlar, demokratik siyasi hayatın vazgeçilmez unsurları saymıştır. Serbestçe faaliyette bulunma deyiminden ereğin siyasi partilerin davranışları karşısına bir takım fiili engeller ve müdahaleler çıkartılmaması olduğu gibi, bunların Anayasa ile tanınmış haklarını kullanmalarının, kanunlarla dahi engellenmemesi olduğu ortadadır... Anayasanın hükmü, çok partili siyasi hayatın ülkede hakim olması erek ve isteğinin ifadesinden başka bir şey değildir denilmektedir.
Ülkemizde yasama organı üyelerinin ve mahalli idareler yöneticilerinin seçimle işbaşına geldiği düşünülürse, seçme ve seçilmeyi günah sayan, üyelerine ve ilişki kurdukları herkese bu yolda propaganda ve telkinde bulunan bir zihniyeti Anayasal düzenimizle bağdaştırma olanağı bulunmadığı gibi; Askerlik ödevinin gerektiği gibi yerine getirilmemesi ile ilgili propaganda ve telkinleri Vatan hizmetinin her Türkün hakkı ve ödevi olduğuna ilişkin Anayasanın 60. maddesi; Yehova Şahitlerinin bayrağı ve sancağı selamlamama milli hudut tanımama yolundaki inanç ve eylemlerini de Anayasamızın 54. maddesindeki Türk Devletine vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes Türk'tür. 3. maddesindeki Türkiye Devleti, ülkesi Ve milleti ile bölünmez bir bütündür hükmüyle bağdaştırmaya olanak yoktur. Ayrıca Anayasamızın 54. maddesinde vatana bağlılıkla bağdaşmayan eylemde bulunmanın vatandaşlıktan çıkarılma nedeni olarak gösterildiği de gözden uzak tutulmamalıdır.
Vatana sadakat borcu açısından, devletin, ülke bütünlüğünü ve savunma olanaklarını ihlal eden fiillerin, korunan bu hukuki değerler yönünden tehlikeli sayılan hareketlerin cezalandırılmalarının ise anayasal sistemlere ve demokratik ilkelere uygun olduğu kabul edilmektedir.
TCK.nun 163. maddesiyle: Devletin iktisadi, siyasi, hukuki ve sosyal temel nizamlarının laikliğe aykırı olarak dini esas ve amaçlara uydurulması amacıyla dini propaganda yapılması, bu amaçla cemiyet kurulması yasaklanmış ve ceza müeyyidesine bağlanmıştır.
TCK.nun 163. maddesi, kaynağını Hiyaneti Vataniye Kanununda bulmaktadır. Daha sonra 22 Nisan 1925 tarihinde 635 sayılı kanunla, 1274 sayılı Ceza Kanununun hükümleri değiştirilerek aynı fiil cezalandırılmış; 1926 yılında da 163. madde, Türk Ceza Kanunundaki yerini almıştır. Madde daha sonra 1949 yılında 5435 sayılı Kanunla değiştirilerek bugünkü şeklini almıştır. Daha sonra, 24.07.1955 2arihli 6187 sayılı kanunla da, siyasi veya şahsi nüfuz ve menfaat temini maksadıyla dini veya dini hisleri yahut dince mukaddes tanınan şeyleri veya dini kitapları alet ederek her ne suretle olursa olsun propaganda yapan veya telkinde bulunan kişilerin bu fiilleri suç sayılmıştır. Söz konusu maddeler, temelde din propagandasını sınırlamaktadır. Din propagandasının, devletin laik temel sistemine karşıt bir içerik taşıması durumunda suç sayıldığı ve dinin şahsi veya siyasal etkenlik sağlamak için kullanılmasının yasaklandığı görülmektedir. (Türk Basın Hukuku, Dr. Çetin Özek, S.454).
Maddenin uygulanma şeklini açıklayan Adalet Bakanlığının 22.05.1953 tarihli tamiminde: Propaganda ve telkin, ya devletin temel nizamlarını dini esas ve inançlara uydurmak amacıyla yahut ta siyasi menfaat veya şahsi nüfuz temin ve tesis eylemek maksadı ile yapılmış olacaktır... Bu esaslar dairesinde mütalaa olunan propaganda ve telkinin sureti icrasını kanun tahdit etmemiş, her ne suretle olursa olsun demekle bütün icra tarzlarını müeyyidesi altına almıştır denilmektedir.
5435 sayılı Kanunun hükümet gerekçesinde devletin içtimai temel nizamı bir cemiyetin varlığını ve devamını sağlayan ve koruyan bütün kaide ve müesseseler olarak ifade edilmiş, içtimai nizamın geniş suretle yorumlanması gerekeceği de tasrih olunmuş, Adalet Komisyonu raporunda ise, içtimai temel nizamın diğer temel nizamlarla müşterek olduğu belirtilmiş ve cemiyetin idamesi için riayet edilmesi zarureti ile bir ölçü verilmek istenmiştir.
Devletin içtimai temel nizamı kavramı doktrinde farklı anlayışlara yol açmaktadır ve daha ziyade içtimai nizam, bir toplumun varlığını ve devamını sağlayan ve koruyan bütün kaide ve müesseseler şeklinde bir anlayış üzerinde fikirler toplanmaktadır.
Kanun koyucunun genel ve gerçek iradesi en veciz şekilde şöylece özetlenmiştir: hiçbir zaman Türkiye ortaçağın karanlık günlerine dönmeyecektir, Atatürk'ün yanıldığı, isabetsizliğe uğradığı hiçbir hükmü yoktur Türk Ceza Hukuku Hususi Hükümler, Prof. Dr. Faruk Erem, 1965 basımı, S. 95 ve devamı. -
Gerçekten laiklik, Atatürk devrimlerinin en önemlilerinden biridir. Atatürk büyük nutkunda laikliğe olağanüstü önem vermiştir. Kurduğu partiye laiklik prensibini temel kaide olarak koymuş, Anayasaya, Ceza Kanununa, Cemiyetler Kanununa laikliğe aykırı faaliyetlerin müeyyideleri Atatürk zamanında konulmuştur. Atatürk, laikliğe aykırı faaliyetleri vatana ihanet kabul ettiğinden 1925 yılında Hiyaneti Vataniye Kanununa özel hüküm konulmuştur. Topluma Karşı İşlenen Suçlar, Sadi Kazancı, S. 128.
Bütün bu nedenlerle: Siyonizmin beynelminel amaçlarını gerçekleştirmek amacı ile -Dünyada yalnız İsrail'de faaliyette bulunmadıkları bilinmektedir- bilhassa, milliyetçiliği, milli duyguları, bayrağı ve sancağı selamlamayı reddeden, milli hudut tanımayan, seçimlere katılmayı bile günah sayan, bu suretle çeşitli ülkelerin vatandaşlarının devletleri ile olan bağlarını zayıflatmayı hedef alarak faaliyet gösteren Yehova Şahitliği dinsel görüşünü benimseyip inançla savunan ve bu inançlarını Türkiye'de kurdukları kökü dışarıda dernekleri aracılığı ile yaptıkları toplantılar, yayın, vaaz ve propagandalarla masum bir inanış maskesi altında fakat bilinçli, bir şekilde eyleme dönüştürdükleri anlaşılan sanıkların eylemlerinin, laikliğe aykırı olarak, devletin içtimai, siyasi ve hukuki temel nizamlarını dini esas ve inançlara uydurma amacına yönelik ve TCK.nun 163. maddesini ihlal eder nitelikte olduğu) kanısı ile beraat hükmünün onanmasını öngören çoğunluk görüşüne karşı olduğunu belirtmiştir.
Çoğunluk görüşüne katılmayan Üyelerden M. Kaya: (Tarihte ve Zamanımızda Din -Die Religion Geschihte Gegenwardt 3 Auflage Tübingen 1962. 6.Cilt S.1903-1906- Zeugen Jahovas adlı kitapta, Yehova Şahitleri hakkında şu bilgi verilmiştir: ... Yezus Kristus -İSA MESİH- dünyaya gelmiştir. Tanrı Yehova onu ruhani bakımdan tekrar diriltmiş ve onu 1874-1914 den itibaren görülmez teokratik organizasyonun kralı, başkanı yapmıştır, Her Devlet ve bütün milletler şeytanın bir aleti olarak reddedilir, kabul edilmezler. Yehova şahitleri teokratik organizasyonun fertleri olarak her askeri görevi daha sonra hapsedilseler bile- reddetmektedirler, Tanrı Yehova Şahitlerinin planını yürüten bir organizatör olarak görülmektedir.
Midyan Kabilesi'nin bir aşiret ilahı, yahut Sina Dağında yerleştirilen bir fırtına ilahı olan Yahve ve Yehova Musa'nın - Moşe - zamanından beri tarihte faal ve müessir olan İsrail'e bağlı olan tek hakiki ilah şeklinde gösterilmektedir. -Prof. Dr. Annemarie Schimmel. Dinler tarihine giriş Ankara 1965, S.194.-
İskenderiye Kütüphanesine Dair Risalenin 115. sahifesinde İngiliz tarihçisi Gibon'un tarihinin 61. babında yahudi Peygamberlerinin verdikleri haber olarak şu husus belirtilmiştir; ... Yahudiler Yehova'nın idaresinde Dünyayı idare etmeğe davet edileceklerdir... -Tarih Boyunca İnkılaplar İhtilaller ve Siyonizm, Cilt. 1, İstanbul 1952, Z. Uygur.-
Yahudilerin, ilahları Yehovanın idaresinde Dünyayı idare etmeğe davet edileceklerine dair cihan saltanatlarını kurmak yolundaki 2000 küsur yıllık şaşmaz davaları Allah, din ve Devlet gibi mukaddes mefhumların yıkılması hususunda her türlü çareye başvurdukları, Yehova şahitleri adlı teşekkülü de bu amaçla tarihi emellerine alet ettikleri anlaşılmaktadır. Gerçekten Yehova şahitlerinin -Bir kısmı Türkçe'ye de tercüme edilmiş olan-bazı Broşür ve kitaplarından alınan örnekler kökü dışarıda bulunan bu mezhebin Devletimizin ve hatta bütün devletlerin sosyal ve siyasi düzenini değiştirerek dini-siyasi bir krallık kurmak -amacında bir teşkilat olduğunu göstermektedir.
Şöyle ki;
1- Krallığın Bu İyi Haberi (Watschtower Biblo And Tract Sosiety Of Newyork. İnc. Brooklyn. Newyork U.S.A.): Böylece İsa, mevcut bütün delillerin işaret ettiği veçhile krallık kudretini 1914 yılında elde edip gökten hüküm sürmeğe başlamıştır. -S. 20-, Seçilmiş 144.000 kişi Mesih'le birlikte Yehovanın Semavi krallığında temizlenmiş göklerde hüküm sürüyorlarX1914 yılından beri göklerin krallığı hüküm sürmektedir -S,21-, Sahife. 24'de-, Milletler, Hudutlar, Devletler, Bayraklar, Milli Hukuk ve Milli Nizam ortada kaldırılarak bu dünyada teokratik Krallığın tam manasıyla gerçekleşeceği açıklanmıştır.
2- Yeni Bir Dünyaya İnanmak İçin Esas adlı - Aynı yer baskılı -kitapta: Mukaddes Kitabın ihtiva ettiği şartları yerine getirenler, tasviri imkansız nimetlerle dolu yeni bir dünyada ebediyen yaşayacaklardır. İktidar ihtirası ile yanan siyasetçiler artık insanları ezmeyecekler şeklindeki cümle ile din tamamen siyasete karıştırılmaktadır.
3- Adil Bir Yeni Nizam Ümidiyle Yaşamak - U.S.A. 1969 İngilizcesi: 1963. Living in hope of a Ringteous New Order - adlı broşürde: onlar - Y, Ş. -ümitlerini Yehovanın krallığı tarafından yönetilecek olan yeni nizama bağlıyorlar - S.22 - denilmiştir.
4- Bütün Milletler Allah'ın Krallığı Altında Birleşince - U.S.A. 1968, İngilizcesi 1961, When All Nations Unite Under God's Kington Turkish - adlı broşürde: Birleşmiş Milletler Teşkilatına da düşmanlık duyguları empoze edilmektedir. Allah'ın krallığına muhalif olan bütün milletler için bir Armagedon felaketi olacaktır. Ya İsa Mesih'in idaresine boyun eğeceğiz veya imha edileceği, S. 27'de de: Milletlerin artık sonunun geldiği ve teokratik nizam için ve İsa Krallığında her şeyin değişeceği öne sürülmüştür.
5- Allah Hak Olsun - Broklyn U.S.A. Basanlar: 1. kitaptakilerdir - adlı kitabın 1. bölümünde, Yehova'nın şahitleri kimlerdir? başlıklı kısımda kendilerini, içinde bulundukları millete ve hukuki düzene yabancı saydıklarını, tıpkı bir yabancı elçi gibi orada bulunduklarını itiraf etmekte ve Memleketin hükümetine merbutiyet borcunda olmadıkları anlatılmaktadır - S. 244 -Aynı kitabın 219. sahifesinde, Allah'ın iradesini, baş şahidi İsa Mesih'in önderliği altında yerine getirmeye hazır olan, kendilerini buna vakfeden insanlardan müteşekkil bir topluluktur. Kainatın tek hükümdarı Yehova olduğunu, Semavi adaleti, hükümetin onun eseri olduğunu ilan etmek maksadıyla bir araya geldiklerini açıklamıştır. Yehova şahitlerinin sosyal düzene karşı davranışlarının bir örneğini şöyle belirtmişlerdir: Yehova şahitleri Yehovanın krallığına karşı sadakat taahhüdünde bulundukları için mahalli, milli veya milletlerarası siyasete iştirak etmezler... Muafiyet başlığı altında -S. 235- teokratik bir zihniyet içinde ne derecede sosyal düzene karşı oldukları ve milli mukavemeti, savunmayı reddettikleri - 236 ve 237. sahifelerde aynen şöyle açıklanmaktadır: Yehova Şahitleri güttükleri vaiz faaliyetinden dolayı, içinde ikamet ettikleri Milletlerin silahlı kuvvetlerinde askeri talim ve hizmetten muafiyet talep etmek hakkını haizdirler, askeri talim ve hizmetten muafiyet talep ederler. Bu sebep ise şudur; Kendileri zaten bir orduda bulunuyorlar... Başkomutan olan Yehova, kendisine bu dünyanın cismani harbine iştirak etmek müsaadesini vermez. Bundan başka Mesih İsa'nın ordusuna mensup olan bir şahıs bu dünyanın herhangi bir ordusuna hizmet etmek maksadıyla Yehova'nın ordusunu terk ettiği takdirde firar etmiş olur ve Kadiri mutlak Yehova'nın Firarlar için tespit etmiş olduğu cezaya çarptırılacaktır. Aynı kitabın 241. sahifesinde bayrak düşmanlığı şöyle açıklanmıştır: Kurtuluşunu münhasıran Yehova'ya atfeden bir şahit herhangi bir milletin bayrağına selam verdiği takdirde Yehova'nın kelamında putperesliğe karşı gösterilen emri ihlal etmiş olur.
6- Tarusut Kalesi adlı Kitabın 151. Sahifesine, Yeryüzündeki Siyasi Sistemler hakkındaki gayeler şöylece açıklanmıştır: canavar ve kendi sureti olarak temsil edilen yeryüzündeki siyasi sistemler, sanki bir ateş ve kükürt gölüne atılmış gibi tam manasıyla imha edileceklerdir.
7- Kaybolan Cennetten Tekrar Kazanılan Cennete adlı kitapta ve ötekilerde Yehova'nın tahtında kim oturacaktı? sualine İsa Mesih olduğu cevabı verilmiştir.
Görülüyor ki; kendi kitap ve broşürlerindeki açıklamalarına göre, Yehova şahitleri dünya üzerinde teokratik bir düzenin öncüsü, hazırlayıcısı olarak kendilerini görevli sayan ve kendi amaçlarına aykırı gördükleri bütün düzenleri yıkmaya çalışan bir teşkilatın mensubu manzarasını arz etmektedirler. Onlar Devlet yerine Dünya Derneğini kabul etmektedirler. Bu yönleriyle milletlerin ve devletlerin varlığını, mevcut iktisadi, sosyal, milli siyasi nizamı, Hukuki düzeni ve hudutları reddettiklerinden diğer din ve mezheplerinden farklılık göstermektedirler. Bu reddediş vicdani ve iktisadi bir inanç şeklinde kalmayarak tanı bir eylem ve uygulama haline geçmektedir. Yehova şahitleri hürriyet, bağımsızlık ve milli hukukun sembolü, tarih ve hatıralarla yoğrulmuş bayrağı ve bayrak törenlerine karşı çıkmaktadırlar. Onlar Milli marşları, devlet büyüklerinin, zaferlerin, hatıralarını yansıtan abileri, bayrağa saygı göstermeyi, milli duyguları, milliyet ve vatan sevgisini ve bunlara bağlanmayı, askerlik görev ve hizmetini reddetmektedirler. Milli savunma ve milletin bölünmez bütünlüğü gibi esaslara da karşı çıkmaktadırlar. Bu inançların uygulanması ve fiile çıkması halinde doğuracakları sonuçların vehameti açıktır. Gerçekten - Marley Cole. J. Z. Sahife. 112 de verilen bilgilere göre, A.B.D.de 2.Dünya Savaşı esnasında 8.000 Yehova şahidi askerlik hizmetlerinden kaçmışlardır. Aynı eserde Yehova şahitlerinin İsviçre'de askeri disipline uymamak ve itaatsizlikten hapis cezasına mahkum edildikleri belirtilmiştir. Yehova şahitleri kendilerini o millete mensup saymayarak kendi millettaşlarını ve yurttaşlarını bu mezhebe dahil olmadıkça birer karşı insan durumunda kabul etmek suretiyle de açıkça bölücülük yapmaktadırlar. Onların bütün milletleri ve bu araçla Türk Milletini de laikliğe aykırı olarak dini kurallara dayanan bir krallık altında toplamağa matuf ve aksiyon haline getirilen tarihi cihan hakimiyeti amaçlarının, Anayasanın güvencesi altında bulunan inanç ve düşünce özgürlüğü içinde mütalaa edilmesine imkan olmadığını) ileri sürerek, itirazın kabulü gerektiği görüşünde olduğunu belirtmiştir.
Çoğunluk görüşüne karşı olan üyelerden A. Saraçoğlu, Ceza Genel Kurulu Başkanı M. S. Livanelioğlu'nun gösterdiği gerekçelere katıldığını, diğer üyeler de sanıkların eylemlerinin TCK.nun 163. maddesini açıkça ihlal ettiğini öne sürerek itirazın kabulü yolunda oy kullanmışlardır.
Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerle C. Başsavcılığı itirazının REDDİNE, 28.01.1980, 25.02.1980 tarihlerinde yasal çoğunluk sağlanamadığından 24.03.1980 gününde salt çoğunlukla karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy